İçeriğe geç

Kanayan Yara

Bölüm 3 · 18 dk okuma

Kanayan Yara

Bölüm 3

3. Bölüm~

Nasıl etmeli de ağlayabilmeli,

Farkına bile varmadan?

Nasıl etmeli de ağlayabilmeli,

Ayıpsız, aşikare, yağmur misali? Her öğrencinin bir travması şüphesiz vardırKiminin ödev travması, kimisinin ise herhangi bir ders travması, matematik gibi.Tabi ki de bir lise 3. Sınıf öğrencisi olan benim de bir travmam vardı.ALARM SESİ!Her sabah aynı sesi duymaktan bir süre sonra gına geliyordu!Gözlerim kapalıyken kaşlarımı çattım ve yanımdaki yastığı alıp kulaklarıma bastırdım. Bu sesi duymak istemiyorum. Korkunç!Elimi komodinin üzerinde duran telefonuma uzatmaya çalıştım. Başardığımda zili kapattım ve uykuma kaldığı yerden devam ettim. Ama bir süre sonra telefon çalmaya başlayınca bu sefer sinirle olduğum yerden doğruldum ve yastığı sert bir şekilde yanıma bıraktım."Yeter ama hee!"Telefondan her sabah duyduğum o ses yükseldi."Ateş arıyor"Sen ciddi misin canım yaa, diyen iç sesim fazla haklıydı.Sen ciddi misin canım yaa!Telefonu elime aldım ve aramayı cevapladım."Ne var!?" Dedim uyku sersemi ve sinirli bir şekilde."Kalk artık, sabah oldu" diyen Ateş'in sesi de bıkkın geliyordu. Sinirli bir nefes verdim."Sanane ya! Sanane be adam! Uyku benim uykum! Sana ne oluyor!?""Yıldız yarım saate ordayım""Kes sesini-" derken bir anda suratıma kapanan telefona ağzım bir karış açık bir şekilde baktım.O bizim yüzümüze mi kapattı?!Evet iç sesim...Bıkkın bir şekilde iç sesimi cevapladıktan sonra söylene söylene yataktan kalktım. Yatağımı düzeltmeye üşendiğim için daha sonra toparlamaya karar verdim.Gerçi o daha sonra asla gelmeyecek ama neyse, orayı karıştırmayalım şimdi.Zaten akşam yine dağılacak, toplamaya gerek yok.Hemen çalışma masamın üzerine savurdugum okul formasını aldım ve hızlı bir şekilde giydim. Pantolonu da giydim, kar gibi beyaz çoraplarımı da ve makyaj masama geçtim. Belime kadar uzanan kumral saçlarımı hızlı bir şekilde taradım. Saçlarımı açık bırakıp toplama zahmetinde bulunmadım. Gözaltlarıma kapatıcı sürdüm. Maskaramı da sürdükten sonra hafif bir pembe allık kullandım. Dudak nemlendiricisini de sürdüğümde ayağa kalktım ve boy aynamın karşısına geçip kendime baktım. Krem rengi okul formam ve pantolonum, kumral saçlarıma bence çok yakışıyordu. Yaptığım makyajla yüzüme biraz da olsa renk gelmişti ve cin gibi görünmüyordum. Hemen çalışma masamın kenarındaki bej siyah çantamı tek koluma taktım. Telefonumu da alıp çantaya attım ve odadan çıkarken daha dikkatli olmam gerektiğini kendime hatırlatmam gerekti çünkü salonun ortasında uyuyan sevimli şeyi uyandırmak istemiyordum.En azından o biraz mutlu olsun.Kendi kendime düşünürken odadan çıktım. Kapıyı yavaşça kapatmama rağmen alt kattan gelen sesleri duymamak imkansız gibi bir şeydi. Hevesli bir şekilde önümdeki korkuluklara tutunup biraz öne doğru eğildim ve aşağıda beni bekleyen Balım'a baktım. Sevinçle yerinde sıçrayıp duruyordu. Onun bu haline gülmeden edemedim."Sana da günaydın, Balım!" Dedim neşeli bir sesle. Merdivenlerden koşar adım indim, o da aynı hevesle merdivenlerin önüne geçince yavaşladım. Tam önündeki basamakta durduğumda oyun oynamak istercesine pantolonumun parçalarına tutunup kendini yukarı çekiyordu. Küçük bir kahkaha attım ve eğilip onu kucağıma aldım. "Benim, Balım, annesini mi özlemiş, he?" Dedim dişlerimi sıkarak ve bir elimle basini okşadım. Bundan hoşlanmış olacak ki o da başını benim elime sürtüyordu. Balım, benim köpeğimdi. Kendileri beni etkilemeyi becermişti, bunun sebebi Pomeranian köpeklerine karşı ayrı bir hassasiyetim olduğu içindi ve gördüğüm gibi tereddüt etmeden onu almama sebep olmuştu. Aldığım en iyi kararlardan biriydi Balım'ı sahiplenmek. O eve geleli 1 yıl oldu ve ben bu süre zarfında onunla gecirdigim her an için şükretmeden duramıyordum. Beni kısa süreliğine de olsa depresif biri olmaktan alıkoymayı başarıyordu.Salona geçtim ve televizyonun tam karşısındaki koltuğa oturdum. Balım kucağımda dururken elimi geri çektim ve onu bacaklarımın üstüne bıraktım. Gülümseyerek ona bakarken, Balım'da dilini çıkartıp derin nefesler alıp veriyordu. Çantamı kanepenin yanına bıraktım ve Ateş'i beklerken -her zamanki gibi- Balım'a klasik sorusunu sordum."Ee, iyi uyudun mu bakalım?"Dediğimi anlamış gibi art arda havlamaya başladı -her zamanki gibi-. Hafifçe kıkırdadım ve işsiz olduğum için evin içine bakinmaya başladım.Tam çaprazımda küçük mutfağım vardı. Yan tarafımda bahçeye açılan kapı cam olduğu için yemyeşil bahçeyi ve salıncağımı görebiliyordum. Arkama bakmama gerek yoktu çünkü orda olan tek şey misafir odası, üst kata çıkan merdivenler ve tuvaletti. Bu sefer bakışlarımı yerdeki bembeyaz halıya çevirdiğimde halının geleceğimden daha parlak olduğuna bir kez daha kanaat getirdim. Derin bir nefes verdiğimde kafamı geriye doğru atıp gözlerimi kapadım. Bu sırada Balım'ı kucağıma aldım ve onu kollarımın arasında sıkıca tuttum. Bugün olan derslerin hiçbirini sevmiyordum ve katlanmak dahi istemiyordum. Hele ki hocalara...Bugün sadece sevdiğim bir tane hoca vardı, gerçi o da zaten derste ne yaptığımızı umursamıyordu. Bu yüzden favori hocalar listesinin başında geliyordu, Ali hoca. Kendisi beden hocamızdı ve çok mükemmel bir adamdı. Eşi benzeri bulunmaz birisidir kendileri. O hocayı sevmeyen kişi ya delidir, ya işsizdir, ya da işi gücü sadece temel derslerdir. Benim teorim bu yöndedir her zaman. Bugün yapacaklarım ise, öğleden önceki ve sonraki ders hariç, diğer önemsiz dersleri boş boş dinlemek olacak. Genellikle tüm öğrenciler beden dersinin bu şekilde olmasını sevmez değil mi? Benim için öyle birşey yok işte. İlk beden dersinden sonra öğle arasında girdiğimiz için öğlede, yemek yemek yerine kitap okumaya devam edebiliyorum. Aralıksız, tam tamına 2 saat 20 dakika kitap okumak kadar güzel birşey daha varsa, o da günün 25 saati boyunca kitap okumaktır.Bir süre daha öylece durup düşündükten sonra bir anda yükselen korna sesiyle yerimden sıçradım. Ciddi manada sıçradım ama. Balım'ı kucağımda daha sıkı tuttum. Bıraksam sanki bir daha gelmeyecekmiş gibi tutuyordum onu. Sinirle ayağa kalkıp Balım'ı yere indirdim ve kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda bahçe kapısının dışını görebiliyordum. Dışarıda tabi ki best abi-kardeş, şahsi arabalarının içinde durup, camdan başlarını uzatmış bana bakıyorlardı. Çıktığımı gördüklerinde ikisinin yüzünde tarif edilemez bir vatan gülüşü vardı. Kapıyı kapatıp, içeri girip onların yüzündeki bu ifadeyi silme fikrimi gerçekleştirmek üzereydim ki, salağın sesi yine kulaklarımı çınlattı."Anahtarını unutma, kapıda kalırsan kitaplarını kim okur şimdi?" Daha sonra ima olsun diye de ekledi. "O, asla okunmayan, rafta öylece duran kitapların da buna dahil!"Anam mısın lan sen benim, deme isteğimi bastıran tek şey, o "ana" kelimesiydi. Bazı kelimelerle aramın iyi olduğu söylenemezdi. Özellikle aile denen illetle ilgili kelimelerle. Ona cevap vermek yerine içeri girip, dediği gibi anahtarını aldım. Çantamı da aldığımda peşimde dolanan Balım'a baktım ve yere eğilip fısıldadım."Ben şimdi okula gidiyorum, Balım, sen evde istediğini yap, tamam mı?"Daha sonra aklimagelen şeyle hızla ayaklandım. Balım'ın yeminin olduğu poşeti mutfaktaki dolaptan aldım ve mutfak kapısının yanındaki yemek kabına yemini boşalttım. Balım yine yerinde sevinçle zırplarken ona gülümsedim. Şu kabına şu koymak için şu bidonuna doğru ilerliyordum ki arkadan gelen sesle sinirli bir nefes vermek zorunda kaldım."Yıldız, geç kalıyoruz!" Diye bağıran Ateş'e gereken cezayı okulda vermeyi düşündüm.Öyle birşey asla olmayacak, Yıldız, diyen iç sesimi zorlukla susturdum ve umursamadan su bidonunu elime aldım. Balım'ın su kabını da doldurduğumda derin bir nefes verdim."Tamam, şimdi istedigin her şeyi yapabilirsin, Balım"Neşeyle yerinde sıçradı ve hemen yemeğini yemeye başladı. Onun bu halini, bir annenin çocuğunu izler gibi bakıyordum.Ama çocuğunu seven bir anne gibi.Balım'ı daha fazla rahatsız etmemek adına yanından sıyrılıp mutfaktan çıktım ve kapıyı açık bıraktım. Hızla kapıya ilerledim ve siyah Converse ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Bahçe kapısını açıp dışarı çıktım, şoföre -yani Ateş'e- kaşlarımı çatmış bir şekilde bakarken kapıyı sertçe kapatıp sessiz bir imada bulundum.Bu kapıyı senin kafanda kırarımReis dediğimi anlamış olacak ki, yüzündeki gülüş biraz soldu, ama yine de oradaydı. Küçük velet -Eymen-, gülmeye başladığında ona da aynı bakışı attım ve o da susması gerektiğini anladı. Kafasını tekrar arabanın içine soktuğunda sinirle bende arabaya ilerledim."Kapı! Kilitlemek!" Diye yüksek bir sesle konuştuğunda, anlamamış bakışlarımı sesin sahibi olan Ateş'e çevirdim. Kaşlarımı hafifçe çatmış, çok sinirli olmayan bir ifadeyle bana bakıyordu. Ben ise onun aksine sinirden köpürüyordum. "Ne oldu?" Der gibi başımı iki yana salladığımda bıkkın bir nefes verip başını eğdi, bıkkın bir sesle konuşurken bir eliyle kapıyı işaret etti."Kapıyı kilitlemedin!"Sinirle dişlerimi sıktım."Kilitlemem, sana ne be!?""Kitapların çalınırsa yenilerini almakla mı uğraşacaksın cidden? O kadar zenginsen biraz bana da-""Test kitabı dışında sana her türlü kitabı alırım, Ateş, anladın mı!?"Ön koltuğa otururken sinirli ama ciddi bir sesle konuşmuştum çünkü bu konularda ciddiydim. Konu kitap olursa istemeden o konuya dahil olurdum ve bundan hep keyif alırım. Ateş bıkkın bir nefes verdiğinde arabayı çalıştırdı ve direksiyonu daha sıkı kavradı. "Yok abi ya, ben sizin bu test kitabı düşmanlığınızı anlamıyorum, hiçbir zaman da anlamayacağım! Kesin birşey bu!"Ben de bıkkın bir nefes verdim ve imalı bir şekilde konuştum."Kusura bakmayın Ateş bey, herkes sizin gibi kafayı ders çalışmakla bozmadı maalesef, bu sorunu çözmek için elimizden geleni yapıyoruz ama ne yazık ki çabalarımız nafile!"Sinirli bir nefes verdim ve bakışlarımı önüme çevirdim. Ateş konuşacak gibi olduğunda yumruğunu sıktı ve derin bir nefes verdi."Sakinim... Sakinim...!" Diye kendi kendine mırıldandı gerizekalı. Bir zahmet sakin ol lütfen!Üçümüz arasında ölüm sessizliği varken bu sessizliği bozan kişi elbette Eymen oldu."Yıldız abla, çıkışta sana geliyim mi? Dün olduğu gibi Balım'ı gezdiririz, olur mu?"Bakışlarımı ona çevirdiğimde eskisi kadar sinirli değildim. Eymen'e kızmak mümkün değildi çünkü gerçekten şirin bir çocuktu. Gür, açık kahverengi saçları ve açık kahve gözleri ile insanı resmen manipüle ediyordu. Ki, zaten etmiş...Okulda onu ne zaman görsem etrafında bir sürü kız oluyordu, Eymen ise onlardan kaçmak için sürekli erkeklerle maç yapıyordu. Ama gördüğüm kadarıyla kızlar bu sefer maçlarını işgal etmeye başlamıştı ve Eymen de bundan fazla rahatsızdı. Elbette bu diğer kızların umrunda değildi.Eymen'e gülümsedim ve başımı hafifçe aşağı yukarı salladım."Ödevlerini erken bitirirsen olur"Eymen kabul ettiğini görünce hevesli bir şekilde başını salladı."Tamam!""Sınavlar-" diyerek araya girmeye çalışan Ateş'in sesini bastıran şey benim sesimdi."Kes sesini!"Ateş'in ters bakışları bana döndüğünde istemeden olsa da irkilmiştim. Ama bunu belli edecek değildim herhalde. Bakışlarımı tekrar cama çevirdiğimde açık kahve gözlerinin üzerimde olduğunu hissediyordum. Kardeşi gibi onun da koyu kahve saçları vardı. Ateş aslında iyi bir çocuktur, sadece disiplin anlayışı biraz fazlaydı. Özellikle derslerde... Allah'ım! Bu konuda onu gecebilecek birisi daha olduğunu düşünemiyordum. Çünkü, beyefendimiz bir başkası bile düşük not aldığında hemen küplere biniyordu. Yapamadığı konuyu anlatması ise sadece 10 dakikayı alıyordu. Tabi ki de bu sadece diğerleri için geçerliydi...Ateş ne zaman bana konu anlatmaya çalışsa benim uykum geliyordu ve onu sürekli geçiştiriyordum. Bunu yaptığımda o da sinirleniyordu ve beni öylece bırakıp gidiyordu. Ve ben ise akıllanmıyor, gidip kitap okuyordum. Bu yüzden herkes kitap takıntımın ne kadar kuvvetli olduğunu biliyordu. Ateş'te sürekli birşeyler yaparak konuyu kitaplarıma getiriyordu, ve kitaplarım hakkında imalar yapıyordu bende işime gelmeyene cevap veriyor, işime geleni umursamayıp geçiştiriyordum. Sınıftaki en çalışkan kişi olduğu gibi, okulda da en çalışkan 11. sınıftı. Hatta 12. Sınıflar ile karşılaştıracak olsak, hepsinin Ateş'in disiplininden korkacağına emindim ama kanıtlayamazdım işte! Bir süre sonra okula geldiğimizde Ateş arabayı okulun otoparkına sürdü. Arabayı park etme işini bitirince kapıyı açıp hızla arabadan indim. Kapıyı kapatacağım sırada kulaklarımı yine Ateş'in sesi doldurdu."Yavaş kapat!"Kaşlarımı çatıp sinirli bir şekilde ona baktım. Sonra ise klasik hareketimi yapıp, bana denileni yapmadım. Ela gözlerim onun açık kahve gözlerine bakarken kapıyı sertçe kapatıp üstüne üstlük, sevgili Toyata'sının sevgili kapısına güzel bir tekme indirdim. Sonra da koşarak oradan uzaklaşmaya başladım, ama elbette arkamdan yükselen sesi hiçe saymak zorunda kalmıştım."Yıldız!"Küçük bir kahkaha atıp Çetin koleji'ne doğru attığım son adımla okula girmeyi başarmıştım. Eymen de hızlı adımlarla arkamdan geldi ve tam yanında durup "Kaç bence" dedi. Sonra koşarak kantine koşmaya başladı. Arkamı döndüğümde içimden kendime küfürler savurdum.Lan, Yıldız! Bu çocuk sabahları ayrı deli oluyor, ne yaptın sen!?E ben de deli oluyorum! O ne olacak!?Yıldız, çocuğun arabasının kapısına yapmadığın kalmadı!? Bu çocuk nasıl delirmesin!?Eh, haklıydı iç sesim. Niyeyse hergün o kapıya istemeden zarra veriyordum ama kapıya bir bok olduğu yoktu. Ben de buna sinirlenip daha çok zarar veriyordum. Ama neden kapıya zarar vermeye çalıştığımı düşünecek olursak, sebebinin olmadığını söyleyebiliriz...Sadece, bir keresinde arabaya binmek için kapısını açtığımda kapı ayağıma çarpmıştı ve bütün gün ayağımın acısını çekmek zorunda kalmıştım. Bu yüzden kapıya sinirliydim.Aslında, kapıya zarar vermek için sebebim varmış ya!O zaman suçlu ben değilim!Aferin kız!Aynısını Ateş'e de söylersin, Yıldız...Bakışlarımı kapıya çevirdiğimde Ateş'in bana gittikçe daha fazla yaklaştığını fark ettim.Ben bir saattir niye burdaydım ki zaten!?Arkamı dönüp koşmaya başladım. Üst kata çıkan merdivenlere geldiğimde merdievnleri ikişerli ikişerli çıktım ve sınıfa doğru koşmaya devam ettim. En sonunda, sınıfın önüne geldiğimde soluklanmak için bir süre durup nefes aldım. "Vay vay vay, bu sabahta en güzel manzarayla güne başlıyorum, ne kadar da şanslıyım!"Bakışlarımı tahtanın köşesine çevirdim ve sinirli bir nefes verdim.Ona bakma, Yıldız! Malum şahısa bakmadan kendi yerime, öğretmenler masasının önündeki sırama geçerken piç kurusu hala konuşmaya devam ediyordu."Hadi ama, bir 'günaydın' de en azından be, Yıldız..."O günü sana karartırsam görürsün günaydını, piç kurusu!Sırama oturdum ve sinirli bir nefes verdim. Hergün bu piçle uğraşmaktan gına gelmişti artık! Ama onu umursamamalıydım. Eğer ona bakarsam bu okulu yıkardım. O da bunu biliyordu ve bu yüzden beni delirtmeye çalışıyordu. Ama ona istediğini vermeyecektim. Bu hatayı bir kez daha yapmayacaktım. Asla!Çantamdan Bülbül kapanı'nın birinci kitabını çıkarttım. Masanın üzerine bıraktığım anda başka bir el uzanıp kitabımı alınca sinirli bakışlarımı tam yanında duran piç kurusuna çevirdim."Ne yapıyorsun lan sen!?" Diye sinirle bağırdım ve ayağa kalktım. Kitabı almak için uzandığımda arkasını dönüp konuşmaya başladı."Kapağı ne güzelmiş, bunu yeni mi aldın?"O kitabı senin kafanda parçalarım, piç!Bunu yapamayız, Yıldız, o kitap o piçten daha değerli!Derin bir nefes verip kendimi sakinleştirmek zorunda kaldım. İç sesime haklılık payı verdim. O kitap ondan daha değerliydi, zaten gelmesi için bir ay beklemiştim. Bir daha bekleyemezdim. O yüzden sinirli ama sakin bir sesle konuşmaya zorladım kendimi."Sarp, şunu bana ver!"Tekrar kitabı almak için uzandığımda ona yaklaşmadan bunu yapmaya çalışıyordum. Çünkü yaklaşırsam, malum bölgeye darbe indirmem için gerekli birşeyler yapabilirdi. Sadece çok azcik daha uzandım, o da anında arkasını dönüp bana doğru eğildi. Yüzü yüzüme yaklaştığında bacağına tekme attım. Acısı yüzünden biraz eğildiğinde ağzının içinden bir küfür savurdu. Umrumda değildi, istediği kadar küfredebilirdi. Kitabımı onun elinden çekerek aldım. Bunu yaparken parmaklarım kitabı nazikçe tutuyordu ama çelişik fazla sertti. Kitap elime geçtiği anda ondan uzaklaştım. Kitabın üzerindeki tozları elimin tersiyle nazikçe silerken ona bakmıyordum. O ise bana bakıp gülümsedi. Bacağı hala acıyor olmalıydı ki bir eliyle vurduğum yeri tutuyordu."Vay be, vuruşu bile bu kadar güzel olan bir kız... Hayran kalmamak mümkün değil"Göz ucuyla ona huzursuz edici bir bakış attım. Ruh hastası bu bakışına hafifçe güldü. O gülen ağızın üstüne bir tekme atıp çenesini kırma fikri, çok aklımdan, bir köşede dur!Kendi yerime oturdum ve kitabı masanın üstüne koydum. Ama bu sefer bir elimle kitabı sıkıca tutuyordum. Gerizekalının teki gelip kitabımı tekrar alırsa, onunla uğraşamazdım. Tam kitabı açacağım sırada duyduğum neşeli sesle bakışlarımı kapıya çevirdim."Yıldız!"Umay sevinçle bana doğru gelirken bir yandan da bal rengi saçlarını savuruyordu. Sarp'ın yanından geçerken, tek omzuna aştığı çantayı kolundan çıkarır gibi yapıp salağın kafasına geçirdiğinde Sarp öne doğru bir adım sendeledi. Umay bana göz kırptığında istemeden de olsa dudaklarım hafifçe iki yana kıvrılmıştı. "Günaydın!"Cam tarafına oturdu ve gülümseyerek, utangaç bir tavırla bana baktı."Günaydın, şekerim"Bir kolumu sıraya koyup çenemi avcuma yasladım ve ona öpücük attım. O da benimle aynı pozu verdikten sonra bana öpücük attı. Önümdeki kitabı görünce hevesle tekrar doğruldu."Aaaa, geldi mi kargon!?"Kitabı onumden çekip aldı ve sayfalarını karıştırmaya başladı. Başımı hafifçe aşağı yukarı salladım."Dün akşam geldi""Yaaa!" Dediğinde hayran bakışları hala kitaptaydı. Sarp çoktan yerine geçmişti ama bizi izlediğini tahmin etmek zor değildi. "Benim kargom hala gelmedi ama...""O da gelir yakında, merak etme""Ama çok uzun sürdü..." Dediğinde sesi mutsuzdu. Hemen oturur pozisyona gelip bir elimle yanağından makas aldım."Üzülme kız," dedim neşeli ve umursamaz bir tavırla. "Bazı kargolar geç geliyor, eğer hiç gelmezse kargo şubesine baskın yaparız"Bu sefer bıkkın bir şekilde bakışlarımı bana çevirdi. Sesi de aynı bakışları gibiydi."Tabi seni yataktan kaldırabilirsek..."Hafifçe güldüm. Ne kadar üşengeç olduğunu herkes gibi o da biliyordu tabi ki. Yanağına minik bir tokat attım."Sabretmeyi öğren""Sen de yataktan kalkmayı""Hayır"Omuz silkti."O zaman ben de sabretmeyi öğrenmem"Derin ve bıkkın bir nefes verdim."İyi tamam, öğrenme, ne bok yersen ye"Kollarımı sıraya yaslayıp başımı da kollarıma yasladım."Sen kitabı oku, ama bana spoiler verme!" Dedim net bir şekilde. Umay hiçbir şey demedi ama neşeli sesler çıkardı ve kitabı okumaya başladı. Göz ucuyla ona bakıp görmüştüm. Umay hayatımın en önemli parçası gibi birşeydi. Ne zaman birşey yaşasam, yanımda hep o olurdu. İyi günümde de, kötü günümde de, yanımda olan hep oydu. Bir kere bile beni bırakıp gitmemişti. Bir kere bile ağzından 'bu kızdan bıktım artık' çıktığını duyan kimse olmamıştı. Çok tatlıydı. Bal rengi gözleri de bu çehreyi daha da tatlılaştırıyordu. Çok zorluk yaşamıştı. Henüz 5 yaşında kavga denen şeyi çok net görmüştü Umay. 7 yaşında annesi ve babası boşanınca annesiyle yaşamaya devam etmişti. Ama kısa süre sonra annesi tekrar evlenmiş ve eskisinden daha iyi bir babası olmuştu. Eski babası ayyaşın tekiymiş. Sürekli içermiş ve sadece geceleri eve gelirmiş. Annesi ile babasının kavga sebepleri sürekli babasının sorunları üzerineymiş. Birkaç kez annesini bıçaklamaya kalkışmış babası. Bir süre sonra bunu öğrenen kişiler Umay'ın teyzesi olmuş ve bu sayede boşanmışlar. Ama bunları yaşamasına rağmen Umay neşeli bir kızdı. Problemlerini sadece nadir insanlara anlatırdı. Güçlü olduğu kadar çabuk kırılan bir kızdı. Kırıldığı gibi çabuk toparlanamazdı. Aslında hiç toparlanamazdı. Her şeyi içine atardı. Bu huyunu asla sevmezdim. Hatta bu huyundan ondan daha çok nefret ederdim. Çünkü bilirdim içine atmanın ne kadar boktan bir his olduğunu. İçine attığın şeylerin bir süre sonra seni nasıl dibe çektiğini bilirdim...Bir süre daha öylece durduktan sonra zil çaldı.DERS ZİLİ!TRAVMA SEBEBİ İŞTE!Birkaç dakika sonra, aniden duyduğum sesle yerimds irkildim. Hızla yerimde doğruldum ve üzerime atlamak üzere olan şahısa şaşkın ve klasik 'ne oluyor lan' bakisimi attım. Arkadaş ise bana bakmamış, direkt gelip sıkıca başıma yapışmış ve bana sarılmıştı. "Günaydın!""Sıçıyım günün içine, tamam mı!? Gerçi gerek kalmadı, sıçtınız zaten de!"Sinirle bağırmış olmama rağmen, Öykü beni fazla takmamıştı. Sinirle tekrar bağırdım."Söğüt, sevgili kardeşini üstümden alır mısın sana zahmet!?"Söğüt benim bu karşı çıkışıma sadece küçük bir kahkaha atmıştı. "Üzgünüm tatlım, ama arabada onu dırdırını çektiğim yeterde artar, biraz küçük kardeşimle sen de ilgilensen birşey olmaz"Dediği şeye sinirli bir homurtu çıkardım. Öykü'yü severdim sevmesine, ama temas sevmediğimi bilmesine rağmen sürekli bunu yapması sinirlerimi bozuyordu. Belki de bilerek yapıyordu. Ablası Söğüt ile hergün yaptığı kardeş kavgaları yüzünden benim de ona yumuşak yaklaşacağımı düşünüyor olabilirdi. Düşünmemesi gerekiyordu oysa! Çünkü Söğüt ile aramda fark vardı. Söğüt tam bir ablaydı. Kendisinden daha iyi bir abla olamazdı. Ben ise, her an sinir krizi geçirebilecek bir sınır hastasıydım. Ama o bunu görmezden geliyordu ve beni oyuncak ayı gibi seviyordu. Çocuk ruhluydu. Evet bu güzel birşey, ama bu kadar sıkı sarılma be Öykü!Benden biraz geri çekildiğinde rahatlayarak derin bir nefes verdim. Kaşlarımı çatıp ona baktığımda ne masum ifadesiyle bana bakıyordu. Açık kumral saçları ve griye çalan mavi gözleri onu gerçekten bir çocuk gibi gösteriyordu. "Günaydın tekrardan!"En ters bakışımla ona baktım."Sıçtın günümün içine-""Günaydın!""Günaydın!" Dediğinde sesinde gerçek bir sınır vardı. Ondan kurtulmak istiyorsam bu kelimeyi söylemek zorundaydım, çünkü son günlerde benimle birlikte nazik konuşma çalışmaları yapıyordu. Benim bozuk ağzımı düzeltmek içinmiş. "Sıçtım içine" dediğimde ise anında nazik konuşma çalışmalarına başlamıştık.Hayatımda, söylediğime pişman olduğum nadir şeylerden biri...Sevinçle yerinde sıçradı. Daha sonra, hızlı bir hamleyle yanağıma minik bir öpücük kondurdu. Sinirle olduğum yerde ayağa kalktığımda sinirle bağırdım."Öykü!"Öykü ise neşeli bir kahkaha atıp ablasının hemen yanına geçmişti. Ablasının ise durumla gram alakası yoktu. Ders kitaplarını masanın üstüne koymakla uğraşıyordu. Yanlarına gitmek için hareket edecektim ama, o an yürümeye çok üşendim. Birde sondan ikinci sıraya oturuyorlardı!Yıldız, zaten art arda 4 sıra var tatlım...Çok uzak!Hemen iki adım atsan sıranın yanında olacaksın...Öykü sıranın diğer tarafında!Yıldız otur yerine!İç sesimi dinleyip yerine otururken Öykü'ye sinirli bakışlar atıyordum ama o bunu pek umursamıyordu. Ablasının yanına oturdu ve o da ders kitaplarını çıkarmaya başladı. Sınıfımız 16 kişilikti. Biz ise sınıfta 9 kişiydik. Çünkü bu sınıf özel bir sınıftı. Okuldaki en zeki öğrencilerin olduğu 3 sınıftan biriydi. Okulu yaptıran kişi -kendileri öz olmayan amcam olur- sınıfların bilerek azar kişi olmasini istemiş. Öğrenciler daha fazla söz hakkı alsın diye sınıfları seviye seviye ayırmıştı. Bana göre gereksizdi. Ama bu durumdan rahatsız olduğum söylenemezdi. Aksine, işime gelirdi. Ne kadar az, o kadar iyiydi benim için. Kalabalık ortamları sevmezdim, hiçbir zaman da sevmeyecektim. Bir süre sonra kapıdan giren grubu görünce umursamaz bir şekilde baktım. Klasik erkek grubuydu. "Akşama bize gidiyoruz," diyordu Ayaz, dalgalı kahve saçlarını tek eliyle karıştırarak.Göktürk tam klasik cevabını vermeye hazırlanıyordu ki Ayaz'ın keskin kahveleri ile karşılaşınca bıkkın bir nefes vermekten başka birşey yapamadı."Ben de-" demek üzere olan Ateş'i susturan şey ise yine aynı kahvelerdi. "Ne dediysem o! Nokta!" Derken, sesi baskındı Ayaz'ın. Yiğit ise sesini çıkartmamış, verilen emre uymak zorunda olduğunu diğer ikisi sayesinde fark etmişti.Yiğit sakin bir çocuktu. Tabi ki yeri geldiğinde delirdiği vardı. Koyu kumral saçları ve gri gözleri, onu kıskanmama sebep olacak kadar iyi bir kombinasyondu. Okula gelmemek için yapmayacağı şey yoktu. Bu yüzden favoriler listesinde ikinci erkek oydu. Birincisi ise Ayaz'dı.Ayaz tam bir abi vibe veriyordu. Sert bir çocuktu. Ama onu gerçekten tanıyan birisi, onu tanıdığı için farkında olmadan hayattaki bütün şansını burda kullandığını da anlayabilir. Ayaz sevdiği insanı korur, sevmediğini sevdiklerinden korurdu. Bir sorun varsa sorunu çözmek için ortaya çıkan ilk insanlardan biri olur genellikle. Dövüş konusunda ise şimdiye dek ondan daha iyi olan birisini görememiştim. Tek bir yumruğu kafam kadardı. Umay gibi birisine üflemesi, karşısındaki için fırtına etkisi gibi birşeydi. Göktürk ise favori üçüncü kişiydi. Çekingen ve sessiz birisiydi. Siyah saçları ve mavi gözleri insanı kendisine aşık edecek bir etkiye sahipti. Ama onun bu işlerle pek ilgisi olmazdı. Herşeyden uzak durur, sınıfta yokmuş gibi davranırdı. Hatta sadece sınıfta değil, nerede olsak kendisi yokmuş gibi davranırdı. Onu ortaya atmak ise genelde Ateş'in işi oluyordu.Ateş ise favori erkekler listemde en sondaydı çünkü bunu hak ediyordu! Yakışıklı olması umurumda değildi. Bu hepsi için geçerliydi. Kimsenin görünüşüne bakmıyordum. Benim için önemli olan kişilikti ve Ateş benim tipim değildi. Tamam, arada kafa dengi olabiliyordu, ama bunu devamlı yapması gerekiyordu! Bazen en güzel anlarımı, okulu hatırlatarak mahvedebiliyordu. O da Ayaz gibi abi vibe veriyordu, tek fark ise bunu herkese yapmasıydı. Ama yine de sevilesi huyları da vardı. Listede olma sebebi bunlardı.Genelde herkese, her konuda yardım ederdi. Kendi işi bile olsa, o işini yarıda bırakıp başkasının işine koşardı. Ödevleri yapmayı unuttuğumuz zaman, konuyu bize anlatarak odevleri yaptırırdı ama gizliden de olsa cevapları verirdi. Bunu böyle yapmasının sebebini, gerçek bir abi olduğu için doğuştan gelen bir özellik olduğunu düşünüyordum.Bunların dışında, güzel yemek yapardı. Nasıl becerdiğini hiçbir zaman anlamıyordum ama bir şekilde beceriyordu bu işi. Bazen, yine abi olduğu için doğuştan gelen bir özellik olduğunu düşünüyordum.Hepsi kendi arasında konuşarak yerine geçerken Ateş beni görünce sinirli bir bakış attı. Attığı bakış karşısında donup kalmıştım ve bir anlığına nefesimi bile tutmak zorunda kalmıştım. Umay'a daha çok yaklaşırken, Ateş sinirli bir nefes verdi. Sınıftaki en zeki olmasına rağmen en arkada oturduğu için en arkadaki sırasına Göktürk'le beraber geçip oturdu. Yiğit ve Ayaz ise kızların önündeki sıraya oturdu. Hepimiz sessiz bir şekilde otururken, Ayaz'ın "pışt" sesiyle bakışlarımı ona çevirdim. Başını "ne oldu" anlamında iki yana salladığında kaşlarımı hafifçe havaya kaldırdım ve elimi sıranın altında tutarak "sonra" dercesine salladım. Ayaz ise yaptığım hareketi gördükten sonra neler olduğunu anlamış olacak ki dudakları usulca iki yana kıvrıldı. Tekrar önüne döndüğünde sınıf kapısından içeri Ela hoca girdi. Hepimize selam verdi ve hızlı bir yoklama aldıktan sonra hemen dersini işlemeye başladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.