Anneannesi ve annesi de valizleri içeri taşırken ikisi oturma odasına geçti. Evin içi Yıldız'a göre çok tatlı ve hoştu. Ahşap bir ev, bir duvarda, üzerinde nakışlarla işlenmiş, cami resmi olan bir halı, oturma odasındaki tüplü televizyon ve renkli halılar... Kendi evinden çok farklıydı. Dedesi bir dizinde torununu oturtup gülümseyerek ona baktı. Yıldız gülümseyerek dedesine bakarken bu sefer süzme sırası ondaydı. Tombul ve düşmüş bir yüz, bembeyaz saçlar, bıyık ve sakal, kocaman bir beden ve kocaman bir göbek. Abartmak istemiyordu ama karnı küçük değildi. Büyük de değildi. Tam onun istediği gibi, yumuşacık bir yastık gibiydi. Elleri dert ve nasırlıydı. Ama Yıldız bunu da sevmişti. Annesinin eli fazla yumuşaktı ve hep nemliydi. Bu yüzden elini tutmayı sevmiyordu, zorlanıyordu. Ama şu anda sanki bu nasırlı ellerden bir an bile uzak kalamazmış gibi hissediyordu. Oysa yan yana geleli sadece birkaç dakika olmuştu. Nasıl bu kadar çabuk bağlanmıştı? Gerçi şaşırmaması gerekirdi, o herkese çok çabuk bağlanıyordu. Bu onun kendinde hem sevdiği hem de sevmediği bir özellikti. Dedesi inci gibi dişleriyle gülümseyerek ona bakarken tekrar torununu bağrına bastı ve saçlarına bir öpücük daha kondurdu. Yıldız gıdıklanınca küçük bir kahkaha attı ve göz ucuyla dedesine bakmaya çalıştı."Gıdıklanıyorum" dedi eğlenen bir sesle. Dedesi torununun sesini ilk duyuşuyla beraber sevinçle gülümsedi ve torununu kendine daha çok çekip onu sarstı. Dişleriyle alt dudağını dişlerken minik bir homurtu çıkardı."Benim guzum gıdıklanıyir mu? He?"Yıldız güldüğünde dedesi de torununun elini tuttu ve ağzına götürdü. Yıldız'ın işaret parmağını ısırırmış gibi yaparken dişlerini sıkmıyordu. Canımı yakmıyordu. Ama Yıldız buna rağmen sırf dedesi gülsün diye şakacı bir tavırla konuştu."O benim parmağım, yeme!"Dedesi parmağını biraz daha dişlerken Yıldız korkuyla inledi."Yeme, parmağım o benim!"Dedesi bu haline küçük bir kahkaha attı ve torununun elini bıraktı. Yıldız elini yavaşça geri çekti ve gülerek dedesine baktı. Dedesi de küçük bir kahkaha attı ve torununu tekrar kendine çekti. Yıldız'da ona sıkıca sarılırken içeriye annesi ve anneannesi girince sarılmayı bırakıp onlara baktılar. Gamze çok gülmese de yine de hafif bir tebessüm vardı dudaklarında, anneannesinin yüzü ise resmen ışık saçıyordu. Yıldız utangaç bir şekilde kıkırdadı. Anneannesi ve annesi ile karşılıklı oturduklarında Yıldız'ın dedesi neşeli bir sesle konuştu."Eee, gızım, nasılsın bakalum?"Dedesinin neşesi torununu görmekten geliyordu, ama aynı zamanda ne yapacağını bilemiyordu. Tek torunu Yıldız'dı ve onu ilk defa görüyordu. Ne severdi ki? Nelerden hoşlanırdı? Diğer çocuklar gibi miydi? Annesine mi çekmişti? Nasıl davranacağını bir türlü bulamıyordu. Yıldız ise utangaç bir şekilde başımı eğdi ve kısık bir sesle konuştu."İyiyim..." "He?"Sesi duyulmamıştı. Yıldız başımı kaldırdı ve dedesine baktı. Bu sefer daha yüksek bir sesle, "İyiyim!" Dediğinde dedesi başını hafifçe aşağı yukarı salladı ve gülümsedi."İyi misin?"Yıldız başımı aşağı yukarı salladı."İyi guzum, her zaman iyi ol" Yıldız dedesinin bu hallerine gülmeden edemedi. Daha sonra Gamze'den gelen öfkeli bir nefes verişle Yıldız bir anlığına bocaladı ve gülümsemesi soldu. Derin bir nefes verdi ve başımı dedesinin omzuna yaslayıp bakışlarımı koltuğa dikti. Geniz yanmaya başlamıştı. Ağlayamazdı. Ağlarsa annesi ona çok kızardı. "Hiç kimseye zayıflığını gösterme, yoksa seni ezerler" demişti annesi. Bu dedesi ve anneannesi içinde mi geçerliydi? Neden insanlar böyleydi? Neden herkes birbirini eziyordu? Ne vardı sanki beraber anlaşıp eğlenseler?Bunu hiçbir zaman anlamayacağını düşünüyordu Yıldız,Ama bu düşüncesi düşündüğü kadar uzun sürmemişti...Dedesi torununun bu halini görünce bir anlığına şaşırmıştı. Sonra kaşlarını çatıp kendi kızına sinirli bir bakış attı."Ula, ne yaptın la guzuma?"Yıldız derin ve titrek bir nefes verirken Gamze umursamadan başımı yana çevirdi."Hiç birşey" dedi umursamaz bir tavırla. Dedesi sinirli bir homurtu çıkardığında Yıldız daha fazla dayanamayıp dedesine baktı. Ve aynı anda ağzımdan küçük bir kıkırtı kaçtı.Yıldız iki eliyle minik ağzını kapatıp bakışlarımı tekrar koltuğa çevirdiğinde gülmemek için kendisini zorluyordu. Çünkü dedesine baktığı anda gördüğü tek şey sinirli, tatlı bir köpüştü. Yıldız bunun düşüncesiyle bir kez daha kıkırdadı. Dedesinin sinirli bakışları ona döndüğünde gözlerinde bir yumuşama vardı. Gamze ise kızının bu hallerinden nefret ediyordu."Yıldız!" Dedi kısık ama uyarıcı bir sesle. Yıldız'ın geniz yine yanmaya başladığında ise bu sefer gözleri de yanıyordu. Annesinin sesi korkunçtu. Dinlediği şarkılardaki kadınların sesi gibi değildi. Korkunçtu. Özellikle de sinirlendiğinde. Yıldız ağlamamak için yanağının içini ısırırken artık anneannesi de kızına sinirli bakışlar atıyordu. Gamze bu bakışları fark ettiğinde sinirle bağırdı."Ne var!? Şöyle bakmayı kesin! Kıza bağırmadım ya! Bu kadar duygusal olmayı bırakmalı! Rezil edecek beni en sonunda!"Yıldız'a öfkeli bir bakış attığında Yıldız o bakışları hissetti ama bakmayı cüret bile edemedi. Aksine, yüzünü dedesinin kazağına gömdü. Derin nefesler alıp verirken annesi ise sinirle ayağa kalkmıştı. Hızlı adımlarla odadan çıktığında anneannesi de kızının peşinden gitti. Odada yalnızca dedesi ve Yıldız kaldığında bir süre ikisi de öylece durdu. Başka bir kapının sertçe kapanma sesi duyulduğunda ise Yıldız irkildi. Dedesi de o irkildiği için korktu ve kendisi de irkildi. Yıldız artık kendini daha fazla tutamayıp ağlamaya başladı. Sessizce ağlarken dedesi de duygulanmıştı.Pek sevgili kızının torununa böyle davranmasına şaşırmıştı. Küçükken de kızı uslu olmamıştı zaten, ama kendi kızına bile böyle davranacağını asla düşünmemişti. En azından ona güzel bir hayat vereceğini düşünmüş, bu yüzden geceleri torununun başına birşey gelmeyeceğini düşünerek uyuyordu. Ama şu an fark ediyordu ki, torunu anne ve baba sevgisinden uzak yaşıyordu. Dedesi bilirdi bunun nasıl birşey olduğunu. Babası o doğmadan bir trafik kazasında ölmüş, annesi ise o doğduktan sonra hastalanıp vefat etmişti. Teyzesiyle ve amcasıyla yaşamak zorunda kalmıştı. Onlar ona iyi davranmıştı pekâla ama hiçbir zaman gerçek anne baba sevgisi görmemişti. Bu yüzden anlıyordu torununu. Yıldız onun üzerindeki kazağı daha sıkı tutarken bir yandan hıçkırıyordu. Oysa ses çıkartmaması gerekiyordu. Ses çıkarırsa dedesi duyabilirdi. Kulakları iyi duymuyor olabilirdi ama ya duyarsa? Ya yıldız'a kötü davranırsa? Yıldız titrek bir nefes verip gözyaşlarını üzerindeki kıyafetin koluna sildi. Biraz geri çekildikten sonra burnunu yine kazağıyla sileceği sırada dedesi kolunu tuttu. Yıldız korkmuş gözlerle ona baktığında dedesinin kaşları çatıktı. Yıldız içinden "Lütfen bana kızmasın" diye dua ederken, dedesinin bakışları az da olsa yumuşadı. Sonra, belinin ağrısını umursamadan ileri uzanıp ortada duran alçak masanın üzerinden bir peçete alıp torununa uzattı."Al" dedi sadece. Sesi sert olduğu kadar yumuşaktı. Yıldız korkmuş bakışlarımı peçeteye çevirdiğinde derin ve titrek bir nefes verdi. Titreyen elleriyle peçeteyi dedesinin elinden alırken bir yandan korkudan titriyordu. Peçeteyi aldıktan sonra burnuna götürdü ve bir süre öylece durup tekrar koltuğa baktı. Derin bir nefes verdi rahatlamak adına. Daha sonra peçeteye sümkürdü. Sesi fazla şiddetli çıktığında öksürdü ve utangaç bakışlarımı dedesine asla çevirmedi. Bir anda annesinin odaya girmesini bekledi. Yine ona kızılmasını bekledi. "Devam et, sümkür bagam" diyen sesle birlikte Yıldız şaşırarak gözlerini kocaman açtı ve burnunda peçeteyi tutmaya devam ederken dedesine baktı. Dedesi ise torununun bu hallerine daha çok üzüldü. "Gamze bu kıza ne yapmış olabilir?" Diye geçirdi içinden. Sonrasında Yıldız'ın burnundaki peçeteyi tutup burnunu nazikçe sıktı."Sümkür daa" dedi yeniden. Yıldız bir anlık afallamıştı ama hemen dedesinin dediğini yaptı ve sümkürdü. Bu seferki daha az sesliydi. Yıldız birkaç daha bunu yaparken dedesi de burnunu siliyordu. Bir süre sonra Yıldız sümkürmeyi bıraktı. Dedesi peçeteyi top haline getirip masanın üzerine fırlattı."Anan hep böyle mi guzum?" Dedi dedesi nazik bir sesle. Yıldız onu böyle beklemediği için şaşkındı. Kendi burnunu bile silemediği için ona kızacağını düşünmüştü. Derin ve titrek bir nefes verdi ve bakışlarını yere çevirdi. Başını hafifçe aşağı yukarı salladığında ağzından küçük bir hıçkırık kaçtı. Yıldız bunu bir fırsat olarak düşündü ve gülmeye başladı. Dedesi şaşkın bir şekilde ona bakarken Yıldız gülümseyerek dedesine baktı.
"Hıçkırdım" dedi Yıldız istemsiz bir neşeyle ve gülmeye devam etti. Dedesi onun bu halini izlerken bir hayli şaşkındı ama bir süre sonra o da gülmeye başladı. İkisi de gülerken Yıldız yanındaki masadan peçetelerden birini alıp gözlerini sildi. Gülmeye devam ederken bakışları dedesindeydi. Dedesi torununun sırtını sıvazlamaya başladı.
"Niye gülüyon gız? Manyak mısın?" Dedesi daha çok gülmeye devam ederken Yıldız koca bir kahkaha attı ve dedesine baktı.
"Ben manyak değilim!" Dedi neşeli bir şekilde. Dedesi bir süre sonra durduğunda Yıldız'ın sırtına küçük, sert olmayan bir şamar attı.
"La, bir anda gülmeye başlayan gız deli değil de nedir? He mi?" Küçük bir kahkaha attı dedesi. Yıldız ise kıkırdadı. Daha sonra dedesi yumuşak, ama biraz daha ciddi bir sesle,
"Anan sana niye böyle davraniyi?" Dedi. Yıldız derin bir nefes verdi ve omuz silkti. "Bilmiyorum" diyen sesi kısıktı. Tekrar ağlamak istemiyordu. Dedesi bunu fark etmiş olmalı ki torununa sıkıca sarıldı ve onu bağrına bastı.
"Deden burda guzum," dedi yatıştırıcı bir ses tonuyla. "Dedene her şeyini anlatabilirsin guzum, tamam mı?"
Yıldız böyle bir şeyi beklemiyordu. Neden bugün böyleydi? Neden sürekli şaşırıyordu?
Çünkü burada rahatsın, diyen iç sesine hak verdi Yıldız. Burda rahattı. Burası güvendi. Burası onun için bir sığınaktı adeta.
Yıldız'ın genzi yeniden yanmaya başladığında kendini tutmadı, ama sesini de çıkaramadı. Dedesinin kucağıma yaslanıp sessizce ağlarken bir yandan dedesinin kazağını sıkıca tutuyordu.
Şayet gelecekte onu bekleyen güzel şeyden, ve bu güzel şeyin elinden nasıl alındığından asla haberi olmayacaktı, ta ki o anı yaşayana kadar...