İçeriğe geç

Kanayan Yara

Bölüm 1 · 12 dk okuma

Kanayan Yara

Bölüm 1

1. Bölüm~ Tanışma

"Anne, daha çok var mı?""Kızım geldik neredeyse, biraz sabret"Kollarının arasındaki ayıcığa daha sıkı sarıldı Yıldız ve oflayarak annesine cevabını verdi. Neredeyse üç gündür arabayla yolculuk ediyorlardı ve gittikleri yolun bir sonu yok gibi görünüyordu. Yıldız bu üç günün bir buçuk günü kadarını uyuyarak, geri kalanında ya annesiyle inatlaşarak ya da kulaklığıyla şarkı dinlerken yolu izleyerek geçiriyordu. Ama artık dayanacak gibi değildi. Yerinde durmayı sevmezdi o. Araba yolculuklarını severdi ama kısa mesafeleri."Anne-""Yıldız, sus artık, yeter!"Yıldız annesinin bu ani hareketi karşısında hafifçe irkildi. Sınırları fazla zorladığını fark edince koltuğuna tekrar sindi ve sessizce yolu izlerken bir yandan göz ucuyla annesine baktı. Annesi Gamze çok güzel bir kadındı, bunu inkar etmek imkansızdı. Açık renkli kumral saçları ve kahverengi gözleri onu büyülü bir kraliçe gibi gösteriyordu. Tabi içindeki cadıyı bilen kişi sayısı bir elin parmağını geçemezdi. Yıldız'ın annesinin bir şirketi vardı, Gülender Şirketi. Annesi bir şirkette çalışmanın dışında sürekli erkeklerle görüşüyordu. Ya telefonda ya da yüz yüze. Annesi demese de anlıyordu Yıldız. Erkekler Yıldız'dan, kendi kızından daha önemliydi. Gerçi Yıldız bunu pek umursamıyordu. Babasını bile tanımıyordu. Annesi sadece bir olay yüzünden boşandıklarını söylemişti, o olayın ne olduğunu belki de hiçbir zaman öğrenemeyecekti. Ama bunu da umursamıyordu. Ona göre giden gitmiştir, gelmesi için kimseyi zorlayamazdı.Ama bu babasını özlemediği anlamına gelmiyordu elbette. Hiç tanımasa bile...Yıldız bakışlarını yola çevirdi. Kulaklığını alıp kulağına taktı ve tabletinden rastgele bir şarkı açtı. Ama şansına sevmediği bir şarkı gelmişti.Yüksek dağlara doğru, çalan şarkının adına baktı Yıldız ve gözlerini devirdi. Zaten morali bozuktu, bir de sevmediği, saçma bir şarkı mı dinleyecekti? Şarkıyı değiştereceği sırada aklına birşey geldi.Neden bu şarkıyı indirmişti tabletine?Bir süre düşündü. Bu sırada şarkı çalmaya devam ediyordu. Daha sonra hatırladığı şeyle kendi kendine 'hee' diye mırıldandı.Annesi Karadeniz'de yaşayan dedesini ve anneannesini ziyarete gittiklerini söylemişti. Yıldız Karadeniz'in nasıl bir yer olduğunu bilmiyordu. İnternette araştırma yaparken oradaki meşhur olan şarkılara da bakmıştı. Sonuçta şarkısız o bir hiçti denebilirdi. Karşısına çıkan rastgele bir şarkıyı indirmişti ve sadece bir kere dinlemişti. Gerçi ona dinlemek denirse... Sadece ilk birkaç saniyesini dinleyip şarkıyı kapatmıştı. Ama sözleri şimdi niyeyse çok güzel gelmişti kulağına. Tableti tekrar kenara bıraktı ve kulaklığındaki şarkıyı dinlemeye devam etti. Yeşilliklerle dolu bir yola girdiklerinde Yıldız bu sefer emin oldu. Kesinlikle yaklaşmışlardı. Tekrar göz ucuyla annesine baktı. Annesi de dikiz aynasından ona bakınca hafifçe kıkırdadı Yıldız. Annesi ise sabır dilercesine başını hafifçe sağa eğdi. Yıldız dayanamadı ve yine konuştu."Anne..."Sesi çok yüksek çıkmamıştı ama birşey soracağını belli ediyordu. Annesi küçük bir mırıltı çıkardı. Yıldız onun bu haline de hafifçe kıkırdadı. Zaten o herşeye kıkırdardı. Bir kuşun uçtuğunu görse ona bile kıkırdardı. Ona göre eğlenceliydi. "Anneannemle dedem beni seviyor mu?"Yıldız yola çıkmadan önce sormuştu ama annesi ona cevap vermemişti. Duymamıştı zannınca. Ama bu sefer net bir cevap almak istiyordu. Sevilmediği ortamda durmak istemezdi çünkü o. Sevilmediği ortam onun için bir tehditti. Sevilmediği ortam onun için bir katliam yeriydi. Her an ona kötü davranabilirdi herkes. Her an kalbi kırılabilirdi. Yıldız bunu asla istemezdi. Hatta belki de en çok korktuğu şeydi. Sevilmemek.Annesi dikiz aynasindan yine ona baktı. Yıldız annesini duyabilmek için kulaklığını çıkardı ve tüm dikkatini annesine verdi. Annesi de derin bir nefes verdi ve tekrar yola baktı."Elbette seviyorlar kızım," dedi annesi hafif sinirli bir tavırla. "Neden böyle düşünüyorsun sen şimdi?"Yıldız utanarak koltuğuna daha çok sinerken annesi bıkkın bir nefes verdi. Yıldız annesinin onu düşündüğü için bunu sevdiğini zannediyordu. Aslında böyle birşey yoktu. Yıldız'ın sorularından bıkmıştı annesi ve bir an önce sussun istiyordu. Kızı umrunda değildi çünkü. O bir çocuk istememişti. İstenmeyen çocuktu o. Zaten Yıldız doğar doğmaz ondan boşanmıştı eşi. Sırf Yıldız doğduğu için terk edilmişti. Oysa Gamze eşi için ailesini bile terk etmişti. Hem de bir an bile beklemeden. Ama Emre denen, güya eşi olan adam onu bir bebek için terk etmişti. Eski kafalıydı çünkü. Kız çocuklarının lanetli olduğunu düşünüyordu. Asıl lanetli olan kendisiydi de farkında değildi. Onun çocuk isteği yüzünden bu kadar acıya katlanmıştı. Karşılığı ise terk edilmek olmuştu. O an kendisinden çok doğurduğu çocuktan utanmıştı. Bir yandan haklıydı Emre, istemsizce bunu kabul ediyordu. Kız gerçekten lanetliydi. Başına ne geldiyse bu çocuk yüzünden gelmişti. Sürekli birşeyler istiyordu. Temel ihtiyaçlar dışında her zaman ilgi de istiyordu. Konuştuğu erkekler telefonda bir çocuk sesi duyunca genelde onun yüzüne kapatıyorlardı ve bu onun sinirini cidden bozuyordu. Neden bir kızı var diye sevilmiyordu ki? Suç onun değildi, o istememişti bunu. İstemediği bir şeyi, sırf sevdiği adam için yapınca niye o suçlu oluyordu ki?Bu adaletsizlikdi.Yetimhaneye vermeyi düşünmüştü başta. Ama bunu yapamayacaktı elbette. İş yerindeki herkes bir çocuğu olduğunu biliyordu ve eğer yetimhaneye verdiğini öğrenirlerse iş yerindeki saygınlığı azalırdı. Ayrıca Akif Bey'in gözünden düşmek istemezdi. Yakın bir arkadaşıydı ve o adam Yıldız'ı seviyor ve onunla ilgileniyordu. Adam evliydi ama kimin umrunda? Boşanmak denen şey o kadar da zor değildi. Deneyimlemiş birisi olarak böyle düşünüyordu. Saygınlıktan çok bunu düşünüyordu Gamze. Zaten Akif Bey'i elde ederse saygınlığı daha da çoğalacaktı. Neden böyle bir fırsatı kaçırmak isterdi ki?Yıldız oturduğu koltukta nazlı nazlı kıvrınırken ayıcığına baktı. Açık renkli kahverengi tüylerini şefkatle okşarken utangaç bir şekilde konuştu."Ya... Ne bileyim...? Öyle bir anda aklıma geldi..."Daha sonra tekrar hevesle konuştu."Peki ne zaman orada olacağız?"Gamze bu sefer çıldırma noktasına gelmişti ama kendini zorda olsa tuttu. Direksiyonu daha sıkı kavrarken derin bir nefes verdi. Annesinin bu halini gören Yıldız da irkildi. Annesinden korkmuyor değildi. Sinirli olduğunda gerçekten korkunç oluyordu çünkü. Yıldız titreyen elleriyle ayıcığına daha sıkı sarıldı."Geldik Yıldız, geldik anneciğim, geldik işte, biraz daha ilerleyince orada olacağız, sabretmesini bir öğrenemedin ya! Biraz sabretmeyi öğren! Bu kadar soru soracağına biraz sus ve sabret, gidiyoruz işte! Görmüyor musun!?"Annesi sinirle homurdanırken Yıldız kulaklığını kulağına taktı. Annesinden korkmak istemiyordu. Zaten bir tek annesi vardı onun için. Onu terk etmeyecek tek kişi annesiydi.En azından öyle sanıyordu...Gamze ise direksiyonu daha sıkı kavrarken sakinleşmek adına derin bir nefes verdi. Direksiyonu tutuşu gevşerken Yıldız'ı ağlatmamak için kendini tutmaya karar verdi. Annesi ve babası, torununu ağlamış bir şekilde görürse suç yine onun olacaktı. Ama çok şükür ki bu çocuk ağlak bir çocuk değildi. Tek şanslı olduğu konu buydu.Sırf Emre için ailesinden kaçınca ailesi ona geri dönmesi için yalvarmıştı. Annesi ağlayarak, "Lütfen geri gel, kızım" diyerek ona kaç kere yalvarmıştı? Hatırlamıyordu. Niye hatırlasındı ki zaten? Annesi ve babası onun için bir hiçti. Onlar yüzünden bir dağın başında yaşamak zorunda kalmıştı. Durumları iyiydi, şehirde yaşayabilirlerdi. Neden aptal gibi, fakir gibi, gidip köy evinde yaşıyorlardı sanki? Bu konu ona her zaman saçma gelmişti. Hala da geliyordu. Emre'ye kaçmasının bir diğer sebebi de buydu zaten. Daha lüks bir hayat yaşamak ve bunu elde etmişti. O günden sonra onlarla asla iletişime geçmemişti. Ta ki annesi ve babası bir torunları olacaklarını öğrenene kadar. Gamze o anın heyecanıyla yüzsüz gibi annesi ve babasını arayıp onlara bu haberi vermişti. Annesi ve babası da hiçbir şey olmamış gibi buna sevinmişlerdi ve torunlarını bir an önce görmek istemişlerdi. Tabi ki Yıldız doğduktan hemen sonra olanlar yüzünden istekleri olmamıştı. Son birkaç gündür Gamze'yi fazla zorluyorlardı. Gamze de onların gelmesini istemediği için kendisi gitmek zorunda kalmıştı. Sonuçta Akif Bey'in gözünden düşemezdi. Ayrıca o gittikten sonra şirketi Akif Bey'e emanet edip, gitme sebebini söyleyince Akif Bey, "Çok güzel bir karar vermişsiniz, Gamze Hanım, zaten bu Yıldız için de iyi olacaktır, biraz anneannesi ve dedesiyle vakit geçirmek onun da hakkı" demişti. Her seferinde ona Gamze Hanım demesi ve her şeyde Yıldız'ı da düşünmesi onu sinirlendirse bile yine de mutlu olmuştu. O yüzden elinden geldiği kadar Akif Bey'e yakınlaşmalıydı. Gerekirse bunun için kızını kullanacaktı.Yıldız kulağında çalan şarkı sürekli değişiyor ama ne çaldığını anlayamayacak kadar derin düşüncelere dalıyordu. Mesela şu anda, neden annenin annesine anneanne deniyordu da, annenin babasına annedede denmiyordu? Onun için saçma olduğu kadar mantıklıydı. Bir süre daha ilerledikten sonra dağın tepesine çıktılar. Yıldız manzaraya bakarken resmen gözleri parlamıştı. Bulutların üstündeydiler.Bulutların!Üstünde!Yıldız kucağındaki ayıcığına bakıp etkilenmiş bir şekilde konuştu."Ayıcık, yıldızlerın üzerindeyiz, bak!"Sesini alçak tutmaya çalışmıştı, annesi onu duyup sinirlenmesin diye. Gerçi Gamze artık onu takmıyordu. O da kendi kulağındaki kulaklıktan rastgele birşeyler dinlemeye başlamıştı çünkü. Yıldız bunu fark etmişti ama yine de dikkatli olmalıydı. Eğer onu duyarsa daha çok sinirlenirdi.Yıldız ayicigini kaldırıp camdan dışarıya bakmasını sağladı. Bulutların üzerindeydiler gerçekten, şakasızdı. Bir süre daha ilerledikten sonra bir evin önünde durdular. Yıldız durduklarında şaşırarak annesine baktı."İn," dedi sadece annesi ve arabadan indi. Yıldız daha da heveslendi ve o da çantasını alıp arabadan indi. Bir elinde ayıcığı, sırtında çantası ile annesini bekledi. Annesi valizleri indirirken bunu fark edince Yıldız'a baktı ve başıyla evi işaret etti."Git hadi, sıkıldım diyen sen değil miydin?"Yıldız hevesle başımı aşağı yukarı sallarken gülümsedi ve eve doğru koşmaya başladı. Gamze onun bu halini izlerken içinde küçük bir şeyin olduğunu hissetti. Ne olduğunu bilmiyordu ama güzeldi. Hoştu. Çok nadir zamanlarda hissettiği bir şeydi. *Derin bir nefes verip bu düşünceden uzaklaştı ve eşyaları indirmeye devam etti. Bu sırada Yıldız koşarak evin önüne gelmişti. Kapıyı çalacağı sırada derin bir nefes verdi. Sakinleşmek adına derin bir nefes verdi ve kendi kendine mırıldandı.Sakin ol, sakin ol, annen zaten seni sevdiklerini söyledi, seven insan sevdiği insana birşey yapmaz, sakin ol...Derin bir nefes daha verdi. Daha sonra hızlı bir şekilde kapıya tıkladı ve hemen geriledi. Şu anda karşısında duran kapı bile onun için korkutucu ve kocamandı. Kocaman olmasının sebebini anlıyordu, çünkü cidden büyüktü. Korkması da normal olmalıydı. Sonuçta o daha 4 yaşındaydı. 4 yaşındaki bir çocuktan korkak olması beklenmez miydi?Bir süre durduktan sonra kapıya yaklaşan ayak seslerini duydu Yıldız. Derin bir nefes daha verdi. Kapı açıldığında ayıcığına daha sıkı sarıldı ve karşısında duran yaşlı kadına baktı.Başında mor bir tülbent vardı kadının. Altındaki çiçekli şalvar ve üzerindeki siyah bir kıyafetle tam Yıldız'ın karşısında duruyordu. Yıldız yutkunurken kadın bakışlarını ona çevirdi ve kaşlarını çattı."La," diye bağırdı içerideki odalardan gelen ses, ses bir adama, daha doğrusu bir amcaya ait olmalıydı, Yıldız bunu anlayabiliyordu. "Kim gelmiş, Fadime?"Fadime dediği kadın karşısında dikilen kadın olmalıydı diye düşündü Yıldız. Kadın kaslarını çatmış bir şekilde Yıldız'ı süzerken, "La kimsun sen?" Dedi. Sesi Yıldız'a göre çok tatlıydı. "Kimun kizisin sen?" Diye tekrar bir soru sordu. Yıldız utangaç bir şekilde ayağını çimlere sürtmeye başlayıp utangaç bir gülümsemeyle karşısındaki kadına bakıp kıkırdadı. Kadın onun bu halini görünce o da hafifçe kıkırdadı ve başını iki yana salladı."La soruma cevap versene" dedi kadın. Yıldız bu sefer biraz daha sesle güldüğünde kadın da güldü. Daha sonra Yıldız gülmesini durdurup işaret parmağını annesine doğru uzattı. Annesi bagajın kapısını kapatırken kadın da Yıldız'ın gösterdiği yere baktı. Kadının gülüşü dudaklarında dururken gördüğü kişiyle gülüşü soldu. Yerini şaşkın bir ifade doldururken içerideki adam sesi tekrar duyuldu."La, Fadime, ne oldu, kim gelmiş da?Kadın bir eliyle ağzını kapattiginda Yıldız onun bu haline hafifçe kıkırdadı. Kadın Yıldız'dan gelen sesle bakışlarını ona çevirdi. Yıldız kadının gözlerinin dolduğunu fark edince gülmeyi bıraktı ve bir adım geriledi. Kadın elini hızla ağzından çekip elini iki yana salladı."Yoh yoh, korkma benden kızım, korkma..." Kadın sanki korkup kaçmasından korkuyormuş gibi, ona güvence veren bir sesle konuştuğunda bakışlarını kadına çevirdi ve ayıcığına daha sıkı sarıldı. Kadın zorla da olsa gülümsedi ve titreyen sesiyle konuştu."Oyuncağın ne kadar da güzelmiş öyle, anan mı aldı?"Yıldız onun bu halini görünce istemeyerek de olsa kadına acıdı. O da gülümsedi ve başını hafifçe aşağı yukarı salladı. Kadın da hevesle başını onun gibi aşağı yukarı sallarken hafifçe kıkırdadı. Daha sonra Yıldız'a doğru korkak bir adım attı. Yıldız ise onu hiç beklemeden koşarak yanına geldi ve sıkıca bacağına sarıldı. Boyu ancak bu kadardı, elinde olsa tanımadığı bu kadını bağrına basardı. Birisinin ağladığını görmekten nefret ediyordu. Ağlayan birisini görünce sebepsizce korkuyordu. Kavga çıkacak, birileri bağıracak, sesler yükselecek diye. Kadın ise Yıldız'ın ani hareketi karşısında şok olmuştu. Ama kısa bir süre sonra yavaşça eğildi ve kızı kendi bağrına bastı. Sıkıca sarıldı ve hıçkırarak ağlamaya başladı. Yıldız şaşkınlığını umursamadan kadının sırtını sıvazladı ve ona sıkıca sarıldı. Bu sırada içeriden de adım sesleri gelirken bir yandan amcanın sesi de geliyordu."La Fadime, kimse diyom ben iki saattir, he? Niye ses vermiyon he mi?"Amca salona girip Fadime'yi dizlerinin üzerinde görünce endişeyle adımlarını hızlandırdı ve kadının yanına gelirken "Gız Fadime, ne oldu da? İyi misin?" Diye endişeyle konuşuyordu. Kapının önüne yaklaştığında eşinin sarıldığı kişiyi görünce kaşlarımı çatıp o da Yıldız'ı süzdü. "Bu kim gız?" Diye sordu amca. Yıldız ise hafifçe gülümsemekle yetindi. Daha sonra arkadan yükselen sesle dönüp kaldı."Torunun, baba" diyen kendi kızının, Gamze'sinin sesiydi. Amca şaşkın bir şekilde torununa bakarken torunu ona gülümsüyordu. Amcanın da gözleri dolduğunda baş parmağıyla gözyaşlarını sildi ve torununa yaklaştı. Gamze bir süre sonra elindeki valizlarle yanlarına gelirken amca bir kendi kızına, bir de kızının kızına baktı. Kadın Yıldız'dan çekilip gür, kahverengi saçlarını şefkatle okşadı. Yıldız hafifçe gülümseyerek ona bakarken göz ucuyla amcaya baktı. Amcanın da gözlerini dolu görünce gülüşü hafifçe soldu. Ama onunki sokarken amca gülümsedi. Daha sonra torununa yaklaşıp karşısında eğildi. Kadın gözyaşlarını tülbentinin ucuna silerken amca torununu kendine çekip saçlarını okşadı ve başının üstüne küçük bir öpücük kondurdu. Bu hareketi karşısında Yıldız afallamıştı. Akif amcası da onu sürekli öpüyordu ama hiç böyle hissetmiyordu. Bu daha garip bir histi. Yumuşaktı. İçinde kelebekler uçuran bir histi. Boğazında bir yumru oluşmasına sebep olan bir histi. Daha önce hiç böyle hissettiğini hatırlamıyordu. Annesi sürekli sinirli ve yorgundu zaten. Hangi ara bu hissi hissedecekti ki? Akif amcası ise onu bu kadar güzel öpmemişti. Çok garipti. Hem de çok.Amca onu kendinden biraz uzaklaştırıp torununa baktı ve titrek bir sesle konuştu."Gızım, beni tanıyon mu sen? He?"Yıldız bu soru karşısında yine afalladı. Tanıyordu ama aynı zamanda tanımıyordu. Utangaç bir gülümsemeyle başını hafifçe yere eğdiğinde dedesi bu haline güldü ve torununun yanağını avuç içine yasladı. Başını ona çevirmesini sağlayınca Yıldız zorlamadan bakışlarını ona çevirdi. Amca ise gözleri dolu dolu gülümsüyordu."Gızım, ben senin dedenim, tamam mı," titreyen parmağını yanlarında durup onları izleyen sevgili eşine doğru uzattı. "Bu da anneannen senin, kendisi karım olur benim" Anneannesi onun bu dediğine gülerken dedesi olduğunu öğrendiği adam da gülmüştü. Yıldız da onlar gibi güldü. Dedesi torununa bakıp onu sıkıca sarıl sarmalarken Gamze araya girip bu anı bozmak zorunda kaldı. Boğazını temizledi ve sakin bir sesle konuştu."Bizi eve almayacaksınız herhalde"İmalı bir sesle konuşurken bakışlarını anne ve babasına çevirdi. Annesi onun dediği şeye de ellerini iki yana sallayarak karşılık verdi ve hızla ayağa kalktı. Dizleri ve beli acımış olmalı ki bir eliyle dizini tutarken diğeriyle sırtını tutuyordu."Anne! Yavaş olsana" diyerek sinirle bağırdı Gamze ama aynı zamanda sesinde biraz endişe vardı. Gamze valizlerle annesine ilerlerken annesi ona yaklaşıp hızla kollarını boynuna doladı. Kızının kokusunu içine çekti ama artık kendi kızı gibi kokmuyordu. Parfüm sıkmıştı. Onun kızına parfüm yakışmazdı ki. Neden sıkmıştı? Neden kendi kızı gibi değilde sapıklar gibi kokuyordu? Onun kızı iyi biriydi, inatçıydı, sinirliydi ama iyi kalpliydi. Annesine genelde yardım ederdi. Bunu istemiyormuş gibi gösterse de annesi seve seve yardim ettiğinin farkındaydı. O zaman neden şimdi papatya gibi değil de saçma sapan kokuyordu? Bu kokunun tarifi yoktu. Tek birşey demek zorunda olsaydı sapık gibi koktuğunu söylerdi.Bu sırada Gamze de boştaki eliyle annesinin sırtını sıvazladı. Yıldız ve dedesi ise bu manzarayı gülümseyerek izliyordu. Daha sonra dedesinin bakışları tekrar Yıldız'ı buldu."Hadi, içeri geçelim da, burası soğuk olur" Yıldız konuşma şekline hafifçe kıkırdadı. Daha sonra dedesi kuş kadar hafif olan torununu kucağına alıp içeri geçti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.