Karşımızdakinin hislerinin gerçek olduğunu nasıl anlarız? Önündeki kıza seviyorum diyen genç adamın gerçekten sevdiğinden nasıl emin oluruz? Fedakarlık mı yoksa hareketler mi? seni seviyorum demek yeter mi? Sadakat sevginin sonucu mudur yoksa sevmenin bedeli mi yada kanıt mı? Duygular bir kenara dursun gördüklerimizin gerçek olduğunu nasıl anlarız? Hatta bir adım ileride kendimizden ve kendi benliğimizin gerçekliğinden nasıl eminiz? İlüzyonun her yanda olduğu bir dünya düşünün,kimsenin hiçbir şeyden emin olamadığı bir dünya var olmuş olsa daha da ilerisi bu dünya kafamızın içinde var olsa gerçek diye bir şey olur muydu?
Üç arkadaş, birbirlerinin aslında kim oldukları konusunda bilgi sahibi olmayan üç kişi, kendilerinin dahi kim olduğunu bilmezken ne derecede tehlikeli ve karmaşık olduğundan haberleri olmadan bir göreve adım atmak üzerelerdi. Görev demek de pek doğru değildi aslında çünkü artık yeni bir hayat onları beklemekteydi. Kafalarının içindeki ilüzyondan birinin haberi vardı ,biri öğrenmek üzereydi biri ise ilüzyona davetiye atmaktan kendini geri almıyordu.
bölüm 7:
Odanın içerisine girdiklerinde takım elbiseli ,saçları ve elbisesi özenle hazırlanmış bir kadın onları karşıladı. Konuşması ,görünüşü ,hareketleri...her şeyiyle kusursuz görünüyordu. Adı Penelope olan kadın hepsini teker teker selamlayarak içerikden bahsetti. Belgeler imzalanmıştı. Şirket de gençler de kendilerince yaptıkları kar zarar hesabıyla anlaşmışlardı. İlk görevleri yazılı mektubu alarak oradan ayrıldılar.
Eve geldiklerinde bir kutuyla karşılaşmışlardı. Brenda kutuyu çoktan açmış salonda onları bekliyordu. İçinde her biri için birer telefon ve bir kostüm mağazasının adresi vardı. Olanları Brenda'ya anlattıktam sonra Sam mektubu okumaya başladı.
"Kapısı kırmızı ışığı mavi yüksek bina. Pek sessiz olmayan caddede içindeki masum sayılamayan çeşitli olaylara tanık oluyor. Aralarında şişko ve bıyıklı adam bir şeyler biliyormuş gibi yapıyor ama aslında hiçbir şey bilmiyor. Geri kalanı ise bıyıklı balinayı avlamak için fırsat kolluyor. Burası sahne arkası. Asıl film başka yerde dönüyor. Görev: Canlı bombayı bul,bıyıklı balinayı kurtar,filme ise izleyici kal. Ödül seni hayatta kalabilirsen bulacak."
Owen"Açık açık yazsanız da şizofren etmeseniz adamı olmuyor. Film çekiyoruz sanki burada."
Brenda"Biraz değişik bir adam ama iyidir.
Owen"Umarım öyledir. Şimdi nerede bu kırmızı kapılı bina?"
Jess zarfın içinden üç tane kart çıkardı. Şehir merkezine uzak olmayan bir yerde büyük kırmızı kapıları ile dikkat çeken sahibinin kim olduğu bilinmeyen ama zengin insanların girerken görüldüğü bir saray vardı. Her gece on ikiden sonra mavi ışıkları yakar içeri de kimseyi almaz dışarıdaki insanları merakta bırakılardı. Kimisi içeride uygunsuz partilerin döndüğünü kimisi ise sadece dikkat çekmeye çalıştıklarını düşünürlerdi. İçeri giren maskeli insanlar öyle merak edilirdi ki bazı haberciler özel olarak binayı gözetler yine de bir şey bulamazdı. Hepsi aynı marka arabayla gelir sonra da aynı arabayla ortadan kaybolurlardı.
Jess" Burası eskiden bir prensesin sevgilisi ile kalmak için yaptırdığı bir saraymış sonradan ne oldu bilmiyorum sadece sahibinin kullanılması için zenginlere kiraladığını biliyorum. Bazıları parti veriyor bazıları yemek düzenliyor. elimde orada çalıştığımızı gösteren giriş kartları var."
Brenda"Patronun eli kolu uzundur."
Jess"Belli."
Akşam olmadan kostüm mağazasına gidip saraya geçmeleri gerekiyordu. Sam direkt satıcıya yönelip selam verdi. Devam edecekken satıcı sizinkiler hazır bekleyin getiriyorum diyerek arka odaya girdi. Onu beklerken Owen ve Jess mağazayı geziyorlardı.
Jess "Ailen,seni merak etmiyorlar mı? Hiç konuşmuyorsun."
Owen "Beni merak mı ediyorsun?" diyerek gülümsedi.
Jess " Ortağımı merak edebilirim."
Owen "Burada yaşamıyorlar diyelim." Eğilerek devam etti " Peki ortak seninkilerde ne haber"
Alaycı tavrına inatla cevap vermeyi reddedecekti ama ilk kurşunu o sıkmıştı." Hayatta değiller." eline geçirdiği tavşan kuklasının kulaklarını oynattı.
Owen da tilkiyi alıp ona gösterdi " Yalnızlığına rağmen fazla iddialı bir tavşan." garip bir ifadeyle gülümsedi.
Sam elinde bir poşet kıyafetle geldiğinde ortalıkta kimse yoktu. İkilinin arkasından üst kata doğru ilerledi. Kuklalar, tanıdık film karakterlerinin kostümleri, çeşitli meslek grubundan insanların formaları özenle dizilmişti. Arka taraftan bir düşme sesi duydu hemen ardından Jess koşarak geldi ve ona çarptı. Sam " Ne oluyor be." gülmekten yüzü kızarmış gözleri yaşlıydı." O başlattı." arkasında yerden kalkmış peşinden gelen Owen'ı gösterdi. " Sen utanmıyor musun koskoca beni yere düşürmeye ? Ben yaşlı biriyim."
Kız gözlerini kısarak " Bu yaşlı biri elinde kuklayla beni gıdıklamaya çalışıyordu." Konuşmayı Sam böldü "Pardon da birincisi bensiz eğlenmeye utanmıyor musunuz? İkincisi akşam oluyor eğer gitmezsek bizimle çok farklı eğlenebilirler."
Güneş yeni batmış yağmur sonrası yerler hala ıslaktı. Girişteki takım elbiseli adamlara çalışan kimliklerini göstererek ilerlediler. Merdivenden büyük kapıya ilerlerken görevlinin biri gelip onları takip etmelerini istedi. Giriş yerine arkadan dolandılar. Görevlinin arkasından normal boyutlarda bir insanın bile kafasını eğmesine sebep olacak kısa bir kapıdan içeri girdiler . Sam ve Owen eğilmek zorunda kalmıştı .İçeride personel odasına getirilip giyinmeleri istendi. Sam üçü için de ayrı ayrı birer kıyafet çantası çıkardı. Kabinlere girip giyindiler. Çıktıklarında üçünün de yüzünde birer maske vardı. Sam garson kıyafeti giymiş , Owen resepsiyonist Jess ise takım elbiseliydi. Jess " Neyim ben ?" kapıdaki güvenliğin taktığı rozetten takıyordu. Maskesi de onunkinin aynısıydı. Owen ona belindeki silahı gösterdi " Bunu biz varken neden sen yapıyorsun acaba?"
Jess " Ne varmış yaparım. Sen kendi işine bak."
Owen " Gurur işi değil bu Jess. İyiliğin için dedim."
Önünde onun için endişelenen iki adama baktı hayatına aniden dahil olmuşlar üstüne kendini bir gecede onlarla hiç hayalini bile kuramayacağı bir yerde onların endişeli gözleri altında bulmuştu. Ellerini ikisinin omzuma koydu "Neyle karşılaşıcağımızı bilmiyoruz rahatlamak kadar korkmak da erken olur. Gidelim ve bizden istenen neyse onu yapalım." İkili ikna olmuştu. Gerçi başka seçenekleri de yoktu. Kapı açıldı ve öncekinden farklı bir görevli içeri seslendi. "Garson oda 14'e servis yap."
Owen resepsiyonda oda 14'e gelenlere özellikle dikkat ederek işini yapıyor , Sam bizzat odada bir köşede servise ve istekleri getirmek üzere hazır bekliyor , Jess ise kapı önünde son kişinin de gelmesini ve böylece elindeki anahtarı kullanmayı bekliyordu. Mektuptaki gibi kilolu ve bıyıklı adam ona bu görevi vermişti. 7 adam oturmuş güncel ülkeler arası siyasi görüşmeleri konuşuyorlardı. Kapı onlara uzak olduğu için net duyulmuyordu. Sam' in bulunduğu servis bölgesinden de duyulmadığı belli olacak ki Sam de acaba bir şeyler duyuyor mudur diye Jess'e işaret yapıyordu. Jess adamlardan birinin çaktırmadan kendini izlediğini fark etmişti bu yüzden aynı donuk ifadeyle önüne bakıyordu. Birkaç kere garsonu çağırdılar. Adamlardan biri aniden hiç beklemedikleri bir şey yaptı.
"Kapıdaki buraya gel." İlk başta anlamadı . Sonra diğer adamlar da kendine dönünce birkaç adım ileri çıktı. Girişte gördüğü güvenliği taklit ederek kendisine verilecek emri bekledi. "Oda 23 deki adamı getir. "
Söylendiği gibi odadan çıktı ve oda 23'e doğru ilerledi. Odayı bulamamış oradan oraya koşturuyordu. Koridor bomboştu aniden odaların birinden birileri çıkmaya başlayınca kendini duvarın arkasına gizledi. " O cambaz bilerek ışıklara kadar oyaladı bizi." Sadece seslerini duyabiliyordu ,bakmaya cesareti yoktu."Bana engel oldun abi ben sıkacaktım kafasına hemen." giderek ona doğru yaklaşıyorlardı."Bizi de öldürteceksin ayaküstü. Daha yeni olanı duymadın herhalde." oradan çıkması gerekiyordu yakalanırsa başına ne geleceği belli değildi. Arkasına baktı oda 23 oradaydı.
Owen resepsiyonda özenle gelenlerle ilgileniyordu. Hala güvenlik görevinin kendisine verilmemesine bozuktu. Olayların direkt içinde değil de dışarıda kalmış hissediyordu. İlerleyen zamanlarda bu fikri tamamen değişecekti. "Oda 24 lütfen." gelen kişiye baktı. Gözünde yuvarlak güneş gözlüğü kafasında fötr şapkasıyla uzun boylu bir adam karşısında elini uzatıyordu. Owen müşteriler gelmeye başlamadan kayıtlara ,anahtarlara ve etrafa bakmıştı . Dikkatini çeken ,işine yarayacağını düşündüğü bir bilgi bulamadığını sanmıştı ve o ana kadar da öyle sanıyordu. Tek bir ayrıntı, tek bir detay,belki de bir yemdi. Bu yüzden düzeltmedi onun düzeltmesini bekledi. "Doğru ya 14 olacaktı ne de unutkanım... " gülüyordu ama komik değil de iğrenir şekilde. Owen duruşunu bozmadan devam ettti " Oranın anahtarını aldılar."
Adam zili kenara iterek kollarını önüne yerleştirdi" Yaa öyle mi? Sanırım en son ben geldim. Peki söyle bakalım anahtarı kim aldı?"
"Kendisini oda 23'ün sahibi olarak tanıttı."
Gözlüğüne bir parça takarak maske şekline getirdi." Öyle ya..." adamın giderken arkasından baktı. Dışarıdan görüldüğünün aksine içinin sıradan olmasını beklemişti. Genelde öyle olurdu bu kez başkaydı. Gelenler ,maskeler ve duydukları bir yana 20 ve 30 arasındaki odaların anahtarlarının neden olmadığını anlamamıştı.
Sam son kahvesini servis ettiğinden yana bayağı zaman geçmişti. Jess henüz gelmemişti. Beklerken hayal etti ,odadan çıktı,koridorda ilerledi,odayı aradı ilk önce bulamadı sonra birine sordu. Tekrar yola koyuldu 21,22,23...içeri girdi ,bir süre orada oyalandıktan sonra getirmesi istenen adamla birlikte geri döndü. Gözlerini açtı . Jess orada değildi. Bu hayali kaç kez tekrar ettiğini bilmiyordu. Jess hala yoktu. Son defa diye düşünerek gözlerini kapadı. Odadan çıktı, koridorda ilerledi,odayı buldu ve tam o sırada kapının sesini duydu. İçeri biri girmişti . Gözlerini açtığında şapkalı uzun boylu maskeli bir adam gördü. Adam elindeki çantayı masaya koydu, boş olan son koltuğa yerleşti ,arkasına yaslandı ve elini kaldırarak garsondan kahve istedi. Garson bir yandan kahveyi hazırlıyor bir yandan gelmeyen arkadaşı hakkında ne yapabileceğini düşünüyordu. Gözü neden ve nasıl kurtaracağını bilmediği bıyıklı adama çarptı. O an gerçekten bir şeylerin ters gittiğini anladı çünkü adam önceki rahat halinden ziyade kıpkırmızı olmuş ,şaşkın şaşkın etrafa bakıyordu. Sam keşke Jess'deki silah şuan bende olsaydı diyerek elini cebine attığında beklemediği bir şeyle karşılaştı. Bu hareketi yapmak için biraz geç kalmıştı yine de hala bir şansı vardı.