Geç kalan insan kaybeden insan değildir. Kaybeden insan davası uğruna çabalamayan insandır. Genelde böyle olur tabi dünyaya şanslı biri olarak gelmediyseniz. Bazı insanlar için iş farklıdır. Şans onları bir şekilde bulur. Kapı açılır hayat tarafından çeşitli fırsatlar verilir. Değerlendirmeyi bilen geç kalan insan yolunu bulur , çabalamayan ise içinde bulunduğu bataklıkta batmaya devam eder.
"Kapısı kırmızı ışığı mavi yüksek bina. Pek sessiz olmayan caddede içindeki masum sayılamayan çeşitli olaylara tanık oluyor. Aralarında şişko ve bıyıklı adam bir şeyler biliyormuş gibi yapıyor ama aslında hiçbir şey bilmiyor. Geri kalanı ise bıyıklı balinayı avlamak için fırsat kolluyor. Burası sahne arkası. Asıl film başka yerde dönüyor. Görev: Canlı bombayı bul,bıyıklı balinayı kurtar,filme ise izleyici kal. Ödül seni hayatta kalabilirsen bulacak."
bölüm 8:
Karşısında bağlı bir adam bulmayı beklemiyordu. Onu asıl şaşırtan bu adam kurtarması gereken , ona anahtarı veren bıyıklı adamın kendisiydi. Az önce onun yanından geldim bu nasıl olabilir diye düşündü.adam baygındı. İkizi miydi yoksa kılık değiştiren biri mi vardı? Tek bilgi alabileceği kişi karşısında yarı baygındı. Odada gezindi köşedeki minibara giderek bir bardağa su doldurdu. hemen baygın adamın yüzüne çarparak uyandırmaya çalıştı. Adam anlamsız sözler mırıldandı. Gözlerini açtı biraz bakakaldı"Beni öldürmeyin,lütfen." sormak doğru mu bilemese de kendine engel olamadı" Sen kimsin?"
"Ben Paul..."
Sam'in elindeki uyku ilacının içinden sekiz tane hap çıktı. masada tam sekiz kişi vardı. Yapması gerekeni anladı. önce adamın kahvesini hazırladı çünkü çok bekleymişti. Kahveyi götürdüğünde şapkalı adam onu durdurdu "Vazgeçtim geri götür. Onun yerine hepimize birer viski getir asıl konuya gelmeden keyfimiz biraz yerine gelsin" Sam adama döndü. O ise gitmesi için işaret etti. Bu bir şanstı. Hemen içkileri hazırladı. Sekiz ilacı vardı çok düşünme diyerek tüm bardakları ilaçlı olarak hazırladı ve servis etti. Hepsi bitirmiş aradan biraz süre geçmişti. Herkes baygındı hemen kurtarması gereken adamın yanına gitti. Servis yaparken isminin Paul olduğunu duymuştu."Bay Paul." ses yoktu. Onu resepsiyondaki Owen'a kadar taşıyıp sonra Jess'i arayacaktı.
" Demek onu kurtarman gerekiyor. " arkasından gelen sesle irkildi." Siz?" şapkalı adam kolunu koltuğun koluna koymuş eli çenesinin altında onu izliyordu.
Onun da diğerleriyle içkisini bitirdiğine emindi. Gözünün önünde içmişti. Boş kadehe baktı.
" Yapacağın şeyi biliyordum. Siparişi ben verdim." gözlüğe taktığı maskeyi çıkardı. " Yerinde olsam o utanmaza fazla yaklaşmam." Sam farkında olmadan uzaklaştı.
Maskesini üfleyerek temizledi" Baksana hiç utanmadan baygın taklidi yaparak bizi dinliyor. "
Bunu demesiyle Paul kafasını kaldırdı." Böyle olmamalıydı."
Sam'in kafası karışmıştı. Tüm bardaklar boştu ama o ikisi hala uyanıktı.
" Biliyor musun ...ismin neydi?" yakasındaki karta baktı"...Sam,bu adam bir hain."
Paul"böyle olmamalıydı."
"Sam bu adam kendi ırkına ihanet eden bir hain. Haberleri gördün değil mi?"
Sam " Anlamadım"
"Anlayacaksın. Yap bakalım yapmak istediğini."
Sam Paul'u ayağa kaldırmak için koluna girmeye çalıştı. Yapamadı. Paul ise sadece yere bakarak tek bir şey söylüyordu." Böyle olmamalıydı."
Sam donakalmıştı. Adamın vücudu dalgalanıyor ve bir şişme bebek gibi dokunduğu an içe göçüyordu.
"Hey Sam kurtarman gereken kişinin o olduğuna emin misin?"
"Hayır."
Maskesini kenara fırlatarak attı" Ben de öyle düşünmüştüm. Onu bana bırak. Git ve arkaşlarına yardım et."
Paul" Hayır gitme bana yardım et."
Sam kim olduğunu anlayamadığı adama baktı. Sonra tekrar şapkalı adama döndü. Aklına mektup geldi canlı bobayı bul,bıyıkklı balinayı kurtar...
Şapkalı adam ayağa kalktı"...filme seyirci kal Sam,sen sadece seyirci kal. Işıklar sönmeden git ve arkadaşlarına yardım et."
Sam onun mektubun devamını getirmesine şaşırsa da söylediğini yapıp dışarı koştu. Ne de olsa Jess hala ortada yoktu.
Şapkalı adam onun arkasından Paul kılığındaki kişiye yaklaştı. Ensesinden tutup kafasını yüzüne çevirdi. Gözlüklerinin üstünden adamın titreyen göz bebeklerine baktı" Merhaba Thomas. Görüşmeyeli bayağı gevşemişsin ha..."
***
"Tamam Bay Paul ben de Jess. Bana neden bu halde olduğunuzu anlatır mısınız? "
"Ben neden burada olduğumu bilmiyorum. Ben yapmadım. Hiçbirini ben yapmadım. "
"Neyi yapmadınız? "
Dizlerinin üzerine çöktü"Biz, ben... Ben yapmadım. Elim, ayağım, bırak bırak beni. Ben yapmadım... " Aniden bağırarak ağlamaya başladı. Kız ne yapacağını bilmiyordu. Onu geri geldiği yere götüremezdi. Kurtarması gereken adam önündeki miydi yoksa diğer odadaki mi?
"Bana sadece ne olduğunu anlat hadi biraz olsun yapabilirsin. "
"Sen de onlardan mısın? Gidin,gidin, gidin!"
"Ben sizi kurtarmak için buradayım. Şimdi bana anlatın da buradan çıkalım. "
"Ben delirdim . Kendimi kontrol edemedim. O yaptı, karım yaptı. Hatırlamıyorum. Ben yapmadım." Tüm vücudu titriyor, içini çekerek ağlıyordu.
Jess odadan çıkarsa dönemeyebilirdi. Odayı zor bulmuştu hatta şans eseri. Yine de kapıyı açıp dışarıda kimse var mı diye bakmak için kapıya yöneldi.
"Gitme... Beni bırakma. " Bacağını tutmuş gitmesine izin vermiyordu. "Hemen geleceğim. "
Bırakmadı.
Jess adamın elini iterek ilerledi. Tam kapıyı açacakken adam kafasını yere vurmaya başladı.
"Git kafamdan hala oradasın biliyorum! Saklanıyorsun biliyorum! Ben yapmadım onları ben yapmadım! " Kafasını yere vurdukca her yer kana bulamıyordu.
"Yapma şunu. " Yanına koşup adamı omuzlarından tuttu. Ona güvenmiyordu. Kimseye güvenmiyordu. Yine de onu öylece bırakamaz kendini parçalamasına izin veremezdi.
Dizlerinin üstüne oturdu, maskesini bir kenara koydu. Adamı omuzlarından sıkıca tuttu. "Bana bak. "
Dinlemiyor, saçlarını tutmuş çekiştiriyordu.
Ellerini zorla kenara ittirdi tekrar omuzlarını kavradı. "Sana bana bak dedim! " O kadar bağırmak istememişti ama işe yaramıştı. Adam artık gözleri tamamen açık ona bakıyordu.
"Senin suçun değildi. Ben biliyorum bu yüzden seni kurtarmak için gönderildim. Sana inanıyorlar. Ben sana inanıyorum. Senin suçun değildi. " Adam tekrar ağlayacaktı.
"Bak bana Paul! Yaptığın her neyse ben sana inanacağım tamam mı şimdi anlat bana. Anlat ki sana yardım edebileyim. "
"Ben kendi ailemi... " Kafasını yere eğdi. Jess omuzlarını destekledi. "Onlar öldü. Ben öldürdüm. İsteyerek yapmadım. "
"Nasıl oldu? "
"Onlar uyurken evi yaktım.Ben onları... "
"İsteyerek yapmadın. "
"Evet evet isteyerek yapmadım. O yaptı ben yapmadım. Beni kullandı. Bana susmamı söyledi. Beni kullandı. Bana susmamı söyledi. "
"Tamam ben sana inanıyorum . Sen yapmadın. "
Tekrar su vermek için kalktığında adam onu ceketinden tuttu. "Gitmeyeceğim tamam mı buradan birlikte gideceğiz. Sadece su alacağım. Birazcık su anladın değil mi? "
Kararsız bir ifadeyle baktı. Gözleri ağlamaktan kızarmış alnını vurmaktan kanatmıştı. Alnından akan kan göz altlarına dolmuştu. Kararsız olsa da kızı bıraktı. Ellerine bakıyor yaşadıklarını düşünüyordu.
Kız bardağa su doldurdu sonrasında temiz bir bez aradı. Kravatını söküp yakasından birkaç düğme açtı. Odadaki hava fazlasıyla kasvetli ve boğuktu.
Suyun birazını adama içirdi kalanıyla da yüzünü yıkayadı. Ceketininin koluyla yüzünü temizledi.
Hala çıkabilecek halde olduğunu düşünmüyordu. " İşinizi hatırlıyor musunuz bay Paul? "
"Haber kanalının yayın yönetmeniydim . "
"Güzel. Peki yaşınız? "
"36."
"Epey yaşlısınız bay Paul ben de 20 yaşındayım. Arkadaşlarım Jess diyorlar. Siz de diyebilirsiniz artık. "
Adam kafasını onaylar anlamda salladı. Kız tekrar ceketinin kollarıyla adamın yüzünü sildi. "İyisiniz." Camdan gelen ışığa gözü takıldı. "Bakın dışarıda sokak ışıkları yanıyor. İnsanlar birbirlerinden habersiz hayatlarına devam ediyorlar. Ama bakın hayat nasıl da farklı hayatlardan insanları karşılaştırıyor. Siz ve ben. Düşünsem aklıma gelmezdi sizin gibi önemli biriyle tanışacağım. "
"Önemli? "
"Tabi önemli. Siz biz insanları hayatta olanlar hakkında bilgilendiren bir ekibin parçasısınız. Ben de sizi kurtarmak için buradayım." Adam kafasını eğmiş boş gözlerle ona bakıyordu.
"Buradan birlikte çıkacağız bay Paul. Dışarıdaki hayata dahil olacağız. " Tepki vermiyordu ama önceki haline kıyasla sakindi. Devam edecekken kapıda birinin olduğunu fark etti.
Cebindeki silah aklına geldi. Kullanmasını bilmediği silah. Paula baktı. Transa geçmiş sadece tek bir noktaya odaklanmış bakıyordu.
Kapı hafiften aralandı.
İçeri girmiyor sadece bekliyordu.
Silahı kurcaladı. Filmlerde gördüğü birkaç hamleyi yaptı. Kapıya doğrulttu.
Kapıdaki ses tanıdıktı"Jess orada mısın? " Aniden kapıyı tamamen açtı. Karşısında yerde oturan yara içinde bir adam ve arkadaşını gören sam halıdaki ve kızın ceketindeki kan lekelerini gördüğünde şok oldu. Hemen kızın yanına koşarak kontrol etti. "Neyin var ne oldu burada? " Kızın yarası olup olmadığını kontrol ediyordu.
"İyiyim iyiyim. Bay Paul yaralı ben iyiyim. "
"Seni buraya getirmemeliydim. "
"Hayır öyle söyleme ben gayet iyiyim. "
Derin bir nefes alarak sarıldı. Kız çocuğun kalbinin hızından ne kadar endişelendiğini anlamıştı. Bu yüzden bu dostane sarılmaya karşı tepki vermek yerine sadece bekledi. " Sam bu bay Paul. "
"Biliyorum diğeri sahtekarmış. "
"Her neyse artık kapıda konuşurlarken duydum ışıklardan falan bahsediyorlardı. İçimden bir ses acele etmelisiniz diyor. "
"Işıklar? Her neyse tamam hadi gidelim. Owen bizi bekliyor olmalı. "
İkisi adamın koluna iki yandan girip kaldırdılar. Mümkün olduğunca ses çıkarmadan odadan çıktılar, koridorda resepsiyona kadar ilerlediler. Ama Owen yerinde değildi.
Sam"Hayda. Birini bul birini kaybet. "
Jess" Ne yapacağız?"
Sam"önce şu adamı çıkaralım." Kızın gözü masadaki saate takıldı. Saat: 02.40
"Çabuk olalım. "
Hızla geldikleri görevli odasına ilerlediler. Çıkış kapısına geldiklerinde,
Jess"Bizi aramaya gitmiş olabilir mi? "
Sam" Muhtemelen. "
Jess" Onu bulacağım. "
Sam" Ayrılma bir yere. "
Jess" Hayır olmaz onsuz gidemeyiz. "
Sam" Onsuz gitmiyoruz zaten sadece önce adamı götürüyoruz. "
Jess" Adamı dışarı çıkarıp tek bırakamayız. Sen onu çıkar ve dışarıda bekleyin. Hem silahım var bir şey olursa kullanırım. "
Oğlanın konuşmasına izin vermeden harekete geçti. Paul onu durdurdu. "Saat 3 de ışıklar söner. "
Jess ışıklar hakkında daha önce de bir şeyler duymuştu. Onaylayıp oradan ayrıldı. Tekrar resepsiyona koştu. Hala yoktu. Saat:2.45
Hemen ilk girdiği oda 14 e gitti. Kapı aralıktı. O içeri girecekken içeriden uzun boylu şapkalı bir adam çıktı. "Selamlar."