İçeriğe geç

KAN ve TAÇ

Bölüm 2 · 4 dk okuma

KAN ve TAÇ

Bölüm 2

Düğün ve Kanlı mühür

Kızıl Vadi’de gökyüzünü yırtan o uğursuz çığlığın üzerinden tam üç gün geçmişti. Aurelia Krallığı’nın başkenti olan Ak Şehir, hiç olmadığı kadar sessiz ve tekinsizdi. Sokaklarda neşe değil, yaklaşan bir fırtınanın korkusu fısıldaşıyordu. Sınırdaki gözcü kulelerinden gelen raporlar hiç iç açıcı değildi; krallık sınırlarını aşan gölge yaratıkları, önüne gelen her köyü yakıp yıkıyor, arkalarında sadece kül bırakıyordu.

Elysia, Ak Saray’ın geniş mermer koridorlarında yürürken botlarının çıkardığı ses yankılanıyordu. Omzundaki yara sarılmıştı ancak canı hâlâ yanıyordu. Yine de acısını yüzüne yansıtmamaya kararlıydı; o, Aurelia’nın sarsılmaz komutanıydı. Ama asıl canını yakan omzundaki kılıç darbesi değil, o darbeyi indiren adamın, Kaelen’in gözlerindeki o alaycı bakıştı.

Büyük taht odasının kapıları iki muhafız tarafından ardına kadar açıldı. İçerisi ağır bir kasvetle kaplıydı. Aurelia Kralı Alden, tahtında her zamankinden daha yaşlı ve çökmüş duruyordu. Etrafında krallığın en kıdemli lordları ve stratejistleri toplanmıştı.

Elysia diz çöküp başını eğdi. "Beni çağırtmışsınız, Yüce Kralım."

Kral Alden, derin bir iç çekerek elindeki parşömeni masanın üzerine bıraktı. "Ayağa kalk, Elysia. Sana bir komutan olarak değil, bu krallığın geleceğini ellerinde tutan bir evladım olarak sesleniyorum. Sınırdaki durumu biliyorsun. O karanlık güçler... Onlar insan değil. Ne bizim çeliğimiz ne de taktiklerimiz tek başımıza onları durdurmaya yetiyor."

Elysia kaşlarını çattı. "Ordumuz güçlü, Kralım. Eğer daha fazla asker toplarsak—"

"Yetmez!" diye sözünü kesti kral, sesi salonda yankılandı. "Varian Krallığı da aynı saldırı altında. Onların da batı sınırları küle döndü. Yüzyıllardır birbirimizin kanını akıtıyoruz ama bu kadim kötülük ikimizi de haritadan silmeden önce birleşmek zorundayız. Varian Kralı ile bir anlaşma imzaladık. İki büyük ordu tek bir çatı altında toplanacak."

Elysia’nın içini bir rahatlama kaplayacaktı ki, kralın gözlerindeki o karanlık ve suçluluk dolu ifadeyi gördü. Bir şeylerin ters gittiğini sezmişti.

"Bu ittifakın güvenli olması için..." dedi kral, yutkunarak. "Sadece kağıt parçaları yetmez, Elysia. Askerlerin ve halkın bu birliğe inanması için iki krallığın kanının birbirine karışması, mühürlenmesi gerekir. Varian Veliaht Prensi Kaelen, bu ittifakın bir parçası olarak seninle evlenmeyi kabul etti. Ve sen de onunla evleneceksin."

Odadaki hava bir anda buz kesti. Elysia, duyduğu kelimeleri zihninde tartmaya çalıştı ama her bir kelime beynine bir gürz gibi iniyordu. Kaelen ile evlenmek mi? Üç gün önce vadi çamurlarında boğazını kesmeye çalıştığı, her gece rüyalarında onu nasıl öldüreceğini planladığı o canavarla mı?

"Kralım!" dedi Elysia, sesi bir aslanın kükreyişi gibi öfkeliydi. "Ben sizin komutanınızım! Canımı bu krallık için cephede feda ederim ama beni o katille, o kibrin vücut bulmuş haliyle aynı yatağa girmeye zorlayamazsınız! O adam benim askerlerimi öldürdü!"

"O adam, krallığını kurtaracak tek ordunun başında!" diye bağırdı Kral Alden, tahtından ayağa kalkarak. "Bu bir emir değil, Elysia. Bu, halkının hayatta kalması için ödemen gereken bedel. Düğün, iki gün sonra iki krallığın sınırındaki Nöbetçi Kalesi'nde kıyılacak. Hazırlan."

Elysia, hayatında ilk kez kralına karşı büyük bir nefret duydu. Odadan arkasına bakmadan çıktı. Öfkesi o kadar büyüktü ki, sarayın bahçesine çıktığında elindeki kılıcı havada savurarak önündeki ahşap eğitim mankenlerini paramparça etti. Ter içinde kaldığında, nefes nefese gökyüzüne baktı. Kendini kapana kısılmış bir kurt gibi hissediyordu.

İki gün sonra, Nöbetçi Kalesi...

Kale, hem Aurelia hem de Varian bayraklarıyla donatılmıştı ama içerideki atmosfer bir düğünden çok, patlamaya hazır bir barut fıçısını andırıyordu. İki tarafın askerleri de elleri kılıç kabzalarında, birbirlerine nefret kusarak bakıyorlardı.

Elysia, hayatında ilk kez zırh giymemişti. Üzerinde, Aurelia’nın asaletini simgeleyen gümüş işlemeli, ağır ve beyaz bir elbise vardı. Ancak elbisenin o masum görüntüsünün altında, bacağına sıkıca bağlanmış bir gizli hançer gizliydi.

Büyük kabul salonunun kapıları açıldığında, Elysia içeri adım attı. Salonun diğer ucunda, simsiyah kraliyet kıyafetleri içinde, omuzlarında Varian’ın kurt kürkü pelerinini taşıyan Kaelen duruyordu.

Gözleri karşılaştığı an, zaman durdu.

Kaelen, Elysia’yı o beyaz elbisenin içinde gördüğünde bir anlığına duraksadı; yüzündeki o her zamanki alaycı gülümseme yok olmuş, yerini derin bir ciddiyet almıştı. Elysia ise ona bakarken gözlerinden adeta kıvılcımlar saçıyordu.

Rahiplerin duaları ve kralların şahitliği eşliğinde birbirlerine doğru yürüdüler. Sunak masasının önüne geldiklerinde, Kaelen eğilerek sadece Elysia’nın duyabileceği bir ses tonuyla fısıldadı:

"Beyaz sana yakışmış, Komutan. Tabii üzerindeki o kan kokusunu gizlemeye yetmemiş ama..."

Elysia, bakışlarını rahipten ayırmadan dişlerinin arasından konuştu: "Bu elbisenin beyaz kalmasının tek sebebi, kanını bu kutsal salonda akıtmak istemeyişim, Prens. Yoksa o kapkara kıyafetini kırmızıya boyamak benim için bir zevk olurdu."

Kaelen’in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. "Ah, işte benim hırçın karım. Şimdiden evliliğimizin çok eğlenceli geçeceğini görebiliyorum."

Rahip, evlilik bağını kutsamak için ikisinin de avuç içini küçük bir altın bıçakla çizdi. Kanları birbirine karışırken ellerini kenetlemek zorundaydılar. Elysia, Kaelen’in sıcak ve güçlü elini sıktığında, kalbinin nefretten mi yoksa o tuhaf gerilimden mi bilinmez, delicesine çarptığını hissetti.

Mühür basılmış, yüzükler takılmıştı. Artık onlar sadece iki düşman komutan değil, aynı kaderi paylaşmaya zorlanmış bir çiftti.

Gece yarısı, kaledeki kendilerine tahsis edilen büyük odaya geçtiklerinde kapı arkalarından kapandı. Odada sadece yanan şöminenin çıtırtısı vardı. Elysia arkasını döndüğü an, Kaelen’in ona çoktan yaklaşmış olduğunu fark etti. Kaelen, aralarındaki mesafeyi tamamen kapatarak Elysia’nın gözlerinin içine baktı ve belindeki kılıç kınına elini koydu.

"Evet, karıcığım," dedi Kaelen, sesi tehlikeli bir fısıltıya dönüştü. "Şimdi aynı odadayız. Ve ikimiz de biliyoruz ki, bu gece ikimizden biri bu odadan canlı çıkmayabilir. İlk hamleyi kim yapıyor?"

Bölüm sonu

2 yorum