İçeriğe geç

Kan ve Taç

Bölüm 5 · 34 dk okuma

Kan ve Taç

Bölüm 5

Görevin Ötesinde

Sabahın erken saatlerinde dört suikastçı sessizdi. Hepsi görev yerlerine gidecekti. Hazırlanıyorlardı.

Kai titreyerek pelerinini giydi. Günün ilk konuşanı oldu her zamanki gibi. "O ayının yanına gitmek istemiyorum... O kızıda! İkiside korkunç!"

Ethan derin nefes aldı. Kılıcını belindeki kemere yerleştirdi. "Görev, görevdir Kai." Kai sinirle dişlerini sıktı. "O zaman istifa dilekçemi veriyorum!" Theodore eşyalarını yerleştirdiği dolabı karıştırırken "Annen seni döver." dedi sakince. Kai ellerini yumruk haline getirip "Ailem zengin! Kadının paraya ihtiyacı yok ve o benim çalışmamı istiyor! Anlamıyorum!" Benjamin zekasını konuşturarak "Çalışarak zengin olunur Kai. Çalışmazsan ailende sende fakirleşirsiniz. Bununla birlikte annen seni-"

"İnek olma yolunda ilerliyorsun! Şu beynini biraz durdur!"

Benjamin bu sözlerle birlikte sırıttı. "Beynimi durdurursam eğer ölürüm. Bunun olma-"

"KAPA ÇENENİ!"

Ethan güldü. Theodore dolabı karıştırmaya devam ederken Ethan kaşlarını kaldırarak "Bu kadar korkuyorsan neden dün ormana bağırdın?" Onu taklit ederek "Orman kızı! Gel beni al!"

Benjamin kahkahayı patlattı. Ethan da onunla beraber gülüyordu. Kai ise sinirle ikisine baktı. "O zamanki ben gerizekalı ve sinirliydi! Ama şu an mantıklı düşünen bir adamım!"

Theodore ise dolabı karıştırmayı bırakıp üstündeki kıyafetlerin ceplerine bakmaya başladı. Benjamin gülmeyi keserek kaşlarını çattı. "Ne arıyorsun sen?" Theodore keskin gözleriyle Kai'ye baktı. "Rozetimi yine mi aldın? Rozet nasıl bir fantezi lan?"

Ethan gözlerini devirdi. Bu sık yaşanan bir durumdu. Kai'nin gözü hep Theodore'un rozetindeydi. Kendi rozetini paramparça etmişti ama Theodore'un rozeti sapa sağlamdı. Bu yüzden onu istiyordu.

Kai ellerini havaya kaldırarak "Ben almadım bu sefer!" Theodore gözlerini kıstı. "En son böyle dediğinde rozetim yastığının altından çıkmıştı." Kai ellerini salladı. "Gerçekten ben almadım! Yemin ederim!"

Theodore gözlerini aynı şekilde tutarak Kai'yi süzdü. Normalde Kai yalan söylediğinde ayağını sürekli yere vururdu. Ama şu an ayağı hareket etmiyordu bile. Omuz silkti ve Kai'nin dolabına doğru ilerledi. "Rozetimi senin dolabından bulursam seni öldürürüm."

Kai yutkundu. "Bu bir tehdit miydi?"

Theodore sakin bir sesle "Gerçekti."

Kai yutkunarak Theodore'a bakarken Benjamin elini ağzına götürmüş, kıs kıs gülüyordu. Kai sinirle onun koluna vurdu. "Ne gülüyorsun lan?" Benjamin omuz silkti. "Hiç." dedi masum masum.

Theodore Kai'nin dolabını karıştırmaya başladığında Ethan sorar gözlerle onu izliyordu. "Bir yerde düşürmüş olmayasın?" Theodore hafifçe güldü. "Bu olasılık Kai'nin bir kez olsun zekasını kullanması ile eş değer."

Kai sinirle ellerini yumruk haline getirdi. Kaşlarını çattı. "Benim zekamla ne alıp veremediğiniz var sizin?!"

Benjamin hiç düşünmeden cevap verdi. "Henüz zekanı görebileceğimiz bir hareket görmedik." Kai sinirle soludu. "Benjamin Redgrave! Canımı sıkma yoksa o gırtlağını sıkarım!"

Ethan iç çekti. "Sabah sabah kavga etmeye başlamayın." Benjamin sırıtarak Kai'ye baktı. "Ben kavga etmiyorum. Sadece beynini arıyorum." diyerek Kai'nin kafasına hafifçe vurdu. "Ses çıkmadı. Demek ki yok."

Kai birkaç saniye boyunca Benjamin'e boş boş baktı. Sonra kaşları daha da çatıldı. "Sen bugün ölmek mi istiyorsun Benji? Çok fazla yöntemimiz var seni öldürmek için."

"Kesin sesinizi. Rozetimi bulamıyorum." Theodore'un sakin sesi onları durdurmuştu. Ethan Theodore'un yanına yürüdü. "Biri çalmış olabilir mi?" Benjamin onaylamaz bir mırıltı ile başını iki yana salladı. "Dravaryn krallığının rozetini kim çalmak istesin? Bence düşmüş." Kai ona sinirli gözlerle baktı. "Rozeti Veyrath Krallığından biri çalmış olabilir mesela? Dravaryn krallığının suikastçısı gibi görünmek için."

Benjamin ona ters ters baktı. "Olmayan beynini sen nasıl kullanıyorsun lan? Şaşırtıcı doğrusu."

Kai ona vurmak için elini kaldırdığında Theodore tekrar konuştu. "Rozetimin çalınma ihtimali düşük. Çünkü daha yeni Veyrath Krallığına giriş yaptık. Çalındıysa veya düştüyse yüksek ihtimalle Dravaryn ve Veyrath krallığı arasındaki yol arasında olmuştur." Bir an sustu. Benjamin ve Kai şaşkınlıkla ona bakıyordu. Ethan gülümsedi. Tam bir şey diyeceği sırada Theodore tekrar konuştu. "Düşmesi için çok fazla hareket etmem lazım. Fazla hareket ettiğim iki yer var. Biri şu ballı çörek olayının geçtiği yer." Gözlerini kaçırdı. "Diğeride tüccarı öldürmeye çalıştığım yer."

Theodore'un yüzündeki ifade bir an için değişti. Ama bunu Ethan'ın sesi bozdu. "O zaman tüccarın evine gidelim. Sonra da görev yerlerimize dağılalım. Nasıl fikir?"

Kai anında bunu kabul etti. "O kızdan ve ayıdan kurtulmak için her şeyi yaparım!"

Benjamin omuz silkti. "Geç kalmazsak iyi ederiz." Theodore ise sadece başını sallamakla yetinmişti.

🌿🌿🌿

Tüccarın evinin önündelerdi. Hepsi bir çalılığın arkasına saklanmıştı çünkü tüccarın evinin önünde kraliyet arabası vardı.

Benjamin anında durumu analiz etmişti. "Anlaşılan o ki Kral tüccarı korumak istiyor."

Hepsinin bakışları Benjamin'e dönmüştü. Sonra tekrar arabaya bakmışlardı.

Muhafızlar arabayı dolduruyordu. At arabasına birkaç çanta koymuşlardı ve son bir çantayı kısa boylu bir kız getirdi.

Theodore oturduğu yerde dik hale geldi.

Kızıl saç ve yeşil gözler...

Dördüde kızı izledi. Kendinden ağır bir çantayı taşımaya çalışıyordu kız. Theodore'un dediği gibi kollarında morluklar ve ellerinde yaralar vardı. Çok zayıf ve kısa boyluydu. Doğru düzgün beslenmediği belli oluyordu.

Kai'nin gözleri anahtara değdi. Ama hemen bakışları kızın yüzünde gezindi. Sırıttı. "Theodore, gerçekten çok güzelmiş. Kendine göre dişli bir rakip bulmuşsun." Theodore'un kaşları çatıldı. "Sen bana çirkin mi demeye çalışıyorsun?" dedi kollarını sıvayarak Theodore. Kai sırıtmaya devam ederek "Hayır tabii ki de. Kız seni sevmez bence. Senden daha iyilerine layık, senin gibi sürekli uyuyan bir herifi kim koca niyetine alsın ki yani?"

Theodore'un kaşları daha da çatıldı. Bir an kıza baktı ve hemen Kai'ye döndü. "Benim uyumamla bunun ne alakası var?" Kai omuz silkti. "Çok ilgisi var."

"Nasıl?"

"Kız seni beklerken sen uyursun."

Theodore'un elleri yumruk olurken Benjamin kahkahasını tutamadı. "Adam daha evlenmeden boşanma sebebi buldu lan."

Benjamin'in yüksek sesli kahkahası dikkatleri buraya çektiği için Ethan anında iki eliyle Theodore ve Benjamin'in başlarını eğdi ve kendi başını eğdi. Geriye Kai kalmıştı. Sinirle o da başını eğdi. Ethan dişlerinin arasından "Kapayın çenenizi gerizekalılar." dedi.

Muhafızlardan birinin sesi duyuldu. "Orada bir şey mi var?"

"Sanmıyorum. Ne olabilir ki?" dedi başka bir muhafız.

"Bir goril gürleme sesi geldi sanki."

Kai buna kıkırdadı.

Bir kadın sesim duyuldu. "Buralarda hayvan çok olur. Ondan geliyordur ses." Fazlasıyla aceleyle söylenmiş bir cümleydi.

Theodore'un nefesi kesildi. Onun sesiydi.

Muhafızların dikkati başka bir yöne dağıldığında dört suikastçı kafalarını tekrar çıkardı. Ama beklenmedik bir sürprizle karşılaştılar.

O kız onlara bakıyordu. O köle.

Theodore yutkundu, Benjamin kısık sesle küfretti, Ethan iç çekerken Kai kıza el sallıyordu...

Ethan elini indirmeye çalışıyordu ama işe yaramadı. Kız görmüştü. Kai'nin eline bakıyordu sadece. Hafifçe el salladı ve gülümsedi. Kai sırıtarak Theodore'a döndü. "Bak, kız beni sevdi. Sen hala yerinde say salak herif."

Theodore gözlerini devirdi. Kai elini yavaşça indirdiğinde kızda az önceki sessiz haline büründü. Ama o sırada kapıdan bir adam çıktı.

Tüccar.

Tüccar, şişman ve kısa boylu bir adamdı. Sakalları ve üstündeki pahalı kıyafetler ile tiksinecek biri olduğunu haykırıyordu bizim dört suikastçı için.

Ethan "Theodore keşke öldürme emri gelseymiş. Bu herifi mi koruyacaksın sen oğlum?" dedi yüzünü buruşturarak.

Kai de atladı. "Senin korumana gerek yok ki. Adam göbeği ile kendisine koruma kalkanı oluşturuyor." Benjamin gülmeye başladı. Kai de öyle. İkisi birlikte ellerine vurdu.

Tüccar kızı arkasından itekledi. "Hâlâ ne dikiliyorsun sen burada? Yürü arabaya." Kızın gülümsemesi solarken hızlı adımlarla arabaya yürüdü.

Theodore'un elleri yumruk oldu, Kai ve Benjamin'in gülüşü soldu ve Ethan'ın kaşları çatıldı.

Theodore sinirle soludu. Neredeyse çalılıklardan fırlayıp o herifin üstüne atlayacaktı. "O herif benim korumamı hak etmiyor."

Ethan yutkundu. Theodore'un omzuna dokundu. "Theodore..." dedi kısık sesle. Theodore sertçe ona döndü. Ethan iç çekti. "Rozet o kızın elinde. Gördüm."

Theodore yutkundu.

🌸🌸🌸

Theodore sinirle ormanın içinde volta atıyordu. Tüccar ve köle kız saraya gitmişlerdi. Theodore'un görev yeri saraydı artık ve Benjamin de orada olacaktı.

Şimdi Ethan'ın zoruyla ormana girmişlerdi. Olayı özetlemek için. Kai girmeyi ne kadar reddetmiş olsada Ethan'ın sinirli bakışı ile içeri girmişti.

Kai elini yelpaze gibi sallayarak "Theodore aslanım, başım döndü. Bir kenara otur artık." dedi. Theodore sinirle ona baktı. Keskin gözleri Kai'nin üzerindeydi. Benjamin gözlerini devirdi ve ayağa kalktı. "Geç kalmadan görev yerlerimize gitmek istiyorsak eğer konuşmayı şimdi yapmalıyız."

Ethan'ın gözleri bir an Theodore'u süzdü. Theodore ise hiç beklemeden konuya girdi. "O adamı korumayacağım!" Ethan ayağa kalktı. "Bunu yapmazsan idam edilirsin aptal!" Kai de ayaklandı. Ama ses etmedi. Theodore sinirle dişlerini sıktı. "Umrumda mı sanıyorsun? O herifi öldürdükten sonra bir kişi özgürlüğüne kavuşacak! Ölsem ya da ölmesem de umrumda değil!" Kai sinirle Theodore'u ittirdi. "Saçmalamayı kes!" Theodore sendeledi ama gözlerini Kai'den ayırmadı. Kai ise oldukça ciddi bir şekilde "Başkasının hayatı için ölemezsin!"

Theodore Kai'ye doğru adım attı. "O herif korunmayı hak etmeyecek kadar pislik ve şerefsiz biri. Onu koruyacağıma kendi kalbime hançer saplarım daha iyi!" Kai sinirle onu bir kez daha ittirdi. "Bunu bir daha söylersen kötü olur!" Theodore da onu ittirdiğinde aralarına Benjamin girmişti. "KESİN ŞU SAÇMALIĞI!" İkiside Benjamin'i dinlemedi. Kai Benjamin'i ittirdi ve Theodore'un üstüne yürüdü. Theodore da aynı şekilde onun. Ethan araya girmek istedi ama bu seferde Theodore onu itti.

Tam birbirlerinin yakasına yapışacaklardı ki...

Bir ses.

Bir dal kırılma sesi.

Çıt.

Umursamamışlardı. Benjamin yutkundu. "İKİNİZDE DURUN! KAFAYI MI YEDİNİZ?!" diye bağırdı ama kimse onu umursamıyordu. Ethan hızla Theodore'un kolundan tuttu ama Theodore onu sertçe ittirmiş Kai'nin yakasına yapışmıştı. Ethan Theodore'un sertçe itmesiyle bir ağaca çarpmış, ağacın dallarını kırmıştı. Kai Theodore'un suratına bir yumruk savurmuştu. Theodore sendeledi ama aynı anda Kai'ye kafa attı.

Benjamin ve Ethan çaresizlik içinde olayı izliyordu.

Bir anda yine aynı ses geldi.

Çıt.

Daha yüksek.

Ve etraflarındaki sarmaşıklar hareket etmeye başladı. Sarmaşıklardan yeşil bir parıltı sızıyordu.

Theodore bu yeşil parıltıları fark etti. Hala kavga etmek isteyen Kai'yi itekledi. Kai bir ağaca çarparak durdu. Etrafta olanları görünce Kai "Ben bu ormana girmeyelim demiştim." diye fısıldadı.

Sarmaşıklar hareket etmeye devam ediyordu. Benjamin etrafına baktı. Burada onlardan başka kimse yok gibi gözüküyordu. Ama biri vardı...

Ethan bir ağacın yapraklarına baktı. Yaprakların arasından bir çift yeşil göz görünmüş ama sonra kaybolmuştu. Ethan korkuyla çığlık attı. "Biri var! Sizinle tanıştığım günü sikeyim!" Kai sinirle "Bende sana bayılmıyordum zaten!" demişti ama ayağına dolanan sarmaşık ile irkildi. Yanındaki Benjamin'in kolunu tuttu.

"BENJAMİN."

"Ne var?"

"Sakın beni bırakıp kaçma!"

"Seni neden bırakıp kaçayım?"

"Çünkü ben olsam öyle yapardım!"

Benjamin gözlerini devirdi. "Seni timsahlar yesin Kai. Ben başka bir şey söylemiyorum."

Kai ayağına dolanan sarmaşığın hareket ettiğini gördü. Şimdi ayak bileğinden dizine doğru çıkmıştı. "BENJAMİN! SARMAŞIK HAREKET EDİYOR!"

Benjamin sakin bir şekilde "Fark ettim."

Kai Benjamin'in koluna daha sıkı sarılırken sarmaşık onu çekmeye başladı. "BENJAMİN! BİR ŞEY YAP!" Benjamin omuz silkti. "Ne yapayım?" Kai ayakta durmaya çalıştı. "ARKADAŞININ ÖLMESİNİ Mİ İSTİYORSUN LAN! BİR ŞEY YAP İŞTE!"

Benjamin'in gözleri Kai de gezindi. Sonra birden kolunu çekti ve Kai yere yüzüstü düştü. "SALAK MISIN LAN SEN?!" diye bağırdı ama sarmaşık onu daha fazla çekti. Kai'nin çığlığı ormanda yankılandı. Artık ters bir şekilde havada asılı duruyordu.

Benjamin gülmeye başladı. Kai ise ona olduğu yerden sövüyordu. Ethan ve Theodore şaşkınlıkla bu ikisini izliyordu. Kai "Buradan indiğimde seni geberticem! Şerefsiz herif! Nasıl arkadaşına ihanet edebilirsin lan? O kızın ayısı beni yerse ne olacak hiç düşünmüyor musun?" Asılı olduğu yerde gözleri gezindi. Yakında olan ağacın birinden bir dal kırdı. Amacı Benjamin'e dalı atmaktı ama ani bir inleme sesi ile durdu.

Kai yutkundu. Ses hemen arkasındaki ağaçtan gelmişti. "...O da neydi?" Benjamin'in gülüşü kesilirken Ethan ve Theodore'un bakışları sesin geldiği yöne baktı.

Ağaçların yapraklarının arasında bir kız çıkar. Orman kızı...

Bu sefer bir pelerin giymiyordu. Yeşil saçları güneş ışığında parlıyordu, bembeyaz olan teninin üstünde kan duruyordu. Üstündeki kıyafetler şehirden alınmıştı ama artık yırtık ve eskiydi. Kollarında kesikler vardı. Tam beş kesik.

Ortadaki en büyük ve derin kesikti.

Kai yutkunarak oraya baktı. Kız nefes nefese kalmış, ona sert gözlerle bakıyordu. Elindeki dal şaşkınlıkla yere düştü. Kız inleyerek olduğu yerde çöktü. Kolunda bir kesik daha açıldı. "Kes şunu!"

Kai yutkundu. Bu kesikleri o mu yapmıştı?

Kız en sonunda biraz sakinleştiğinde ona sertçe baktı. "Daha fazla dal kırma diye seni yukarı çektim ama sen hala aynısın! Gerizekalı!" Derin nefesler alarak aşağıdaki Benjamin, Ethan ve Theodore'a baktı. Gözlerini onlardan çekti ve tekrar Kai'ye döndü. Kai'nin burnundan akan kanı gördü. "Kavga etmek için daha iyi bir yer bulamadınız mı?" Kai yutkundu. "Ben... kendimi fazla kaptırmışım." Eliyle başını kaşıdı. "Kusura bakma abla." Kız ayaklarını aşağı sallandırarak "Abla mı?" dedi. Hafifçe güldü. "Sen benden büyüksündür. Bana abla deneme gerek yok." Kai kaşlarını çattı. "Nasıl yani? Kitaplarda bahsedildiği gibi sizin bin yıllık ömrünüz falan yok mu?" Kız yüzünü buruşturdu. "Saçmalama patates. Normal bir insanım ben." Sonra bir an durdu. Bakışlarını kaçırdı. "Öyleydim yani. Normal bir insan ömrüne sahibim."

Üstündeki kıyafeti yırttı ve kolundaki kesiklere bastırdı. O sırada aşağıda bir çığlık koptu. Benjamin'in çığlığı.

Kai aşağı baktı. Kızda öyle. Aşağıda bir ayı vardı. Fazlasıyla oyuncu duruyordu. Kaçan Benjamin'in arkasından koşuyordu. Kai irkilerek yerinde sıçradı. Ama sadece sarmaşık sallandı.

Ethan bir ağacın tepesine çıkmıştı Theodore ile birlikte. Benjamin ise aşağıda kalmış koşuyordu. Kai yutkunarak "Senin ayın neden böyle?" Kız kaşlarını çattı. "Ne varmış benim ayımda? Sadece oyun oynuyor." Kai ani bir hareketle ona döndü. "Arkadaşımı yemek istiyor!" Kız omuz silkti.

Kız ıslık çaldı. "Bubu! Beni oraya getirtme!" diye bağırdı ağacın üstünden. Ağacın dibini işaret ederek "Otur şuraya!" Bubu uslu uslu ağacın dibine giderken kız Kai'ye döndü. "Sende hareket edip durma. Sarmaşık kopacak." Kai başını salladı. "Adın ne? Ben Kai. Tabii sen beni tanıyorsun."

Kız bir an durdu. Kai'yi sessizce süzdü. "Lyra. Lyra Hart." diyerek ağaçtan bir sarmaşık yardımıyla indi. Kai gülümseyerek fısıldadı. "Lyra."

Lyra aşağı indiği gibi Bubu denen ayı yanına geldi. Lyra'nın etrafında dolaştı. Lyra gülümseyerek Bubu'nun kulağının arkasını kaşıdı.

Kai ise sarmaşıkta sallanarak Lyra'ya döndü. "Neden ayıyı evcil hayvan olarak kullanıyorsun?" Lyra sert gözlerle ona baktı. "Sence?" Kai başını anlayışla salladı. "Yani... Doğru söylüyorsun." Heyecanla sallanmaya başladı havada. "Kolundaki kesikleri ben mi yaptım? Yani yaptıysam nasıl oldu? Seni bıçakla kestiğimi hatırlamıyorum." Lyra gözlerini devirdi. "Sen gerçekten bir suikastçı mısın? Ben senin daha çok bir soytarı olduğunu düşünüyordum." Kai bıkkınla homurdandı. "Neden herkes bana bunu söylüyor? Neden?" Lyra sessizce tekrar ağaca tırmanmaya başladı. Kai'nin bağlı olduğu sarmaşığı ağaçtan kesmek için bir bıçak çıkardı. Yutkundu.

Aşağıdaki Kai'ye baktı. "Sakın hareket etme ve herhangi bir dalı kırma."

"Ne yapacaksın ki?" diyerek yukarı baktı Kai. Lyra'nın sarmaşığı kesmek üzere olduğunu gördü. "Sakın bunu yapma! Ayına yem olmak istemiyorum..." Lyra omuz silkti. "Bubu, aşağıda dur. Bu düşen suikastçının ölmesini istemeyiz." Derin nefes aldı. Bıçağı sarmaşığa değdirdiği anda kulaklarında güçlü bir uğultu belirdi. Kai ise aşağıdan bağırıyordu. "Yapma! N'olursun!"

Lyra tümden sarmaşığı kesti ve Kai aşağı düştü. Tam ayı Bubu'nun sırtına. Bubu biraz sarsılsada pek bir sorunu yoktu. Lyra ise aynı durumda değildi.

Bıçağı titreyen ellerinden atıp elleriyle kulaklarını kapadı. Gücünü kontrol edemediği dakikalardan nefret ediyordu. Orman bildiğin bu yüzden onu cezalandırıyordu.

Derin nefesler alarak gözlerinin önünden geçen birçok anıyı silmeye çalıştı. Ormanda geçen bir sürü anı... Kulaklarındaki uğultu daha da şiddet gösterdi. En sonunda durduğunda rahatladı. Bu seferki kesik bacağında çıkmıştı. Derin nefes aldı. Aşağıya baktı.

Kai, Bubu'nun sırtından inmiş, endişeli gözlerle yukarı bakıyordu. Hatta sadece Kai değil diğerleride. Benjamin hala ayıdan korksada bir ağaca zorla tırmanmış, Theodore ve Ethan da aynı yerden izliyordu.

Theodore en sonunda "İyi misin?" demişti. Lyra derin bir nefes aldı başını salladı. "Bubu, kulübeden bir tişört ve bez getir. Hızlı ol."

Bubu hızla ormanın içinde kaybolurken Lyra daha güvenli bir dala atladı. "Ben iyiyim." dedi sadece. Kai hala endişeli gözlerle bakıyordu. "Neden sarmaşığı kestin? Dünkü gibi sarmaşıkları geri çekebilirdin." Lyra sinirle saçlarını kavradı. "O her zaman olmaz patates kafa! O zaman şansım yaver gitti!"

Bir an sessizlik.

Benjamin boğazını temizleyerek aşağı indi. "Konuya girelim." dedi Kai'yi öne iterek. Kai yutkundu. Lyra'nın çatık kaşlarına baktı bir an. "Şey... Ben seni öldürmeye gelmiştim hatırladın mı?" Lyra gözlerini devirdi. "Sadede gel." Kai yutkunarak Theodore'a baktı. Theodore omuz silkti. "Seni korumak için gönderildim!" diye ağzından kaçırdı en sonunda.

Lyra sessizdi.

Birkaç saniye sonra "Neden?" diye sordu. Bubu ağzında duran bir tişört ve bez ile geldi o sırada. Lyra bir sarmaşık yardımıyla aşağı indi, eşyaları aldı ve sarmaşık yardımıyla geri yukarı çıktı ve az önceki oturduğu yere geldi.

Ethan "Vay..." dedi. Bunu sesli söylediğini fark ettiğinde anında dudaklarını ısırdı.

Kai "Normalde krallığımız olan Dravaryn dan ayrılmak zorunda kaldık. Sonra kendimizi Veyrath Krallığının suikastçıları olarak bulduk." dedi ve gülmeye çalıştı. Ama gülmesi oldukça yapaydı. "Ve Veyrath Krallığının ilk emri seni-" diye devam edeceği sırada Lyra üstündeki yırtık tişörtü çıkardı.

Kai çığlık atarak gözlerini elleriyle kapadı.

Benjamin arkasını döndü.

Ethan hızla gözlerini kapattı.

Ve Theodore sadece gözlerini kapatıp başını eğdi.

Kai sinirle dişlerini sıktı. "Ne yapıyorsun lan sen?!" Lyra sakin bir şekilde omuz silkti. "Üstümü değiştiriyorum." Kai dişlerinin arasından "Onu biliyoruz herhalde! Neden bizim gözümüzün önünde değiştiriyorsun!" Lyra boş boş göz kırpıştırdı. Sonra aklına gelenlerle sırıttı. "Haa... Siz şehirliler için bu hareket görgü kurallarına uymuyor değil mi?" Hafifçe güldü. "Siz şehirliler amma salaksınız. Herkeste aynı şey var." Kai "O üstünü çabuk giy!" diye bağırdı.

Lyra üstünü giyinmek için tişörtü eline aldı. Ama Kai parmaklarının arasından onu izliyordu. Yaptığını fark ettiği gibi küfretti ve başını eğdi.

Birkaç saniye sonra Lyra dan "Bitti. Açın gözlerinizi." dediğinde hepsi rahatlayarak gözlerini açtı. Lyra bu seferde Bubu'nun getirdiği bezle bacağındaki yarayı temizliyordu. Lyra'nın gözleri Kai de gezindi. "Ne diyordun?" Kai bıkkınlıkla bir nefes verdi. "Veyrath Krallığının ilk emri seni koruma görevi." Lyra kaşlarını kaldırdı. "İyiymiş. Ama benim korunmaya ihtiyacım olacağını sanmıyorum." diyerek ağaç dalında gezindi.

Kai gözlerini devirdi. Lyra ise gözlerini diğerlerine çevirdi. "Onlarda beni korumak için gelmedi herhalde." Kai Ethan'a döndü. Ethan bu bakışla cevabı kendisinin vermesi gerektiğini anladı. "Sizi korumak için gelmedik. Biz başkalarını koruyoruz." Lyra gözlerini kısarak başını salladı. "Peki neden kavga ettiniz?" Benjamin başını başka bir tarafa çevirdi. Kai dişlerini sıkarak "Theodore yüzünden." Theodore ağaçtan aşağı indi. "Kai, kavga etmek istemiyorum." Kai ise hala sinirliydi. "Kavga edilmeyecek bir konu mu bu? Bir köle için kendini idam mı ettiriceksin?" Theodore dişlerini sıktı. Bir şey söylemedi.

Lyra bu ikisinin kavgasını izlemekten sıkılmıştı. Sadece nedenini öğrenmek istiyordu ve şimdi köle lafını duyunca gözleri kısıldı. "Kölenin adı ne?" Hepsi bakışlarını kaçırdı. Lyra bu hallerine gözlerini devirdi. "Daha adını bilmediği kişi için ölecek kuş beyinli." diye homurdanarak başını iki yana salladı. "Görünüşü nasıl?"

Theodore gözlerini yere çevirerek "Kızıl saçlı ve büyük yeşil gözleri var. Kollarında morluklar var. Fazlasıyla zayıf." Sonra duraksadı. "Boynunda bir anahtar var ve... çenesinde küçük bir ben var."

Ben lafıyla hepsi şaşkınlıkla Theodore'a döndü. Bunu hiçbiri fark etmemişti.

Bu cümlelerle Lyra'nın gözleri büyümüştü. Bezi bacağına sıkıca bağladı ve bir sarmaşık yardımıyla aşağı indi. "Nora." diye fısıldadı Kai'nin karşısında. Boyu sadece birkaç santim kısaydı Kai'den. Ama Kai'nin boyuna yaklaşmak bile iyiydi.

Kai kaşlarını çattı. "Ne?" Lyra dudaklarını ıslattı. "Kızın ismi Nora." Sinirle dişlerini sıktı. "Hala o tüccarın elinde olduğuna inanamıyorum!" Kai'den birkaç adım uzaklaştı. Theodore anlamaz bakışlarla ona bakıyordu. "Onu nereden tanıyorsun?" Lyra adım atmayı kesti ve derin nefes aldı. Sonra az önce kullandığı bıçağı çıkararak Theodore'a yürüdü. "Siz ondan ne istiyorsunuz?!"

Lyra'nın sinirli olduğunu gören Bubu hırlayarak Benjamin'e doğru yürüdü. Şimdi oyun oynamak istemiyordu...

Benjamin yanındaki Ethan'ı çekiştirdi. "Ethan..." Ethan Benjamin'in gösterdiği yere baktı. Ayı şimdi tam karşılarındaydı. İkiside yutkundu.

Lyra Theodore'a doğru yürümeye devam ediyordu ama Theodore hiçbir şey yapmıyordu. Eğer Lyra'ya zarar verirse Kai'nin başı yanardı ve zaten Lyra da onun gözünü korkutmak istiyordu sadece. Yani... en azından kendisi öyle düşünüyordu.

Kai yutkunarak iki tarafa baktı. "Şey... Lyra?" diye seslendi ama Lyra onu duymuyordu. O an anladı.

Lyra, Kai'yi tehdit olarak görmüyordu.

Kai hızla Theodore ve Lyra'nın arasına girdi. "Lyra yanlış anladın." dedi ama Lyra onu itip Theodore'a ulaşmıştı. "Ondan ne istiyorsunuz?!" Theodore sakin bir şekilde nefes aldı. "Kai seni korumaya geldi. Bende tüccarı korumak için görevlendirildim." Lyra alayla güldü. "O şerefsiz herifi mi koruyacaksın sen? Güldürme beni." Bir anlık sessizlikten sonra "Adam göbeği ile kendisine koruma kalkanı oluşturuyor." dediğinde sessizlik oldu.

Kai'nin şakasının aynısıydı.

Benjamin buna yeniden gülerken Kai gururlanarak göğsünü kabarttı. "Size söylemiştim! Dünyayı benim mizahım kurtaracak!"

Lyra gözlerini devirdi ve bıçağı havaya kaldırdı. Bu sefer devreye Kai girmişti ve anında Lyra'nın kollarını arkadan yakaladı. Lyra'nın sağ kolunda duran kesiklere dikkat etmeye çalışıyordu ama bırakmayacak kadarda sert tutuyordu kollarını.

Kai'nin elleri Lyra'nın kollarında sıkılaşırken Lyra anında kıpırdandı.

"Beni bırak aptal herif!"

Kai dişlerini sıktı. "Bıçağı indirirsen bırakırım!"

"Hayır!"

"O zaman bırakmam!"

Bubu bile durmuş, Lyra ve Kai'nin kavgasını izliyordu. Benjamin gözlerini devirdi.

Lyra tekrar kollarını çekmeye çalıştı ama Kai'nin tutuşu sıkılaştı. "BENİ BIRAK PATATES KAFA!" diye daha yüksek bir sesle bağırdı. Kai de karşılık verdi. "Ne patatesmiş arkadaş! Adımız patatese çıktı!" Bir an sustu. Sonra sırıtarak "Sende o zaman çimen kafa!"

Lyra bunu duyunca daha da sinirlendi ve hareket etmeye devam etti. Ama en sonunda hareketsiz kaldı. Kai bunu görünce sırıtarak "Ne oldu? Pes mi ettin?" diyerek Lyra'nın kollarını tutmaya devam ederek öne geçti. Lyra da bu anı bekliyormuş gibi Kai'ye kafa attı. Kai'nin burnu tekrar kanamaya başlamıştı. Acıyla burnunu tuttu. Kai'nin ellerinden kurtulan Lyra anında onu itti. Kai yere düşerken yanında Lyra'yı da çekti. İkisi birlikte yerdeydi şimdi.

Benjamin bir şey söylemeden sadece başını iki yana salladı. Ethan sessizce ikisini izlerken Theodore ağacın altına oturmuş uyukluyordu.

Lyra sırtüstü yerde, Kai ise hemen üstünde. Kai yine Lyra'yı bir köşeye sıkıştırmıştı. Lyra sinirle dişlerini sıktı. "Senden kurtuluş yok mu?!" Kai'yi iteklemeye çalıştı ama olmadı. "Yok!" diye bağırdı Kai de.

Benjamin sırıtarak ikisini izledi. "Yanında yemeği olan var mı?" Ethan çantadan iki adet sandviç çıkardı ve birini Benjamin'e uzattı. İkisi bu anı izleyerek yemek yemeye başladı.

Theodore sessizce gözlerini açıp ikisine baktı. "Kavga edip ormanı yıkabilirler." diyerek gözlerini geri kapadı.

🌿🌿🌿

Yirmi dakika sonra kavga sona ermişti. Lyra'nın saçlarında yapraklar vardı ama umursamıyordu bile. Kai'nin saçlarında da yapraklar vardı ve Kai söylenerek yaprakları saçlarından çıkarıyordu.

"Neden ben Tanrım? Neden ormanda kalmak zorundayım? Neden?" diyerek bir yaprağı daha attı.

Lyra garip gözlerle onu süzdü. "Merak etme, ormanda seni istemiyor zaten." Küçük bir "Hah" sesi çıkardı Kai. "Orman kaybetmiş demekki!" Lyra gözlerini devirdi. Oturduğu yerde bacak bacak üstüne attı. Kai dişlerini birbirine bastırarak "Sen ormanla mı konuşuyorsun da ormanın beni isteyip istemediğini biliyorsun? Hım?" Lyra hafifçe güldü. "Ormanın kendisi benim küçük adam. Seni az önceki gibi sallandırmamı istemiyorsan kapa çeneni."

Kai sinirle ayağa kalktı ve "Çimen kafa!" diye bağırdı

Lyra ise oturduğu yerde diklenip "Patates kafa!" diye bağırdı Kai'nin yüzüne doğru.

Benjamin sert bir soluk vererek "Artık susar mısınız? Gerçekten başım ağrımaya başladı." Ethan başını iki yana sallayarak baktı bu ikiliye.

Kai sinirle dişlerini sıktı ama en sonunda sakinleşmeye çalışarak Ethan'a döndü. "Görev yerlerinize gitmeyi düşünmüyor musunuz siz?" Lyra kaşlarını çattı. "Görev mi?" Ethan başını bıkkınlıkla salladı. "Evet, orman kızı. Görev. İzin verirsen sevgili korumanla vedalaşmak istiyoruz."

Lyra başını iki yana salladı ve ayağa kalktı. "Şu arkadaki uyuyan şahsiyetin Nora ile ne işi olduğunu söylerseniz olur." Theodore hiç istifini bozmadan mırıldandı. "Konuşmak için çok yorganım siz anlatın." Lyra gözlerini devirdi ve Kai'yi geri çekti. "Aksi takdirde arkadaşınızı timsahlar yer." Kai timsahları umursamayarak Lyra'ya sırıttı. "Beni kıskanıyor musun? Merak etme, her kız beni kıskanır ve-" derken Lyra Kai'nin suratında yumruğunu patlatmıştı.

Kai doğrularak "Bu ne arkadaş! Gelen geçen ya kafa atıyor ya yumruk! Burnumun kanaması ne güzel bitiyor, tek bir hareketle geri başlıyor! Sizin yüzünüzden kan kaybından ölücem!"

Ethan dişlerini sıkarak ikisine birden baktı. En sonunda gözleri Lyra da durdu. "Nora denen arkadaşın bir köle. Sahibi olan kişi bir tüccar ve Theodore tüccarı korumakla görevlendirildi." Derin nefes aldı. "Ama Theodore tüccara değil, Nora'ya yardım etmek istiyor. Onu korumak istiyor. Ama bunu yapmazsa-" diye devam ederken Lyra Theodore'un omzuna vurdu. "Aferin koçum, böyle devam et." Sonra Ethan'a döndü. "Ne diyordun?" Ethan gözlerini devirip başını iki yana salladı. "Eğer tüccara zarar gelirse Theodore idam edilir." Kai buna homurdanırken Lyra sessiz kalmıştı.

Theodore ise bambaşka bir konuya değindi. "Sen onu... Nora'yı nereden tanıyorsun?"

Lyra omuz silkti. "Çocukluk arkadaşım. Sorun mu var Bay Theodore?" Theodore gözlerini devirdi ve başını iki yana salladı. Kai ise "Acaba kafayı mı yedin?" diye sordu. Lyra kaşlarını çatarak ona döndü. "Ne?" Kai ise çarpık bir gülümseme sundu. "Sen ormanda yaşıyorsun, acaba Nora'yı kaya falan sanabilir misin?" Lyra Kai'nin karnına bir yumruk savurdu.

🌿🌿🌿

Benjamin, Ethan ve Theodore sokaklarda yürüyorlardı. Adımları hızlıydı ve şimdi Ethan'ı akademiye götürüyorlardı. Ethan sürekli o kadına ne yapacağını anlatıyordu. Anlattığına göre kadına yaşadıklarını yaşatacakmış... Benjamin buna inanmamıştı bile.

Theodore ormandan çıktıklarından beri sessizdi. Benjamin ve Ethan bunu fark etmişti ama ses etmemişti.

Benjamin aralarındaki bu saf sessizliği bozdu. "Kadının adını biliyor musun bari?" Ethan gururla göğsünü kabarttı. "Hem dış görünüşünü hemde ismini biliyorum! Theodore gibi değilim yani." Theodore buna sessiz kaldı.

Benjamin Ethan'ı dinlemeye devam etti. Ethan gururlanmayı kesip "Kadının adı İris. İris Winters. Talebelerin anlattıklarına göre oldukça ciddi ve soğukkanlı bir öğretmen. Ama düzenbaz biri. Bunu bizzat yaşadım." diyerek surat astı. "Sarı saçları ve buz gibi mavi gözleri var." Bir an düşündü. "Çok fazla çalışan bir kadın. Gününün çoğunu akademide geçiriyormuş. Senin şu prenses var ya, Penny." Benjamin adını duyduğu gibi gözlerini kaçırdı. Ethan ise devam etti. "Ona da özel öğretmenlik yapıyormuş. Haftada iki kez saraya geliyor." Gülümsedi. "Yanına geleceğim. En azından bir süre beraber oluruz."ama

Benjamin başını salladı sessizce. Akademiye doğru adım atmaya başladılar bu seferde. Theodore ayağıyla bir taşı tekmeliyordu. Sessizdi.

Benjamin başını yerden kaldırıp karşısında duran büyük ve görkemli binaya baktı. Akademi.

Öğrencilerin üstlerinde farklı farklı pelerinler vardı. Pelerinlerin renkleri öğrencilerin derslerde olan başarısını gösterirdi. En başarılı öğrenciler bordo rengine yakın bir renkte giyinirdi pelerini, en başarısızlar ise sarı. En cırtlak renkte yani.

Öğretmenlerde sınıflandırılmıştı. Öğretmenler istediklerini giyebilirdi ama birer fular taşımak zorundaydı. Yani kadınlarda öyleydi, ama erkekler kravat takardı.

Fuları takmak zorunluluğu yoktu ama fuları görünür bir yerde taşımak zorunluluktu. Yabancılar için yetkili öğretmenler yeşil fular veya yeşil kravat, üst kademedeki öğretmenler ise mavi fular veya mavi kravat.

Ve İris mavi fular takıyordu.

Ethan derin nefes aldı. Yüzündeki maskeyi çekiştirdi ve yanındaki Benjamin'e baktı. Benjamin ise Theodore'a bakıyordu.

Theodore yere bakarak dümdüz ilerliyordu.

Bir direğe kafasını çarparak durdu. İnleyerek kafasını ovuşturdu. Yanından geçen birkaç öğrenci ona bakarak gülmeye başlamıştı bile. Theodore sinirle başını kaldırdı.

Ethan gözlerini devirerek bakıyordu ona. Benjamin maskeyi yüzüne çekme zahmetine girmeden Ethan'a baktı. Ethan da ona döndü. "Ne? Niye öyle bakıyorsun?" Benjamin gözlerini yumdu ve bir kaç saniyenin ardından geri açtı. "Bu şekilde dikkat çekiyorsun. Maskeyi indir."

Ethan maskeyi iyice yüzüne çekerken "Hayatta olmaz!" diyordu.

❄️❄️❄️

Ethan sinirle bahçede yürüyordu. Benjamin'in zoruyla maskeyi çıkarmıştı. Akademinin önünde duran iki muhafız ilk başta geçmelerine izin vermemişti ama Theodore'un birkaç hamlesi sayesinde geçmişlerdi.

Theodore uyurdu, gün boyunca, sürekli, her daim. Ama bir başkasını uyutmasını iyi bilirdi.

Tabii, bu yöntemle Benjamin ile Ethan şaşkına dönmüştü. Theodore resmen bir bitki tohumunu kullanarak uyutmuştu adamları!

Adamlar yere yığıldığında Benjamin'in yüzündeki ifade bir anda değişti. Hemen diz çöküp adamlardan birinin nabzını kontrol etti. Bir saniye sonra derin bir nefes verdi. "Yaşıyorlar."

Ardından Theodore'a döndü. Sesini alçaltarak dişlerinin arasından konuştu. "Sen salak mısın lan?!" Theodore kaşlarını kaldırdı. "Ne yaptım?" Benjamin, Theodore'un elindeki ota işaret etti. "Elindeki otun kokusunu alan biri uyuyabilir de ölebilir de!"

Theodore elindeki ota baktı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden onu inceledi. Sonra gözleri yavaşça büyüdü. "Ha..." Elini şaşkınlıkla ağzına götürdü. "Ben bunu tüccarın adamlarına da koklatmıştım." Ethan'ın yüzündeki ifade bir anda düştü. "Sen..." Theodore devam etti. "Onları bir daha görmedim."

Kısa bir sessizlik oldu.

Ethan gözlerini kapatıp alnını ovuşturdu. "Salak herif." Benjamin'in ağzı açık kaldı. "Bir dakika..." Yerdeki adamlara baktı, sonra Theodore'a döndü. "Sen adamları uyutmak yerine öldürmüş olabilir misin?" Theodore birkaç saniye düşündü. "Olabilir." Benjamin gözlerini kapattı. "Tabii. Neden olmasın?"

Sonra yerdeki adamlardan birine hafifçe tekme attı. "Neden ben, Tanrım? Neden ben?! Neden bu kadar salak bir ekibin üyesiyim?!" Arkasından Ethan'ın sesi geldi. "Sanki sen çok akıllıymışsın gibi konuşma." Benjamin başını çevirip ona baktı. "Ethan."

"Hm?"

"Sus."

Ethan sırıtıp omuz silkti. "Hadi yürü."

Üçü akademinin kapısından içeri girdi.

Theodore daha ilk adımını atar atmaz yavaşladı. Gözleri, gördüğü her şeyi merakla inceliyordu. Büyük salon, yüksek tavanlar, duvarlardaki işlemeler... Sanki daha önce hiç böyle bir yer görmemişti.

Ethan bunu fark edince gülerek Benjamin'e yaklaştı. "Galiba ilk kez akademiye geliyor." Benjamin arkasına bile bakmadan yürümeye devam etti. "Harika." Ethan kaşlarını kaldırdı. "Ne oldu?" Benjamin iç çekti. "Bir de bununla uğraşacağız."

Theodore arkalarından seslendi. "Ethan!" Ethan arkasına döndü. "Ne var lan?" Theodore parmağı ile etrafı gösterdi. "Burası çok büyük! Kaybolmayın sakın!" Ethan gözlerini devirirken Benjamin hafifçe güldü. "Ethan, kısa boylusun ya ondan diyor." Ethan dişlerini sıkarak "Benjamin." dedi uyaran ses tonuyla. Benjamin ellerini kaldırarak "Tamam tamam kızma." dedi ama hala gülüyordu.

Yanlarına bir yetkili öğretmen geldi. Yeşil fularlı bir kadın. Üstünde tam bir öğretmen olduğunu haykıran türden bir elbise vardı. Saçları sıkı bir topuzdu. Benjamin'e gülümseyerek "Buyrun, ne için gelmiştiniz?" dedi nazik bir ses tonuyla.

Theodore ve Ethan aynı anda Benjamin'e döndü. Benjamin de aynı anda onlara döndü. Ethan'ın gözleri "Grubun beyni sensin, sen anlat." diyordu. Benjamin'in gözleri ise "Grubun lideri sensin sen anlat." diyordu. Theodore ise "Ben karışmam." modundaydı.

Yetkili öğretmenin gülümsemesi hafifçe solarken Ethan boğazını temizledi. Benjamin'in bakışlarına daha fazla dayanamamıştı. "Bayan İris'i görmeye geldik." Benjamin keyifli bir şekilde gülümserken yetkili öğretmen yutkundu. Gülümsemeye çalışarak "Onu görmek istediğinize emin misiniz? Kendisi şu an-"

"NE DEMEK ÖĞRENCİLERE AİT PARŞÖMENLERİ KAYBETTİM! NE DEMEK!"

Ses içeriden, öğretmenlerin işlerini hallettiği odadan geliyordu. Yetkili öğretmen gözlerini sıkıca kapamış, bu bağırışmanın bitmesini bekliyordu.

Üçününde bakışları odanın kapısına doğru döndü. Odadan aceleyle çıkan bir öğretmenle arkasından gelen kitapla Benjamin irkilerek Ethan'ın arkasına saklandı.

"Bayan İris! Lütfen sakin olun!"

"BAYAN SENİN ANANDIR PİÇ KURUSU!" diyerek odadan çıkan İris Winters ile Ethan yutkundu. Theodore da hafif korkmuştu.

Erkek öğretmenin üstü dağılmıştı. Kravatı boynunda zorla asılı duruyor, göz bebekleri korkudan titreşiyordu. İris ise sinirle ona bakıyordu. Üstündeki mavi elbise ile oldukça şık görünüyordu, ayağındaki topuklu botlar ve hafifçe dağılmış sarı saçları sayesinde bütün odak ondaydı.

Adam korkarak geri adım atmaya başlamıştı ama İris'in eli saçlarına gitmişti. Saçlarının hafifçe dağıldığını anlamıştı bile. Nefes nefese kalmıştı ama sinirden çığlık atmıştı ve herkes kulaklarını kapamıştı.

"SAÇIM BOZULMUŞ! ORUSPU PİÇ! SENİ BU SEFER KİMSE ELİMDEN ALAMAZ!"

Adam topuklarını bir yerine vura vura kaçmaya başlarken İris'i iki öğretmen durdurmaya çalışıyordu. Benjamin korkarak Theodore'u çekiştirmeye başladı. "Biz gidiyoruz kardeşim, sana kolay gelsin. Bu kadın Lyra dan beter." Ethan korkuyla arkasına döndü. "Benide alın gerizekalılar!" dediği sırada İris'ten bir çığlık daha duyuldu. "Siz! Turuncu saçlı olan manyak gerizekalı! O adamı yakalarsam eğer sana beş kese altın veririm! Onu buraya getir yoksa ben getirmesini bilirim ve yanında ek paket olarak senide döverim!"

Benjamin ve Theodore yerinde durdu ve Ethan'a acıyan gözlerle baktı. Ethan ise yavaşça arkasına döndü. Titreyerek İris'e bakıyordu şimdi.

1...

2...

3...

İris'in kaşları çatıldı bir an. Ama sonra yüzünde bir gülümseme belirdi. "Ah... Sen..." Sakinleştiğini gören öğretmenler bir an şaşırdı. İris onları iterek Ethan'a doğru yürüdü. "Sen pencereden giremeyen..." Ethan panikle ona baktı. İris sırıttı. "Muhafızsın." Ethan rahat bir nefes aldı. Suikastçı olduğunu söyleseydi onu kazığa oturturlardı.

Ama İris'in gözleri parlıyordu. Ethan yutkundu. Bu sanki... "Elime düştün." demekti. Ethan yutkunarak Theodore'a baktı. Theodore omuz silkti, sonra Benjamin'e baktı. Benjamin hiç oralı olmadan başını diğer tarafa çevirdi. Ethan dişlerini sıkarak tekrar İris'e döndü.

İris sırıtmaya devam ederek onun tam önünde durdu. Elleriyle işaret ederek herkese gösterdi. "Buraya neden geldin tekrar acaba muhafız?" Eğlendiğini gizleyemiyordu ve muhafız kelimesine bastırıyordu.

Ethan dudaklarını birbirine bastırdı. Cevap veremiyordu. O sırada yetkili öğretmen araya girdi. "Bayan İris, sizinle görüşmek için geldiklerini söylediler." İris kaşlarını çattı. "Söylediler? Çoğul eki mi?" Ethan'ın arkasında duran Benjamin ve Theodore'a baktı. Sırıtışı büyüdü. "Üç misafir mi? Vay..." Yetkili öğretmene dönerek "Misafirleri odama al. Ve onlara bir şeyler ikram et benim ufak bir işim var." Boynundaki fuları çıkarıp saçını düzgün bir at kuyruğu haline getirdi. Sıkıca bağladı fuları saçlarına. "Ve bana bir balta getir."

Ethan yutkundu.

❄️❄️❄️

Üçüde İris'in odasında, kurbanlık koyunlar gibi bir koltuğa sıkışmış İris'i bekliyordu. Ethan'ın tüm vücudu titriyordu. Benjamin küfürler saymakla meşguldü ve Theodore bu sefer korkudan bayılmıştı. Bu sefer uyumuyordu ama kaçış yöntemlerinin hepsi uyumaktan geçiyordu.

Dışarıdan birkaç ses geliyordu. Ethan, İris'in neden bir balta istediğini az çok tahmin etmişti. Kadın bildiğin adamı baltayla ikiye bölücekti. Bu düşünceyi kafasından silmek istercesine başını iki yana salladı. Benjamin bir küfür daha söyledikten sonra derin bir nefes aldı. "Onu korumana gerek yok bence. Kadın... deli."

"Zırdeli." dedi Ethan bir yanlışı düzeltmiş gibi.

"Evet."

Kapı sertçe açıldığında ikiside ayağa kalktı. Korku ve saygı karışımı.

İris sağ elindeki balta ve sol elindeki elma ile garip bir görüntü sunuyordu. Baltanın keskin yerinde küçük bir kan vardı ve bu Benjamin ile Ethan'ın yutkunmasına yetmişti. Sol elindeki elmadan kocaman bir ısırık aldı. Dolu ağzıyla masasına doğru yürüdü ve Benjamin ile Ethan'a bakarak "Oturun." dedi.

Benjamin ve Ethan sessizce oturdu. İris masasına geçti ve baltayı bir kenara koydu. Sanki daha sonra bir işi varmış gibi yakınlara koydu.

Theodore da gezindi gözleri. Kaşları çatıldı. "Bu niye uyuyor?" Benjamin yutkundu. "O her zaman uyuyor." İris'in kaşları daha da çatıldı. "Burası bir akademi! Burada uyunmaz! Ders yapılır ciddi olunur!" Theodore hala uyuyordu.

İris sinirle dişlerini sıktı. "Uyandırın şunu."

Ethan ve Benjamin birbirine baktı. Ethan buyur dercesine bir hareket yaparak "Sen uyandır." Benjamin'in gözleri saniyesinde büyüdü. "Hayatta olmaz sen uyandır." İris bıkkınlık ve hafif sinir karışımı bir nefes verdi. "Baltayı kullanmamı istemiyorsanız uyandırın şu salağı!"

Ethan anında Theodore'u sarstı.

Ethan aynı anda şunu fark etti. Bu kadının ağzı fazla bozuktu.

Theodore başını inleyerek kaldırdığında karşısında İris'i gördü. Kadının kaşları çatık, saçları hala bozuktu ve yanında bir balta duruyordu.

Theodore geri uyudu.

İris'in kaşları çatılırken Benjamin hafifçe güldü. Ethan olayı kurtarmaya çalışarak "Galiba korkudan bayıldı..." demişti. Benjamin buna da gülmüştü.

İris gözlerini devirdi. "Sizin suikastçı olduğunuza inanmamı beklemiyorsunuzdur umarım?" dedi kaşlarını kaldırarak. "Hepiniz birer şaklabana benziyorsunuz." Ethan sessizdi. Benjamin ise hala gülüyordu.

İris ikisinde gözlerini gezdirdi. Sonra sırıtarak Ethan'ı parmağı ile gösterdi. "Sen neden buraya geri geldin? Beni öldürmek için mi?" Sesinden fazla eğlendiği belli oluyordu. Ethan boğazını temizledi. "Görevim seni öldürmek değil. Hem ben Veyrath Krallığındanım artık." Benjamin'e döndü. "Di mi?" Benjamin gülerek başını salladı. İris ise gözlerini kısarak ikisine baktı. "Artık mı?" Ethan anlamayarak ona baktı. "Ne?" İris'in dudakları hafifçe yukarı kalktı. "Ben Veyrath Krallığındanım artık." dedi Ethan'ın sözlerini tekrar ederek. "Artık derken? Önceden Dravaryn krallığında mıydın?" dedi kaşlarını kaldırarak.

Ethan yutkundu. Şimdi neden mavi fular takan bir öğretmen olduğunu anlamıştı.

Ethan başını olumlu bir şekilde salladı. İris gözlerini devirdi. "Beni öldürmeye gelmediğine göre neden geldin?"

"Seni koruma görevi verildi bana."

"Sence korunmaya ihtiyacım mı var?"

"Yok."

"O zaman gidebilirsin."

Benjamin gülmeyi keserek ciddi bir ifade takındı. "Bayan İris, eğer Ethan bu görevi yapmazsa idam edilir." İris omuz silkti. "Edilsin, izlerim. Yanında içecekte getiririm." Ethan gözlerini devirdi. "Ne kadar çok önemsiyor korumasını." İris kaşlarını çattı. "Korumam değilsin."

"Öyleyim."

"Değilsin."

"Arkadaşlar." dedi Benjamin tartışmayı keserek. "Ciddi bir konu konuşuyoruz." Benjamin'in kararlı sesiyle ikiside sustu. Benjamin derin bir nefes alarak İris'e döndü. "Bayan İris, Ethan'ın size korumalık yapması istemeyiz. Ama şartlar-"

"Ne demek bana korumalık yapmasını istemezsiniz? Benden daha iyisini bulacakta korumalık yapacak yani?"

Sessizlik.

Benjamin boğazını temizledi. "Hayır, Bayan İris. Demek istediğim bu değildi."

Ama asıl bombayı İris ortaya koydu. "Kabul. Sör Ethan benim korumam olucak. Eğer onu beğenmezsem Veyrath sarayına gidip hepinizi ele veririm." Benjamin yutkundu. İris ise sevimsiz bir şekilde gülümsedi. "Yani Dravaryn Suikastçısı olduğunu herkes öğrenir."

İris kaşlarını tehlikeli bir edayla yukarı kaldırdı. "Kabul mü?"

❄️❄️❄️

"İnanamıyorum! Kadın bizim sırrımızı iki cümleyle öğrendi!" diye söylendi Benjamin. Akademinin beyaz duvarları arasında yürüyorlardı. Ethan hala şaşkın, Theodore ise uyku sersemiydi.

Benjamin ise söyleniyordu. "Kadına sırrımızı emanet ettik, üstelik keyfinin kahyası Ethan'ı istemezse hepimizi ele vericek krallığa! İdam edilebiliriz ya da bunu zaten bildikleri için umursamazlar ama kadın bir düzenbaz! Yalan söylemekte de ustadır eminim ki bizim yapmadığımız işleri bile sahte kanıtlar sunarak gösterebilir!"

Theodore esneyerek "Abartıyorsun." dedi. Benjamin ise inanamayarak ona baktı. "Abartıyor muyum? Hiçte bile! Gayette doğruları söylüyorum!" Benjamin sinirle ellerini saçlarının arasından geçirdi. "Kadın bildiğin bizi oyuna getirdi!"

Ethan şoktan çıkı gözlerini devirdi. "Gerçekten abartıyorsun."

"Ben bu grubun beyniyim! Bir gururum var!

Ethan hafifçe güldü. "Gururun ayaklar altında."

Benjamin sinirle ona baktı ama daha fazla ses etmedi. Çünkü koridorun sonuna gelmişlerdi. Bundan sonrası Theodore ve Benjamin'in saray yolculuğu idi.

Theodore arkasına dönüp tekrar akademiye baktı. Sessizdi. Ethan'a döndü. "Hayatta kalmaya çalış." dedi ve sessizce dışarı çıktı.

Benjamin bir süre Theodore'u izledi. Sonra Ethan'a döndü. Ethan hazır bekliyordu. Dudaklarını birbirine bastırdı Benjamin. "Haftaya tavernada gece yarısı buluşalım. Kai'ye de haber ver." Ethan başını salladı sessizce. Benjamin gözlerini bir an İris'in odasına giden koridorda gezdirdi. "Gerçekten hayatta kal. İdam edilmek istemiyorsan o kadının nazıyla oynama." Ethan gülerek elini salladı. "O kadın bana bir şey yapamaz." Benjamin gözlerini kıstı.

"Ethan."

"Ne?"

"Kadın baltayla geziyor."

Ethan sessiz kaldı.

Benjamin de dışarı çıktı en sonunda. Bir veda etmemişti Ethan'a. Bu bir veda değildi, tekrar görüşüceklerdi en sonunda.

Değil mi?

❄️❄️❄️

Theodore ve Benjamin sarayın bahçesindelerdi. İkiside Demir şövalye zırhlarındaydı. Theodore zaten uykulu haliyle sarsak adımlar atardı ve bu zırh yüzünden hiç yürüyemiyordu bile. Sürekli söylenip duruyordu.

Kral, sadece tüccara ve İris'e saldırı düzenlendiğini biliyordu. Kendi kızı hakkında bir şey bilmiyordu.

Benjamin'in planı burada devreye giriyordu.

Bir şövalye kılığında içeri girecek ve Kral ile Kraliçenin huzuruna çıkacaktı. Krala, prensesin iki gün önce bir suikast girişimine maruz kaldığını söyleyecekti. Bu şekilde ya prensesi uzaktan koruyacaktı ya da şansı yaver giderse prensesin koruması olurdu. Böylece güvenlik önlemleri de artardı.

Theodore ise anında tüccarın yanına gidecek ve onun koruması olduğunu söyleyecekti. Hiç lafı dolandırmadan, direkt. Tüccar zaten bunu hızla kabul ederdi çünkü canı tatlı bir adamdı kendisi.

Ama insanlara acı çektirmeyi seviyordu.

Benjamin hızla taht odasına doğru ilerledi. Theodore da peşinden gelince kaşları çatıldı. "Sen nereye?" Theodore omuz silkti. "Tüccarın odasının yerini bilmiyorum." Benjamin gözlerini devirdi ve ilerlemeye devam etti.

Taht odasından içeri girdiğinde Kral ve Kraliçe beklediği gibi oradaydı. Ama hemen yanlarında biri daha vardı.

Prenses Penny

Benjamin'in gözleri Penny'e takıldı bir an. Ama hemen başını iki yana sallayarak Kralın huzuruna çıktı.

Saygıyla bir reverans yaptı. "Majesteleri, size önemli haberlerim var." Theodore hemen arkasında duruyordu. Benjamin gibi bir hareket yapmaya çalıştı ama zırh yüzünden beceremedi. Kral Theodore'a garip gözlerle bakıyordu. "Söyle muhafız."

Benjamin başını kaldırdı ve taht odasının en köşesinde duran prensesi gösterdi. "İki gün önce prensesimize bir saldırı gerçekleşti."

Sessizlik.

Taht odasındaki muhafızlar şaşkınlık dolu mırıltılar çıkardı. Ama hiçbiri bir kelime etmedi.

Penny hızla yanlarına geldi. Kaşları çatılmış, anlam veremeyerek bakıyordu Benjamin'e.

Benjamin'in gözleri bir an Penny de gezindi. Uzun kahverengi saçları ve yüzündeki çilleri ile masum duruyordu. Üstünde bir elbise vardı. Normal prenses elbiseleri gibi kabarık bir eteği yoktu elbisenin. Penny daha rahat şeyler giyiyordu. Çünkü sarayda koşturamazdı diğer elbiseyi giyse. Benjamin bunu düşününce gözlerini devirdi bir an.

Kral ayağa kalktı. "Nasıl?" Penny'e döndü ama hemen Benjamin'e geri döndü. Benjamin ise devam etti. "Suikastçı pencereden girdi majesteleri. Prensesi kontrol etmek için odasına girdiğimde onu gördüm. Elinde bir hançer vardı, içeri girdiğim gibi pencereden kaçtı."

Kral hiddetle "İki gün boyunca bunu neden sakladın?!"

"Çünkü izleniyordum. Eğer size söyleseydim ya benim kellem alınırdı ya da prensesin."

Külliyen yalan!

Kral bıkkınlık dolu bir nefes alarak gözlerini kapadı. Penny'nin kaşları hala çatılı duruyordu. Sonra ağzı açılmaya başladı. Şaşkınlıktan.

"Odamda neden yasemin kokusu olduğunu merak ediyordum, şimdi öğrendim!" Benjamin yutkundu. Theodore yerinde rahatsızca kıpırdandı. Benjamin hafifçe korkarak "Anlamadım prensesim." dediğinde Penny anında heyecanla anlatmaya başladı. "İki gün önce odamda uyandığımda yasemin kokusu vardı! Suikastçı yasemin kokuyor olmalı!"

Benjamin sinirle dişlerini sıktı. Alister.

O kokuyu kullanmamasını ona defalarca söylemişti!

Kral, prensesin söylediklerini duyunca gözleri kapıda duran iki muhafıza döndü. "O suikastçıyı bulun." dedi. Muhafızlar anında başını salladı ve dışarı çıktı.

Kral, Benjamin'e döndü. Benjamin hafifçe yerinde titredi ama belli etmemeye çalışıyordu. Kral "Prenses Penny'nin özel koruması sen olacaksın." Benjamin yutkundu. Şansı yaver gitmişti!

Kral devam etti. "Eğer onun kılına zarar gelirse ne olacağını biliyorsun." Benjamin hızla başını salladı. "Emredersiniz Kralım!" Kral yanında duran baş muhafıza "Güvenlik önlemlerini sıklaştırın." dedi.

Penny'nin gözleri Benjamin de gezindi. Babasına dönerek "Baba, o benim gittiğim yerlere gidecek değil mi?" Kral başını salladı. "Yani onu istediğim her hale sokabilirim değil mi?" Kral hafifçe homurdandı. "Muhafız senindir kızım. İster kaynar suya at ister ejderhaya yem e-"

"Bahçede harika dakikalar geçireceğiz!" diyerek Benjamin'in zırhlı elini tuttu. "Çiçeklerden taç yaparız ve çimenlerde koştururuz! Hızlı ol muhafız!" diyerek Benjamin'i çekiştirmeye başladı. Theodore ikisini görünce yutkundu. Krala yine bir reverans yaptı -yapamadı- ve hızla peşlerinden ilerledi.

Benjamin gözlerini kırpıştırarak Penny'e baktı. Bu kız az önce suikasta uğradığını öğrenmişti ama hiç umursamıyordu!

Theodore ise peşlerinden koşmakta zorlanıyordu. Bu zırh onu rahatsız ediyordu artık! Sinirle kafasındaki kaskı çıkardı. En azından kafası rahatlamıştı. Kaskı bir kenara attı ve ellerindeki demir eldivenleri de çıkardı. Onlarıda bir kenara fırlattı.

O sırada koridorun diğer ucunda bir bağırış koptu. "Hiçbir şeye yaramayan aptal bir köle! Seni satmamı istemiyorsan odanın dışında kal!"

Theodore'un yüzü sertleşti. Tüccar.

Arkasına döndü ve tüccarın bir odaya girdiğini gördü. Bildiği kadarıyla orası bir çeşit toplantı odasıydı.

Hemen kapının önünde ise bir köle... Kızıl saçlı bir köle.

"Ama efendim içeriye girmeniz yasak!" dedi yüksek bir sesle Nora. "Kral izin vermeden giremezsiniz!" Tüccar onu sertçe ittirip içeriye girdi. Nora şimdi yerde, kalçasının üstünde oturuyordu. Canı acımıştı ama bu artık hiç umrunda değildi. Canı acıdığı için en son on yaşında ağlamıştı ve bunun sonu daha çok can yanması ile bitmişti.

Theodore yerinde durdu. Nora'nın hareketlerini izlerken kanı kaynıyordu. Tüccarın az önceki hareketi yüzündendi. Elleri yumruk haline gelmişti. Hem, evet. Kral izin vermediği sürece o odaya girmek kesinlikle yasaktı. Theodore derin bir nefes almaya çalışarak ilerledi. Zırh hala hareketlerini kısıtlıyordu ama Nora'nın yanına ulaşmıştı.

Nora dolu gözlerle başını kaldırdı. Theodore'u karşısında görünce bir an durdu. Korkuyla yutkundu. "Sen..." Cümlesini tamamlamadı. Korkarak ve titreyerek yine onun karşısındaydı.

Theodore sessizce Nora'nın elbisesine taktığı rozeti aldı. "Bu benim olmalı." Nora yutkundu. Cevap veremiyordu. Korkudan dili tutulmuştu. Zarar verir miydi? Ama sabahta gelmişti ve tek yaptığı şey izlemekti. Ya şimdi zarar veririse? Tırnakları yavaşça derisine gömüldü.

Theodore ise bir an rozete baktı. Sonra elini Nora'ya uzattı. "Kalk. Sana dokunmayacağım." Nora bir an Theodore'un eline baktı. Theodore'un eli hafifçe nasırlaşmış, kendi elinin aksine büyüktü. Gözleri Theodore'un yüzünde gezindi.

Gözleri yumuşaktı, gülümsemiyordu ama yüzündeki ifade güven veriyordu.

Nora o an fark etti...

Karşısında o günkü suikastçı yoktu.

Karşısında bir koruyucu vardı.

Bölüm sonu

3 yorum