İçeriğe geç

Kan ve Taç

Bölüm 4 · 17 dk okuma

Kan ve Taç

Bölüm 4

Roller Değişiyor

Suikastçılar o gün her zaman kaldıkları yerde, yani suikastçıların kaldığı kulede kalmıştı.

En erken uyanan gariptir ki Kai idi.

Kai normalde erken kalkmazdı. Yolculuk için her şey hazırdı ve yolculuğa iki saat vardı. Herkes uyurken bizim suikastçılardan ikisi uyanıktı. Biri Kai, diğeri Theodore. Theodore uyandığını belli etmemişti Kai'ye. Sessizce onu izliyordu odada.

Kai odanın içinde gezdi. Sessizce. Sonra dışarı çıktı. Theodore bir an kaşlarını çattı. Bir şey söylemeden vücudunu ters çevirdi ve uyumaya başladı.

Kai sessizce koridorda gezdi. Sessizliği garipti. Normalde diğerlerini bağırarak uyandırmış olurdu.

Sanırım biraz orman kızından korkuyordu. Belki...

Kai sessizce kuleden aşağı indi. Sarı saçlarını karıştırdı. Bir ara kulenin yakınlarında duran bir çeşmeye gitti. O tarafta oturacak yerler vardı. Adımlarını dikkatle atarken ellerini rahatlıkla ceplerine soktu. Rahat görünmeye çalışıyordu.

Acaba gittiğim gibi istifa dilekçemi versem mi? diye düşündü bir an. O yeşil saçlı orman kızına da ayısına da tahammülü yoktu! Bir insan nasıl evcil hayvan olarak ayı beslerdi! Hatta sadece ayı da değil; yırtıcı kuşlar, kurtlar, yılanlar ve tilkiler... O kızla başa çıkamazdı!

Çeşmenin yanındaki bir banka oturdu. Çeşmeye çok yakındı. Ama elini çeşmeye uzatmadı. Onun yerine düşünmeye başladı. Acaba nasıl kurtulucaktı bu kızdan ve ayısından?

O sırada bir suikastçı grubu çeşmeye gülerek yaklaşıyordu. Kai istifini bozmadı. Çeşmeden su içilecek yer vardı. Ona dokunmadan içebilirlerdi. Kafasında duran düşünceleri kenara itmek için grubu izlemeye başladı. Grubun liderini gördüğü gibi küfretti. Simon.

Simon bu kulede ki en aptal ve zorba suikastçıydı. Saçma sapan şeyler yüzünden insanlara zorbalık yapan bir pislikti kendisi. Koyu kızıl saçlı ve siyah gözleri ile oldukça ilgi çekiciydi. Ama bu Kai'nin umrunda değildi. Kendisi daha yakışıklıydı bir kere!

Simon arkadaşları ile su içmeye başladı çeşmeden. Kai onları izlemeyi kesti. Bunları izleyeceğine gider o kaçık kızın ayısıyla savaşırdı daha iyi.

Bir anda üstüne su geldiğinde şaşkınlıkla bakakaldı. Simon'a döndü. Simon sırıtarak ona bakıyordu. "Günaydın Ryder. Erkencisin bugün?" Kai gözlerini devirdi ve ayağa kalktı. "Seninle uğraşmam Simon. İşlerim var." Simon onu kolundan tuttu. "İşlerin mi?" Güldü. "Ne gibi mesela? Vatan hainliği gibi mi?"

Kai'nin elleri cebinin içinde yumruk oldu.

"O lafı sana yutturmadan önce çek elini." dedi Kai. Oldukça sakin ve tehlikeliydi sesi. Simon'ın kaşları yukarı kalktı. "Soytarı Kai'ye ne olmuş böyle? Çok değişmiş." Kai sertçe onun elini ittirdi. Ama Simon'ın arkadaşları onu ittirdi. Simon sırıtararak ona bakıyordu. "Hadi ama Ryder. O soytarı halini özledim. Veyrath'a gitmek seni sinirlendirdi mi yoksa?"

Kai daha fazla beklemedi. Sinirle yumruğunu Simon'ın yüzünde patlattı. Daha fazlasını yapmak için Simon'ı yere düşürdü ve üstüne çıkıp art arda yumruklarını atmaya başladı. Etrafındaki kişiler onu durdurmaya çalışıyordu ama Kai dinlemiyordu bile.

O an...

Bir sarmaşık...

Hareket ediyordu...

Canlıydı...

Kai bunu fark etmemişti ama etraftaki herkes bunu fark etmişti. Uzaklaşmaya başladılar. Ağaçların arasından gelen bir sarmaşık hareket ediyor, bir yılan misali kıvrılıyordu. Sarmaşık Kai'nin bileğine dolandı. Kai'nin yumruğu havada asılı kaldı. Yumruğunu indiremiyordu. Gözleri büyüdü. Sarmaşığa baktı bir an.

Kulenin kapısından beş figür belirdi. Theodore, Ethan, Benjamin, Licky ve Rabie.

Ethan, Kai'nin o halini görünce iki elini başının arasına aldı. Benjamin sarmaşığa bakıyordu. Theodore'un gözleri büyümüştü. Licky kılıcını kınından çıkardı. Rabie ise hançerini. Korkak gözlerle bakıyordu Rabie.

Ağaçların arasından gözüküyordu. Biri vardı. Üstündeki pelerinden dolayı ne yüzü ne de üstü görünüyordu ama bir eli dışarıdaydı. Eli ile sarmaşığı hareket ettiriyordu. Teni bembeyazdı.

Kai yutkundu. Orman kızı...

Onu görmüştü Kai. Arkasından ona hançeri saplamak üzereyken bir ayının saldırısına maruz kalmıştı belki ama... yeşil saçlı olduğunu görmüştü. Teni bembeyaz, üstündeki kıyafetler şehir kıyafetleri ama yırtıktı, incecik bir beli ve şimdi pelerinin altından gözüken yeşil gözleri...

Licky kılıcıyla beraber orman kızına doğru yürüdü. Onun bu hareketiyle beraber Rabie de cesaretlendi.

Kai ise anında Simon'ın üstünden kalkıp Licky'e yürüdü. "Dur!" Kai elindeki sarmaşık yüzünden ilerleyemedi. Orman kızı sanki bunu bekliyormuş gibi anında sarmaşığı geri çekti ve Kai'yi serbest bıraktı. Licky orman kızına doğru koşmaya başlamıştı bu sefer. Rabie ise korkuyla yutkundu. Gidemezdi. Korkusu ona her şeyi unutturmuştu.

Orman kızı olduğu yerde duruyordu. Licky koşuyordu, Kai de onun peşinden koşuyordu. Orman kızı Licky'e zarar verebilirdi! Kai bunu bizzat yaşamıştı.

Ethan bunu görünce anında Kai'nin peşinden ilerlemeye başladı. Theodore da ve Benjamin de.

Licky durmuyordu. Orman kızını bir tehdit olarak görmüştü. Bir başka seçenek ise bu bir emirdi. Orman kızını öldürürlerse Veyrath'ın ormanı savunmasız kalıcaktı.

Kai sinirle "DUR LİCKY! O SENİ ÖLDÜREBİLİR!" diye bağırdı.

O anda orman kızı ıslık çaldı.

Çalılıkların arasından önce büyük bir gölge çıktı. Licky'nin adımları yavaşladı. Bir ayı... kuş havalandı ve üzerlerinde bir tur attı. Licky olduğu yerde kaldı. Kai'nin yüzündeki bütün renk çekildi. "Sıçtık..." diye küfretti. "Aferin Licky! Şimdi hepimiz akşam yemeği olacağız!"

Licky olduğu yerde donmuştu. Ayı birkaç adım daha attı. Kai istemsizce geriye doğru yürüdü. "Sakın hareket etme..." diye fısıldadı. Licky dişlerini sıkarak "Bana ne yapacağımı söyleme!"

"O zaman öl!"

"Kai!"

O anda bir kıkırtı duyuldu. Orman kızı gülüyordu. "Siz gerçekten komiksiniz." Bir an durdu. Kimseden çıt çıkmıyordu. Yeşil gözleri Kai de gezindi. "Kai Ryder... Seninle tekrar görüşeceğiz." Eli yavaşça aşağı indi. Sarmaşıklar geri çekildi. Bir an yeşil gözleri Simon'a takıldı. Ama hemen gözleri geri çekildi.

Yürümeye başladı. Kai bu sefer koşmaya başladı. "Beni nereden tanıyorsun?! Cevap ver!" Orman kızı kayboluyordu. "En azından kendi adını söyle!" Orman kızı bir an durdu. Ama bir şey söylemeden yürümeye başladı ve gözden kayboldu.

Ayı çalılıkların arasında kayboldu. Yırtıcı kuş sessizce gökyüzüne havalandı ve orman kızının gittiği yöne doğru ilerledi.

Birkaç saniyelik sessizlik oldu.

Kai Licky'nin yanına geldi ve dizlerinin üzerine çöktü. "Ben istifa ediyorum!"

Arkadan Theodore sakin bir sesle "Eğer bunu yaparsan annen seni keser." Kai sinirle dişlerini sıktı. "Annem zengin! Benim neden çalışmamı istiyor ki?" Benjamin güldü. Kai sinirle ona döndü. "Komik olan ne Benji? Söylede bizde gülelim!" Benjamin elini havada salladı. "Bence annen seni evde istemiyor." Kai sinirle ona baktı. Benjamin ise hiçbir şey söylemedi.

Kai gözlerini Benjamin den ayırdı ve Licky'e dikildi. Ayağa kalktı. "Sen manyak mısın lan! Az daha ölüyordun, bizide öldürüyordun!" Licky sinirle kılıcını kınına geri soktu ve "Bu kız seni istiyor! Seni verelim de kurtulalım!" Kai inanamayarak ona baktı. "Seni önemsedim diye suç benim oldu yani? Tamam! Kurtul benden!" Ormana doğru yürüdü. Ethan ve Benjamin aceleyle yürümeye başladılar ama Kai bağırıyordu. "Orman kızı! Gel beni al! Çok istiyorsun ya beni, gel beni sarmaşıklarınla al!"

Licky inanamayan gözlerle ona baktı. Ethan ile Benjamin anında onu kollarından sürüklemeye başladı. Ethan söyleniyordu. "Sabah sabah bizi rezil ettin! Hemde buradaki son günümüzde! Seninle arkadaş olduğum için kendimden utanıyorum, karizmam çiziliyor lan!" Benjamin dudaklarını ısırıyordu. Kai ise laf yetiştirmekle meşguldü. "Karizman mı çiziliyor? Benim yüzümden mi?" Kai eliyle Theodore'u gösterdi. Theodore bir ağaca yaslanmış uyuyordu. "Bunun gibi uykucu bir eşeğin varken ben mi karizmanı çiziyorum!"

Ve ormanın derinliklerindeki kız buna kahkahalarla gülmüştü. Ama kimse duymamıştı.

🌿🌿🌿

En sonunda yarım saat içinde yola çıkmışlardı. Veyrath o kadarda uzakta bir ülke değildi. İki düşman ülke arasında tavernalar veya hanlar vardı. Atla dört saatlik bir yolculuktu bu. Yürüyerek beş saati aşardı.

Theodore normalde atının ipini Ethan'a verir ve yolculuk boyunca uyurdu. Ama bugün atını kendisi sürüyordu. Benjamin bunu fark etsede sesini çıkarmamıştı. Gözleri ya yolda ya da atının yelesinde takılı kalıyordu.

Benjamin'in gözleri bir an Theodore da gezindi. Atını Ethan'a yaklaştırarak "Ne düşünüyorsun?" diye sordu. Ethan derin nefes aldı. "O akademisyene neler yapacağımı." Sırtını tuttu. "Sırtım hâlâ ağrıyor o manyak kadın yüzünden!"

Benjamin onun sırtına baktı bir an. "Ben Theodore dan bahsediyordum." Ethan elini sırtından çekti.

Hemen arkasından gelen Theodore'a baktı. "Onda bir değişiklik var. Bunu inkâr edemem." Benjamin'e çevirdi gözlerini. "O kızla ilgili ne düşünüyor bilmiyoruz. Ve bu hem tehlikeli hemde biraz... sevindirici." Benjamin kaşlarını çattı. "Sevindirici?" Ethan gülümseyerek ona baktı. "Theodore uyumuyor ve atını bana sürdürmüyor! Bu ne kadar güzel bir şey senin haberin var mı?"

Benjamin gözlerini devirdi. "Bunda bile kendi çıkarını düşünüyorsun." Atını Ethan dan uzaklaştırırken Ethan gülüyordu. Ama birkaç saniye sonra Ethan ciddileşmişti. "Ama yinede Theodore'un bu hali beni korkutuyor."

Kai en arkadan bağırdı. "Dinlenemez miyiz? Yorgunluktan ölmek üzereyim!" Bir an satış yapılan yerlere baktı ve ballı çörek satan bir tezgah gördü. Aynı anda Ethan'a döndü. "Ethan! Ben vazgeçtim dinlenmeyelim, daha hızlı gidelim!" Ethan'a tezgahı gösterdi. Ethan'ın gözleri büyüdü. "Hızlı olun." Theodore'a döndü. "Theodore hızlı ol."

Theodore'un bütün duyuları kapanmıştı. Sadece ballı çöreklere bakıyordu. Atını o tarafa sürmeye başladı. Kai telaşla "Theo! Yapma be evladım!" dedi. Benjamin anında atını hareketlendirdi. Ama Theodore uçuyordu!

Ethan "Theodore!" diye bağırdı ama sesi Theodore'a ulaşmadı. Theodore dışındaki herkes onlara baktı. Hepsi aynı anda maskelerini iyice yüzlerine geçirdi. Benjamin hızlanarak "Theodore'un duyular kapanmış!" Gözleri tezgahta ki adama döndü. "Tanrı yardımcısı olsun." Kai'nin gözleri hızla etrafta gezindi. Atını kestirme yoldan (kendi uydurduğu yoldan) sürmeye başladı.

Benjamin Theodore'un gittiği yoldan ilerlerken Ethan ne yapacağını bilemez bir vaziyette kalmıştı ve en sonunda o da Benjamin'in peşinden gitme kararı almıştı.

Theodore hızla sürüyordu atını. Ballı çöreklerin olduğu tezgaha çok az kalmıştı ve o son sürat ilerliyordu. Tezgahı açan adam korkuyla oradan ayrılmıştı.

Theodore'un aklındaki ballı çörekler değildi. Tamam, belki aklının bir köşesinde ballı çörekler vardı ama asıl düşüncesi... hiçbir şey düşünmemesi idi.

Gözleri sabit bir noktada, atının ipini sıkıca tutuyor, nefes alışverişleri hızlı ve alnından boncuk boncuk terler akıyordu.

Kai Theodore dan önce varmıştı. Tezgahın önüne geçti. "MANYAK THEODORE! DURSANA LAN!"

Theodore'un göz kapakları çalıştı. Gözleri kapanıp açıldı ve açıldığında kendine gelmiş gibi atının ipini sıkıca çekti.

Atı şaha kalkarak durdu. Theodore dudaklarını ısırdı. Arkasından gelen Benjamin ve Ethan da durdu.

Theodore o an fark etti.

Kafasındaki düşünceleri ilk kez susturmak istemişti. Ve bu yüzden neredeyse birilerine zarar veriyordu.

Kime ne ki? Kendisi bir suikastçıydı ve buradaki kişiler onun halkından biri bile değildi.

Ethan aceleyle atından inerek Theodore'un yanına geldi. Theodore başını eğmiş, sessiz duruyordu. Bir anda Theodore atından inip bir kese altını ballı çörek tezgahına koydu ve sırtındaki çantaya hızla bütün çörekleri doldurdu. Ethan onu izlerken o umursamıyordu bile.

Her zamanki Theodore gibi işte.

Ethan ona karışmadı. Sessizce onun hareketlerini izledi. Benjamin de atından indi. "Theodore." diye seslendi ama Theodore çantayı kapatıp omzuna astı. "Yolda konuşalım." diyerek atına atlamıştı bile. Hızla ilerliyordu.

Kai Benjamin'in yanına geldi. "Onun sorunu ne? Chops'un dediği gibi o kız kafasından çıkmıyor mu?" Ethan dişlerini dudaklarına geçirdi. "O kızda bir şeyler var ve onda ne varsa bu Theodore'un kafasını karıştırıyor." diyerek atına atladı. "Eğer o kızda ne olduğunu anlamazsak daha fazla olay olur." dedi Benjamin. Kai kaşlarını çattı. "Ne olayı?" Ethan gözlerini kaçırdı. "Sonunun idam olduğu bir şey."

Kai yutkundu. "Ne demek istiyorsun?" İdam seçeneği bile gözünü korkutmuştu Kai'nin. "Ne idamı?" Ethan dişlerini sıkarak sustu. Benjamin derin nefes alarak "O kızda bir şey var Kai. Ne olduğunu bilmiyoruz ve en kötüsü bunu Theodore da bilmiyor. Theodore sürekli o kızı düşünüyor ama neden düşündüğünü bile bilmiyor. Görev yerine gittiğinde kızla belki hiçbir şekilde görüşemez. Onun adını bile öğrenemez belki. Birde bu yüzden düşünmeye başlar ve bu dalgınlığı tüccarın korunmasız kalmasına sebep olur. Bunun sonuda..." Kai sinirle dişlerini sıktı ve Benjamin'i ittirdi. "Bu olmayacak! Gerekirse o kızı kendi ellerimle öldürürüm ama bu olmayacak!"

🌸🌸🌸

Veyrath'ın topraklarına girdiklerinde ilk yaptıkları suikastçı kalesini bulmaktı. Kimseyle konuşmadan kendilerine ayrılan odaya geçtiler. Theodore yolda tek kelime etmemişti. Kai de öyle. Benjamin arada bir Ethan ile konuşmuştu ama çok azdı.

Şimdi Theodore sessizce yatağına geçmiş uyuyordu. Ya da uyku numarası yapıyordu, kirpikleri titriyordu.

Kai ise banyoda bir şişe suyu kafasından aşağı dökmüştü. Saçlarının arasındaki ter damlalarını hissediyordu.

Ethan ve Benjamin yataklara oturmuş, sessizlik içindelerdi. Kai'nin en son dediklerinden sonra kimse tek kelime etmemişti. Şimdi konuşsalar bir şey değişebilir miydi?

Ethan boğazını temizledi. Liderdi o. Bu kaotik grubu tekrardan ayağa kaldırmalıydı! Hemde en acilinden!

"Yarın herkes görev yerlerine dağılıyor." dedi. Şimdilik o olayı konuşmayacaklardı. Kai bu sözleri banyodan duymuş ve çıkmıştı.

Hepsi şimdi Theodore'a dönmüştü. Benjamin en sonunda "Theodore?" dedi sorar bir sesle. Theodore gözlerini açmadan "Ne?" dedi sadece. Benjamin onun yanına yürüdü. "Sabah olanlar neydi?" Theodore gözlerini açtı ve dudaklarını ısırdı. Cevap vermemişti Theodore. Benjamin bunun üzerine devam etti. "Bir şeyler düşünüyorsun, bunun farkındayız. Ne düşünüyorsun?"

Theodore iç çekti. "Bilmiyorum."

Kai kaşlarını çattı. "Neyi bilmiyorsun?"

Theodore bakışlarını yanındaki duvara çevirdi. "O kızı düşünüyorum. Ama farklı sebeplerden..."

Ethan'ın kaşları çatıldı. Benjamin sessizce dinliyordu. Theodore "Kız neden bana karşı koydu mesela? Ya da..." diyerek sustu. Devamını getirmeye cesaret edemedi. Ethan onun her hareketini izleyerek "Ya da ne?" Ayağa kalkıp Theodore'un yatağına yürüdü. "Ya da ne Theodore?" Theodore yattığı yerde doğruldu. Ethan onu zorluyordu. Ama cevap vermek yerine dişlerini sıktı. Benjamin aralarına girdi. "Theodore, bu dalgın ve sarsak hallerin devam ederse sonucun nereye kadar gideceğini hepimiz biliyoruz." Arkadaki Kai yutkundu.

Theodore Benjamin'in gözlerinin içine bakarak "Kızın boynunda bir anahtar var." dedi. Hepsi sustu.

Odadaki hava anında değişmişti.

Benjamin anlamayarak gözlerini kırpıştırdı. "Anahtar mı?" Kai arkadan atıldı. "Anahtarı mı düşünüyordun bunca zamandır salak." Theodore Kai'ye bakmadan "Sıradan bir anahtar değil." Kai ise gözlerini devirdi ve durumun ciddiyetini dağıtmak istercesine "Anahtarların hepsi sıradan bir kere!" Ethan ona sertçe bakarak "Kai, tek bir kelime daha edersen seni pencereden atarım." Kai ise gülerek "Akademisyenin seni attığı gibi mi?"

Ethan'ın gözleri kısıldı. Benjamin sakin bir ifade ile "Kai, ölümün kapısını çalıyorsun." dedi.

Ethan, Kai'nin üstüne atladı. İkisi yerde boğuşmaya başladılar. Theodore gözlerini devirdi. "Başladılar." diyerek yastığa başını koydu. Benjamin'in parmakları sinirle burun kemerini sıkıyordu. "Kesin şunu!" desede ikiside birbirinden ayrılmadı. "Ciddi bir konu konuşuyoruz burada! O anahtar herhangi-" dediği sırada Ethan boğuşmanın arasından cevap verdi. "Sen niye emir veriyorsun Benji? Lider benim burada!"

Benjamin dişlerinin arasından "Lider olduğunu biliyorum." dedi. Ethan, Kai'nin sırtına oturarak onu etkisiz hale getirmeye çalışıyordu. "O zaman bana neden emir veriyorsun?" Benjamin onun bu halini izlerken "Çünkü ikinizde beş yaşındaki çocuklar gibi davranıyorsunuz!"

Kai yerde "Ben beş yaşında değilim!" diye bağırdı.

Benjamin sinirle "Davranışlarına bak Kai!" dediğinde Kai ona ters ters baktı. "Şu koca orangutanı üstümden attığımda sıra sana gelecek Benji! Hazırlan!"

Benjamin bir şey diyeceği sırada Ethan sözünü kesti. "Koca ne? ORANGUTAN MI?!" Kai yerde güldü. "Saçlarının renginden orangutan olduğun çok belli." Ethan onun saçlarını çekti. "Bende sana ne diyim? Saman balyası? Nasıl olur!"

Benjamin bıkkınlıkla bir nefes verdi. "Dravaryn gerçekten emin ellerde..."

O sırada kapı açıldı. Kai ve Ethan dondu.

Kapıda bir kız vardı. Üstündeki personel üniforması onun temizlikçi olduğunu gösteriyordu. Kai ve Ethan'ın bulunduğu pozisyonu gördüğünde yutkundu.

Ethan ve Kai birbirine baktı. Kız ise yutkunarak "Yanlış bir zamanda mı girdim?" dediğinde Ethan panikle Kai'nin üstünden kalktı. Kai de hemen yerden kalktı. Odada tek bir ses bile yoktu artık.

Kız derin nefes alarak kendini konuşmaya zorladı. Gözlerini kapayıp "Acaba... eşcinsel misiniz?" dediğinde Kai ve Ethan aynı anda çığlık atarak "NE?!" diye bağırdı.

Benjamin dudaklarını ısırırken Theodore yatağında gülüyordu. Adamın omuzları titriyordu.

Kai anında "Değiliz!"

Ethan da ona katıldı. "Kesinlikle hayır!"

Benjamin yutkundu. "Öyleler." dediğinde Kai ve Ethan ona öyle bir ifade ile baktılar ki Theodore kahkaha atmak üzereydi. Benjamin gülmemek için kendini zorlarken "İkiside eşcinsel." Sanki ikisinden korkuyormuş gibi davranarak "Onları durdurmaya çalışıyordum ama ayrılmadılar..."

Kız ikisine de korku dolu gözlerle baktığında Kai ve Ethan anında konuşmaya başladı.

Ethan "Yalan söylüyor!"

Kai sinirle dişlerini sıktı. "Sence ben eşcinsel olsam bunun gibi bir orangutanla çıkar mıyım?"

Ethan onu göstererek "Yani. Doğru söy-" demişti ki Kai'nin ne dediğini hatırladı. Kai'ye tehlikeli gözlerle bakarak "Ne dedin sen?" Yavaşça Kai'ye doğru ilerledi.

Kai geri adım atarak "Ben... mecaz yaptım."

Ethan kaşlarını alayla yukarı kaldırdı. "Mecaz mı?" Kai başını salladı. "Çok güzel bir mecazdı bence." Ethan onun üstüne atlayacağı sırada Benjamin onu omuzlarından tutarak koltuklardan birine oturttu. "Misafirimiz var Ethan."

Kız hala kapıda dikilmeye devam ediyordu. En sonunda kapıyı yavaşça kapadı. Theodore en sonunda sakinleşip yatakta doğruldu, kızın kapıyı kapatmasını izledi.

Kız gittiğinde Benjamin sinirle ikisine baktı. "Theodore için önemli bir şey konuşuyoruz ve siz bunu engelliyorsunuz." Derin bir nefes alarak "Sizi dışarı atarım, artık rahat durun." Ethan sinirle dişlerini sıktı. Kai ise "O konuyu konuşacağız! Eşcinselmiş... Sensin!"

🌸🌸🌸

Hepsi bir süre suskun kalmıştı. Zorda olsa başarmışlardı. En son Theodore bir anahtardan bahsetmişti.

Theodore en sonki cümlesini tekrar etti. "Kızın boynunda bir anahtar var. Ne işe yaradığını bilmiyorum ama anahtara daha yakından bakmak için elimi uzattığımda geri çekildi ve bir kitaplığa çarptı." Gözlerini kaçırdı. "Sonrada Chops geldi."

Kai yalan söylüyorsun diyecek iken Benjamin'in sert bakışları onu durdurdu. Asıl hikayeyi herkes biliyordu zaten, uzatmaya gerek yoktu.

Theodore iki elini başına koydu. "Onu düşünüyorum. Ama daha çok anahtarı düşündüm." İç çekti. "Neden onu düşündüğümü bilmiyorum bile! Daha adını bile bilmiyorum o kızın ve beynimi ele geçirmiş gibi hissediyorum... Onunla aynı yerde kalacağız. Tüccar her fırsat bulduğunda ona zarar veriyor, buna..." Devamını getirmek için bir süre bekledi. Ellerini başından çekti ve başını teslimiyetle eğdi. "Öfkelendim."

Benjamin yutkundu. Kai sessizleşmişti. Ethan oturduğu yerde doğruldu.

Benjamin gözlerini Theodore da gezdirdi. Kai bu sefer sırıtarak "İlk görüşte aşk mı ne bu?" dediğinde Theodore yatakta ki yastıklardan birini fırlattı.

Kai yastığı yakalayıp başının altına koydu. "Teşekkürler Bay Theodore..." diye cilveli bir şekilde söyledi. Theodore dişlerini sıktı.

Ethan "Theodore, kızı düşünüyorsun ama neden düşündüğünü bilmiyorsun, kızın boynunda bir anahtar var ama neyi açtığını bilmiyorsun, kız bir şeyden korkuyor onuda bilmiyorsun. E sen ne biliyorsun oğlum?"

Theodore gözlerini devirdi. Yatağa geri yattı ve battaniyeyi kafasına çekti. Benjamin ise bambaşka bir konuya değindi. "Fark ettiniz mi? Theodore normalde kendini iki cümleyle falan anlatır en fazla. Şimdi..." Parmakları ile saymaya başladı. "Beşten fazla cümleyle kendini anlattı..."

Kai heyecanla "Theodore! Bir rekor kırmışsın oğlum!"

Theodore ses etmedi.

🌸🌸🌸

O sırada şehrin merkezinde bulunan konakta...

Kızıl saçlı ve yeşil gözlü bir kız. Üstündeki kıyafetler eski, elleri yara içinde, kemikleri sayılacak kadar zayıf, saçları bakımsızlıktan keçeleşmiş...

Görünüşü bile bir köle olduğunu haykırıyordu.

Elinde bir sepet vardı. Kocaman, ağır bir sepet. İnce kolları onu zar zor taşıyordu. Sepeti en sonunda getirmesi gereken yere getirdi. Tüccar bu saatte uyuduğu için rahattı. Onu uyandırmamak için hareketleri normalden daha sessizdi.

Sepeti koyduğu yerden çıktı. Kendine ait olan küçük depoda uyumak için yukarı çıkması gerekiyordu. Bacakları onu zar zor taşıyormuş gibi duvarlardan destek alarak yürüyordu.

Tam tüccarın odasının önünden geçerken, bir şey gördü.

Bir rozet.

Yere zorla eğildi ve yerden aldı. Rozetin üstündeki modeli incelediğinde gözleri büyüdü.

Bu... geçen gece gelen suikastçının rozetiydi.

Korkuyla yutkundu. O suikastçı... Almaya gelir miydi? Yoksa hiç umursamaz mıydı?

Tekrar inceledi rozeti. Şimdi anlamıştı ki Dravaryn krallığının rozetiydi bu. O suikastçının oradan geldiği zaten açıktı. Titreyen parmakları zar zor tutuyordu rozeti.

Rozet parmaklarının arasından kaydı. Neredeyse yere düşmek üzereydi ama korkusu yüzünden refleksleri devreye girdi ve anında yakaladı. Ama yine de çok ses çıkmıştı.

Tüccar yatağında döndü ama uyanmadı. Derin bir nefes alarak uyumaya devam etti.

Kız, rahat bir nefes aldı.

Rozeti daha sıkı tutmaya çalışarak yürümeye başladı. Karnı açtı. Belki... tüccar yemek bırakmıştı? Olabilir miydi? Karnındaki ağrıyı ve titreyen bedenini durdurmak istiyordu.

Mutfağa doğru ilerledi. Masanın üstüne baktı.

Vardı...

Yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. En azından bugün aç kalmayacaktı. Hızlı ama küçük adımlarla masadaki yemeği aldı. Sonra merdivenlerden yukarı çıktı ve küçük depoya girdi.

İçeride sadece bir minder, minderin üstünde yastık, eski bir battaniye ve küçük bir sehpa.

Hızla mindere yürüdü ve yemek tabağını sehpanın üzerine koydu. Battaniyeyi aldı ve vücuduna sardı. Bu soğuk depoda vücudu biraz ısındı. Yemeği yemeye başladı.

Her kaşıkta karnındaki ağrının daha fazla şiddetlendiğini hissediyordu. Uzun zamandan beri yemek yemiyordu, midesi yemekle karşılaşmıştı onca günden sonra.

Umursamadı, yemeğe devam etti.

Son lokmayı kaşıkla aldığı sırada elinde bir şey olduğunu hissetti. Rozet. Bir kenara koyduğunu sanıyordu ama yemek boyunca elinde tutmuştu. Kaşıktaki yemeği ağzına atıp kaşığı boş tabağın içine koydu. Elinin arkası ile ağzını sildi ve sessizce arkasına yaslandı.

Yemek vücuduna iyi gelmiyordu. Uzun zamandır aç kalmaya alışmıştı, vücudu artık yemeği reddediyordu. Ama o, bunu umursamayarak yemeye çalışıyordu.

Elindeki rozetin arkasında duran iğne ile uğraşmaya başladı. Yarın, tüccar saraya gidecekti. O günkü suikastçı tekrar çıkabilirdi. Tüccarın ölmesi, işlerine gelmezdi. Büyük bir miktarda maddi destek sağlıyordu krallığa tüccar. Ölmesi kimsenin işine gelmezdi. Bu yüzden onu korumak için saraya alacaklardı.

Ve o da tüccarın yanında gelecekti. En azından orada daha az iş verileceğini düşünüyordu. Yani... belki?

O suikastçının yüzünü -ya da en azından gözlerini ve yüz şeklini- sadece o görmüştü. Ama bunu tüccara söylememişti. Eğer tüccara söyleseydi o suikastçı ülkede aranmaya başlardı ve onun en çok korktuğu şey suikastçının bu olanlara sinirlenip onu bulmasıydı. Bu yüzden söylememişti. Sadece kendisinin öldürülmek üzere olduğunu söylemişti.

Ya tekrar karşısına çıkarsa o suikastçı?

Ya onun yanına gelirse?

Ya...

"Ah..." diye inledi. İğne parmağına batmıştı. Küçük delikten kan geliyordu. Kırmızı sıvıyı gördüğünde anında elini eski tişörte bastırdı. Yüzü bembeyazdı. Bakışlarını tişörtünden ve parmağından uzaklaştırdı. Onu görmek istemiyordu. Onu görmeyi hiç istemiyordu.

Uzun bir süre boyunca parmağını tişörte bastırdı. Kanın durduğunu düşünerek en sonunda çekti. Tahminlerinde yanılmamıştı. Parmağında artık kan yoktu, sadece tişörtünde küçük bir nokta vardı.

Derin nefes aldı ve yastığa başını koydu. Battaniyeyi vücuduna sararken elleri rozeti sıkıca tutuyordu. Sanki tek güveneceği kişi oymuş gibi.

Suikastçıyı düşündü bir an. Ona zarar vermemişti hatta onu bir kitaplıktan kurtarmıştı. Ama yine de güvenememişti ona. Anahtara dokunmak istemişti.

Kendini bildiği bileli bu anahtar onun boynundaydı. Nedenini bilmiyordu sadece... oradaydı işte. Bu anahtarı her hatırladığında aklın bir ses geliyordu ama o sesin sahibi hafızasında yoktu.

"Anahtarı sakın kaybetme, birine verme veya birinin dokunmasına izin verme. Sadece boynunda dursun."

Kim söylemişti bu sözü? Hatırlamıyordu. Sadece ses vardı. İnce bir kadın sesi. Ama kimdi?

Gözleri kapanırken rozeti göğsüne bastırdı. Bedeni, uykunun getirdiği uyuşuklukla gevşiyordu. Nefesi ağırlaşıyor, kalbinin atışı yavaşlıyordu.

Ve en sonunda uykuya dalmıştı.

🌸🌸🌸

Theodore gecenin bir yarısı yatağında uyuması gerekirken uyuyamıyordu. Tavana bakıyordu sadece. Gözlerini kapattı.

Yine o kız geldi gözlerinin önüne. Kızıl bakımsız saçları, yeşil gözleri, boynundaki anahtar ve kollarındaki morluklar...

Kaşlarını çattı. "Neden...?" diye fısıldadı. Sesi neredeyse bir fısıltı gibi çıkmıştı.

Sorusuna cevap yoktu. Theodore gözlerini açtı. Yarın onu görecekti, kendisi bunu henüz bilmiyordu bile.

Sorusuna cevabı belkide o kızın boynunda taşıdığı anahtarda saklıydı...

Bölüm sonu

4 yorum