İçeriğe geç

Kan ve güller VAMPİR AŞKI

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Kan ve güller VAMPİR AŞKI

Bölüm 7

Mine çiçekleri

Millie’nin konseyin ortasındaki kararlı duruşu, devasa kilisenin kubbesinde yankılanan derin bir sessizlikle karşılandı. Lider Lorcan, genç kızın gözlerindeki korkusuzluğu görünce kaşlarını çattı. Bu ölümlü, bin yıllık vampirlerin hüküm sürdüğü bu salonda boyun eğmeyi reddediyordu.

"Demek öyle, küçük ölümlü..." diye mırıldandı Lorcan, dudaklarında tehlikeli bir tebessümle. "Kendi ayaklarınla bu karanlığa adım attın. Öyleyse sonuçlarına da katlanacaksın."

Hunter, Lorcan'ın son kelimesini tamamlamasına bile izin vermedi. Gözündeki o yakut kırmızısı parıltı, öfkenin ve çaresizliğin en saf haliyle alevlendi. Hızının insan gözünün takip etmesi imkânsız olan o keskin çizgisiyle, saliseler içinde Lorcan’ın tahtına doğru atıldı. Amacı konseyi devirmek ya da Millie’yi oradan kaçırmaktı; ancak aklındaki tek gerçek, ne pahasına olursa olsun o kızı korumaktı.

Fakat konsey hazırlıklıydı. Hunter taç kapıya varmadan önce, salondaki diğer kıdemli vampirler aynı anda harekete geçti.

"Durdurun onu!" diye bağırdı Valerie, zafer dolu bir çığlıkla.

Yerden ve yüksek sütunların arkasından fırlatılan özel gümüş zincirler, Hunter’ın kollarını ve bacaklarını sararak onu havada kilitledi. Hunter yere savrulurken, öfkeden çılgına dönmüş bir şekilde hırlıyordu. Gözleri Millie’yi aradı.

"Millie! Kaç!" diye kükredi Hunter, sesi kilisenin taş duvarlarını titretti.

Lider Lorcan ayağa kalktı ve yavaş adımlarla Millie’ye doğru yaklaştı. "Onu kurtarmanın tek bir yolu var, Hunter," dedi alaycı bir soğukkanlılıkla. "Eğer onu bir ölümlü olarak koruyamayacaksan, bizim dünyamıza ait kılarsın. Onu kendi ellerinle dönüştürür ve sonsuzluğa mahkûm edersin. Böylece konseyin kuralı bozulmamış olur; çünkü o artık bir insan değil, bizim cinsimizden biri olur."

Hunter dehşet içinde başını salladı. Birini dönüştürmek, onun insan ruhunu öldürmek ve onu bu sonsuz karanlık labirentine hapsetmek demekti. Millie’ye böyle bir şey yapmaktansa, bin kere kül olmayı tercih ederdi.

"Hayır! Bunu yapamazsın!" diye bağırdı Hunter, zincirleri kırmak için insanüstü bir güçle kasılarak. Teninden dumanlar çıkıyor, gümüş tenini yakıyordu.

Lorcan, Millie’nin tam önünde durdu. Uzun, soluk parmaklarını genç kızın boynuna doğru uzattı. "Karar senin, ölümlü. Ya bu gecenin karanlığında kaybolup gidersin ya da sonsuza dek onunla yaşarsın."

Millie nefesini tuttu. Lorcan’ın dişlerinin parladığını gördü. Genç kız korkudan titriyordu ama vazgeçmeye niyeti yoktu. Tam o sırada, Hunter taşı delercesine zincirleri zorlayarak ayağa kalktı. Gözlerindeki vahşi parıltı, Millie’ye duyduğu o ezici aşkla birleşmişti. Yüzündeki tüm insani ifadeler silinmiş, saf bir avcıya dönüşmüştü.

"Ona dokunursanız... Sizi sabaha çıkaramam!" diye havladı Hunter. Gözleri kan bürümüş bir halde Lorcan'ın üzerine atıldı. Konseyin liderini devirdi ve sivri dişlerini adamın boynuna geçirmek üzere hazırladı. Herkes bu dehşet verici hamle karşısında donup kaldı; Hunter, konsey kurallarını tamamen çiğneyerek liderlerini öldürmeye kararlıydı.

Ancak konseyin ellerindeki tek koz fiziksel güçleri değildi.

Valerie, gölgelerin içinden sinsice sıyrılarak elinde gümüş bir tepsiyle yaklaştı. Tepsicinin üzerinde, vampirler için ölümcül bir zehir olan, tenlerine değdiği an derilerini kavuran ve onları anında felç eden mor çiçekler yığılıydı: Mine çiçeği.

Valerie, bir avuç taze mine çiçeğini doğrudan Hunter’ın sırtına ve açıkta kalan boynuna savurdu.

Çiçekler Hunter’ın tenine değdiği an, dehşet verici bir çığlık salonda yankılandı. Hunter’ın üzerinden dumanlar yükseldi; o kusursuz, güçlü bedeni anında kaskatı kesildi. Yakut kırmızısı gözleri acıyla karardı ve yere, soğuk taşların üzerine yığıldı.

"Hunter!" diye çığlık attı Millie. Tüm yasakları ve korkuları unutup adamın yanına koştu, yere diz çöktü.

Hunter nefes almakta zorlanıyor, teni mine çiçeğinin yakıcı etkisiyle titriyordu. Elini uzatıp Millie’nin yanağına dokunmak istedi ama parmakları havada asılı kaldı.

"G... git..." diye fısıldadı Hunter, sesindeki tüm güç çekilmişti. "Canımı yakmak için... Seni kullanacaklar..."

Valerie, elindeki kalan mine çiçeği demetini Millie’nin üzerine doğru tutarak öne çıktı. "Gördün mü küçük ölümlü?" dedi zehirli bir gülümsemeyle. "O, seni koruyamayacak kadar zayıf. Ve bu çiçekler, onun gibi bir canavarın bile sonunu getirmeye yeter. Şimdi ya bu odadan defolup gidersin ya da ikiniz de bu gecenin sabahını göremezsiniz."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.