Valerie kaybolup gittiğinde, dairede ağır bir sessizlik hüküm sürdü. Hunter nefes nefese kalmıştı; kalbinin olmadığını bildiği o göğsü korku ve öfkeyle inip kalkıyordu. Millie’ye döndüğünde, genç kızın titrediğini ama gözlerinde korkudan ziyade kararlı bir inat olduğunu gördü.
"Gördün mü?" dedi Hunter, ellerini saçlarından geçirerek çaresizce odanın içinde adımlarken. "Seni tehlikeye atıyorum. Sana yaklaşmamın tek karşılığı ölüm. Yarın gece konsey beni yargılayacak. Eğer onlara karşı gelirsem... Seni koruyamam."
Millie masanın üzerinden bir adım atarak Hunter’ın önüne geçti. Genç adamın buz gibi ellerini kendi ellerinin arasına aldı.
"Beni korumak zorunda değilsin Hunter," dedi Millie, gözlerinde yaşlar birikse de sesindeki netlik titremiyordu. "Ben bu seçimi kendi irademle yaptım. Eğer bir bedel ödenmesi gerekiyorsa, bunu birlikte öderiz. Beni benden habersiz terk edip gitmene asla izin vermem."
Ancak o gece, arka planda başka bir entrika daha dönüyordu. Valerie, konseyi manipüle ederken aslında kendi gizli ajandasını yürütüyordu. Yüzyıllardır Hunter’a karşı beslediği hastalıklı tutku, Millie’nin ortadan kalkmasıyla son bulacaktı sanıyordu ama konseyin asıl planı çok daha karanlıktı: Millie’yi tamamen yok etmek değil, onu bir dönüştürme aracı olarak kullanmak ya da Hunter’ın zayıf noktası olarak ebedi bir esarete mahkûm etmek.
Ertesi gece, şehrin dış eteklerindeki terk edilmiş, devasa gotik kilisenin kalıntılarında mahkeme toplandı. Yüksek tavanlı, meşalelerle aydınlatılmış salonda konseyin yaşlı vampirleri yerlerini almıştı. Hunter, Millie’yi korumak için onu da yanında getirmişti; çünkü onu evde yalnız bırakmanın ölüm demek olduğunu biliyordu.
Konseyin başındaki yaşlı lider Lorcan, taht gibi yüksek bir sütunun üzerinden onlara baktı. Gözleri yaşlılığın ve bin yılların verdiği yorgunlukla doluydu.
"Hunter," dedi Lorcan’ın sesi taş duvarlarda yankılanarak. "Kuralları çiğnedin. Bir ölümlünün hayatını bizim dünyamıza bağladın. Bunun cezası iki taraf için de ölümdür. Ama..." Lider duraksadı, sinsi bir gülümseme dudaklarında belirdi. "...bir şartımız var. Eğer kız kendi isteğiyle aramızdan ayrılır ve bir daha seni asla göremezse, hayatını bağışlarız. Aksi takdirde, ikinizin de bu salondan sağ çıkması imkânsız."
Salondaki tüm gözler Millie’ye çevrildi. Valerie köşede kollarını kavuşturmuş, zafer kazanmış bir ifadeyle izliyordu. Millie, karşısındaki bin yıllık karanlığa ve o ölümcül tehditlere baktı. Hunter ise ellerini sıkmaktan parmak eklemleri beyazlaşmış bir şekilde ona bakıyordu…