Max otuzlu yaşlarını bitirmek üzere olan bir kılıç ustasıydı. Evli ve çok sevdiği karısı Diana ile kalede yaşıyorlardı. Max Emma'yı doğduğundan bu yana tanırdı. Emma'in herkesle olduğu gibi Diana ile arası çok iyiydi. Okul dersliğinin yapımında Emma bir erkek gibi çalışmış ve çocukların iki derslik sahibi olmalarında büyük rol oynamıştı.
Diana onu seviyor bütün dertlerini bir abla gibi dinliyordu. Daha küçük bir kızken bile Emma diğer kızlardan farklı olduğunu göstermişti. Kalede çoğu geceler kaybolur bütün kale halkı onu elinde meşaleler aramaya çıkardı. Kimse onu bulamaz, Emma geceyarısı yatağında meydana çıkardı. Sonradan sonraya onun Travis'ten kılıç dersleri almaya başladığı ortaya çıktı. Lord Glanger öfkeden deliye dönmüştü. Konulan yasaklar, verilen cezalar Emma'ın yapacaklarına engel olmadı. Lord onunla ve inadıyla başedemedi ve ona kılıç eğitimi vermesi için Max'i görevlendirmek zorunda kaldı. Zorunda kalmıştı çünkü Leydi her önüne gelene kılıç çekmeye başlamıştı. Zamanla kılıç derslerine, ok ve yay kullanmak eklendi. Sıra dövüşe geldiğinde Lord Glanger kızına "O kadar uzun boylu değil" diyerek tavrını koydu. Max, Lord Glanger kızına bağırsa bile arkasından bıyık altından güldüğünü birkaç kere görmüştü. Erkek çocukları dövüp, bütün gün tavuk kovalayıp, nezaket derslerinden kaçması, yemek dersinde mutfağı yakması ki bunun kasten yapıldığını herkes biliyordu. Atın tepesinden inmeyen, ava giden, ustaca ok atmaya çalışan Lordun biricik kızı ve onların Leydisi Emmaydi. Loren halkı ve kalede yaşayanlar Emma'ın bu vahşi ve iflah olmaz hallerini büyüdükçe doğal karşıladı. Tabii kaleye gelen ziyaretçiler ve Lordun misafirleri dışında.
Dedikodu her çağda vardı ve insanlar dedikoduyu kulaktan kulağa yaymayı görev edinmişti. Emma'ın ünü bire beş katılarak kulaktan kulağa yayıldı ve zamanla onunla evlenme talebiyle kimse kaleye uğramaz oldu. Hiçbir asil Lord yanında erkek gibi bir kadın istemezdi. Tabii dedikodular kulaktan kulağa yayılırken Emma hakkında özürlü olduğu, çok çirkin olduğu, kör ve topal olduğu ve bunun gibi asılsız dedikodu insanların ağzında dolanıp durdu. Lord kızının ona bir şey olursa, korumasız kalacağını düşündüğü bir anda aklına Emma ve Travis'in evlenebileceğini geldi. Bunu oğlu Frederich'le paylaştı. Travis ve Frederich iyi anlaşıyordu ve Travis, Lord Glanger kadar oğlu Frederich'e sadakatle bağlıydı. Lord bir çok yemekte Travis'e imali göndermeler yaptı. Travis içindeki isteğin Lord tarafından onaylanmasından kuvvet aldı ve "İstekleriniz benim için emirdir" efendim dedi. O günden sonra kalede herkes resmi bir nişan olmasa bile Emma ve Travis'in evleneceğini biliyordu. Birbirlerine çok yakışıyorlar ve Travis'in ona âşık olduğu her halinden belliydi. Max "Diana selam söyledi. Çoktandır seni göremiyormuş" dedi. Emma tam onlara şimdi gidebileceğini söyleyecekti ki dadısı Gerda'ın hızla onlara doğru geldiğini gördü. Gözlerini devirdi ve dudaklarını memnuniyetsizce büzdü. Gerda'nın peşinde Annie vardı.
Emma "Lanet olsun. Yine beni şu aptal dikiş dersine götürmeye geliyor. Görüşürüz Max" dedi ve elindeki kılıcı hızla eline tutuşturdu. Ters yöne doğru yürümeye başladı.
Gerda uzaklaşan kıza yalnız olsalar avaz avaz bağırırdı ama yetişmek adına hızını iyice arttırdı. Nezaket kuralları içinde "Leydim! Leydim.. Leydi Emma!" diye kibarca seslendi. Emma sanki dünyada tek kalmış gibi seslenen kadına aldırış etmeden yürüyordu. Tam kurtuldum dediği anda, yer yer yırtılmış eteğine basıp kendini çamurun içinde buldu. Ne olduğunu anlamadan yüzü gözü çamura bulanmış öylece yerdeydi. Avuçlarından kuvvet alıp dizlerinin üzerine kalktı ve acıyla tekrar yere oturdu. Gözlerini kapattı ve eteğini yukarı kaldırıp parçalanmış dizine baktı. Canının yandığı yüzünden belliydi. O sırada Gerda ve Annie onun başına dikildi. Tabii düştüğünü gören Max'te.
Max telaşla "Leydim, iyi misiniz?" dedi.
"İyiyim yok birşey, lanet olası etek" dedi Emma.
"Emma! Genç asil bayanlar küfür etmez" dedi Gerda sinirle.
"Bir dahaki talimlerde size bir pantolon ayarlasak iyi olacak. Ben Diana'ya söylerim. O
bulabilir" dedi Max.
Gerda kısılı gözlerinden ateş çıkmasını engeller gibi Max'e baktı.
"Lordum gelince sizi bizzat kendim şikâyet edeceğim. Bu kılıç dersleri fazla oldu. O bir Leydi ve asla pantolon giyemez" dedi. Max ve Emma göz göze geldi "Dadı lütfen, Sir Max sadece bana kendimi korumayı öğretiyor"
"Sizin kendinizi korumayı öğrenmeye ihtiyacınız yok Leydim. Sizi korumak için canını verebilecek bir sürü onurlu savaşçınız var. Ayrıca Sir Max bunlardan biri, öyle değil mi?" dedi Max'e bakarak.
"Yani bana bir asalak gibi yaşa diyorsun" dedi Emma bir taraftan dizini üflüyor acısını almaya çalışıyordu. Gerda sinir sınırlarının sonuna gelmişti "Leydim rica ederim bacağınızı örtün burada bir erkek var" dedi. Emma utanmıştı. Beyaz yanaklarına yayılan kırmızılık yüzünden Gerda'ya sinir oldu. Eteğini indirip yarayı kapattı. Bu arada Max Gerda'ın söylediğiyle hızla arkasını döndü ve "Leydim, sizi taşımamı ister misiniz?" dedi.
"Tabii ki hayır! Bir şeyim yok, ufak bir sıyrık" dedi. Emma hızla ayağa kalktı ama dizi gerçekten sızlıyordu. Max selam vererek uzaklaşırken Gerda başıyla sinirli bir selam verdi. Annie gülmemek için ağzını kapatıyor, kendini zor tutuyordu ve olabildiğinde Gerda'nın arkasında kalmaya özen gösteriyordu. Gerda sinirle yürümeye başladı. Emma'dan onu takip etmesini istediğini söylemesine gerek yoktu.
"Bugün babanız dönüyor, hazırlanmanız gerek ama ben yine sizi bu ahırda buluyorum. Sabah dikiş dersiniz vardı ama siz yoktunuz. Eminim babanız geldiğinde bunu ve diğer taşkınlıklarınızı öğrenecek. İki ay ormana gitmeme cezası alırsanız inanın buna çok sevineceğim" dedi. Gerda ustalıkla eteğini ve iç eteğini iki eliyle avuçladı ve ahırın toprak zeminine basmadan taşlarda sekerek yürümeye başladı. Emma şaşkınlıkla onun düşmeden ve çamur olmadan bir cambaz edesıyla yürüyüşünü seyretti. Kalın tafta eteği yerden beş santim kadar kalkmıştı ve yürürken sadece cilalanmış yumurta topuklu siyah ayakkabısı görünüyordu. Emma ağzı açık iyice hayrete düşmüştü. Gerda'ın bir cadı olup olamayacağını düşündü ve gülmeye başladı. Hızla ona yetişti. Babasından ceza alacak olmak hiç hoşuna gitmemişti. Tabii hemen bir şey düşündü ve kaşlarını havaya kaldırıp masum masum "Ben ceza alırsam sende kalede hapis kalacaksın o zaman anneni görmeye kale dışına çıkamazsın" dedi. Gerda durdu ve eteklerini sıkan avuçlarından kumaşın hışırtıları gelebiliyordu. Emma'in tüyleri ürperdi. Tamam dasını çok seviyordu ama onun öfkesinide bilirdi. Gerda sırtını dikleştirdi ve yüzünden beklenilmeyecek bir cevap verdi "Herneyse belki öğrenmeyebilir"
Emma ve Annie'de artık film kopmuştu. Kahkahayla gülmeye başladılar. Tabii Gerda "Annie sen gülüyor musun?" diye azarladığında iki kız çoktan susmuş yürümeye devam ediyordu.
Gerda "Sizi temizleyip, babanızın gelişine hazırlayalım" dedi. Enna bugün Gerda'nın elinden kurtulamayacağını anladı ve kaderine razı oldu. Babasının yokluğunda her ne kadar rahat, bir o kadar özgür olsa da onu özlemişti. Hem artık yay kullanmayı iyice öğrenmiş babasına hedefleri nasıl vurduğunu göstermek için can atıyordu.
Gerda ile kalenin içine girdiklerinde "Ben acıktım. Mutfağa uğrayalım" dedi ama "Merak ediyorum Leydim hangi elinizle yiyecekleri tutacaksınız" dedi Gerda. Sinir ve kızgınlık dolu sesi buz gibiydi. Emma yanaklarını şişirip, nefesini tuttu. Ellerini kaldırıp avuçlarına baktı. Tırnaklarının içine dolan çamurların üç gün suyun içinde kalsa bile çıkmayacağını düşündü. Ağzından çıkan tuttuğu nefesi sanki taşmakta olan çaydanlığı andırıyordu. Ağzını yamulttu ve sessiz kaldı. Onlar koridorda yürümeye devam ederken karşıdan Baş rahip Dante göründü. Başını örten siyah pelerin daha bir kambur görünmesine sağlıyordu. Çipil çipil ama sakinlikle parlayan gözleri Emma'ya her zaman doğru yolu göstermek istediği izlenimi veriyordu. Başka rengi barındırmayan kırlaşmış saçları yana doğru taranmış ama pelerinin azizliğine uğramış elektriklenmişti.
Emma ona küçüklüğünden beri Dante derdi ve bu yüzden çoğu zaman azarlanırdı. Merak ettiği diğer bir şey Dante'in hiç çocuğunun olup olmayışıydı. Seksenlerini bitirmekte olan bu bilge adam aşk hakkında öyle güzel laflar ederdi ki, Emma genç olsa
ona aşık olabileceğini düşünürdü. "Selam Dante" dedi Emma sırıtarak. Gerda saygıyla "Ekselansları" dedi eğilerek. Gerda baş psikopos Dante'in, Emma'ın bu çamur içinde, eteği yırtık, saçları dağılmış halini
görmesinden oldukça rahatsızdı.
"Selam kızım. Yine güzelliğinin doruklarındasın" dedi Dante. Emma yüzsüzlük yapmak istemiyordu. O olduğu gibi doğaldı. Emma'yı tanıyan herkes bunu bilirdi. Tabii Dante'de... "Öyleyim değil mi?" dedi sırıtarak. Tabii Gerda'nın kızgın sesi gecikmedi "Leydim! Sizi insan kılığına sokalım mı?" dedi dişlerinin arasından. Emma yine ağzını bir balon gibi şişirdi ve ağzındaki nefesi geri bıraktı. Dante "Pazar günü görüşürüz Emma" dedi.
"Görüşürüz Dante, Pelerus'a sevgilerimi ilet" diye bağırdı arkasından. Psikoposun
kahkahaları koridoru doldurdu.
"Ulu Tanrım! Sen şimdi baş rahiple bir köpeğe selam mı gönderdin" diye sordu Gerda ama cevabı duymak istemiyordu. Odasının kapısını hızla araladı ve taviz vermeden "Siz banyonuzu yaparken, ben size yiyecek bir şeyler hazırlatırım" dedi ve odasına girmesini bekledi.
Emma suratı asık odaya girdi. Hiçbir kadının giymek istemeyeceği erkek botlarından kurtuldu ve iç eteğini çıkardı. "Ne var yani köpeklerde bir canlı, onlarda sevgiye muhtaç" dedi. Annie etrafta koşturmaya çoktan başlamıştı ve yorum yapmadı ama ona gülümsemekten geri kalmadı. Emma "Bu gün yine çok konuşuyorsun Annie" dedi alayla. İç eteğinin artık kullanılamayacak olduğunu fark edince Gerda gelmeden onu bir yerlere saklaması gerektiğini düşündü. Beyaz olması gereken eteğin her bir ipliği çamura bulanmıştı. Elinde öylece dururken "Ben hallederim efendim" dedi Annie.
Emma "At onu" diye fısıldayarak kıkırdadı. İç çamaşırını bacaklarından sıyırmaya çalıştığı sırada Gerda odaya girmişti. "Neden soyunmaya tersten başlıyorsun ilk önce elbiseni çıkarmalısın" dedi. Şöminenin ateşine biraz daha odun attı ve perdeleri sıkı sıkı kapattı.
"Gerda sakinleş lütfen" dedi Emma memnuniyetsizce elbisesine uzanıp otuz altı delikten geçen sırtındaki çapraz bağları çözmeye yarayan ipi aradı ama bulamadı. Bu ilk çıkaramayışı değildi. Gerda elleri göğüslerinde birleşmiş onu seyrediyordu. Emma "Hadi ama bana yardım etmeyeceğini söyleme" dedi mizmızca.
"O mikrop yuvası elbisene dokunabileceğimi sanmıyorum" dedi Gerda.
Emma "İyi bende elbisemle yıkanırım" dedi ve Annie'in hazırlamakta olduğu küvete doğru adım attı. Annie ağzı bir karış elinde maşrapa Emma'ya bakıyordu. Gerda dediğini yapacağını bilecek kadar büyüttüğü kızı tanıyordu. Çığlık çığlığa önüne geçti ve "Tamam, tamam gelde yardım edeyim" dedi. Elbisenin belini sıkan bağları çözüldüğünde Emma rahat bir nefes aldı. Elbise omuzlarından yere düştü ve iç elbisesiyle kaldı.
"Bu elbiseler dövüşmek için hiç uygun değil, Max haklı kendime bir pantolon
diktirmeliyim" dedi ve Gerda'in gözlerine baktığında büyük bir kasırganın geldiğini
biliyordu.
Gerda "Sen bir leydisin, kılıç kullanmak ve ok atmak sana göre değil, sana bunu defalarca anlattım. Evlenecek ve evlendiğin adama kendini adayacaksın. Çocuklarını iyi birer evlat olarak yetiştireceksin. Hiçbir erkek yanında ondan daha iyi kılıç kullanan bir kadın istemez"
"Ben evlenmek istediğimden pek emin değilim. Ayrıca... bir erkeğin hükmüne girmek beni gerçekten çok sinirlendiriyor"
"Travis'i sevdiğini söylemiştin" dedi Gerda onun iç elbisesinden kurtulmasını sağladı. Saçlarını bağladığı, ne olduğunu bilmediği bez parçasının düğümünü çözdü ve tiksintiyle onu atması için Annie'ye uzattı. Emma'ın sarı saçları omuzlarından yuvarlak kalçalarına döküldü. Gerda bir kere daha büyüttüğü genç kıza hayranlıkla baktı. Genç kız çıplaklığa kavuşan bedenini odanın sağındaki paravanın arkasında kalan küvetin içinde soktu ve "Ben onu beğendiğimi söyledim. Sevdiğimi değil" dedi.
Gerda onun ufak bir çocukkende çok güzel bir kadın olacağını düşünmüştü ve öylede olmuştu. Emma ölen annesine öyle benziyordu ki... Sarı düz saçları, zümrüt yeşili gözleriyle uyum içindeydi. Kaşları kahverengi gölgeye benzer yay kavisiyle, gözlerini daha cazip hale getiriyordu. Uzun sık kirpikleri kaşlarına değiyor bir ceylanın bakışlarındaki masumiyeti yansıtıyordu. Dolgun pembe dudakları, küçük dik burnuyla yüzünün güzelliğini tamamlıyordu. Emma daha farkında değildi ama bedeni artık kadısı özelliklere iyice bürünmüştü. Dolgun göğüsleri, yuvarlak kalçası ve ince beliyle bütün erkekleri peşinden koşturacak derecede güzeldi. Tabii konuşmadığı sürece...
Gerda suya girmiş kızın çamur içinde kalmış yüzünü sabunlu bezle silmeye başladı.
"Umarım bu çamuru yüzünden temizleyebiliriz" dedi sinirle. O sırada Annie su taşıyor ve saçlarını yıkayacakları sabunu hazırlıyordu.
"Ben kendim halledebilirim" dedi Emma sıkıntıyla. Gözüne sabun kaçmış ama Gerda'nın sinirli olduğunu biliyor ses çıkarmıyordu. Annie bir yandan saçlarını sabunlamaya başlamıştı. Emma kafasında gezen eller ve yüzünü ovalayan Gerda ile avaz avaz bağırmak istedi ama sustu. Gerda yüzüyle uğraşmayı bırakıp yüzünü yıkamasına izin verdi. Annie su döküyor, Emma yüzünü sabundan kurtarıyordu. Gerda çok gecikmeden kızın kolunu eline alıp sabunlu bezi sürtmeye başladı. Emma "Acıyor" dedi inleyerek.
"Acıyor mu? Kılıç kullanıp kendini oradan oraya atarken hiçbir yerin acımıyor ama" dedi. Ovalamaktan kızaran kızın yüzüne baktı. İçi acıdı gerçekten ona sert davranıyordu. Toparlak yüzüne muzip bir gülümseme yerleştirdi ve siyah zeytin gözlerini kıstı. Gerda ne zaman gözlerini kızsa Emma onun alaylı bir konuşma içine gireceğini anlardı. Öylede oldu. "Her yerin morluk içinde, umarım Travis bunlardan zamanla hoşlanmaya başlamaz"
"Niye?" dedi Emma ne dediğini anlamamıştı. "Bu morluklardan hoşlanıp, yanlarına yenilerini eklemek için seni dövebililir"
"O asla bana vurmaz"
"İnan bana Emma evlenince bu asi, erkek halin devam ederse, dövmeyi bırak seni
ayaklarının altına bile alabilir. Ben olsam yapardım"
"Bana vuran her erkek karşılığını alır" dedi sinirle.
"Ulu Tanrım sen bu çocuğa akıl ver!" dedi Gerda ve başından aşağı suyu döktü. Banyosu bittiğinde Emma kendini yenilenmiş hissediyordu. Annie onun kurulanmasına yardım etti. Bedeni kurulandıktan sonra yağlar sürülüp yumuşaması sağlandı. Emma "kendimi kızartılacak tavuk gibi hissediyorum" dediğinde Annie'yle ikisi kıkırdıyordu. Gerda "Bedenine iyi bakmalısın ki yaşlanca buruşmayasın"
"Sen güzelliğini bu yağlara mı borçlusun Gerda" dedi Emma dişlerini göstererek.
"Ah çocuğum bende bir zamanlar gençtim ama senin kadar güzel olduğumu
söyleyemem"
"Ben güzel değilim. Güzel olsaydım kapıda şimdiye bir sürü evlenmek isteyen adaylar
olurdu" "Sana ok atan, dövüş merakı olan bir kızı kimsenin istemeyeceğini söylüyorum neden anlamıyorsun. Adayları kaçıran sensin"
Emma gururu kırılmış gibi melül melül dadısına baktı" Gerda çocuğu gibi sevdiği kızı üzdüğünü anladı ve "Hem...sen nişanlı sayılırsın" dedi bulduğu bahaneyle rahatlayarak derin bir nefes aldı.
"Resmi bir şey yok ki"
"Olsun herkes bunu biliyor" dedi Gerda ve Emma'ya babasının İran seyahatinde ona hediye olarak getirdiği krem rengi sabahlığı giydirdi. Onu şöminenin karşısındaki pufların üzerine oturttu ve kendi tekli sandalyeye oturdu. Elinde tarak şöminenin karşısında kızın kalçalarına değen uzun sarı saçlarını taramaya başladı. Bir yandan
Travis'e olan hareketlerini düzenlemesi ile ilgili akıl vermeyi ihmal etmedi.
"O senin kocan olacak Emma. Artık ona yumuşak başlı davranıp itaat etmeyi öğrenmelisin. Onunla alay etmek çok büyük saygısızlık, ayrıca erkekler akıllı kadınları sevmez onlardan korkarlar"
"Daha ortada bir şey yok, hem Travis benim şakalarımı seviyor. Aklımı da sevdiğine eminim"
"Erkekler gördüklerini severler Emma. Hem nasıl ortada bir şey yok? Onun sana olan ilgisini bilmeyen yok. Seninde anladığına eminim. Sakın bana yalan söyleme"
"Tabii ki anlıyorum, o kadar aptal değilim"
"O zaman?"
"Ben onu hiç kocam olarak düşünmedim. Onunla beraber büyüdük. İlgisi hoşuma gidiyor o çok yakışıklı, güçlü ama o kadar" genç kızın gözleri uzaklara bakar gibi dalgınlaşmıştı. Düşünceli olduğunda üst dudağını uzatır parmakları alt dudağını koparır gibi çekiştirip dururdu.
Travis'i düşünüyor düşünüyor ama onunla ilgili ne düşünmesi gerektiğini halen bulamıyordu.
"Daha ne olmasını bekliyorsun ki? Evlenen kadınların yüzde sekseni kocasını ilk gece üzerinde tepinmeye başladığı zaman görüyor"
"Bu iğrenç" dedi Emma.
"Bu iğrenç falan değil, hayatın gerçekleri" Gerda saçlarını tarıyor, şöminenin ateşinde kurumasını sağlıyordu. Bir yandan siyah zeytin büyüklüğündeki gözleri Emma'yı gözlüyordu.
Emma bir aydır görmediği Travis'i düşündü. O her zaman nazik bir o kadar anlayışlıydı. Emma'yı her ne yaparsa yapsın savunuyor, onu herkese karşı koruyordu. Birlikte iyi vakit geçiriyorlar, kılıç talimleri oldukça eğlenceli geçiyordu. Tabii bu Emma için yeterli değildi.
"Aşk bu olmamalı, hem bana hiç yaklaşmıyor. Belki de ona çekici gelmiyorumdur"
"Demek sana yaklaşırsa karşı çıkmayacaksın?" diye kıkırdadı Gerda. "Karşı çıkarmıyım bilmiyorum ama aramızda bir şeyin eksik olduğunu biliyorum"
"Bence sen elindekinin kıymetini bilmiyorsun" dedi Gerda. Yarım saatin sonunda saçları kurumuştu. Gerda onun tam bir leydi gibi giyinmesini istiyordu. İlk önce iç elbisesini, sonra onun üzerine kayık yaka sırt ve göğüs dekoltesi can alıcı, gök mavisi bir elbise giydirdi. Sırtındaki bağları sıkarken Emma yine nefes alamadı.
"Çok sıktın" diye dert yandı. Gerda "Evet bilerek yaptım. Umarım o fazla çalışan beynine oksijen gitmez ve babanın karşısında tam bir Leydi gibi davranabilirsin" dedi.
"O kadar sıktın ki artık hiçbir şey yiyemeyeceğim"
"İsabet olur, bir domuz gibi yiyorsun"
"Of!" dedi Emma. Gerda gülümsedi ve masada hazırlanmış tepsiyi gösterdi. "Hadi bir şeyler ye ve aşağı gel" dedi ve etrafı toparlayıp çıktı. Emma'ın aklı halen Gerda'in Travis hakkında söylediklerindeydi.
"Haklı" dedi kendini inandırmak adına. Travis'e bir arkadaşı gibi davranıyor sonra ona sokulmamasını dert ediyordu. Onu öptüğünü düşündü ve yanakları kızardı. Tam masaya oturacak ve kahvaltısını edecekti ki kalenin çanlarının çalma sesiyle irkildi. Heyecanla Annie'ye baktı ve "Babam geldi" diye haykırdı. Kapıya doğru koştu ve Annie "Leydim koşmayın" diye bağırsa da Emma buna aldırmadı. Hızla kalenin merdivenler
inden aşağı indi ve kalenin dışındaki merdivenlere ulaştı. Heyecanlı ve gülen yüzü görmek istediği kişiyi göremeyince merakla etrafa bakmaya başladı.