"Ben sana gerektiğinde bir tanesini kullan dedim!" dedi bağırarak bir ses.
"Ama gördün!" dedi bir başkası. "Hâlâ ayaktaydı ve sana saldıracaktı. Eğer o ikinciyi de batırmasaydım seni öldürebilirdi. Kontrolü kaybetmişti!"
Bilincim yavaş yavaş yerine geldiğinde bazı sesler duyuyordum ama kimin konuştuğunu ayırt edemiyordum. Sesler, boğuktu ve suyun içinde konuşuyorlarmış gibi hissediyordum.
"Eğer ölümsüz olmasaydı ölebilirdi!" Bu Drake'ti. Gür ve sinirli sesi onu ele veriyordu. Peki neden sinirliydi?
"Ama ölmedi." Bu da Gavin'di sanırım. Ne hakkında tartışıyorlardı ki bu kadar hararetli?
Sonra anılar hafızama akın etmeye başladı. Ben Drake'e sinirlenip üzerine yürümüştüm ve kontrolümü kaybetmiştim. İçimdeki canavar beni ele geçirmişti. Sonra başım dönmüştü ve...ve... Gavin'in elindeki şırıngalar! Bana bunu o yapmıştı. Piç kurusu!
Artık bilincim tamamen yerine geldiğinde gözlerimi açmadım. Ne konuşuyorlarsa bunu ben uyandığımda keserlerdi. Üstelik anladıklarıma göre benim hakkımdaydı.
Öfkeli nefes alışlar Drake'e aitti. Duyduğum sert adımlardan odada volta attığını çıkartabilirdim.
"Drake ona güvenemeyiz." dedi en sonunda Gavin. Zaten güvenmiyorlardı ki.
"Güvenmiyorum zaten!" dedi Drake kükrercesine. Demiştim ben dimi? "Ama eğer onu yanımızda tutmazsak onlara gider. Hatta onları kandırıp Larioventa'yı kendisine alır. O kolyeden bahsettiğimde nasıl ilgiyle dinlediğini gördüm. Onunla o kolye hakkında konuşma."
Duyduklarım beni daha fazla sinirlendirirken nefesimi kontrol etmekte zorlandım. Sakinleşmeye çalışırken bir anda aklıma dank etti.
O benim zaten uyandığımı biliyordu ki.
Hatta ben uyandığım ilk andan beri biliyor olabilirdi çünkü o benim yanımda duymamı istemediği şeyler konuşmazdı. Bunları benim duymamı istiyordu ve beni sinirlendirmek. Bana açıkça kolyeden uzak durmamı söylüyordu.
"Benimle kolye hakkında konuşmanıza gerek yok zaten," dedim ve gözlerimi açtım. Gavin şaşkınlıkla ve utançla bana bakarken Drake sakin bir şekilde beni izliyordu. Yavaşça doğrulduğumda başımda inanılmaz bir ağrı vardı ama belli etmemeye çalışarak yavaş hareket ettim. Ayağa kalktım ve "Gidiyorum ben." diyerek kapıya yöneldim.
Başımdaki ağrı arttıkça artıyordu ama buradan çıkmadan kendimi bırakamazdım. Hadi Asena. Hadi...Sadece birkaç adım...
"Nereye?"
"Cehenneme." diye tersledim Drake'i. Benim de sabrım bir yere kadardı ve o bu limiti uzun süre önce aşmıştı. Ne hâli varsa görsündü. Onunda dediği gibi diğerlerine yardım edip kolyeyi alırdım ve bundan habersiz vampirleri kurtarmış olurdum. Bunu benim yanımda konuşmakta hata etmişti.
"Asena otur da konuşalım," dedi Gavin arkamdan gelerek ama ona dönmeden kapıdan çıktım ve suratına kapattım.
Ormana yavaş yavaş gidiyordum çünkü gücümü kullanamıyordum. Bana ne verdilerse bu beni çok kötü etkilemişti. Bunu onların elinden almalıydım, o her neyse onlar için bir kozdu bana karşı.
Gölün kıyısına geldiğimde kendimi o kadar bitkin hissediyordum ki hemen bir yere oturmalıydım, artık daha fazla ayakta kalamıyordum. Yere oturup arkamdaki kayaya yaslandığımda bayılacak gibiydim, bütün enerjim çekilmişti. Sanki hiçbir zaman o güce sahip olmamış gibi hissediyordum.
Üstelik bayılmamdan önce gelen bulantıyı yeniden hissetmeye başlamıştım. İçtiğim kanları kusacak gibi hissediyordum. Elimi midemin bulunduğu bölgeye götürüp bastırdım.
Sonbahar yapraklarının hışırtısını duyduğumda sesin geldiği yöne gözlerimi zorla aralayarak baktım. Önce siyah spor ayakkabılar girdi bakış açıma. Sonra siyah pantolon, siyah tişört... en sonunda benim kadar siyah bakan bakışlar.
"Neden geldin?" dedim nefes nefese. Ben tüm Antrim'de koştuktan sonra bile böyle hissetmiyordum.
"Sen ölümsüz değil misin?" diye sordu ciddiyetle. Dalga geçtiğini düşündüm ama beni inceleyen gözleri ciddi görünüyordu. Birkaç adım daha atıp yanımda bittiğinde bir dizini yere koyarak eğildi ve bir elini taşa yasladı.
"Artık bana ne yaptıysanız." dedi dişlerimin arasından. "Hayatımda ölümün bile kıyısından geçmeyen ben sizin yanınıza geldiğimden beri iki kez ölüyordum." Hâlim aklıma geldi. "Ya da ölüyorum."
Onun karşısında güçsüz görünmek isteyeceğim en son şey bile değildi. Bana verdikleri her neyse bunu benim üzerimde etkisi olması hiç iyi değildi. Bunu onun bilmesi hiç mi hiç değildi.
"Lupin çiçeğinin senin üzerinde böyle bir etkisi olacağını beklemiyordum." dedi dürüstçe galiba. Konu o olunca emin olamıyordum. "Sadece yatıştırması lazımdı."
"Ne çiçeği?" dedim anlamayarak. Hâlâ nefes nefeseydim.
"Lupin çiçeği. Kurt adam zehri olarak da bilinir. Bir kurt adamsan seni öldürür ama vampirlerde de aynı etkiyi verdiğini düşünmemiştim." Cebinden ufak bir şişe çıkardı. "Panzehiri var." dedi bana göstererek. Görüşüm iyice bulanıklaşmaya başladığı için bakmadım.
"İstemiyorum."
"Ne demek istemiyorum?" dedi hayretle.
"Geri çeviriyorum demek." Benimle resmen oyun oynuyordu. Aklı sıra beni bir kere daha borçlu bırakmaya çalışıyordu ama bu sefer izin vermeyecektim. Öleceksem, ölecektim ama yine de onun yardımını kabul etmeyecektim.
"İnat etme, Asena. İç şunu." dedi panzehiri bana uzatarak. Şişeyi alıp göle fırlattım.
Hiç şaşırmış görünmüyordu. Hatta bunu yapacağımı biliyormuş gibi bir hâli vardı. Dudağının kenarı yukarı kalktı ve cebinden başka bir şişe çıkardı. "Bunu yapmak istemiyordum ama ölmene de izin vermeyeceğim." dedi ve her şey bir anda oldu.
Şişenin kapağını açıp ağzına dikti ve dudaklarıma yapışarak sıvıyı ağzıma itti. Onu engellemeye çalıştım ama karnımın üzerindeki elimi ve havada yakaladığı elimi tutarak o beni engelledi. Sıvıyı bana zorla yutturuncaya kadar dudaklarını benimkilerin üzerinde tuttu.
En sonunda geri çekilmeyi başardığımda panzehirin iğrenç tadı ile yüzümü ekşittim. "Sen ne yaptığını sanıyorsun?" dedim bağırarak.
"Seni ölümden kurtarıyorum." dedi sakince kendini benim yanıma atarak.
"Ben sana istemiyorum dedim." Şoktan mı yoksa panzehirden mi bilmiyordum ama kendime gelmiştim. Hâlâ başım ağrıyordu ama midemdeki bulantı ile baş dönmem hafiflemişti.
"Benim yanımda olduğun sürece ölmeyeceksin, Asena." dedi gözlerimin içine bakarak. "Ölmemen için her şeyi yaparım."
"Bundan sonra senin yanında değilim ben."
Derin bir nefes aldı. "Seni zehirlettiğim için mi?"
"Beni dışladığın için." dedim ve ayağa kalktım. "Sen beni kendi çıkarların için kullanmak istiyorsun. Onlara yaklaşmamdan korkuyorsun ki bunu bilerek benim yanımda söyledin." dedim dinlediğimin farkında olduğunu bildiğimi göstererek. "Madem kolyeni korumak istiyordun, o zaman beni yanında tutmak için her şeyi yapman gerekirdi." O da ayağı kalktı.
"Ne yapmamı bekliyordun? Sen bile kendine güvenmezken sana güvenmemi mi?"
Cidden...Ben ne bekliyordum?
O benim yüzüme dikkatle bakarken ben cevap vermeden hızla yanından uzaklaştım. Gücüm panzehiri sayesinde geri gelmişti. Bunun için ona minnet duyacak değildim çünkü beni o hâlâ zaten o getirmişti.
Lisenin önünde durdum. Şimdi Barnaby'yi tuzağa düşürüp peşinden gitmem lazımdı. Şimdi onlara Asena Rosswell'ın düşmanı olmanın nasıl hissettirdiğini gösterme zamanıydı.