Kızın yanına oturup dirseğimi masaya koyup kafamı elime yasladım. Kızın iki kız arkadaşı karşı tarafımızda oturuyordu. Hepsinin garip bakışlarını üzerimde hissettim ama ben sadece kızıla bakıyordum, hem de sırıtarak.
Kızıl saçlarını dağınık bir topuz yapmıştı. Saç renginin doğal olmadığı kaşlarının kahverengi oluşundan belliydi. Bana şaşkın bakan badem gözleri ela rengiydi. Düzgün bir burnu ve dolgun dudakları vardı. Açıkçası güzeldi.
"Ben Asena, Jace'in arkadaşıyım."
"Hangi Jace?"
"Jace Murphy," dedim soyadına bastırarak. "Hani şu bakıştığınız."
Utançla başını aşağı indirdi. "Ben... sevgilisi olduğunu bilmiyordum."
"Sevgili değiliz, arkadaşıyım. Ben ondan yaşça büyüyüm." Muhtemelen. Yani öyle hissediyordum. On yedi yaşında olduğumu düşünmüyordum.
Gözleri bir anda parlayarak bana baktı. "Size benim hakkımda mı bahsetti?"
Hayır. "Evet," dedim ve gözlerimi patlatarak, "Sana köpek gibi âşık olmuş. Söylemeye cesaret edemediği için beni gönderdi."
Kızın yüzünde bir gülümseme belirdi. Galiba Jace'den hoşlanıyordu ama utangaç olduğu için söyleyememişti. Arkadaşlarına sevinçle baktıktan sonra bana elini uzatarak, "Darla," dedi. Elini tutup, "Asena," dedim daha önce söylemiş olmama rağmen.
Bana diğer arkadaşlarını da tanıttı. Hatta onlara baya bir övdü ama ben dinlemedim çünkü ilgimi çekmiyordu. Bu kızın yanından sıvışmam lazımdı, artık sıkılmaya başlamıştım.
Tam bir yalan atıp kalkmaya başlayacaktım ki okul kapısından çıkan Drake ile çocukları görünce hemen geri oturup elimi ağzımı saklayacak şekilde yüzüme koyup, "Jace seni arıyor," dedim fısıldayarak. Ona doğru eğilmiştim heyecan yaratması için. İstediğim de oldu.
Derin bir nefes aldığında nabzının ne kadar yükseldiğini duydum. Kalbi o kadar hızlı kan pompalıyordu ki yüzü kızarmıştı. Umarım kalpten gitmez.
Jace'in bakışını yan gözle gördüğümde yüzümdeki sırıtmaya engel olamadım. Sinirini buradan hissedebiliyordum, aramızda on metre vardı.
Yanımıza vardıklarında ben Darla'yı sakinleştirmeye çalışıyormuş gibi yapıyordum onları fark ettiğimi anlamasınlar diye. Jace yanımda bitip, "Selam kızlar," dedi coşkuyla ama gerginliği sesinden belli oluyordu. Gözlerini ise Darla'dan ayırmıyordu. Darla, utangaç şekilde başını aşağı eğmiş, parmaklarıyla oynuyordu. "Senin ne işin var burada?" dedi dişlerini sıkarak.
Omuz silkip, "Kendime yeni arkadaşlar ediniyorum," dedim sesli bir şekilde. O Darla'nın bunu duymasını istemediği için sesli söylemiştim. Benim aşkının yanında durmam onu rahatsız etmişti.
"Gitmemiz lazım," dedi gözlerini iyice açarak. "Hemen." Sesindeki tehdidi hissetmiştim. Bende etkisi oldu mu? Hayır.
"Ama Darla'yla beraber özel bir konu hakkında konuşuyorduk." dedim özel kelimesine bastırarak.
"Annen çağırdı," dedi bu sefer. İçimde bir öfkenin kızıştığını hissetsem de üzerine büyük bir kova su döktüm.
"Benim annem yok."
"Kalk, Asena." diyerek beni kolumdan çekiştirip kaldıran Drake'ti. Ona en vahşi bakışımı atıp kolumu çektim. Bırakmama gibi bir şansı yoktu.
Jace'in hâlâ kıza baktığını fark ettiğimde önüne onu iterek geçip masaya eğildim. "Yine gelirim," dedim hepsine bakarak ama benim ilgimi çeken Darla'ydı. "Şu özel konumuz hakkında konuşuruz bir dahaki sefere." dedim imalı bir şekilde.
Gülerek geri çekilip yüzümdeki zafer gülümsemesiyle biraz önce fark ettiğim Drake'in siyah arabasına yöneldim. Jace koşarak yanıma geldi. "Onunla ne konuştun?" Sesindeki ilgiyi çok net duyabiliyordum.
"Kiminle?" dedim bilmezlikten gelerek.
"Kiminle olacak, Darla'yla." Kızın ismi bir melodi gibi çıkmıştı ağzından.
"A, sen tanışıyor musun onunla?"
"Bildiğini biliyorum. Aptalı oynama."
Kaşlarımı çattım. "Bana bir daha aptal deme yoksa sonuçları kötü olur." dedim ve aniden durdum. O ve Drake ile sessiz olan Gavin de durdu. "Ayrıca, evet biliyordum. Hatta ondan hoşlandığını da ona söyledim." dedim ve konuşmasına izin vermeden arabaya ilerleyip on yolcu koltuğuna oturdum.
Ona doğru bakmama gerek yoktu, şaşkın yüz ifadesini hissedebiliyordum.
Onlar da bir süre orada dikildikten sonra arabaya binme kararı aldıklarında Drake, "Bir daha öne oturma." diye uyardı beni motoru çalıştırırken. "Ayrıca kemerini de tak."
Kemerimi takmadım. Hayatım boyunca emir almadan yaşamaya alıştığım için kimsenin bana emir kipiyle konuşmasına katlanamıyordum. Kimsenin her dediğini yaptıracağı kölesi olamazdım.
Araba ani fren yapınca Drake'in üzerimdeki keskin bakışlarını hissettim. Karga gibi dikizliyordu beni adam. Ona bakmadım ama sinirlendirdiğimi sık nefes alışverişinden anlıyordum, bu beni keyiflendiriyordu.
Tabii üzerime çullanana kadar. Ellerimi refleksle havaya kaldırıp, "Ne yapıyorsun be!" diye bağırdım. Üzerime eğilmiş kemere ulaşmaya çalıştığını fark edince biraz olsun rahatladım. Ne bekliyordum sanki?
Emniyet kemerini alıp yerine takarken gözlerimin içine bakıyordu, geri çekilirken de. En sonunda yola dönerek motoru çalıştırdığında içimde bir öfke belirdi.
Biraz önce şaşırdığım için tepki verememiştim ama şimdi varsın dilimden kurtulsun. Gözlerimi kısarak, "Sen kendini ne zannediyorsun, Moore? Diktatör falan mısın?" dedim yüzüne bakmadan. Yolla konuşuyordum. "O kadar emir vermeye alışmışsın ki birisi dediğini yerine getirmese hemen şalterlerin kalkıyor." Kafamı aşağı yukarı salladım. "Ama yok, bundan sonra sana karşı olan birisi olacak." Ona döndüm. "Ben olacağım. Hem bana ihtiyaç duyacaksın hem de en korkulu rüyan olacağım."
"Ona ne şüphe." Ne?
O kadar şey saymıştım ve bana verdiği cevap bu muydu? Ben bu adamı öldürecektim. En kısa zamanda.
Arkadan kıkırtılar duyduğumda, "Kanınızı seviyorsanız susun, yoksa haftalık kan dozumu siz karşılarsınız." diye tehdit ettim.
Hemen sustular, şakamın olmadığını anlasalar iyi ederlerdi.
Yine depoya geldiğimizde dün gecenin anıları aklıma bir iğne ile enjekte edildi.
Dün hissettiklerim normal bir insanın hissedebilecekleriydi ve ben normal bir insan değildim. Ben insan bile değildim, bir yaratıktım. Herkesin korktuğu, korkutmak için kullandığı o yaratıktım. Yerimi bilmeliydim.
Hem bu Drake'in suçuydu. Uzun süre hormonlarını yatıştıramamış biriyle bu kadar fazla göz teması kurması bir şeyleri tetiklemişti bende. Bir dakika, benim hormonlarım mı vardı?
Okula gitmemiş biri olarak daha fazla düşünmeyi kestim ve arabadan indim. Adi hayvanlar beni arabada bırakıp inmiş, içeri bile girmişlerdi. Keşke istenmediğimi bu kadar belli etmeselerdi, daha fazla yapışmamı sağlıyordu.
İçeri girip Drake'in masanın önündeki sandalyesine oturdum. Ben sandalyeme iyice yayılırken Drake ellerini masanın üzerine koyarak bana doğru eğilmiş, Jace ile Gavin ise iki yanında dikiliyordu. Hepsi çok gergin görünüyordu, ben gittikten sonra bir şey olmuştu belli ki. Kaşlarımı çattım. "Ne oldu?"
Drake masaya bakıp çenesini oynatırken diğerleri gözlerini kaçırıyordu. Yine bana anlatmakta tereddüt ediyorlardı, gözlerimi Drake'e diktim. "Söyle."
Çenesi kasıldı. "Benimle emir kipiyle konuşma." dedi dişlerinin arasından.
"Sen benimle nasıl konuşuyorsan ben de seninle öyle konuşuyorum."
Bana öyle bir baktı ki bana olan nefretini yeniden hissettim. Ben de ona aynı şekilde baktım. Bakışlarımla ona meydan okuyordum.
"Bu gece," dedi Jace aramıza girerek. Neredeyse hep onun yerine konuşması gözümden kaçmamıştı. "Kurt adamlar Larioventa'yı almaya gelecek."
Oturuşumu düzelttim. "Onu onlara mı vereceksin?" dedim inanamayarak Drake'e. O kolyeyi ne için istediklerini bilmiyordum ama ellerine geçtiğinde iyilik için kullanmayacaklarını biliyordum.
Atalar...
Atalarının yaptığı şeyi devam ettireceklerdi. Bizi yok edeceklerdi, planları yüksek ihtimalle buydu. Gözlerimi masaya diktim ve kendi kendime düşünmeye başladım.
Larioventa öldürdüğü insanın gücünü takan kişiye veriyorsa bazı kurt adamlarda vampir gücü var demekti. Peki ölümsüzlük? Onu da alabilmişlerse eğer o zamandan yaşayan kurt adamlar hâlâ hayatta olabilirdi. Bu da hipotezimi doğrulardı. Bu da daha fazla vampir var demekti.
Üzerimde meraklı bakışlar hissedince kendime geldim. Hepsine teker teker baktım. Böyle bir şeyin olabileceğine dair bir ipucu aradım.
Jace bir şeyler biliyordu. Bunları anlatmak istediğini görebiliyordum ama bir şey onu engelliyordu.
Gavin her şeyi biliyormuş gibi bakıyordu. Ya Drake onlara ben gittikten sonra bir şeyler anlatmıştı ya da kendisi araştırarak öğrenmişti. Araştırmak...Benim bu kolyeyi araştırmam lazımdı.
Drake...Endişeli görünüyordu. Neden endişeliydi? Neden hâlâ endişeliydi? Sorduğum soruya cevap vermediğini hatırladım. Bu artık gerçekten sinir bozucu olmaya başlamıştı. Sorduğum sorulara ya cevap vermiyor ya da yarım cevap verip beni geride bırakıyordu.
Tamam, her şeyi anlatmasındı ama en azından neyle karşılaşacağımı bilirsem ona göre davranırdım. Gözlerimi kısarak ona baktım; o bana bilgi vermezse ben de zorla alırdım.
Kaşlarını çattı. "Ne geçiyor aklından?"
Sırıttım ama onun bunu görmesine vakit bırakmadan onu duvara yapıştırıp pençelerimi boynuna bastırdım.
Jace'in hırlamasıyla dönüştüğünü anladım. Arkamdan bana atıldığında ona doğru bir tekme atarak karşı tarafta ki duvara çarpmasını sağladım. "Yerini bil, Murphy!" dedim sesimi yükselterek. Duvara yasladığım Drake'den de hırlama sesleri geliyordu ama kesik kesikti. Dönüşemiyordu tırnaklarım altında. Ona, ona hiç bakmadığım bir ifadeyle döndüm.
Siyaha bürünmüş göz akım siyah göz bebeklerimle uyuşuyordu. Dudaklarımın arasında saklanan dişlerim, sıcak kanın bulunduğu damarları deşelemek istiyordu. Hiçbir zaman kontrol sahibi birisi olmamıştım. Onu sadece korkutmak istemiştim ama içimdeki canavar kendini tutamıyordu. Kan istiyordu.
Asena Rosswell ise korkutmak istiyordu. Kim olduğunu bilsinler istiyordu. Karşısında korksunlar istiyordu.
Ve Asena Rosswell her savaşın kazananı olurdu.
İçimdeki canavara susmasını emredip boğuk sesimle, "Kim olduğumu daha anlamamışsın sen, Moore. Ben canavarım. İstediğim olmazsa öldürmekten hiç çekinmem. Ve bir daha ki sefere olmasa iyi olur. Çünkü bu sefer sevdiklerin zarar görür."
Korkmuyordu. Benden korkmuyordu. Bana nefretle bakıyor, ama korkmuyordu.
Görüntüm buharlı cam gibi bulanıklaştı. Başım çamaşır makinesi gibi dönüyordu. Arkaya doğru sendeledim elimle başımı tutarak. Tırnaklarımın arasında kan vardı ama bu beni etkilemiyordu bile. Artık ayaklarım beni tutmuyordu ama yine de durdum. Elimi kafamdan çektim ve sanki hiçbir şey olmamış gibi ona doğru ilerlemeye başladım. Hâlâ başım dönüyor ve bulanık görüyordum ama ben bir vampirdim. Gücüm hayatım gibi sonsuzdu.
Drake'in gözlerinde ufak da olsa korku belirdi. Ama nedense bu korkunun sebebinin ben olmadığımı hissettim. Bir anda varlığından haberdar olmadığım midem öyle bir bulandı ki şu ana kadar içtiğim bütün kanlardan tiksindim. Drake beni kollarının arasına aldığında sıyrılmak istedim ama ona bile dermanım yoktu. Son gördüğüm şey, Gavin'in elindeki boş şırıngalardı.