İçeriğe geç

KAN DESTANI

Bölüm 4 · 17 dk okuma

KAN DESTANI

Bölüm 4

- BÖLÜM 2 -

- BÖLÜM 2 -

Park sunghoon gözlerini bir türlü merdivenlerden alamıyordu. sanki o sadece basamaklardan oluşmuş bir yapı değildi. cennetin yoluymuş gibiydi . yüzbaşının düşünceler selinde sadece bir şey akıyordu, yukarı çıkmak... yani kızıl kahve saçlara biraz daha bakmak değildi kesinlikle .

Sanki artık kontrol kendisinde değilmiş gibi ayakları onu merdivenlere yönellti. basamakları çıktıkça kalbinde kimliksiz ikamet eden o duygu daha çok haykırıyordu. eli yine kalbini yokluyordu ama nafileydi. yine yoktu bu hissin adı ...

Sonunda cennetin yolunun sonuna gelebildiğinde üst kata ulaşabilmişti yüzbaşı . bekleneceği üzere burası da çok afilliydi. duvara sabitlenmiş meşalaler, boylu boyunca bir kırmızı halı ve kusursuz bir sırayla dizilmiş heykeller...

Ama hiçbirisi sunghoonun umrunda değildi, o bu hissin adını bulmak istiyordu ama kendisinin de anlam veremediği şeyler yapıyordu . mesela neden şuanda buradaydı ve neden aşağıdaki herkese yalan söylemişti. cevap yine yoktu... yüzbaşı sanki bir karanlığın içindeydi ve bi ışık hüzmesi bile yoktu onun için. bu şey çok sinir bozucuydu .

İçindeki bu karanlık onu yutarken bir yandan da odaları bir bir arıyordu.sadece kapıları açmak onu bir suçlu yapmazdı herhalde. en azından içinden böyle söyleyerek kendisini avutuyordu. birinci kapı lavaboya açıldıktan sonra direkt kapıyı kapatıp ikinci kapıya yöneldi, açtığında neredeyse tamamen dolu olan o yemek deposu karşılamıştı onu. yüzbaşının aklına varis kim'in söyledikleri bir şimşek gibi çaktı o anda.

' Bu çalıntı şeyleri yemek istediğimi kim söylemişti ki '

Sunghoon ilk defa bir konu üzerinde bu kadar çok duruyordu. normalde savaş dışındaki herhangi bir konu onu bu kadar çok düşündüremezdi. ama bu sefer öyle değildi . tek düşündüğü şey kim sunoo'nun o sofradan hiçbir şey yemeden kalkmasıydı. yüzbaşı dayanamıyordu. içinde zaten bilinmezliğin zifiri karanlığı varken şimdi de bu çıkmıştı.

Bunları düşünürken en sonunda kapıyı kapattı.

Sonradan açtığı birkaç kapı da bir sonuç vermemişti. artık bu durum sinir bozmaya başlamışken neyse ki son kapıya gelmişti .bu oda kesinlikle kim sunoo'ya aitti.

Yüzbaşı kapı kolunu tuttu ama tam çevirecekken durdu. ne yapıyorum ben ?! elini geri çekti, sonra tekrardan koydu elini, sonra yine çekti. hem ne yapacaktı ki kapıyı açsa?

Onun kızıl kahve saşlarını görse, yüzüne baksa ve gözleri onun gözlerine değse ... ne olacaktı?

Park sunghoon ilk defa böyle bir duruma düşmüştü. girdiği bütün savaşlardaki zorluklar bir araya gelip karşısına çıksa böyle hissetmezdi herhalde .çünkü şuanda karar vermek her şeyden daha zordu... içeri girip girmeme kararı.

Bu ikilemin ardından yüzbaşı geriye adımladı. vazgeçmişti, onun odasına girmeyecekti .çünkü mantıklı bir mazereti ve hissetiklerini söyleme gücü yoktu. 'zaten şuanda girmek pek uygun olmazdı sanırım'. sunghoon şuanda sadece bu argümana sığınıyordu .

Hızlı adımlarla tekrardan merdivenlere yöneldi, hızlı hızlı inerken sanki içindeki karanlıktan kaçıyor gibiydi ya da hissetiği şeyleri söyleyebilme gücünün olmaması gerçeğinden ...

...

Kutsal kan seni kutsasın duası geldiğinde bunun için teşekkür eden yüzbaşı ardından salondan hızlı adımlarla çıktı.

Park ailesi bunu garipsemişti. çünkü bu önemli işten haberleri yoktu ve bakışlarıyla da gayet belli ediyorlardı bunu. kim ryu-na, park ailesindeki bu şaşkınlığı hyun-woo'dan önce anlamıştı. bir sıkıntı mı var? yarbay u-seong boğazını temizledi. nereden çıkardınız bayan kim? çünkü yüzbaşı sunghoon çıktığından beri kapıya bakıyorsunuz . bir şey yok bayan kim emin olabilirsiniz .

Pekala, öyle olsun. o zaman ziyafetimizin ana amacı üzerine yoğunlaşalım. ryu-na'nın bakışları öncü hyun-woo'ya yöneldi. evet sevgili eşimin de dediği gibi anlaşmanın detaylarını konuşalım. sonuçta bu anlaşma sonunda ne kadar kar elde edebiliyorsak o kadar kar elde etmeliyiz ve bunun için de iyi bir plan gerekiyor.

Hyun-woo ellerini birbirine kenetleyerek dirseklerini masanın üzerine koydu . şükür ki az önce olan şeyler bir kargaşaya sebep olmamıştı. patlayacak olan bir bombayı son saniyede durdurmuşlar gibiydi. eğer o bomba patlasaydı hiç iyi şeyler olmazdı...

...

Dolunay gökkubede yerini çoktan almıştı . sofradakiler anlaşmanın kritik noktaları üzerinde hararetli bir şekilde tartışırken zaman da kan gibi akmıştı anlaşılan. planlamaların sonlarına doğru park hae-eul dolunayı farkeden ilk isim oldu.dolunay belirmiş...

Ardından herkes bakışlarını heybetli dolunaya çevirdi. büyük pencereden bakıldığında heybetine daha çok heybet katan dolunay herkese aynı şeyi söylüyordu.'bu kadar yeter, istişare süresi doldu'.

Bunun üzerine park ailesi yavaş yavaş toparlanmaya başladı. kim ailesi ise sofradan kalkarak konukları uğurlamaya hazırlandılar. o zaman bize müsaade dedi hae-eul .

Yarbay u-seong ayrılmadan hemen önce bizi bu nezih sofraya davet ettiğiniz için tekrardan minettarlığımızı belirtmek isteriz diye ekledi. minettar olmanıza gerek yok. hyun-woo pelerinini düzeltti hemencecik. kutsal kan size kudret versin.

Teşekkür ederiz dedi hae-eul, saygısını belirterek bir selam verdi. aynı şekilde u-seong da öyle. misafirlerimiz gidiyorlar onlara kapıya kadar eşlik edin. ryu-na'nın ses tonu bu sefer otoriterdi .

Hizmetkarlar salona geldi, emri yerine getirmeden önce saygıyla eğildiler, sonrasında önceliği misafirlere tanıyarak odadan çıktılar.

Bu ziyafet de bitmişti ama bu vampirlerin açlığı bitmeyecekti, bitmezdi de...

...

Kızıl güneşin ilk ışıkları pencereden yüzbaşının odasına hücum ediyordu . sunghoon eve geldiği vakitten beri sersemdi aslında. varis kim'i gördüğünden beri, onun kızıl kahve saçlarını ve ışık hüzmelerinin kehribara çevirdiği açık kahverengi gözlerini görüğünden beri sersemdi kendisi.

Ayrıca o gece uyku yüzbaşının ışığın kehribarına hasret kalan gözlerine zor egemen olmuştu.

Park sunghoon kızıl güneşin doğuşuyla beraber gözlerini ağır ağır açtı, sonunda tamamen açabildiğinde elini yine ve yine kalbine götürdü. yok, bu şey gitmiyordu. yine tam olarak oradaydı adsız şey, ismi olmayan tanımı bulunmayan o şey...

Yatağından yavaş yavaş kalktı, sandalyesine doğru yürüdü üstüne attığı pelerinini almak için. alıp giydikten sonra üstünü düzeltti. dağınık olan saçlarına şekil vermek için ise masanın üzerindeki değerli bir taştan yapılma tarağı aldı ve saçında gezdirmeye başladı. aynı anda karşısındaki aynaya bakarken zihnindeki karanlıkla yüz yüze geliyordu.

Saçları istediği gibi olduktan sonra tarağı masaya geri bıraktı ve odasından çıkıp aşağıya gitmeye koyuldu. merdivenlerden inip ana salona vardığında yarbay park u-seong'u gördü.

U-seong, onu gördüğü anda bu önemli işi sordu. dünki önemli işin neydi yüzbaşı? bu soruyu beklemeyen sunghoon ne diyeceğini o an bilemedi . ne diyecekti ki?

Varis kim'i gördükten sonra kalbine olan şeyleri mi? bu imkansızdı...

Neyseki bu soruya bir cevabı vardı. ziyafetteyken aklıma bir anda geldi o yüzden sizi bilgilendiremedim. acil olarak ayrılmak zorundaydım, üzgünüm . üzgün olma, kötü bir şey yapmadın sen. sorumluluklarını öncelemen güzel bir şeydir yüzbaşı , şimdi nereye gidiyorsun peki?

Saha kontrolü yapacağım,uzun süredir yapmadığımı farkettim. gelecekteki savaşlar için lazım olacak .

Pekala, görevinde başarılar. kutsal kan sana güç versin. sunghoon bu duaya saygıyla başını eğerek karşılık verdi, size de yarbay. baba-oğul olmalarına rağmen birbirlerine rütbeleriyle sesleniyorlardı. sanki ev de askeri bir üsmüş gibi.

Sunghoon doğrulup kapıya yöneldi.hizmetkar ona dış kapıyı açtı ve eğilerek onun dışarı çıkmasını bekledi. ancak sunghoon malikaneden dışarı çıktıktan sonra doğrulabilmişti.

Çünkü öğretiler böyleydi. soylu kanlı da kutsaldır ve ona eğilinmelidir .

Malikenin hemen önünde olan askeri üssün giriş yüzüne doğru yürüyordu sunghoon. vardığında oradan uçacak ve saha kontrolüne başlayacaktı.

Daha yeni bir savaş bitmişken bu saha kontrolu de nereden çıkmıştı? ayrıca u-seong gibi bir vampir nasıl bunu daha çok sorgulamamıştı? şuan sunghoon'un zihni bu sorularla boğuşuyordu.

Ama neyseki hali hazırda bir cevabı vardı yüzaşının. kafa dağıtmak içindi bu görev. tabii başarılı olabilecek miydi orası meçhul .

Üssün giriş yüzüne vardığında sunghoon kanatlarını çıkarma sürecini başlattı zihninin içinde. bu süreç başlarken vücutta ilk önce sırt bölgesinde bir yanma hissi oluşuyordu, bundan sonra kanatların dışarı çıkması için zihin daha çok odaklanıyor ve kanatlar çıkıyordu.

Burada savaşçı kanın nimetlerinden faydalanıyordu yüzbaşı, çünkü lanetli enerjisi fazla olan kana sahip olunduğundan bu sancılı süreç daha hızlı bir sonuca varıyordu .

Kanatlar nihayet çıktığında sunghoon patikadan aşağı koşmaya başladı hız almak için. kısa bir süreden sonra artık havada süzülüyordu .yukarıdan bakınca patikadan çıkarak eğitim evine giden soysuzlar sadece nokta şeklinde görünüyordu

Bu eğitim evi sadece iki gün için açıktı soysulzar için. burada kutsal kan inancına dair her şey öğretiliyordu. ve soysuzlar bu eğitimlere katılmak zorundaydı. yoksa bir takım yaptırımlarla karşılaşırlardı .

Sonunda görüş alanı kasabayı da kapsadığında sunghoon etrafa göz gezdirmeye başlamıştı. ama her şey sıradandı .barışçıl kanlıların evleri, şifahane, kutsal heykel ve kuytu bir yerde terk edilmiş olan bilge moon'un evi .

Park sunghoon'un ailesi onun bilge moon ile görüşmesine hiç de razı değildi. çünkü bilge moon, zamanında eski baş rahbin hoşuna gitmeyecek yalan kehanetlerden bahsettiği için itibarı kalıcı olarak lekelenmişti asil kana sahip olmasına rağmen .

Ama aslında vampirler hakikatten kaçmak adına onun onurunu hedef almıştı geçmişte. ama onun yaptığı tek şey kaçınılmaz gerçeği aktarmaktı sadece.

Bu kehanetin bir gün gerçek olmasından korkuyorlardı buna eski baş rahip de dahildi. ve bu kehanetin varlığı onun otoritesi için de bir tehlikeydi aynı zamanda.

Kısacası bilge moon'un anlattığı şeyleri kabullenmek eski baş rahibin işine gelmedi ve onu makamından atıp adını lekeledi. soysuz kesim de eski baş rahibi destekledi. her zama olması gerektiği gibi.

Göz gezdirme sırasında park sunghoon'un kalbindeki o şey hala haykırıyor, varlığını sürekli hissetiriyordu. varis kim'i gördüğünden beri bu şey öyle bir boyuta ulaşmıştı ki sunghoon gerçekten ne yapacağını bilemez hale gelmişti.

Ruhunda bilinmezliğin karanlığını ve kalbinde adı olmayan bir şey hissediyordu sunghoon. bu karanlık için hiçbir çözüm getiremiyordu aklına ama en azından kalbi için bir çözüm yolu bulmuştu. şifahaneye gitmek.

Çünkü hekim bir vampir bu hissin ne olduğunu bilebilirdi belki. sunghoon'un yüzüne ufak bir tebessüm yerleşti en azından bir çözüm yolu bulduğu için.

Ardından çevik bir hareketle yere, şifahaneye yakın bir yere iniş yaptı. biraz yürüdükten sonra şifahanenin kapısını bir anda açması ve varis kim'le çarpışması bir oldu.

Sunghoon birden açtığı için çarpışma biraz sert olmuştu. ikisi de bir süre affalayarak birbirlerine baktılar. bu bakışmayı sunoo'nun öfkeli sesi böldü. dikkat et biraz !!! sunghoon hemen kendini toparladı.

Yüzbaşı her zaman dikkatlidir zaten !! hem sen ne arıyorsun şifahanede? bir şey mi oldu? çok ciddi bir şey mi bu?neden geldin? iyi misin? sunoo ard arda gelen bu sorulara anlam veremeyen gözlerle bakıyordu.

En sonunda göz devirerek yanıt verdi varis kim. kalbimde bir şey hissetim ve ne olduğunu bilmediğim için hekime geldim. mahsuru mu var!!! yüzbaşı şaşırmıştı, çünkü ikisinin de şifahaneye gelme sebepleri aynıydı.

Kalbinde mi!? nasıl ! çok mu kötü yani ... çok acıtan bir şey mi !

kim sunoo daha cevap veremeden yüzbaşı birden onu kolundan nazikçe tutup içeri sürükledi. ne yapıyorsun sen !! hekimin yanına gidiyoruz ,kalbinde daha ciddi bir şey olabilir.

Kalbinde olan bitene rağmen sesi tam da bir komutan gibi çıkıyordu bu sefer. hekim bir şeyin yok dedi bıraksana !!!! yüzbaşı varis kim'in kolunu acıtamamaya çok özen gösteriyordu ama sunoo sürekli kurtulamaya çalışıyordu. sunghoon ise son çare olarak biraz daha sert tuttu kolunu. ama bir asker olduğu için bazen gücü bir anda çok yükselebiliyordu.

Ah! yüzbaşı birden varis kim'e döndü. ne ... ne oldu!. kolumu acıttın ! bunun üzerine hemen kolunu bırakmıştı, pişman olmuş bir şekilde özür diledi.

Affedersin ...çok mu acıdı ? sesinin tınısında pişmanlığın özü vardı şimdi. hadi şimdi hekime gidelim olur mu ? kalbinde daha ciddi bir sorun olabilir önemli bir organdır kalp .

Sesini tekrardan bir komutan gibi yükseltti .doktor ! orta yaşlı bir vampir hemen belirdi önlerinde.

Yüzbaşı, bir şey mi oldu? neden buradasınız ? benim bir şeyim yok ama onun var. kim sunoo'yu işaret etti ve anlatmaya devam etti.

Kalbinde bir şey hissediyormuş. bu ciddi bir şey olabilir, sonuçta önemli bir organ. bir de yanlışlıkla kolunu çok sert tuttum, incinmiş olabilir koluna da bak .

Kim sunoo duydukları karşısında şaşırıyordu ama çaktırmamak adına da sürekli göz deviriyordu .

Pekala efendim, nasıl emredersiniz. içinizin rahatlaması adına daha kapsamlı bir şekilde varis kim'i muayene edeceğim ve kolunda herhangi bir hasar var mı diye bakacağım .

Gerçekten mi !? sunoo dik dik yüzbaşıya bakıyordu. sunghoon ise ciddi ama bir o kadar da şefkatli gözlerle bakıyordu ona. uslu dur tamam mı, konu sağlığın sonuçta .

...

Kızıl güneş tam tepe noktasında değildi. kızıl güneşin konumundan anlaşılacağı üzere öğlenden sonrası saatlerine girilmişti şimdi .

Sunghoon ve sunoo ise şifahaneden çıkmıştı nihayet.

Varis kim ayaklarını yere sert bir şekilde vurarak yürüyordu. lanet olsun saat öğleni bile geçmiş ! sunghoon ise çocuğunu zapt etmeye çalışan bir vampir gibi davranıyordu. kötü mü oldu? nasıl olduğunu öğrendik işte,iyisin .

Sanki birisi yüreğine su serpmiş gibi söyledi bunu. sunoo sinirle kolundaki bandajı gösterdi. buna ne gerek vardı! doktora zorla taktırdın zaten, gerçekten sen nasıl bir şeysin ya !!!

Doktor ne kadar incindiğini göremiyordu. ben de zorla taktırdım. ayrıca çok hareket ettirme. sunoo hala öfkeyle soluyordu. ben gidiyorum! sunoo ışık vadisine yol alıyorken yüzbaşı arkasından seslendi.

Nereye gidiyorsun? evin o tarafta değil ! sunghoon'un sesi sorgulayıcıydı. varis kim arkasına dönmeden cevap verdi hemen. zaten eve gitmiyorum . neden evine gitmiyorsun ve nereye gidiyorsun?

Rahat bırak benii!! sunghoon bir anda duraksadı. sanırım biraz fazla bunaltıcı olduğunu yeni idrak ediyordu kendisi. ama varis kim devam etti söylenmesine. nereye gidiyorsam gidiyorum ! zaten geç kaldım senin yüzünden!

Sunoo bu noktada haklıydı çünkü sunghoon doktorun her hamlesine karışmıştı ve ona daha fazla muayene yapılmasını istemişti sürekli.

Sunghoon teslim olmuştu sonunda. tamam öyleyse ben de üsse gidip kalan işler var mı diye bakacağım .sunoo umursamaz bir şekilde çekip gitti. sunghoon ise kendi yoluna .

...

Kızıl güneşin batmasından biraz geçmişti sadece. gökkubbedeki yerini çoktan alan dolunay herzamanki gibi heybetliydi yine .

Yüzbaşı sunghoon üssteki odasında sandalyesine yayılmış bir şekilde elindeki bakırdan yapılma ve kapağı olan kim sunoo'nun mini portreye bakıyordu .o kadar uzun süre bakmıştı ki ona . gece olduğunu, karanlığın geldiğinden habersizdi. rüzgarın cama vurma sesini bile duymuyordu. çünkü şuanda herşeyden daha önemli bir şeye bakıyordu ve bunun gibi küçük detaylar şuanda onun için yok hükmündeydi .

- 5 saat önce -

Park sunghoon kendi yoluna koyulmuştu ama doktora danışamamıştı huysuz varis yüzünden. ama en azından onun iyi olması sunghoon'u sevindirmişti.

Sunghoon'un aklına parlak bir fikir geldi bir anda ve hemen geri döndü. adımları hızlandı hatta aklına böyle bir şeyin gelmesinin verdiği sevinçle kanatlarını çıkarmayı akıl etmeden koşmaya başladı.

Ama gitmek istediği yer biraz uzaktaydı. uzun bir koşu sürecinin ardından kasabanın en ücra köşesine,bilge moon'un evinin önüne vardı.

Daha doğrusu evi gibi olan mekanına. çünkü aslında burası tam bir ev değildi. üst katında iksir laboratuvarı ve kızıl kitap da dahil birçok kitabını bünyesinde barındıran bir kütüphane vardı .

Sunghoon heyecanlı bir şekilde kapıyı tıklattı. 'gel' sesini duyduğunda da hemen içeri girdi. içeride başlığından kızıl saçları yanlara dökülen orta yaşlı bilge moon sun-yeong'u gördü. kırmızı gözlerini sunghoon'a dikmiş olan bu kadın zamanında eski baş rahibin akıl danışmanıydı. şimdi ise geri kalan sonsuz hayatını bu ücra köşede geçiren zavallı bir vampir dışında bir hiçti ...

Yüzbaşı? seni buraya hangi rüzgar attı böyle? illüzyon değilsin değil mi? yüzbaşu onu dinlemeden direkt konuya girdi.

Varis kim sunoo'nun minyatür portresini istiyorum ve ayrıca kapağı da olsun ki dayanıklı olmakla beraber sonsuza kadar yanımda taşıyabileyim.

Kızıl gözler şaşkın bir şekilde sunghoon'a bakıyordu. peki ne için? sunghoon bu soruya dürüstçe cevap verdi o an.

Kendi ailesine tek bir söz bile söylemekten çekinen yüzbaşı sunghoon bilge moon'a dürüst davranabiliyordu.

Aslında ben ... bilmiyorum... hiç mi hiç bilmiyorum ! kalbimde bir şey hissediyorum ama o şeyin adı yok ! her an her saniye onu görmek istiyor gözlerim ama buna anlam veremiyorum !

Işığın bahşettiği o kehribar gözleri ... kızıl kahve saçları...

Onun bende bıraktığı bir etki var, çözemiyorum ! ah sadece şu minyatür portreyi yapar mısın bilge moon !!

Bilge moon bunları duyduğu anda zihninde geçmişin sesi haykırdı bir anda. eskiden görmüş olduğu bir rüya canlandı kafasında, şuanda bu ücra yerde olmasının sebebi olan o rüyaydı bu ...

Bir anlık bi afallamadan sonra tamam yapacağım dedi bilge moon. sunghoon rahatlamış bir ifadeyle bilge moon'a baktı. tamam bilge moon lütfen acele et .

-Şimdi -

Bilge moon laboratuvarındaki son işleri de halletikten sonra merdivenlerden aşağıya inmek için kapıya yöneldi. çıkıp kapıyı kapattıktan sonra merdivenlerden inmeye başladı ama her bir basamağı inerken sunghoon'un anlattığı şeyler haykırıyordu zihninde.

Gerçekten burnumun dibinde miydi şu zamana kadar? bilge moon'un kaşları çatılmıştı çünkü dürüst olmak gerekirse o bile bunu tahmin edememişti geleceği görme gücüne rağmen.

Gerçi nereden bilebilecekti ki? sonuçta geleceği sinema filmi gibi izleme gücü yoktu onun, bilge moon rüyalar aracılığyla görüyordu geleceği. ayrıca rüyasında geleceğin her bir detayı da canlanmıyordu ki .

Gelecekten sadece birkaç sembol beliriyordu rüyasında o kadar .

Keşke bir illüzyon olsaydı.bilge moon kendi kendine konuşmaya başlamıştı şimdi .

Ailesinin buna sıcak bakmamasından dolayı sunghoon bazen illüzyonunu gönderirdi buraya. yani sunghoon buraya geldiğinde ' illüzyon değilsin değil mi ' derken bilge moon buna atıfta bulunmuştu. ama keşke bu rüya da bir illüzyon olsaydı düşüncesi vardı moon'un aklında.

...

Park sunghoon mini portreye hala ve hala bakıyordu. o kadar uzun süre baktı ki gözü kapalı bir şekilde aynısını çizebilirdi artık . baktığı her saniye bilinmezliğin karanlığında daha çok kayboluyormuş gibi hissetse de kim sunooya bakmaktan kendini alı koyamıyordu yüzbaşı park sunghoon.

Bu süre zarfında mutlak sessizlik odaya karabasan gibi çökmüştü ve bu durumu bozan ise bir askerin kapı tıklatması olmuştu.

' Gir ! '

Asker içeri girdiğinde nihayet mini portrenin kapağını kapatıp pelerinin cebine koyabilmişti yüzbaşı. ne oldu asker ? yapılacak olan anlaşmanın tarihi belirlendi yüzbaşı, bundan tam iki gün sonra toplantı odasında yapılacak. ayrıca yarbay şuanda kutsal vadide. işiniz bittiği zaman yanına gitmeniz gerekiyormuş, size bildirmemi söyledi. tamam, şimdi çıkabilirsin. asker elleriyle kadim işareti yaptıktan sonra eğildi. ondan sonra da kapıyı kapatıp gitti.

Sunghoon ise sonunda etrafına bakmaya tenezzül edebilmiş ve gökyüzündeki dolunayı tüm ihtişamıyla görebilmişti. ah, sanırım artık gitsem iyi olacak.

Park sunghoon pelerinini düzeltti ve elini cebine atarak mini portreyi kontrol etti. şimdi gidebilirdi. ağır adımlarla kapıdan dışarı çıktı ve arkasından da kapıyı kapattı.

Merdivenlerden hızlı hızlı inerek giriş kata vardı, ardından dışarı çıktı.

Dışarı çıktığı an sert rüzgarı bizzat hissetmişti teninde. rüzgarın pencereye vurma sesinden şiddeti o kadar da anlaşılmıyordu ama dışarıdayken rüzgarın gücü kendini daha çarpıcı bir şekilde gösteriyordu .

Park sunghoon kanatlarını çıkartma sürecini başlattı yine, kısa bir süre sonra kanatları çıkmıştı zaten. ardından hızını almak adına koştu bir süre. sonrasında gökyüzündeydi kedisi.

Ama bir sorun vardı, yükseldikçe rüzgara karşı koymak daha çok zorlaşıyordu onun için. hatta neredeyse imkansız bir hale gelmeye başlamıştı. ama yine de yüzbaşı direnmekten vazgeçmiyordu. kanatları sert rüzgardan dolayı aşınsa bile geri adım atmıyordu .

Ama bazen ne kadar direnilse de, ne kadar inat edilse de kaderden kaçınılmazdı.

Rüzgarın kudreti sunghoon'unkinden üstündü bu sefer. rüzgar onu güney doğuya doğru savurmuştu yani ışık vadisine doğru ...

Işık vadisi neredeyse kimsenin uğramadığı bir yerdi. çünkü burası kutsal vadinin tam zıt konumunda yer alıyordu. bu yüzden vampirler arasında buranın kutsal kan tarafından lanetlendiği yönünde birçok söylenti bu güne kadar ağızlardan düşmemişti .

Sunghoon son anda kontrolu eline alıp düşmekten kıl payı kurtulmuştu. az kalsın düşüyordum... kontrol kendisinde olmasına rağmen rüzgara karşı vampirüstü bir direnç gösteriyordu hala. o kadar çok savrulmuştu ki ışık vadisine kadar gelmişti.

Burası da kutsal vadi kadar harika görünüyordu ama sırf inançlar yüzünden vampirler buranın güzelliğine sırtını dönüyordu.

Yüzbaşı tam gitmeye yeltenecekken aşağıda, çimlere oturmuş manzarayı seyreden kim sunoo'yu farketti. sanki kalbi onun varlığını hemen hissetmiş gibiydi.

Sunghoon karanlığa rağmen onun güzel mi güzel kızıl kahve saçlarını görmüştü ilk olarak .

Hiç düşünmeden inişe hazırlandı, sanki kim sunoo kaçacakmış gibi acele bir şekilde iniş yapıyordu park sunghoon. o kadar hızlı inmişti ki. yere ayak bastığında bir anlık dengesini kaybetmişti.

Varis kim arkasından gelen sesleri duyunca hemen kafasını çevirdi o yöne doğru. yüzbaşı park'ı gördüğünde ise bunu beklemediğini yüz ifadesiyle anlatıyordu sanki. çünkü buraya onun dışında kimse uğramazdı . onun dışında kimse inançlara ters düşecek bir şey yapmazdı, yapamazdı ...

İlk önce kanatlarını gizledi sunghoon. dengesini sağlayabildikten sonra ise pelerinini düzeltti ve cebindeki mini portreyi kontrol etti eliyle. neyseki sağlamdı. küçük çaplı kontrolden sonra elini cebinden çıkarttı . ve kendisini şifahane yollarına düşüren o vampire şuana kadar vermiş olduğu en içten selamı verdi .

Selam sana asil kanlı ...

BİLGE MOON SUN-YEONG

YENİ BÖLÜMDEN HEPİNİZE SELAMLARR 😊😊 UMARIM OKURKEN KEYİF ALMIŞSINIZDIR. ÇÜNKÜ BİLİYORSUNUZ Kİ SİZ MUTLU BEN MUTLU :) EĞER BÖLÜMÜ SEVDİYSENİZ - UMARIM SEVMİŞSİNİZDİR - OY VERMEYİ UNUTMAYIN. BU ARADA ÖNEMLİ BİR HUSUSA DEĞİNMEK İSTİYORUM. MAALESEF Kİ BÖLÜMLERİ OKUYAN KIYMETLİ OKURLAR BÖLÜMÜ OKUDUKTAN SONRA YORUMLAR KISMINDA BÖLÜM İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞMIYOR . DÜŞÜNCELERİNİZİ ANLAYABİLMEK İÇİN KEŞKE İNSANÜSTÜ GÜÇLERİM OLSAYDI AMA MAALESEF Kİ YOK 😕 BU YÜZDEN LÜTFEN YORUMLAR KISMINDA BÖLÜM İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞIN .

BİR DE SON BİR ŞEY DAHA VAR VALLAHİ BU SON 🤭 KURGUM " fantastikkurgu " KATEGORİSİNDE BİRİNCİ OLDUUU . İNANIN BANA BU DUYGUYU TARİF EDEBİLECEK KADAR YETENEKLİ BİR YAZAR DEĞİLİM . O YÜZDEN ŞİMDİLİK ÇOK MUTLUYUM DİYEYİM 🫠🫠 . BANA BÖYLESİNE GÜZEL BİR DUYGUYU YAŞAMA FIRSATI VERDİĞİNİZ İÇİN SİZLERE ÇOK MİNNETTARIM 🙏🙏

AMA MAALESEF BANA AYRILAN SÜRENİN SONUNA GELDİK , O ZAMAN GELECEK BÖLÜME KADAR ŞİMDİLİK HOŞÇAKALIN 👋🏻👋🏻

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.