İçeriğe geç

Kan davası

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Kan davası

Bölüm 3

3.bölüm

Veee yine yeni bölümmm lütfen bölüm hakkında yorumlarinizi yazın

Miran’ın beni sertçe itip odadan çıkışını, arkasından büyük bir gürültüyle kapanan kapının sesini hala kulaklarımda hissediyordum. Sırtım duvara çarptığında canımın acısından çok, gururumun kırılışı canımı yakmıştı. İstanbul’daki o sakin, düzenli ve huzurlu hayatımdan sonra, kendimi bir anda hiç bilmediğim bir kural kitabının yazıldığı bu yabancı topraklarda bulmuştum.

Ben hiçbir zaman kavgalarla, isyanlarla büyüyen asi bir insan olmamıştım. Her zaman mantığıma güvenir, sorunları sakinlikle çözmeye çalışırdım. Ama Miran’ın o karanlık, zorba tavrı karşısında ilk kez mantığımın yetersiz kaldığını hissediyordum. O, buradaki gücüne ve her dediğinin yapılmasına o kadar alışmıştı ki, karşısında dik duran birini görmeye tahammülü yoktu. Beni kendi dünyasındaki diğer insanlar gibi kolayca sindirebileceğini sanıyordu.

"Aras evlenince sana öğretirim," demişti alay ederek.

Derin bir nefes alıp üzerimi düzelttim. Aynadaki yansımama baktığımda gözlerimde korku değil, kırılması imkansız bir kararlılık gördüm. Ben buraya boyun eğmeye, onun o geri kafalı kurallarına köle olmaya gelmemiştim. Sessiz ve sakin olmam, onun her istediğini yapacağım anlamına gelmiyordu. Miran’ın beni sertçe itip odadan çıkışını, arkasından büyük bir gürültüyle kapanan kapının sesini hala kulaklarımda hissediyordum. Sırtım duvara çarptığında canımın acısından çok, gururumun kırılışı canımı yakmıştı. İstanbul’daki o sakin, düzenli ve huzurlu hayatımdan sonra, kendimi bir anda hiç bilmediğim bir kural kitabının yazıldığı bu yabancı topraklarda bulmuştum.

​Ben hiçbir zaman kavgalarla, isyanlarla büyüyen asi bir insan olmamıştım. Her zaman mantığıma güvenir, sorunları sakinlikle çözmeye çalışırdım. Ama Miran’ın o karanlık, zorba tavrı karşısında ilk kez mantığımın yetersiz kaldığını hissediyordum. O, buradaki gücüne ve her dediğinin yapılmasına o kadar alışmıştı ki, karşısında dik duran birini görmeye tahammülü yoktu. Beni kendi dünyasındaki diğer insanlar gibi kolayca sindirebileceğini sanıyordu.

​"Aras evlenince sana öğretirim," demişti alay ederek.

​Derin bir nefes alıp üzerimi düzelttim. Aynadaki yansımama baktığımda gözlerimde korku değil, kırılması imkansız bir kararlılık gördüm. Ben buraya boyun eğmeye, onun o geri kafalı kurallarına köle olmaya gelmemiştim. Sessiz ve sakin olmam, onun her istediğini yapacağım anlamına gelmiyordu. Miran’ın beni sertçe itip odadan çıkmasının ardından derin nefesler alarak kendimi toparlamaya çalıştım. Yaklaşık beş dakika sonra öfkemi sakinliğimin arkasına gizleyerek odadan çıktım ve aşağı indim. Merdivenlerden inerken gözlerim direkt Miran’a kaydı; elindeki telefonla uğraşıyordu. Son günlerde olduğu gibi yine herkes toplanmıştı, muhtemelen zoraki düğünümüz hakkında konuşuyorlardı.

​Onları hiç umursamadan, Miran’dan olabildiğince uzak bir köşedeki koltuğa oturdum. Tam o sırada büyüklerden birinin sesi salonda yankılandı: "Oğlum, kocanın yanına geçsene, niye oraya oturuyorsun?"

​Bıkkın ve öfkeli bir şekilde sesin sahibine baktım. Miran ise hala kafasını telefondan kaldırmamıştı, bu umursamaz tavrı sinirlerimi daha da bozdu. Sakin kalmaya çalışan sesimi bu kez bir doz yükselterek, "O benim kocam falan değil, o pembe hayal dünyanızdan çıkın artık!" dedim.

​Salona bir anda ölüm sessizliği çöktü. Sesimi bu kadar yükselttiğim için sonradan pişman olacağımı biliyordum. Annemle babam şok içinde bana bakarken, Miran nihayet kafasını kaldırdı. Gözlerinde öfkeli bir kararlılık vardı, sanki tek bir hamlemle beni oracıkta yok etmek istiyor gibiydi.

​Miran, dişlerinin arasından, "Aras, sabrımı sınıyorsun," diye tısladı.

​Benden beklediği o korkak adımı ona vermeyecektim. Korktuğumu düşünmesin diye geri adım atmadım, aksine daha da üzerine gittim: "Sabrını sınasam ne olur? seninle evlenmek İSTEMİYORUM! Anlamıyor musunuz, istemiyorum!"

​Annemle babam oturdukları yerde adeta yerle bir olmuş gibi çaresizce bana baktılar. Babam, mahcubiyet ve korku dolu bir sesle araya girmeye çalıştı: "Miran Ağam, oğlum adına çok özür dilerim. O böyle biri değildir, lütfen onu mazur gör..."

​Ancak Miran, babamın lafını bitirmesine izin bile vermeden bir hışımla ayağa kalktı. Onun ayağa kalkmasıyla salondaki herkes panikle dikildi ama ben inadımdan ve duruşumdan ödün vermeyerek koltuğumda oturmaya devam ettim. Miran, gözü dönmüş bir şekilde hızla üzerime doğru yürümeye başladı. Annem korkuyla araya girip Miran’ın kolunu tuttu: "Yapma, lütfen..."

​Miran, şu an kimseyi dinleyecek durumda değildi. Annemi hafifçe kenara çekip dibime kadar girdi. Sert ve geri dönülmez bir hamleyle kolumu kavradı. Karşı koymaya, yerimden kalkmamaya çalışsam da gücüyle beni oturduğum yerden kaldırdı ve arkasından sürüklemeye başladı. Evdekilerin endişeli bağırışlarını ve itirazlarını tamamen göz ardı ederek beni evden dışarı çıkardı. Bahçede park halindeki o lüks arabalardan birinin kapısını hızla açıp, beni sertçe yolcu koltuğuna doğru itti

Aptal herif, beni koltuğa fırlattıktan hemen sonra kendisi de sürücü koltuğuna geçti ve kapıları sertçe kilitleyip arabayı çalıştırdı. "Kemerini tak!" diye bağırdı. Sesi arabanın içinde o kadar yüksek yankılanmıştı ki, yerimde sıçramama sebep oldu. Zaten yeterince sinirliydi, öfkesini daha da körüklememek için sessiz kalıp koltuğuma iyice sindim ve kemerimi bağladım.

Tekerlekler toprağı yırtarcasına döndü ve binadan hızla uzaklaştık. İlk konuşmayı, bakışlarını yoldan bir an bile ayırmadan o başlattı:

"Bana bak Aras, burası İstanbul’a benzemez. Bana itaat etmek zorundasın, çünkü ben senin gelecekteki kocanım! Eğer bu hadsizliğin böyle devam ederse, o hiç görmek istemeyeceğin acımasız tarafımı görmek zorunda kalacaksın."

Sesini bir doz daha yükselttiğinde kalbimin göğüs kafesimi dövdüğünü hissettim. Korkudan ona bakamadım, sadece hızla akıp giden yola odaklandım. İstanbul'daki düzenli, saygılı hayatımdan sonra bu adamın ilkel öfkesi beni gerçekten ürkütüyordu. Ama içimdeki o sessiz direnç hala tamamen sönmüş değildi.

Yaklaşık yirmi dakikadır yoldaydık. Arabanın içi adeta barut fıçısı gibiydi ve ikimizin ağzından da tek bir kelime çıkmamıştı. Sessizliğin ağırlığı üzerime çökünce, daha fazla dayanamayıp konuşma gereği duydum.

"N-nereye gidiyoruz? Eve dönmek istiyorum," dedim. Sesimin titremesine engel olamamıştım.

Sözlerim biter bitmez kendi kendime kızdım. Ne yapmıştım ben yine? Onu yeniden sinirlendirdiğimi vites değiştiren elinin kasılmasından anladım.

"Evi unut," dedi buz gibi bir sesle.

İnanamayarak ona döndüm. "Ne? Nasıl evi unut? Nereye götürüyorsun beni? İstemiyorum seninle bir yere gelmek!"

Miran, benim bu ani çıkışıma karşılık şaşırtıcı bir şekilde aniden sakinleşti. Bu sakinlik, az önceki öfkesinden çok daha tehlikeli hissettiriyordu. Arabayı geniş bir arazinin ortasında yükselen, şehirden tamamen yalıtılmış taş bir bağ evinin önüne doğru sürerken konuştu:

"Artık birlikte yaşayacağız. Saygı duyman gereken kişilere, babana ve aileme nasıl davranacağını sana bizzat ben öğreteceğim. Bundan sonra benim evimde kalacaksın ve tek bir itiraz bile istemiyorum."

Araba durduğunda motorun sesi sustu ama kulaklarımdaki uğultu devam ediyordu. Kapıların kilit sesini duyduğum an derin bir nefes aldım. Gitmiyordum, inmiyordum bu arabadan.

"Ben senin esirin değilim Miran," dedim sesimi bu kez daha kontrollü tutmaya çalışarak. "Beni ailemden, kaldığım konaktan koparıp buraya kapatamazsın. Bu yaptığın zorbalık."

Miran emniyet kemerini çözüp tamamen bana doğru döndü. O karanlık gözlerini gözlerime dikti. "Zorbalık mı? Sen daha zorbalık görmemişsin Aras. Ben sadece karımın, benim olduğum yerin sınırlarını bilmesini sağlıyorum. İndir o İstanbullu çeneni ve arabadan in."

"İnmiyorum," dedim, kollarımı göğsümde bağlayarak. "Beni buraya zorla getirdin, şimdi de indirmeye mi çalışıyorsun? Gitmiyorum hiçbir yere."

Miran hafifçe güldü ama bu gülüşte zerre samimiyet yoktu. "Sana seçenek sunduğumu sanıyorsun hala, değil mi? Gerçekten çok safsın." Kendisi arabadan indi, hızla benim tarafıma geçip kapımı açtı. Kolumu yine aynı sertlikle kavrayıp beni dışarıya doğru çekti.

Ayaklarım taş zemine bastığında dengemi zor sağladım. Kolumu elinden kurtarmaya çalışarak geriye doğru kaçtım. "Dokunma bana! Her şeyi zorla, kırarak, dökerek halledebileceğini mi sanıyorsun? Karşında senin o korkudan titreyen adamların yok!"

Miran adımlarını durdurdu, aramızdaki mesafeyi kapatıp üzerime doğru eğildi. "Karşımda kimin olduğu umurumda değil. Sen benim sözümü dinleyene kadar, o burnun sürtene kadar buradayız. İster güzellikle kabullen, ister burayı kendine zindan et. Seçim senin."

"Bu bir seçim değil ki!" diye bağırdım, gözlerimden öfke gözyaşları sızmak üzereydi ama kendimi sıktım. "Bu düpedüz esaret. Ben seninle evlenmeyeceğim diyorum, sen bana kurallardan bahsediyorsun. Duymuyor musun beni?"

Miran elini cebine koydu, binanın ağır demir kapısına doğru yürürken arkasına bakmadan konuştu: "Evleneceksin Aras. Hem de öyle bir evleneceksin ki, o gün geldiğinde bu kapıdan kendi rızanla çıkmak için bana yalvaracaksın. Şimdi içeri gir, hava kararıyor."

Onun arkasından bakarken, buranın gerçekten de geri dönüşü olmayan bir yolun başlangıcı olduğunu anladım. Sakin kalmalıydım, zihnimi korumalıydım; çünkü Miran’ın bu zorbalığına karşı koyabilmemin tek yolu, onun beklediği gibi kırılmamaktı. Ağır adımlarla, o büyük demir kapıya doğru yürüdüm.

Bölüm güzel gibi oldu ama içime sinmedi sanki yaa neyse sizce bölüm nasıldı lütfen yorum yapınn ve sizce bölümler böyle iyimi yoksa biraz daha uzatayımı

Sizi seviyorummm yarın yeni bölümda görüşürüzzzz💗

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.