Oy vermeyi beğenmeyi yorum yapmayı bide beni takip etmeyi unutmayınnn sizi seviyorum iyi okumalarrr
Demir kapının eşiğinden içeri adımımı attığımda, içerideki kasvetli ve soğuk hava doğrudan tenime işledi. Miran, geniş salonun ortasına kadar yürüyüp arkasını döndü. Üzerindeki koyu renk ceketi çıkarıp tek hamlede koltuğun kenarına fırlatırken, gözleri doğrudan benim üzerimdeydi.
"Sonunda doğru yolu bulmana sevindim," dedi, dudaklarının kenarında o kibirli, can sıkıcı gülümsemeyle. "Görüyorsun ya, inat etmenin kimseye faydası yok."
Kollarımı sıkıca birbirine bağladım ve ona bir adım bile yaklaşmadan kapının hemen yanında durdum. "Doğru yolu bulduğum falan yok. Sadece dışarıda donmaktansa içeride seninle kavga etmeyi tercih ettim. Ayrıca ben hâlâ inat ediyorum. Buraya girmiş olmam, senin saçma kurallarını kabul ettiğim anlamına gelmez."
Miran’ın kaşları çatıldı, o sahte gülüşü yüzünde anında dondu. Adımlarını ağır ağır bana doğru yöneltti. Her adımında üzerime doğru binen o baskıyı hissedebiliyordum ama yerimden kıpırdamadım. "Lafını tart da konuş, Aras. Benim sabrımın da bir sınırı var. Karşında çocuk oyuncağı yok, koskoca bir aşiretin, bir ailenin kararı var. Sen kim oluyorsun da bana meydan okuyorsun?"
"Ben kendim oluyorum!" diye dikleştim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. "Senin o bahsettiğin kurallar, aşiretler beni ilgilendirmiyor. Hangi devirde yaşıyoruz ya? Zorla evlendirmek ne demek? Sen kafanda nasıl bir dünya kurdun?"
Miran tam önümde durdu. Boy farkından dolayı üzerime bir gölge gibi çökmüştü. Çenesi kasıldı, gözlerinden adeta ateş püskürüyordu. "Kes sesini! Bana modernlik taslama burada. Bizim buralarda kurallar bellidir. Ben ne dersem o olur. Şimdi o çeneni kapat ve yukarıdaki odana çık."
"Çıkmıyorum," dedim net bir sesle. Gözlerinin içine bakarken içim titriyordu, kalbim göğüs kafesimi delecek gibi çarpıyordu ama geri adım atmayacaktım. "Bana emir veremezsin. Ben senin kölen değilim."
Miran birden kolumu kavradı, parmakları tenime gömülürken canımın acısıyla ufak bir çığlık attım. Cildim o kadar hassastı ki, yarın buranın moraracağına emindim. "Bırak canımı acıtıyorsun! Tam bir zorbasın, barbar herifin tekisin!"
"Barbar öyle mi?" dedi Miran, sesini daha da alçaltarak ama her kelimesine öfke yükleyerek. "Eğer buraya kendi rızanla ayak uydurmazsan, sana barbarlığın ne olduğunu gerçekten öğretirim. Sana yukarı çık dedim!"
"Bırak diyorum sana!" diyerek kolumu bütün gücümle çekmeye çalıştım. Gözlerimden bir damla yaş yanağıma süzüldü ama bu korkudan değil, tamamen sinirdendi. "Beni buraya kapatabilirsin, canımı da acıtabilirsin ama beni asla o masaya oturtamayacaksın. İstediğin kadar bağır, istediğin kadar emir ver. Senin o geri kafalı dünyana asla teslim olmayacağım."
Miran elini aniden kolumdan çekti, sanki dokunduğu şey onu yakmış gibi öfkeyle soludu. "Göreceğiz Aras," dedi parmağını bana doğru sallayarak. "O dik başın ne zaman eğilecek, o çıt kırıldım hallerin ne zaman son bulacak kendi gözlerimle göreceğim. Bu evden içeri girdin ya, artık çıkışın yok."
Miran’ın sözleri salonda buz gibi bir yankı bırakırken, arkasını dönüp çalışma odasına doğru sert adımlarla ilerledi. Kapıyı arkasından büyük bir gürültüyle kapattığında, salonda sadece benim hızlı nefes alışverişlerim ve duvardaki saatin tik takları kaldı.
Saniyelerce olduğum yerde çakılı kaldım. Parmaklarım, Miran’ın sıktığı koluma gitti. Tenim kızarmıştı ve sızılı bir sıcaklık yayıyordu. Gözümden süzülen o tek damla yaşı elimin tersiyle hızla sildim. Teslim olmayacaktım. Beni bu eve, bu zoraki evlilik cenderesine hapsetmiş olabilirlerdi ama zihnimi ve irademi benden alamayacaklardı.
Geniş salonun ortasındaki koltuklardan birine, odadaki kasvetli havaya inat dik bir duruşla oturdum. Yukarıdaki odaya çıkıp onun emirlerine boyun eğmiş gibi görünmek istemiyordum. Bu evde atacağım her adım, kendi kararım olmalıydı.
Saatler birbirini kovaladı. Evin içindeki sessizlik ağırlaştıkça, zihnimde kaçış planları ve bu durumdan nasıl kurtulacağıma dair senaryolar dönüp duruyordu. Haklıydı, dışarısı buz gibiydi ve gidecek bir yerim yoktu; ama bu, sonsuza kadar bu dört duvar arasında piyon olacağım anlamına gelmezdi.
Gece yarısına doğru çalışma odasının kapısı yeniden açıldı. Miran, üzerindeki gerginliği biraz olsun atmış ama kararlı ifadesinden hiçbir şey kaybetmemiş şekilde dışarı çıktı. Beni hâlâ salonda, aynı dik kafalı duruşla otururken görünce adımları yavaşladı.
"Hâlâ buradasın," dedi, sesi bu kez bağırmıyordu ama soğuk ve mesafeliydi.
"Bana bir oda gösterilmedi," dedim sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak. "Ayrıca emirlerinize uymak gibi bir alışkanlığım olmadığını söylemiştim."
Miran derin bir nefes alıp tam karşımdaki tekli koltuğa oturdu. Öne doğru eğilip ellerini kenetledi ve doğrudan gözlerimin içine baktı. "Bu bir oyun değil, Aras. Farkında mısın bilmiyorum ama iki ailenin geleceği ve onuru şu an bizim atacağımız adımlara bağlı. Sen bunu modernlik veya barbarlık olarak görebilirsin, ama buranın gerçekleri bu."
"Sizin gerçekleriniz, benim hayatımı mahvetme hakkını size vermez," diye karşılık verdim, gözlerimi bir an bile kaçırmadan. "Benim bir hayatım, hayallerim vardı. Beni buraya kapatarak ne elde etmeyi planlıyorsunuz? Zoraki bir evlilikten ne hayır bekliyorsunuz?"
Miran’ın yüzünde belli belirsiz bir yorgunluk ifadesi belirdi, ancak bunu hemen gizleyip tekrar o sert maskesini taktı. "Zamanla buradaki düzene alışacaksın. Herkes gibi." Ayağa kalktı ve merdivenleri işaret etti. "Şimdi, yukarıda sağdaki ilk oda senin. Dinlen. Yarın uzun bir gün olacak ve aileler bir araya gelecek. Orada sergileyeceğin tavırlara dikkat etsen iyi olur."
Ayağa kalktım, üzerimi düzelttim. Yanından geçip merdivenlere yönelirken durdum ve ona doğru döndüm. "Ben buradayım çünkü başka çarem yoktu, Miran. Ama yarın o insanlar geldiğinde, benden duymak istedikleri sahte itaat cümlelerini asla duyamayacaklar."
Cevap vermesini beklemeden merdivenleri hızla tırmanmaya başladım. Arkamda bıraktığım sessizlik, yaklaşan fırtınanın habercisi gibiydi.
~~~~~~~~~~~~~~
Ben bu bölümü coook sevdimm belki birazdan yeni bir bölüm atabilirim🌸