İçeriğe geç

Kan Borcu

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Kan Borcu

Bölüm 5

5. BÖLÜM: AYNI KADER, FARKLI PARMAKLAR

​Salondaki sessizlik, yaklaşan bir fırtınanın habercisi gibiydi. Gümüş tepsinin üzerinde duran o ince kırmızı kurdele, Selin ve Kerem’in hayatlarını birbirine düğümlemek için bekliyordu. Selin, üzerindeki yeşil elbiseyle bir direniş sembolü gibi duruyordu; Kerem’in aldığı elbiseyi giymeyerek ruhunu teslim etmediğini haykırıyordu. Ancak Murat Soykan’ın az önce Dilara’ya kurduğu o gizli pusu, Selin’in tüm savunma hatlarını yıkmıştı.

​Alemdar Aksoy, boğazını temizleyerek ayağa kalktı. Yüzünde, bir iş anlaşmasını başarıyla tamamlamış olmanın verdiği o soğuk tatmin vardı.

​"Evet Murat Bey," dedi Alemdar, "Gençler birbirini görmüş, kahveler içilmiş. Artık asıl meseleye gelelim."

​Murat Soykan, yerinde dikleşti. Hiçbir çocuğuna gerçekten babalık yapmamış o adam, şimdi en büyük ticaretini gerçekleştirmek üzereydi.

​"Allah’ın emri, peygamberin kavliyle," dedi Murat Soykan, sesi salonda yankılanırken. "Kızın Selin’i, oğlum Kerem’e istiyorum. Bu beraberlik sadece iki genci değil, iki koca çınarı, Aksoy ve Soykan ailelerini de birleştirecektir."

​Selin, o an dünyanın durduğunu hissetti. Göz ucuyla yanında duran Dilara’ya baktı. Dilara’nın parmakları Selin’in elini öyle sıkı tutuyordu ki, sanki bıraksa o dipsiz uçuruma düşecekti. Selin, Dilara’nın yaşama hakkı için kendi hayallerinden vazgeçtiği o saniyede, babasının "Verdim gitti" deyişini duydu.

​Kerem ayağa kalktı. Gözleri hâlâ kan çanağıydı. Yüzüklerin olduğu tepsi, Selin’in sekreteri ve artık can dostu olan Dilara’nın ellerindeydi. Dilara titreyen elleriyle tepsiyi ikisinin arasına uzattı. Kendi kurtuluşunun, sevdiği kadının esareti olduğunu bilmenin ağırlığıyla omuzları çökmüştü.

​Kerem, yüzüğü kutusundan aldı. Selin’in buz kesmiş elini tuttuğunda, aralarında sadece fiziksel bir temas değil, damarlarındaki o ortak kanın sızısı geçti. Kerem, yüzüğü Selin’in parmağına takarken eğildi ve sadece onun duyabileceği bir şekilde fısıldadı:

​"Bu parmaklara bu metal yakışmadı Selin. Ama söz veriyorum, bu karanlıkta seni yalnız bırakmayacağım."

​Selin, yüzüğün parmağındaki ağırlığı hissettiği an başını kaldırdı. Gözyaşları akmak için direniyordu. Kerem’in yüzüğünü de o taktı. Elleri titriyor ama bakışları Kerem’in babasının üzerinde nefretle geziniyordu.

​Murat Soykan, makası eline alıp o kırmızı kurdeleyi kestiğinde, metalin "çıt" sesi Selin’in kulaklarında bir idam hükmü gibi yankılandı.

​"Hayırlı olsun," dedi Murat Soykan, sahte bir neşeyle. "Artık kaderiniz bir."

​Selin, parmağındaki pırlantaya baktı. Bu yüzük, moda tasarımcısı olma hayallerinin mezar taşıydı. Kerem’e döndü, sesindeki tüm soğuklukla konuştu:

​"Kaderimiz bir olabilir Kerem. Ama unutma; aynı kaderi paylaşsak da, her zaman farklı parmaklarda, farklı dünyalarda kalacağız."

​Dilara, elindeki boş tepsiyi sıkıca göğsüne bastırırken, Selin’in fedakarlığının altında ezildiğini hissediyordu. O gece o salonda iki yüzük takılmıştı ama aslında üç hayat birden mühürlenmişti.

Selin, salondaki o ağır ve sahte havadan kurtulur kurtulmaz Dilara’nın elini tutup hızla merdivenlere yöneldi. Odasına girip kapıyı arkasından kilitlediği an, sanki bir savaştan çıkmış gibi nefes nefese kaldı. Sırtını kapıya yasladı; parmağındaki o yabancı metal parçası, tenini yakıyormuş gibi hissettiriyordu.

​Dilara, odanın ortasında durmuş, suçluluk dolu gözlerle Selin’e bakıyordu. "Selin abla..." dedi sesi titreyerek. "O yüzük... O yüzük aslında benim boynumdaki ilmekti, sen onu parmağına taktın."

​Selin, parmağındaki pırlantaya nefretle baktı. "Bu sadece bir taş Dilara," dedi sesi titreyerek. "Ama canımı yakan taşın ağırlığı değil, o masada oturan adamların bizi birer eşya gibi görmesi. Kerem'in babasının sana bakışlarını gördün mü? Sanki her an seni birine satabilirmiş gibi..."

​Dilara yatağın kenarına çöktü, ellerini yüzüne kapattı. "Gördüm. Bana bakarken babamı, aşireti, töreyi gördü. Senin üzerinden beni, benim üzerimden babanı tehdit etti. Selin abla, Kerem... O da çok kötü görünüyor. Gözleri... sanki ruhu çekilmiş gibi."

​Selin yavaşça Dilara’nın yanına oturdu, yeşil elbisesinin etekleri yatağa serildi. "Kerem de o evde bir kurban Dilara. Annesini o adam yüzünden kaybetmiş, babası ona bir gün bile sevgi göstermemiş. Şimdi anlıyorum; ikimizin de damarlarında aynı kanın akması bir tesadüf değildi. Biz aynı acının çocuklarıyız."

​Selin elini kaldırıp yüzüğü ışığa tuttu. "Moda tasarımcısı olacaktım ben... Çizeceğim elbiselerin hayaliyle uyurdum. Şimdi ise üzerime başkasının seçtiği bir hayatı giydirdiler."

​Dilara, Selin’in elini tutup kendi kalbinin üzerine koydu. "Sen benim hayatımı kurtardın. Söz veriyorum, bir gün o hayallerini gerçekleştirmen için ben senin gölgen olacağım. Bu evlilik kağıt üzerinde kalsa bile, kalbini kimseye teslim etme."

​Selin, Dilara’ya sıkıca sarıldı. O an kapı hafifçe tıklandı. Gelen ne Alemdar Aksoy’du ne de hizmetliler. Kapının altından ince, katlanmış bir not kâğıdı uzatıldı.

​Selin notu alıp açtığında Kerem’in el yazısıyla karşılaştı:

"Dışarıda fırtına koptuğunda, sığınacağın tek yer düşmanın kucağı olsa bile korkma. Bu gece kapını içeriden kilitle ve kimseye açma. Babam henüz gitmedi."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.