O gün selin in yeniden doğuşuydu,
Moda tasarımcısı hayalleri mahvoldu
O gün selin yatağındaki mavi uzun beyaz elbiseye baktı kerem almıştı onu giymeyecek ti onların hiçbir şeyine ihtiyacı yoktu kendi dolabındaki benzer yeşil bir elbiseyi giynişti ve ilk yardımcı ve sekreteri olan dilara ya baktı
"İstemiyorum evlenmek istemiyorum"
"Evet selin zorunda değilsin ama böyle istiyorlarsa böyle olmalı"
"Neymiş efendim benim içinmiş sırf şirketler ortak olsun diye yapıyorlar, ben onların kanını almışım diye evlenmek zorundaymışım böyle geleneği.....neyse"
"Sen o şirketten de değerlisin selin" diye tuttu dilara selinin elini selin ve dilara mutfakta kahveleri hazırladı ama kerem in kahvesine bir şey katmadılar
Gelen misafirler ise şöyleydi: kerem iki ablası, abisi, babası kereminde bir annesi yoktu babası kerem doğduktan sonra annesi kocasının psikolojik baskısına dayanamayıp uçurumdan atlayarak intihar etmiş fakat kerem annesinin onu terkettiğini sanıyor
Selin teker teker kahveleri dağıtırken
Sıra kereme gelmişti onunda kahvelsini verdi kerem kahveyi içti ve keremin babası seline konuştu
"Kahvenin içine bir şey katmadınmı güzel kızım" babalık taslıyordu ama hiçbir çocuğuna babalık yapmamıştı
"Ben böyle şeylere inanmıyorum" dedi selin başını yere eğerek dilara da onun yanında elini tuttu
"Sen dilara olmalısın Dilara soykan aileni tanırım çok köklü bir ailesiniz baban ile bir dostluğum var"
"Evet...babam sizden bahsetmişti"
Salondaki hava, bir kutlamadan ziyade bir cenaze törenini andırıyordu. Murat Soykan’ın, Dilara’ya karşı takındığı o sahte samimiyet, odadaki gerginliği daha da tırmandırdı. Dilara’nın eli, Selin’in avucunda buz kesmişti. "Babam sizden bahsetmişti" derken sesi titriyordu; çünkü babasının Murat Soykan gibi adamlarla kurduğu "dostlukların" ucu hep birilerinin felaketine dokunurdu.
Murat Soykan, Selin’in kahveye bir şey katmamış olmasını kibirle karşıladı. "Modern kızlar işte," diyerek güldü, ama gözleri hala Selin’i bir malı inceler gibi süzüyordu. "Gelenekleri sevmezler ama gelenekler onları korur."
O sırada gözleri kan çanağına dönmüş olan Kerem, oturduğu yerden babasına tiksintiyle baktı. Kendi annesinin, bu adamın psikolojik baskıları yüzünden bir uçurumun kenarında son bulan hayatını bilmiyordu; annesinin onu sevmediği için gittiğini sanan o küçük çocuk, ruhunun bir köşesinde hala kanıyordu.
Kerem kahvesinden bir yudum aldı ve Selin’in gözlerinin içine baktı. Selin, Kerem’in aldığı o pahalı beyaz elbiseyi giymemiş, kendi yeşil elbisesiyle bir direniş başlatmıştı. Kerem bu mesajı almıştı; Selin ona "Senin hiçbir şeyine ihtiyacım yok" diyordu.
Murat Soykan tekrar söze girdi, bu sefer Alemdar Aksoy’a dönerek:
"Eee Alemdar, çocuklar tanıştı, kahveler içildi. Artık şu şirket birleşmesi ve düğün tarihini netleştirelim. Soykan ve Aksoy isimleri yan yana geldiğinde bu şehirde kimse önümüzde duramaz."
Selin daha fazla dayanamadı. "Şirketleriniz için bizi birer piyon gibi kullanmanız bittiyse," dedi sesi titreyerek, "ben biraz hava alacağım."
Selin hızla balkona doğru çıkarken, Dilara da peşinden gitmek istedi ama Murat Soykan’ın buz gibi sesi onu durdurdu:
"Sen kal Dilara kızım, babanla olan o 'özel' meseleleri biraz daha konuşalım."
Kerem, Selin’in arkasından gitmek için ayağa kalktı. Babasının "Otur yerine!" diyen bakışlarını görmezden gelerek balkona çıktı.
Dışarıda rüzgar, Selin’in yeşil elbisesini savuruyordu. Selin, korkuluklara tutunmuş, karanlığa bakıyordu. Kerem yanına yaklaştı, aralarında bir adımlık mesafe vardı ama aralarındaki uçurum kilometrelerceydi.
"Neden o elbiseyi giymedin?" diye sordu Kerem, sesi rüzgarda kaybolur gibiydi.
Selin ona dönmeden cevap verdi: "Çünkü ben senin satın alabileceğin bir tasarım değilim Kerem. Damarlarımda senin kanın olabilir ama ruhum hala bana ait."
Kerem acıyla güldü. "Ruhun sana ait olabilir Selin ama hayatımız artık bu masada oturan iki adamın kaleminde. Annem de böyle direnmişti... Sonra gitti. Beni bıraktı ve gitti."
Selin yavaşça Kerem’e döndü. Onun gözlerindeki o derin, kimsesiz çocukla ilk kez karşılaştı.
Selin ve Kerem balkonda hayatlarının enkazını konuşurken, içerideki salonda Dilara ve Murat Soykan yalnız kalmıştı. Dilara, Selin’in asistanı ve dostu olarak orada bulunsa da, Murat Soykan’ın keskin bakışları altında kendini bir laboratuvar faresinden farksız hissediyordu.
Murat Soykan, elindeki gümüş tesbihi yavaşça masaya bıraktı. Gözlerini Dilara’dan bir an bile ayırmadan, o buz gibi sesiyle konuştu:
"Sen dilara olmalısın... Dilara Sancak. Sancak ailesini tanırım; köklü, geleneklerine bağlı bir ailedir. Baban Elman Ağa ile kadim bir dostluğumuz vardır."
Dilara’nın boğazı kurudu, elleri dizlerinin üzerinde birbirine kenetlendi. "Evet... babam sizden bahsetmişti," dedi, sesi titreyerek.
Murat Soykan yerinde hafifçe öne doğru eğildi. Yüzünde, merhametten uzak, sadece hesap kitap yapan bir adamın gölgesi vardı. "Baban seni çok arıyor Dilara. Bir evladın babasından habersiz, böyle uzaklara kaçması... Törelerine de dostluğumuza da sığmaz, bilirsin."
Dilara’nın kalbi duracak gibi oldu. Murat Soykan’ın bu sakinliği, aslında arkasındaki büyük fırtınanın habercisiydi.
"Ben... ben sadece yaşamak istedim Murat Bey," diye fısıldadı Dilara.
Murat Soykan hafifçe güldü, ama bu gülüşte hiçbir sıcaklık yoktu. "Yaşamak herkesin hakkı tabii. Ama her hayatın bir bedeli vardır. Bak, oğlum Kerem ve Selin... Onlar da bugün büyük bir bedel ödüyorlar. Sırf sen yaşa, sırf şirketler birleşsin diye."
Parmağıyla yukarıyı, balkonun olduğu tarafı işaret etti. "Şu an orada iki genç, senin ve bizim geleceğimiz için kendi hayallerini gömüyorlar. Eğer Selin bu gece o yüzüğü takmazsa, Elman Ağa ile olan dostluğumu bozmam için hiçbir sebebim kalmaz. Anlıyorsun beni, değil mi?"
Dilara, adamın gözlerindeki o pazarlıkçı ifadeyi gördüğünde nefesinin kesildiğini hissetti. Murat Soykan, Dilara'nın hayatını bir koz olarak kullanıp Selin'i ve Kerem'i köşeye sıkıştırıyordu.
"Yani," dedi Dilara sesi titreyerek, "onlar evlenmezse beni babama mı teslim edeceksiniz?"
Murat Soykan arkasına yaslanıp tekrar tesbihi eline aldı. "Ben teslim etmem kızım, ben sadece aradan çekilirim. Ama eğer Selin o imzayı atarsa, sen artık bu ailenin bir parçası sayılırsın. O zaman baban bile gelse, benim korumam altındaki bir cana dokunamaz."
O sırada Kerem ve Selin balkondan içeri girdiler. Selin, Dilara’nın bembeyaz kesilmiş yüzünü ve Murat Soykan’ın o zafer kazanmış edasını gördüğü an, aşağıda nelerin döndüğünü anladı.
Murat Soykan ayağa kalktı, hiçbir şey olmamış gibi Selin’e döndü. "Hava almak iyi gelmiştir umarım güzel kızım. Hadi, aileler bekliyor. Şu işi mühürleyelim artık."