İçeriğe geç

Kan bağı

Bölüm 9 · 4 dk okuma

Kan bağı

Bölüm 9

Silinen kayıtlar

Annemin son cümlesinden sonra birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedim.

“Hastanede iki bebek aynı anda kayıtlardan silindi.”

Bu cümle aklımda dönüp duruyordu.

Bir bebeğin kaydının silinmesi bile korkunç bir şeydi.

Ama iki bebek...

Üstelik biri Aylin'in bebeğiyse, diğeri kimdi?

Ve benim kaydım neden hâlâ duruyordu?

Annem kapının önünde öylece duruyordu. Yüzüne baktığımda yıllardır tanıdığım annemi değil, benden sakladığı bir geçmişin içinde sıkışıp kalmış birini görüyordum.

— İki bebek mi? dedim.

Annem başını eğdi.

— Evet.

— Biri Aylin'in bebeği.

— Evet.

— Diğeri?

Annem cevap vermedi.

— Diğeri kim?

— Bilmiyorum.

Bir anda öfkelendim.

— Her şeyi “bilmiyorum” diyerek geçiştiremezsin!

Annem irkildi.

— Ben de o gece olanların tamamını bilmiyorum.

— Ama bir kısmını biliyorsun.

Sessizlik.

— Değil mi?

Annem yavaşça başını kaldırdı.

— Evet.

Bu cevabı beklemiyordum.

İlk kez doğrudan kabul etmişti.

— O zaman anlat.

Annem odanın içindeki sandığa baktı.

— Bunu burada konuşamayız.

— Neden?

— Çünkü baban da her şeyi bilmiyor.

Şaşkınlıkla ona baktım.

— Babam bilmiyor mu?

— Hayır.

— O zaman kim biliyor?

Annem cevap vermedi.

Bir süre sonra sandığın içinden küçük, eski bir defter çıkardı.

Defterin kapağı yıpranmıştı.

— Bunu yıllardır saklıyorum, dedi.

— Neden?

— Çünkü bir gün bunu sana vermem gerekeceğini biliyordum.

Defteri bana uzattı.

Alırken ellerimin titrediğini fark ettim.

— İçinde ne var?

— O geceyle ilgili notlar.

— Sen mi yazdın?

Annem başını salladı.

— Bazılarını.

Defteri açtım.

İlk sayfada tarih vardı.

13 Ekim 2009.

Bir sonraki sayfaya geçtim.

Yazılar annemin el yazısına benziyordu.

Bazı cümleler kısa ve anlamsızdı.

“Doktor tekrar kontrol etti.”

“Her şey yolunda.”

“Gece nöbeti değişti.”

Sonra 14 Ekim'e geldim.

Yazılar bir anda değişmişti.

Daha düzensizdi.

Sanki yazan kişi acele ediyordu.

Bir satırı okudum:

“Saat 02.15 — Nermin çok telaşlı.”

Bir sonraki:

“02.40 — Aylin'in bebeği doğdu.”

Sonraki sayfada yalnızca bir cümle vardı.

“03.10 — Diğer bebek doğdu.”

Başımı kaldırdım.

— “Diğer bebek” kim?

Annem cevap vermedi.

Sayfayı çevirdim.

Bu kez yazılar daha da dağınıktı.

“03.25 — Kayıtlar karıştı.”

Bir sonraki sayfada:

“03.40 — Doktor karar verdi.”

Sonra büyük harflerle yazılmış tek bir cümle:

“KİMSEYE SÖYLEME.”

Defteri kapattım.

— Hangi doktor?

Annem başını salladı.

— Bunu bilmiyorum.

— Anne!

— Gerçekten bilmiyorum.

— Peki neden Nermin sürekli karşımıza çıkıyor?

Annemin yüzü gerildi.

— Çünkü Nermin o gece oradaydı.

— Sen de oradaydın.

— Evet.

— Neden?

Annem uzun süre sustu.

Sonunda:

— Çünkü seni doğurmuştum.

Kalbim hızlandı.

— Ama ben doğum belgesine göre sabah doğmuşum.

Annem bana baktı.

— Belgeler her zaman gerçeğin tamamını göstermez.

Bu söz beni susturdu.

— Ben ne zaman doğdum?

Annem gözlerini kaçırdı.

— Gece.

— Saat kaçta?

— Hatırlamıyorum.

— Hatırlıyorsun.

Annem cevap vermedi.

Defteri tekrar açtım.

Saatlerin yazdığı sayfaya döndüm.

02.40...

03.10...

03.25...

03.40...

Sonra bir sayfa daha çevirdim.

Bu sayfada tek bir saat vardı:

04.05

Altında ise:

“Onu kucağıma aldığımda her şey değişti.”

“Onu” kimdi?

Beni mi anlatıyordu?

Aylin'in bebeğini mi?

Yoksa üçüncü bebeği mi?

Annem defteri elimden aldı.

— Buraya kadar yeter.

— Hayır.

— Yeter!

Annem ilk kez bana bağırmıştı.

İkimiz de sustuk.

Sonra annem daha sakin bir sesle konuştu.

— Bazen gerçek, insanın kaldırabileceğinden daha ağır olabilir.

— Ben gerçeği kaldırabilirim.

— Bunu bilmiyorsun.

— Sen de beni küçümseme.

Annem gözyaşlarını sildi.

— Seni küçümsemiyorum.

— O zaman bana gerçeği anlat.

Annem cevap vermedi.

Ben de defteri almak için elimi uzattım.

Tam o sırada alt kattan bir kapı sesi geldi.

İkimiz de irkildik.

Babam eve gelmişti.

Annem defteri hızla sandığın içine koydu.

— Bu konu hakkında babana hiçbir şey söyleme.

— Neden?

— Çünkü...

Cümlesini tamamlayamadı.

Aşağıdan babamın sesi geldi:

— Evde misiniz?

Annem bana baktı.

— Ne olursa olsun, bu defteri ona gösterme.

— Neden?

Annem sandığın kapağını kapattı.

— Çünkü o da sana yalan söyledi.

Aşağı indik.

Babam salonda duruyordu.

Bizi görünce gülümsedi.

Ama gözleri önce anneme, sonra bana kaydı.

Sanki bir şeylerin değiştiğini anlamıştı.

— Her şey yolunda mı? diye sordu.

Ben cevap vermedim.

Annem de susuyordu.

Babam şüpheyle bize baktı.

Sonra gözleri elimdeki eski fotoğrafa takıldı.

Bir anda yüzündeki ifade değişti.

— O fotoğrafı nereden aldın?

— Sandıktan.

Babam bir adım geri çekildi.

— Sandığı açtınız mı?

— Evet.

Babamın yüzündeki korku bu kez saklanamayacak kadar açıktı.

— Size o sandığı açmamanızı söylemiştim.

— Bana değil, anneme söylemiştin.

Babam anneme döndü.

— Defteri de gördü mü?

Annem cevap vermedi.

Babamın sesi yükseldi.

— Defteri gördü mü?

Annem başını salladı.

Babam gözlerini kapattı.

Sanki yıllardır kaçtığı bir şey sonunda kapısına dayanmıştı.

Sonra bana baktı.

— Hangi sayfayı okudun?

— Hepsini değil.

— 04.05'i gördün mü?

Kalbim hızlandı.

— Evet.

Babam bir süre bana baktı.

Sonra çok yavaş bir şekilde:

— O saatte...

Durdu.

— O saatte ne oldu?

Babam cevap vermek yerine masaya oturdu.

Başını ellerinin arasına aldı.

— Artık bunu saklayamayız, dedi.

Annem gözlerini kapattı.

Ben ise bekledim.

Babam başını kaldırdı.

— 14 Ekim 2009 gecesi saat 04.05'te...

Tam devam edecekken telefonum çaldı.

Bilinmeyen numara.

Ekrana baktım.

Mesaj gelmişti.

“Annenin defterindeki 04.05'i gördün.”

Kanım dondu.

Hemen ardından ikinci mesaj geldi:

“Ama defterde yazmayan bir şey daha var.”

Ve üçüncü mesaj:

“O saatte sen hastanede değildin.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.