İçeriğe geç

Kan bağı

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Kan bağı

Bölüm 8

Üçüncü bebek

Hastanenin bodrum katında tek başıma kaldığımda, az önce duyduklarımın gerçek olduğuna inanmakta zorlanıyordum.

Üç bebek.

Bu iki kelime kafamın içinde dönüp duruyordu.

Benim doğduğum gece...

Aylin'in bebeği...

Ve üçüncü bir bebek.

Peki üçüncü bebek kimdi?

Murat'ın yüzündeki korkuyu düşündüm. Benim adımı söylediğim anda neden şaşırmıştı?

Daha da önemlisi, neden annemin hastaneden neden ayrılmadığını araştırmamı istemişti?

Merdivenlere doğru yürürken telefonumu çıkardım.

Saat 10.07 olmuştu.

Ekranda annemden gelen cevapsız bir arama vardı.

Bir süre ekrana baktım.

Geri aramak istemedim.

Çünkü annem telefonu açtığında bana yine aynı şeyleri söyleyecekti.

“Merak etme.”

“Her şey yolunda.”

“Bazı şeyleri zamanı gelince anlatacağız.”

Ama artık bunların hiçbirine inanmak istemiyordum.

Telefonumu cebime koydum.

Hastanenin çıkışına doğru ilerlerken duvardaki eski bir pano dikkatimi çekti.

Pano yıllardır kullanılmıyor gibiydi.

Üzerinde eski çalışanların fotoğrafları vardı.

Bir an durdum.

Fotoğraflara tek tek baktım.

Sonra...

Nermin.

Fotoğrafın altında adı yazıyordu.

Nermin Yalçın — Hemşire.

Fotoğrafa biraz daha yaklaştım.

Bu, zarfın içindeki fotoğrafta gördüğüm kadındı.

Ama panoda başka bir şey daha vardı.

Nermin'in yanında üç hemşire daha duruyordu.

İsimlerine baktım.

İsimlerden biri tanıdık geldi.

Murat Demir.

Bir an şaşırdım.

Demek Murat gerçekten o gece hastanede çalışmıştı.

Ama fotoğraftaki Murat, az önce gördüğüm adamdan daha gençti.

Fotoğrafın altında küçük bir tarih vardı:

2010.

Yani olaydan sadece bir yıl sonrası.

Fotoğrafı telefonumla çekmek üzereyken koridordan ayak sesleri geldi.

Telefonu hemen cebime koydum.

Bir görevli yanımdan geçip gitti.

Ben de hastaneden çıktım.

Dışarıdaki hava yüzüme vurduğunda derin bir nefes aldım.

Ama rahatlayamıyordum.

Çünkü artık elimde çok fazla soru vardı.

Eve dönmeden önce bir kafeye oturdum.

Çantamdan doğum belgelerimi çıkardım.

Kâğıtları masanın üzerine serdim.

Doğum tarihi.

Hastane.

Kayıt numarası.

27.

Sonra telefondaki fotoğrafa baktım.

2009 yılı.

Üç bebek.

Birinin adı benimkiydi.

Diğerinin yanında “Aylin'in bebeği” yazıyordu.

Üçüncü isim ise hâlâ aklımdaydı.

Tam okuyamamıştım.

Ama ilk harfi seçebilmiştim.

D.

D...

Telefonuma yeni bir mesaj geldi.

Bilinmeyen numara.

Bu kez mesaj kısa değildi.

“Arşivde gördüklerin yalnızca başlangıç. Annen sana her şeyi anlatmayacak. Çünkü o gece verdiği bir kararın sonuçları hâlâ devam ediyor.”

Ekrana bakarken parmaklarım uyuştu.

Hemen cevap yazdım.

“Annem ne yaptı?”

Mesajım görüldü.

Cevap birkaç saniye sonra geldi.

“Onu kendisine sormalısın.”

Ardından başka bir mesaj:

“Ama önce evindeki eski sandığı bul.”

Kaşlarımı çattım.

“Hangi sandık?”

Cevap gelmedi.

Tekrar yazdım.

“Nerede?”

Bu kez sadece bir konum gönderildi.

Kendi evimizin adresi.

Telefonu masaya bıraktım.

Demek sandık evimizdeydi.

Ama ben evdeki bütün eski eşyaları gördüğümü sanıyordum.

Eve vardığımda annem mutfaktaydı.

Beni görünce yüzüme baktı.

— Nereden geliyorsun?

— Arkadaşımın yanından.

Annem bir şey söylemedi.

Ben de odama çıktım.

Kapıyı kapatıp birkaç dakika bekledim.

Sonra koridora çıktım.

Evin her köşesine baktım.

Dolaplar.

Depo.

Kiler.

Eski eşyalar.

Sonunda üst kattaki küçük odaya girdim.

Bu odaya çocukluğumdan beri pek girilmezdi.

İçeride eski kıyafetler ve kullanılmayan eşyalar vardı.

Dolabın alt kısmında büyük bir örtü dikkatimi çekti.

Örtüyü kaldırdım.

Altında eski, ahşap bir sandık vardı.

Kalbim hızlandı.

Sandığın kilidi yoktu.

Kapağını kaldırdığımda tozlu eşyalar ortaya çıktı.

Eski mektuplar.

Fotoğraflar.

Bir bebek battaniyesi.

Ve küçük bir kutu.

Kutunun üzerinde tarih vardı:

14.10.2009

Ellerim titremeye başladı.

Kutuyu açtım.

İçinden bir hastane kartı çıktı.

Kartı çevirdim.

Üzerinde bir isim vardı.

Aylin.

Altında ise bir tarih.

14 Ekim 2009.

Ama kartın en altındaki bölümde daha küçük bir yazı vardı.

Okumak için ışığa yaklaştırdım.

Ve o cümleyi gördüğüm anda nefesim kesildi.

“Bebeği annesine teslim edilmedi.”

Kart elimden düştü.

Tam o sırada kapının arkasından bir ses geldi.

— O sandığı nereden buldun?

Annem.

Yavaşça arkamı döndüm.

Annem kapının önünde duruyordu.

Yüzünde şimdiye kadar hiç görmediğim bir ifade vardı.

Korku.

Ama bu kez ben susmadım.

Elimdeki kartı kaldırdım.

— Bebeği neden annesine teslim etmediniz?

Annemin gözleri doldu.

Bir süre bana baktı.

Sonra kapıyı kapattı.

— Çünkü...

Sesi titredi.

— O gece sana sandığından daha yakın bir şey oldu.

Bir adım attım.

— Ne oldu?

Annem cevap vermeden önce gözlerini kapattı.

Ve fısıldadı:

— Senin doğumundan sonra, hastanede iki bebek aynı anda kayıtlardan silindi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.