İçeriğe geç

Kan bağı

Bölüm 7 · 4 dk okuma

Kan bağı

Bölüm 7

Eski hastane

Telefon ekranındaki son cümleye dakikalarca baktım.

“Aylin hâlâ hayatta.”

Bir insanın hayatını değiştirmek için bazen tek bir cümle yeterliymiş.

O gece bunu anladım.

Yatağımda oturuyordum. Odanın ışığını açmamıştım. Telefonun ekranı yüzümü aydınlatıyordu.

Mesajı tekrar okudum.

Sonra tekrar.

Belki yanlış anlamışımdır diye düşündüm.

Ama hayır.

Açıkça yazıyordu.

Aylin hayattaydı.

Babamın anlattığı hikâyede ise Aylin yıllar önce hayatımızdan çıkmıştı. Üstelik annem onun bebeğinin kaybolduğunu söylemişti.

Peki Aylin neden şimdi ortaya çıkıyordu?

Ve daha önemlisi...

Beni doğduğum günden beri tanıyan biri bunu nereden biliyordu?

Telefonu tekrar elime aldım.

Mesaj attım.

“Aylin nerede?”

Cevap gelmedi.

Bir dakika bekledim.

Sonra beş dakika.

On dakika.

Telefonu yatağın üzerine bıraktım.

Tam ekranı kapatacakken yeni bir mesaj geldi.

“Onu bulmak istiyorsan önce hastaneye git.”

Altında eski hastanenin adı vardı.

Benim doğduğum hastane.

Mesajın devamında ise bir saat yazıyordu.

09.30.

Telefonu kapattım.

O gece uyuyamadım.

Sabah olduğunda annem hiçbir şeyden habersizdi.

Kahvaltıda karşıma oturdu ve her zamanki gibi:

— İyi uyudun mu? diye sordu.

Yüzüne baktım.

İçimden “Aylin'i tanıyor musun?” diye bağırmak geldi.

Ama sustum.

Çünkü artık bir şey anlamıştım.

Onlara her şeyi sorarsam, bana yalnızca bilmeyi istedikleri kadarını anlatacaklardı.

Benim ise artık kendi cevaplarımı bulmam gerekiyordu.

— Biraz, dedim.

Annem çayını karıştırdı.

— Bugün dışarı çıkacak mısın?

— Evet.

— Nereye?

Bir an durdum.

— Arkadaşımın yanına.

Yalan söylemek hiç hoşuma gitmedi.

Ama başka seçeneğim yoktu.

Kahvaltıdan sonra odama gidip çantamı hazırladım.

Telefonumu, eski fotoğrafı ve doğum belgelerimin bir kopyasını aldım.

Hastaneye gitmeye karar vermiştim.

Saat 09.10'da evden çıktım.

Yolda sürekli aynı şeyi düşünüyordum.

Ya mesajdaki kişi yalan söylüyorsa?

Ya beni kandırmaya çalışıyorsa?

Ya hastanede hiçbir şey bulamazsam?

Ama bir ihtimal daha vardı.

Ya gerçekten bir şey bulursam?

Hastanenin bulunduğu sokağa geldiğimde adımlarım yavaşladı.

Bina eskisinden çok daha farklı görünüyordu.

Girişte yeni bir tabela vardı.

Ama duvarların bazı bölümleri hâlâ eskiydi.

Kapıdan içeri girdim.

Danışmadaki görevliye yaklaştım.

— Arşiv bölümünü nerede bulabilirim?

Kadın bana baktı.

— Hangi arşiv?

— Eski doğum kayıtları.

— Hangi yıl?

Bir an tereddüt ettim.

— 2009.

Kadının yüzündeki ifade değişti.

— Neden?

— Aile araştırması yapıyorum.

Kadın birkaç saniye beni inceledi.

Sonra eliyle koridorun sonunu gösterdi.

— Eski kayıtlar bodrum kattadır. Ama herkes giremez.

— Kimden izin almam gerekiyor?

Kadın bir isim söyledi.

Nermin Hanım.

Kalbim hızlandı.

— Nermin mi?

— Evet. Tanıyor musunuz?

Başımı salladım.

— Hayır.

Ama içimden başka bir şey söylüyordum.

Onu tanıyordum.

Kapıya gelen yaşlı kadını.

Fotoğraftaki genç hemşireyi.

Ve bana “Anneni iyi dinle.” diyen kişiyi.

Koridorun sonuna doğru yürüdüm.

Bodrum kata inen merdivenler oldukça eskiydi.

Her basamakta içimdeki huzursuzluk biraz daha arttı.

Aşağı indiğimde uzun, dar bir koridorla karşılaştım.

Koridorun sonunda demir bir kapı vardı.

Kapının üzerinde:

ARŞİV

yazıyordu.

Kapıyı açmayı denedim.

Kilitliydi.

Tam geri dönecekken arkamdan bir ses geldi.

— Buraya gelmemen gerekiyordu.

Olduğum yerde kaldım.

Yavaşça arkamı döndüm.

Kimse yoktu.

— Kim var?

Ses tekrar geldi.

Bu kez daha yakından.

— Bazen bazı kapıları açmamak gerekir.

Koridorun diğer ucundan bir adam çıktı.

Yaşlı değildi.

Yaklaşık kırk yaşlarında görünüyordu.

Elinde bir dosya vardı.

Bana doğru yürüdü.

— Sen kimsin?

— Ben burada çalışıyorum.

— Adın ne?

— Murat.

İçimde kötü bir his oluştu.

— Arşive girmek istiyorum.

Murat başını iki yana salladı.

— Olmaz.

— Neden?

— Çünkü 2009 kayıtları artık halka açık değil.

— Benim doğum kaydım orada.

Adam bir an sustu.

— Adın ne?

Adımı söylediğim anda yüzü değişti.

Dosyayı elinden düşürecek gibi oldu.

— Sen...

Bir adım geri çekildi.

— Ne oldu?

Murat bana uzun uzun baktı.

Sonra elindeki dosyayı göğsüne bastırdı.

— Buraya neden geldiğini gerçekten bilmiyorsun.

— Neyi bilmiyorum?

Adam cevap vermedi.

Tam gidecekken kolundan tuttum.

— Lütfen. Sadece bir cevap istiyorum.

Murat bana baktı.

Yüzünde garip bir kararsızlık vardı.

Sonunda sesini alçalttı.

— O gece üç bebek vardı.

Kalbim hızlandı.

— Ne?

— Üç doğum.

— Benim doğumum ve Aylin'in bebeği mi?

Murat başını salladı.

— Hayır.

Bir an durdu.

— Üç bebek.

Koridorun sessizliği içimde yankılandı.

— Üçüncüsü kim?

Murat cevap vermedi.

Ama dosyanın kenarından bir kâğıt dışarı kaymıştı.

Kâğıdın üzerinde üç isim vardı.

İlk iki isim bulanıktı.

Üçüncüsü ise netti.

Kendi adımı gördüm.

Hemen altında başka bir isim yazıyordu.

Aylin'in bebeği.

Ve üçüncü satırda...

Hiç tanımadığım bir isim vardı.

Murat kâğıdı hızla kapattı.

— Bunu görmemiş ol.

— O isim kim?

Murat cevap vermeden önce koridorun başına baktı.

Sonra bana doğru eğildi.

— Eğer gerçekten gerçeği öğrenmek istiyorsan...

Bir an sustu.

— Annenin doğumdan sonra neden hastaneden ayrılmadığını araştır.

Ardından dosyayı aldı ve uzaklaştı.

Ben ise olduğum yerde kaldım.

Çünkü ilk kez şunu düşünüyordum:

Belki de mesele benim kimin çocuğu olduğum değildi.

Belki asıl mesele...

O gece benim neden o hastanede olduğumdu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.