İçeriğe geç

Kan bağı

Bölüm 5 · 2 dk okuma

Kan bağı

Bölüm 5

Zarf

Kapının kapanmasından sonra kimse yerinden kıpırdamadı.

Koridorda hâlâ kadının ayak seslerinin uzaklaştığını duyabiliyordum. Birkaç saniye sonra o sesler de kayboldu.

Ev yeniden sessizliğe gömüldü.

Ama bu kez sessizlik eskisi gibi değildi.

Yerde duran zarfa bakıyordum.

Üzerinde yalnızca bir isim vardı:

Aylin.

— Baba, dedim.

Cevap vermedi.

— O zarfı aç.

Babam hâlâ kapının önünde duruyordu.

— Açma, dedi annem.

Başımı ona çevirdim.

— Neden?

Annem cevap veremedi.

— İçinde ne var?

— Bilmiyorum.

— Yalan söyleme.

Annem gözlerini kaçırdı.

İlk defa anneme karşı böyle konuşuyordum. Ama artık korkmuyordum. Çünkü korktuğum şey gerçeğin kendisi değil, gerçeği öğrenemeden yaşamaya devam etmekti.

Babam sonunda eğilip zarfı aldı.

Zarfı elinde uzun süre tuttu.

Sonra bana baktı.

— Bunu açarsan hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

— Zaten eskisi gibi değil.

Babam gözlerini kapattı.

Zarfı bana uzattı.

Titreyen ellerimle aldım.

Kapağını yavaşça açtım.

İçinden üç şey çıktı.

Eski bir hastane bilekliği.

Katlanmış bir kâğıt.

Ve küçük, solmuş bir fotoğraf.

Önce fotoğrafı elime aldım.

Fotoğrafta genç bir kadın vardı.

Ağlıyordu.

Kucağında küçük bir bebek taşıyordu.

Kadının yüzüne dikkatlice baktım.

Fotoğrafı daha önce hiç görmemiştim.

Ama içimde garip bir his oluştu.

Sanki onu tanıyordum.

— Bu kim? diye sordum.

Annem cevap vermedi.

Fotoğrafı babama uzattım.

— Bu Aylin mi?

Babam başını salladı.

— Evet.

Sonra hastane bilekliğini aldım.

Üzerinde tarih vardı.

14 Ekim 2009.

Altında ise bir isim yazıyordu.

İsim kısmı yıpranmıştı ama birkaç harf hâlâ okunuyordu.

A...

Nefesimi tuttum.

— Bu bebeğin bilekliği mi?

Babam cevap vermedi.

Bilekliği çevirdim.

Arkasında küçük bir numara vardı.

27.

Son olarak kâğıdı açtım.

Kâğıt çok eskiydi. Yazılar solmuştu.

İlk satırda şunlar yazıyordu:

“14 Ekim gecesi yapılan kayıtla ilgili...”

Devamını okumaya çalışırken babam bir anda kâğıdı elimden çekti.

— Yeter.

— Hayır!

Kâğıdı geri almaya çalıştım.

— Bana bırak!

— Bunu anlamıyorsun!

— O zaman anlat!

Babam sustu.

— O gece ne oldu?

Bu kez annem konuştu.

Sesi çok kısıktı.

— Aylin'in bebeği kayboldu.

O cümleyle birlikte içimdeki bütün düşünceler birbirine karıştı.

— Ne demek kayboldu?

Annem gözyaşlarını sildi.

— Hastaneden çıkmadan önce bebeği ortadan kayboldu.

— Nasıl yani? Hastaneden mi?

— Evet.

— Peki sonra?

Babam araya girdi.

— Polis araştırdı. Hastane araştırıldı. Ama bebeği bulamadılar.

— Peki siz neden bu kadar korkuyorsunuz?

İkisi de sustu.

Sonra annem bana baktı.

— Çünkü o gece hastanede olan herkes, yıllarca bir sırrı taşıdı.

Kalbim hızlandı.

— Siz de mi?

Annem cevap vermedi.

Bu sessizlik yeterliydi.

O anda gözüm masanın üzerindeki hastane bilekliğine takıldı.

Bilekliği tekrar elime aldım.

Numarayı gördüm.

27.

Sonra kendi doğum belgelerime baktım.

Belgelerdeki kayıt numarasını daha önce hiç önemsememiştim.

Dosyayı açıp tekrar baktım.

Numara...

27.

Başımı kaldırdım.

— Bu numara neden benim doğum kaydımda da var?

Babamın yüzündeki bütün renk çekildi.

Annem ağzını kapattı.

Ve o anda anladım:

Bana anlatmadıkları şey yalnızca Aylin'in bebeği değildi.

Bana anlatmadıkları şey, benim kim olduğumdu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.