Fotoğraf hâlâ elimdeydi.
Onu kaç kere çevirdiğimi bilmiyordum. Ön tarafına, arkasındaki yazıya, tekrar ön tarafına...
Belki de yanlış görmüştüm.
Belki fotoğraftaki çocuk gerçekten bendim.
Ama içimdeki bir ses bunun doğru olmadığını söylüyordu.
Fotoğraftaki kızın saçları annemin söylediği gibi benim çocukluk fotoğraflarımdaki saçlara benzemiyordu. Üstelik fotoğrafın çekildiği tarihte ben henüz doğmamıştım.
2009.
Doğum yılımdan önce.
Kutunun içinde başka fotoğraflar da vardı. Hepsini masanın üzerine dizdim. Ailemin eski fotoğraflarını ilk kez bu kadar dikkatli inceliyordum.
Sonra bir şey fark ettim.
Fotoğrafların çoğunda babam vardı.
Annem vardı.
Ama o küçük kız da neredeyse her fotoğrafta görünüyordu.
Birinde babam onun elini tutuyordu.
Bir diğerinde annem kızın saçlarını düzeltiyordu.
Sanki...
Sanki o kız bizim ailemizin bir parçasıydı.
Ama neden ben onu hiç görmemiştim?
Tam o sırada koridordan bir ses geldi.
Anahtar sesi.
Annem eve dönmüştü.
Panikle fotoğrafları toplamaya başladım. Kutuyu yerine koydum ama elimdeki fotoğrafı bırakmadım.
Onu cebime sıkıştırdım.
Annem odaya girdiğinde yüzüme baktı.
— Burada ne yapıyorsun?
— Hiç.
Gözleri hemen arkamdaki dolaba kaydı.
Bir anlığına yüzündeki ifade değişti.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi sordu:
— Derslerini yaptın mı?
— Anne...
Sesim titredi.
— Sana bir şey soracağım.
Annem durdu.
— Sor.
Cebimdeki fotoğrafı çıkardım.
Fotoğrafı görünce yüzü bembeyaz oldu.
Artık kaçamayacağını anlamış gibiydi.
— Bu kim?
Annem cevap vermedi.
— Anne, bu kim?
Sessizlik.
Sonunda fotoğrafı elimden aldı.
Uzun uzun baktı.
Sonra gözlerimin içine bakarak sadece şunu söyledi:
— O fotoğrafı nereden buldun?
İşte o an anladım.
Annem fotoğraftaki kızı tanıyordu.
Hem de sandığımdan çok daha iyi.
Ve benim bilmediğim bir şey vardı.
Çünkü o kızın kim olduğunu öğrenirsem, kendi kimliğimle ilgili cevapları da bulacaktım.