Babamın son söylediği cümle kulağımda çınlıyordu.
“Onun sana vereceği ilk cevap, hayatındaki en büyük yalanı ortaya çıkarabilir.”
Evden uzaklaştıkça adımlarım hızlandı.
Telefonumdaki konuma tekrar baktım.
Şehrin çok da bilmediğim bir tarafını gösteriyordu. Haritada işaretlenen yer, eski apartmanların bulunduğu sakin bir sokaktı.
Yolda defalarca geri dönmeyi düşündüm.
Belki babam haklıydı.
Belki bu işin içine daha fazla girmemeliydim.
Ama sonra cebimdeki eski anahtarı hatırladım.
27.
Ve o gece hastanede olanları...
Geri dönemezdim.
Yaklaşık yarım saat sonra konuma ulaştım.
Karşıma üç katlı, eski bir apartman çıktı.
Dış cephesindeki boya yer yer dökülmüştü. Giriş kapısının yanında posta kutuları vardı.
Telefonumdaki konum tam olarak bu binayı gösteriyordu.
Kapının önünde durdum.
İçeri girmeden önce bir kez daha etrafa baktım.
Kimse yoktu.
Zile bastım.
Ses gelmedi.
Bir dakika bekledim.
Tekrar bastım.
Bu kez üst katlardan bir kapı açıldı.
Yaşlı bir adam başını dışarı çıkardı.
— Kimi arıyorsun?
— Aylin'i.
Adamın yüzü bir anda değişti.
— Burada Aylin diye biri yaşamıyor.
— Emin misiniz?
— Eminim.
Kapıyı kapattı.
Ben birkaç saniye daha orada kaldım.
Telefonuma baktım.
Konum hâlâ aynı yeri gösteriyordu.
Sonra aklıma mesaj geldi.
“Kapıya geldiğinde zile üç kez bas.”
Ben yalnızca iki kez basmıştım.
Üçüncü kez bastım.
Apartmanın içinden bir ses geldi.
Ayak sesleri.
Yavaşça kapıya yaklaştı.
Kapı açıldı.
Karşımda otuzlu yaşlarında bir kadın vardı.
Yüzünde şaşkın bir ifade vardı.
Bana baktı.
Sonra cebimdeki anahtara.
— Sen...
Bir adım geri çekildi.
— Kimsin?
Kadın cevap vermedi.
— Aylin'i arıyorum.
Kadının gözleri doldu.
— İçeri gir.
Bir an tereddüt ettim.
— Sen Aylin misin?
Kadın başını salladı.
Evet.
Bir anda yıllardır hakkında konuşulan insan karşımdaydı.
Aylin.
Fotoğraftaki genç kadınla arasında yıllar vardı.
Ama gözlerini görünce onu tanıdım.
Aynı gözler.
Aynı bakış.
Fotoğrafta bebeğine bakan o kadının gözleri...
Şimdi benim üzerimdeydi.
İçeri girdim.
Ev küçüktü.
Duvarlarda birkaç fotoğraf vardı.
Bir tanesinde Aylin'in gençlik hâli vardı.
Bir diğerinde ise küçük bir çocuk.
Fotoğrafa baktığımda içimde tuhaf bir his oluştu.
— Bu kim?
Aylin fotoğrafın önüne geçti.
— Onu sorma.
— Neden?
— Çünkü buraya onun için gelmedin.
— Nereden biliyorsun?
Aylin bana baktı.
— Çünkü seni bekliyordum.
Kalbim hızlandı.
— Beni mi?
— Evet.
— Beni nereden tanıyorsun?
Aylin cevap vermedi.
Salondaki koltuğu gösterdi.
— Otur.
Oturmadım.
— Önce konuş.
Aylin derin bir nefes aldı.
— Çok soru soracaksın.
— Evet.
— Ve bazı cevapları duymak istemeyeceksin.
— Yine de söyle.
Aylin başını salladı.
— Peki.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra:
— Annen seni seviyor.
Şaşırdım.
— Ben sana ailemi sormadım.
— Ama bunu bilmen gerekiyor.
— Neden?
— Çünkü bütün bunların sonunda anneni suçlamak isteyeceksin.
— Ne yaptı?
Aylin gözlerini kaçırdı.
— Sana anlatılan hikâyenin bazı bölümleri doğru.
— Bazıları?
— Evet.
— Hangileri yanlış?
Aylin cevap vermeden önce bana uzun uzun baktı.
— Sana doğduğun geceyle ilgili ne anlattılar?
— Aylin'in bebeğinin kaybolduğunu.
Aylin'in gözleri doldu.
— Bunu sana kim söyledi?
— Annem.
Aylin başını iki yana salladı.
— Bebeğim kaybolmadı.
Bir anda nefesim kesildi.
— Ne?
— Bebeğim kaybolmadı.
— Ama annem...
— Annen sana doğruyu anlatmadı.
Odanın içindeki hava ağırlaştı.
— Peki bebeğine ne oldu?
Aylin gözlerini kapattı.
— Onu benden aldılar.
— Kim?
Aylin cevap vermedi.
— Kim aldı?
— Bilmiyorum.
— Hastane mi?
— Hayır.
— Doktor mu?
— Hayır.
— O zaman kim?
Aylin'in gözlerinden bir damla yaş aktı.
— Bebeğimi bana kendi ailem teslim etmedi.
Şaşkınlıkla ona baktım.
— Ailen mi?
— Evet.
— Neden?
Aylin cevap vermek üzereyken kapının önünden bir araba sesi geldi.
Aylin bir anda sustu.
Pencereye koştu.
Perdeyi hafifçe araladı.
Yüzündeki ifade değişti.
— Gitmen gerekiyor.
— Ne?
— Hemen.
— Daha hiçbir şey anlatmadın!
— Eğer burada kalırsan seni de bulurlar.
— Kim bulacak?
Aylin kapıya doğru yürüdü.
— Seni yıllardır arayan insanlar.
— Beni neden arasınlar?
Aylin kapıyı açtı.
Tam çıkacakken arkasından seslendim:
— Aylin!
Durdu.
— Ben kimim?
Aylin yavaşça bana döndü.
Gözlerinde korku vardı.
— Bunu sana söylemeye hakkım var mı, bilmiyorum.
— Söyle.
Aylin dudaklarını araladı.
— Sen...
Tam o anda apartmanın giriş kapısı sertçe açıldı.
Aylin'in yüzü bembeyaz oldu.
— Onlar geldi.
Kapının ardından bir erkek sesi duyuldu.
— Aylin!
Aylin bana baktı.
Sonra elime küçük bir zarf sıkıştırdı.
— Bunu eve dönmeden açma.
— İçinde ne var?
— Senin doğduğun geceyle ilgili bir kayıt.
Kapıya vuran ses daha da yaklaştı.
Aylin beni arka kapıya doğru itti.
— Git!
— Ama sen?
— Ben hallederim.
Arka kapıdan çıktım.
Koşarak sokağın sonuna geldim.
Bir köşeye saklanıp binaya baktım.
İçeride birkaç kişinin konuştuğunu duyabiliyordum ama ne söylediklerini anlayamıyordum.
Elimdeki zarfa baktım.
Üzerinde sadece bir tarih vardı:
14 Ekim 2009.
Zarfı açmak için elimi uzattım.
Sonra Aylin'in sözünü hatırladım.
“Eve dönmeden açma.”
Zarfı çantama koydum.
Eve döndüğümde annem mutfaktaydı.
Beni görünce rahatlamış gibi nefes verdi.
— Nerelerdeydin?
Cevap vermedim.
Çantamı odama götürdüm.
Kapıyı kilitledim.
Zarfı çıkardım.
Açtım.
İçinden tek bir sayfa çıktı.
Sayfanın en üstünde:
HASTANE KAYIT FORMU
Altında üç kayıt vardı.
Birinci satır:
Bebek 1 — Kayıt: 27
İkinci satır:
Bebek 2 — Kayıt: 28
Üçüncü satır ise karalanmıştı.
Ama karalanan kısmın altında bir cümle hâlâ okunuyordu:
“Bebek 3, kayıt değiştirme işlemi nedeniyle başka bir isimle...”
Cümlenin devamı yırtılmıştı.
Sayfanın en altında ise el yazısıyla bir not vardı:
“27 numaralı bebek ile ilgili gerçeği yalnızca iki kişi biliyor.”
Altında iki isim vardı.
İlk isim:
Nermin.
İkinci isim:
Annem.