Kâğıdı elimde tutarken parmaklarımın titrediğini hissediyordum.
Sayfanın en altındaki iki isim gözlerimin önünden gitmiyordu.
Nermin.
Annem.
İki kişinin bildiği bir gerçek.
Ve o gerçek, benim doğduğum geceyle ilgiliydi.
O anda aklıma Aylin'in söyledikleri geldi.
“Bebeğim kaybolmadı.”
Sonra hastanedeki Murat'ın söyledikleri...
“O gece üç bebek vardı.”
Bütün parçalar birbirine yaklaşmaya başlamıştı.
Ama hâlâ büyük bir boşluk vardı.
Ben bu hikâyenin neresindeydim?
Yatağımın kenarına oturdum.
Kâğıdı tekrar inceledim.
Üçüncü bebeğin kaydı yarıda kesilmişti.
“Başka bir isimle...”
Devamı yoktu.
Sanki biri özellikle o kısmı yok etmişti.
Telefonumu çıkarıp bilinmeyen numaraya mesaj attım.
“Aylin'i buldum.”
Uzun süre cevap gelmedi.
Sonra mesaj geldi.
“Biliyorum.”
Kaşlarımı çattım.
“Beni takip mi ediyorsun?”
Cevap:
“Seni değil. Gerçeği takip ediyorum.”
Bir sonraki mesaj daha da garipti.
“Annenle konuşmadan önce odasındaki çekmeceyi kontrol et.”
Telefonu kapattım.
Annemin odasına girmek istemiyordum.
Ama artık geri dönmek için çok geçti.
Ev sessizdi.
Annem salondaydı.
Yavaşça odasına girdim.
Kapıyı arkamdan kapattım.
Odanın içinde birkaç çekmece vardı.
İlkini açtım.
Kıyafetler.
İkincisi...
Eski belgeler.
Üçüncü çekmece kilitliydi.
Kalbim hızlandı.
Anahtar aramaya başladım.
Komodinin üzerinde küçük bir anahtar buldum.
Kilide uyuyordu.
Çekmeceyi açtım.
İçeride eski bir kutu vardı.
Kutuyu açtığımda bir sürü mektup gördüm.
Çoğunun üzerinde tarih vardı.
2008.
2009.
2010.
Bir tanesini elime aldım.
Zarfın üzerinde annemin adı vardı.
Gönderen:
Nermin Yalçın.
Mektubu açtım.
İlk satırı okuduğum anda nefesim kesildi.
“Bebeği değiştirmek zorunda kaldık.”
Kâğıdı elimden düşürdüm.
Kalbim hızla atmaya başladı.
Tekrar aldım.
Devamını okumaya çalıştım.
“Başka bir yolumuz yoktu. Eğer bunu yapmasaydık...”
Cümlenin devamı karalanmıştı.
Sonraki satır:
“27 numaralı kayıt korunmalı.”
Bir sonraki:
“Aylin hiçbir şey öğrenmemeli.”
Mektubun sonunda:
“Bu sırrı yalnızca ikimiz taşıyacağız.”
Altında Nermin'in imzası vardı.
Nermin.
Bir süre yatağın üzerinde hareketsiz kaldım.
Sonra başka bir mektuba uzandım.
Bu kez tarih:
2010.
Gönderen yine Nermin'di.
Mektupta daha kısa bir cümle vardı:
“Artık onu geri vermek mümkün değil.”
“Onu.”
Kimi?
Beni mi?
Aylin'in bebeğini mi?
Yoksa üçüncü bebeği mi?
Tam o sırada koridordan ayak sesi geldi.
Çekmeceyi kapatmaya çalıştım.
Ama kapı açıldı.
Annem.
İkimiz de birbirimize baktık.
Annem önce bana, sonra açık çekmeceye baktı.
Yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
— Sen burada ne yapıyorsun?
Cevap vermedim.
Elimdeki mektubu kaldırdım.
— Bunu bana açıklar mısın?
Annemin yüzü bembeyaz oldu.
— Nereden buldun?
— Çekmecenden.
Annem yavaşça kapıyı kapattı.
— O mektupları okuma.
— Neden?
— Çünkü bazı şeyleri yanlış anlayabilirsin.
— “Bebeği değiştirmek zorunda kaldık” ne demek?
Annem sustu.
— Cevap ver!
Annem gözlerini kapattı.
— Bunu sana anlatmak istemiyordum.
— Ama artık biliyorum.
— Hayır. Bildiğini sanıyorsun.
Bu cümle beni durdurdu.
— Ne demek bu?
Annem sandalyeye oturdu.
Ellerini yüzüne kapattı.
— O gece üç bebek vardı.
— Biliyorum.
— Üç aile vardı.
— Sonra?
— Bir bebek için çok ciddi bir tehlike vardı.
— Ne tehlikesi?
Annem başını kaldırdı.
— Bunu sana anlatamam.
— Neden?
— Çünkü o bebeğin ailesi onu koruyamazdı.
— Peki siz mi korudunuz?
Annem cevap vermedi.
— Beni mi?
Annemin gözleri doldu.
— Sen...
Bir an sustu.
— Senin güvenli olman gerekiyordu.
Kalbim sıkıştı.
— Ben neden tehlikedeydim?
Annem ayağa kalktı.
— Hayır. Burada bitirelim.
— Hayır!
Elindeki mektubu masaya bıraktım.
— Bana gerçeği söyle.
Annem uzun süre yüzüme baktı.
Sonunda:
— O gece seni korumak için bir karar verdik.
— Kim verdi?
— Ben ve Nermin.
— Babam biliyor mu?
Annem başını iki yana salladı.
— Hayır.
Şaşkınlıkla ona baktım.
— Babam hiçbir şey bilmiyor mu?
— Her şeyi değil.
Tam o sırada kapının önünden bir ses geldi.
— Ben neyi bilmiyorum?
İkimiz de donup kaldık.
Babam kapının önünde duruyordu.
Elinde ise yıllardır görmediğim eski bir fotoğraf vardı.
Bana baktı.
Sonra anneme.
— Demek sonunda öğrendi.
Annem başını eğdi.
Babam fotoğrafı bana uzattı.
— Bunu görmen gerekiyor.
Fotoğrafı aldım.
Bu, 14 Ekim 2009 gecesine ait bir hastane fotoğrafıydı.
Aylin vardı.
Nermin vardı.
Annem vardı.
Ve arkada...
Üç bebek yatağı.
Fotoğrafın köşesinde bir saat görünüyordu.
04.05.
Ama fotoğrafın asıl dikkat çekici kısmı başka bir şeydi.
Üç bebek yatağından birinin üzerinde 27 yazıyordu.
Yanındaki yatakta 28.
Üçüncü yatağın üzerinde ise...
hiçbir numara yoktu.
Fotoğrafın arkasında babamın el yazısıyla tek bir cümle vardı:
“O gece bize söylenen üç bebekten biri, ertesi sabah hastanede yoktu.”
