Normal şartlarda biz öğrencilerin saat sekizde uyanık olup, yapılacak aktivite planını öğretmenimizin ağzından duymamız gerekiyordu. Ama, böyle olmadı çünkü ben ve Simayı saat üçe kadar rahatsız eden şeyler duymuştuk. Bunlar normal bir kamp alanında duyulacak şeyler değillerdi mesela;ağlama sesleri, bir şeylerin toprak üzerinde sürüklenmesi, garip haykırışlar... Ve daha bir ay kadar burada kalacağız.
Uyandığımda ilk işim saate bakmak oldu. Uyanma saatimiz geçmişti. Saat dokuza geliyordu. Ardından Simayı uyandırdım. Acele ile üstümüze bir şeyler geçirerek kahvaltı alanına gittik. Kimya öğretmenimiz bize çok kızmasını beklerdik ancak böyle olmadı, zira sadece sekiz kişi oradaydı. Kimya öğretmenimiz de bize kızmak yerine, oturma planındaki yerimizi gösterdi. Yerimiz Poyraz ve Kuzey'in masasıydı. Ardından arkadaşımla kahvaltı için kurulan açık büfeden, ben bir kuruvasan ve bir bardak çikolatalı süt aldım. Simay ise tam bir türk kahvaltısı olacak şekilde tabağını doldurdu. Sonrada yerimize oturduk. Ben oturunca Poyraz bana gülümseyerek bakmaya başladı. Bende ona gülümsedim.
— Dün tam bir dedektif gibi davrandın Duru. Tebrik ederim.
— Teşekkürler Poyraz.
Biz böyle havadan, sudan konuşurken Kuzey, Simayı çadırına davet etmişti. Tabii Simay da sevinerek kabul etmişti. Birde dün, ben kendimi aşık sanmıştım asıl aşık Simaymış. Poyraz hafif bir kahkaha attıktan sonra devam etti;
— Prensesim, siz akşam için ne yapmayı arzularsınız?
— Galiba bir fikrim yok.
— Peki, yanlız mısınız prensesim?
— Anlaşılan o ki;öyleyim.
— Pekala, ben seçenek sunayım öyle ise; birlete kitap okuyabiliriz, yıldızları seyredebiliriz, birlikte voleybol oynayabiliriz veya şiirlerimi size sunabilirim. Hangisi prensesim?
— Ben kitap okumayı seçiyorum.
—Siz nasıl isterseniz prensesim.
Günün sonraki eğlencesi orman gezisi idi. İki kişilik grup oluşturan öğretmenimiz ben ve Poyrazı aynı gruba koymuştu. Birlikte çok güzel zaman geçirdik. Akşam olduğunda dünün aksine her yerde ışıklar vardı. Poyraz ile saat dokuzda buluşacaktık. Ben üstüme siyah askılı bir bluz giydim. Altımada siyah bir pantolon giydim. Elimdede bir Sherlock Holmes kitabı ile Poyraz'ın yanına gittim. Gittiğimde o çoktan oraya gitmiş oturuyordu. Bana bakarak gülümsüyordu. Ayağa kalktı ve yanıma geldi.
— Merhaba prensesim.
— Sizede merhaba, prensim.
Ardından yere serdiği battaniyenin üzerine oturdum. Bana bir çikolatalı süt uzattı bende teşekkür ettim. Bana sabah içerken beni gördüğü için benim çikolatalı süt sevdiğimi düşündüğünü söyledi. Fazlasıyla doğru bir çıkarımdı bu. Çünkü en sevdiğim içecek oydu. Uzun süre kitap okuduktan sonra Simay ve Kuzey yanımıza geldi. Simay çok uykusu olduğunu söyledi. Poyraza görüşmek üzere dedikten sonra Simay'ın elini tuttum ve çadırımıza doğru yürümeye başladık. Daha henüz birkaç adım atmıştık ki;
— Duru, kitabını unutmuşsun.
Önce irkildim. Sonra sesin Poyraza ait olduğu anladım. Simay'ın elini nazikçe bıraktıktan sonra kitabımı gidip Poyraz'dan aldım.
— İyi geceler, prenses!
— Sizede, prens Poyraz.
Yine o sıcak gülümsemesi ile bana baktı. O gülümseme ne kadar iç ısıtıyordu öyle!