Sabah, saat beşte uyandık, kahvaltı zamanına henüz vardı. Bu yüzden birlikte kitap okuduk bir yandanda yağan yağmurun sesini dinledik. Simay, bana başı ağrıdığını söyledi. Ona bir ağrı kesici verdim. Nihayet, kahvaltı vakti geldiğinde hava çok soğuktu. Simay ve ben üzerimize bulduğumuz en kalın şeyleri giyip, kahvaltı alanına gittik. Ben kaşarlı tost ve şekersiz çay içmeyi tercih ettim. Simay ise, peynirli tost ve bol şekerli çay tercih etti. Ben kandimi bildiğimden beri şekersiz çay içerim, oysa Simay, onu tanıdığımdan beri çayına üç kaşık şeker atar. Bunun çok da doğru olmadığını söylesemde, Simayı bu davranışından vazgeçiremedim. Poyraz ve Kuzey yine oturmuş, adeta bizi bekliyordu. Yemek yedikten sonra benimde başım ağrımaya başladı. Galiba, şu an en çok yapmak istediğim şey ailemin yanında olmaktı çünkü onların her duruma karşı bir planları olurdu. Başımı nerdeyse hiç kaldıramıyordum, bana o an için öyle geldi ki, Simay'da benimle aynı şeyleri yaşıyordu.
Ardından, biz kalkmaya karar verdik. Bende tam kalkmaya yertenmiştim ki kalkamadım. Başım çok fazla dönüyordu. Poyraz koluma girdi. Benim için o an yapılabilecek en iyi şeyi yapmış oldu. Kuzey'de geri kalmayarak Simay 'a aynı şeyi yaptı. Tam çadırın önüne gelmiştik ki, Poyraz bir taşa takılıp yere düştü. Kuzey ve Simay 'a bakıp onlardan bir ilk yardım çantası bulup getirmelerini söyledim. Kuzey bir tane bulup getirdi. Bende Poyraz'ın yarasını temizleyip, pansuman yaptıktan sonra, bandajladım. Poyraz onca duyduğu acıya rağmen gülümseyerek,
– Duru, yoksa ilk yardım eğitimi mi aldın?
– Aslına bakarsan hayır, sadece annem bir hemşire, babamsa bir cerrah.
– O zaman, ailen seni bu konuda çok iyi eğitmiş.
– Pek de öyle olduğu söylenemez, annem ve babamla sohbet ederken, yaptıkları hakkında konuşurken onlardan öğrendim.
– O halde prenses, çok iyi bir dinleyicisin ve duyduklarını çok iyi bir şekilde uygulayabiliyorsun.
– Teşekkürler.
Bana gülümsedi ve sonra görüşeceğimizi söyledi. Bu sırada Simay ve Kuzey de vedalaşmışlardı. Sonra bir ağrı kesici alıp uyudum.
Bir rüya gördüm, garip bir rüya. Rüyamda en yakın dostumla bir ormandaydık. Ve kaybolmuştuk. Felaketler başımızdan eksik olmuyordu. Yağmur yağmaya başladı, Simay elini kesti, ben kolumu kırdım. Orada bizi kimse bulmaya gelmedi ve sonsuza kadar orada kalacağımızı düşünmeye başladık...
Sonrası yok...