Bizim, buraya geldiğimiz günün üzerinden tan bir hafta geçti ve ben ilk defa derin bir uyku uyudum. Simay ise benim aksine hiç uyuyamamış. Birisinin uyur gezer olmasından şüphelendiğini söyledi. Sonra giyinerek kahvaltı alanına gittik. Orada bir kişi dışında kimse yoktu. Onun yanına giderek neden kimsenin olmadığını sordum. Bundan sonrası için kendin pişir, kendin ye düzenine geçileceğini söyledi ayrıca kahvaltı saati iki saat kadar sonraya alındığını, kendisinin ise burada bunu söylemek için nöbetçi olduğunu söyledi. Ona teşekkür ederek Simay'ın yanına döndüm. Biz, muhtemelen yapılacak en iyi şeyi yaparak çadırımıza döndük. Sonra telefonlarımızdan oyun oynamaya karar verdik, ancak aklıma geldi, kimya öğretmenimizin garip kuralları sağ olsun, oyun oynayamadık çünkü bütün teknolojik aletlerimize el konuldu, sadece cuma günleri iki saatliğine istediğimiz bir teknolojik aletimizi alma hakkımız vardı. Elbette, buna tepki gösteren fazlaca arkadaşım oldu, tabii benim için hava hoştu aslında zira ailemle haberleşmek ve bir uygulama üzerinden kitap okumak dışında pek bir şey yapmıyordum. Hatta bırakın video izlemeyi, sosyal medya hesabım bile yoktu. Benim buraya gelmemi sağlayan anneme içten içe, hem üzüldüm hem de biraz öfkelendim. Üzüldüm çünkü; benimle haberleşemiyordu, öfkelendim çünkü; benim buraya gelmeme vesile olmuştu. Ama eminim ki: başıma böyle bir şey geleceğini ummuyordu.
Bir ise en sonunda sohbet etmeye karar verdik. Bana burada değilde, Ayvalıktaki yazlığında sürekli uyumak istediğini söyledi. Ben de şu an Bulgaristandaki evimizde annem ve babamla oturup, sohbet etmek istediğimi söyledim. Keşke şu an gerçekten istediğimiz yerde olabilsek...
Nihayet kahvaltı zamanı geldi. Ben kahvaltı için bu seçeneğin çok kötü olduğunu düşünüyordum, ki galiba bunu tek düşünen ben değildim. Sıra sayılarımıza göre, kurulan küçük mutfağa girip istediğimizi yapıyorduk. On dakikalık vaktimiz vardı. Simay ve ben birlikte girdik. Birer yumurta kırdık ve birer şişe su alabildik. Sonra zamanımızın dolduğu söylenerek adeta dışarı atıldık. Bu kadar kötü birşey olamazdı. Yemeğimizi yedikten sonra biraz yürürken ağacın üzerind bantlanmış bir yazı gördüm. Yazı bu günün planı hakkında idi yaklaşık yarım saat sonraki etkinlik, kampta sevmediğimiz ve dile getirmek istediklerimiz hakkında konuşmak içindi. Dört saat sonrada " Sohbet zamanı" adlı bir etkinlik vardı. Doğrusu bunun ne olduğunu anlayamadım. Ama yarım saat sonraki aktiviteyi çok merak ediyordum.
Sonunda yarım saat geçti. Orada isteyenler el kaldırarak, önce adını söyleyip, sonra şikayetçi olduğu şeyi dile getiriyordu. İlk el kaldıran kişi teknolojik aletlerin geri dağıtılmasını istediğini söyledi. Orada olan kimya öğretmenimiz, buna katılanların el kaldırmasını istedi ve bütün herkes el kaldırınca öğretmenimiz eşyalarımızı geri dağıttı. Daha bir sürü garip fikirlerin ve şikayetlerin ardından toplantı sona erdi. Her ne kadar ilk söylenilen şeyden şikayetçi olmasam da eşyalarımı geri aldığıma sevindim.
Sonraki aktiviteye fizik öğretmenimiz geldi ve iki kişilik on grup kurulacağını, el kaldırarak gruplara katılacağımızı ve grupların faliyetlerine katılacağımızı söyledi. Ben sağlık kulübünü seçtim. Bu grubu ikinci olarak seçen kişi ise, Poyrazdı. Buna sevindim. Birlikte birşeyler yapacaktık. Faliyetleri ise, buradaki görevli doktor ile birlikte yapacaktık. İlk kulübünü seçenlerdik. Biz bilmiyorduk ancak, o doktorda en arkada bir yerde oturuyormuş. Bizim yanımıza geldi istersek şimdi ilk faliyetimizde bulunabileceğimizi söyledi. Poyraz bana döndü ve gözlerimin içine baktı. Onaylarcasına kafamı salladım. Doktor ise onu takip etmemizi istedi. Simaya görüşürüz diyip, Doktoru takip ettim Poyraz da benim arkamdaydı. Büyük bir çadıra gittik. Oraya girdiğimizde, bir masa, önünde bir sandayle ve arkası dönük iki sandayle daha vardı. Yan tarafa bir paravan çekilmiş ardına ise bir sedye konulmuştu. Paravanın karşısında, cam kapaklı raflar vardı. Bu rafların içinde her birinin ne olduğunu bildiğim, basit ilaçlar vardı. Masanın yakınlarında birkaç çekmece vardı, bunların içindeyse muhtemelen enjektörler, serumlar ve birkaç ilaç ampulü olduğunu düşünüyorum.(ki sonradan tahminimde yanılmadığımı fark ettim.) Doktor oturmam için bir sandalye çekti. Gülümseyerek oturdum. Bu sırada, Poyraz da benim yanımdaki sandalyeye oturdu.
— Evet. Ben Dr. Cihan Yılmaz. Sakıncası yoksa sizlerinde adınızı öğrenmek isterim.
Diyerek bizim konuşmamızı bekledi. Ancak tahmin ettiği gibi olmadı. Poyraz ve ben konuşmuyorduk. Bir süre sessizliğim ardından gülümseyerek bana döndü,
—Benim adım Duru Aksoy.
— Ben de Poyraz Solmaz.
—İkinizlede tanıştığıma memnun oldum. Duru, tıbbi bilgi olarak bildiğin şeyleri benimle paylaşır mısın?
— Neşter çeşitlerini ezbere biliyorum, ilk yardım yapabilirim ve çoğu ilacın ne olduğunu biliyorum.
Yine gülümsedi. Ve ekledi,
—Sanıyorum ki ailenden biri sağlık görevlisi.
—Bu doğru, babam genel cerrah annem ise hemşire.
Kendisininde bir genel cerrah olduğunu söyledi ve Poyraza döndü,
—Ya sen ne biliyorsun Poyraz?
—Bunu ne bildiğimizi test etmek için sorduğunuzu biliyorum. İstediğiniz soruyu sorabilirsiniz.
—Peki, kokain bin dokuz yüzlü yılların başında, tıbbi katkısı neydi, yani neyde kullanılıyordu?
—Göz ameliyatlarında kullanılıyordu.
Bize bakarak tahmin ettiğinden daha çok şey bildiğimizi söyledi. Ve ekledi,
—İsterseniz bu günlük burada bırakalım ve yarın saat yedide yeniden burada bulunalım.
İkimizde onaylayarak kafa salladık. Ben,
— Görüşmek üzere.
Dedim ve kalktım. Poyraz ise zoraki bir şekilde gülümsedi. Oradan çıkıp kendi çadırlarımıza doğru yürürken Poyraz, doktorun bizi küçümser gibi davrandığını düşündüğünü söyledi, galiba ona hak veriyordum. Biraz daha sohbet ettik.
Simay ve benim kaldığımız çadırın önüne geldik. Poyraz kollarını açtı. Ona yaklaşıp sarıldım. O da bana sarıldı.
—Tatlı rüyalar, prenses.
— Sizede, prensim.
Çadıra girdim. Simay oradaydı, ve uyumamıştı. Bana olanlardan bahsetti, kendi hiç bir gruba katılmamış. Sonra boş kalan kimya grubuna girmek zorunda kalmış ve Kuzey ile aynı gruptalarmış. Şaşırdım doğrusu. Sonra bende ona başıma gelenlerden bahsettim. Bana garip bir şey söyledi, meyerse o doktor Simay'ın babasını yakın arkadaşıymış. Ne garip! Ardından uzandık. Hemen uykuya daldım. Rüya falanda görmedim bu akşam.