İçeriğe geç

KAMİKAZE AŞKI

Bölüm 3 · 7 dk okuma

KAMİKAZE AŞKI

Bölüm 3

3.BÖLÜM (DaVeT)

Salı günlerini çok seviyorum çünkü onu bir tek o gün görebiliyordum. Kulağa saçma geliyor biliyorum ama küçüktüm ve kimse benimle konuşmak istemezdi. Onunla ilk kez oturduğumuz o semte'ki parkta karşılaştık aslında hep birbirimizi görüyoruz ailem onun ailesi ile yakın arkadaşlık kuruyordu fakat hiç bir zaman birbirimizle konuşmazdık belki onu bu yüzden severdim imkansız olduğu için...

Ama sonra aslında onun sevmemin sebebi imkansız olduğu için değil herkesin beni istemezken onun beni koruması belki beni sevdiği düşündüğüm için sevmiştim.

Ben onun beni sevmesini, sevmiştim.

Şimdi onu sevdiğimden emin değilim ama nefrette etmiyorum. Resmen çıkmaz sokakta gibiyim kaçmak istiyorum ama kaçamıyorum, saklanmak istiyorum saklanamıyorum. Belki de o duvardan atlayıp diğer tarafa geçmeliyim ama korkuyorum. Benimle hep o parkta muzlu süt içen çocuğun bir gün beni diğerleri gibi sevmemesinden korkuyorum.

Onu kalbimden kovmak üzere iken tekrar karşıma çıktı ama bu diğerlerinden farklıydı. Hissediyorum.

Her salı o parka gidip güneşin batışını seyrederdim. Herkes oyunlar oynar ailelerine gülerken ben sessizce salıncakta sallanırdım.

Bir gün tanımadığım bir çocuk benimle konuşmak için gelmişti, o kadar mutlu olmuştum ki, bunu anlatamam ama o kız salıncaktan inmem gerektiğini sıranın onda olduğunu söyledi. O akşam eve çok geç gitmiştim çünkü kaldırıma çöküp akşama kadar ağlamıştım. Eve gitmek için hareketlendiğim de onu gördüm.

Beni saatler öncesinden salıncakdan indiren kızla kavga ediyordu. Kız sonunda dayanamayıp ağlayarak gitmişti.

Bana baktı, gülümsedi.

Sadece baktı, gülümsedi ama seslenmedi. Ona rağmen yanına gitmiştim. Beni mor salıncağa oturttu kendisi de hemen yanında ki sarı salıncağa bindi. Elinde iki tane muzlu süt vardı birini bana uzatmıştı ama bakmamıştı. O gün alerjim'in olduğu öğrendiğim gündü.

Bir insan ona zarar verdiğini bilse de aynı hatayı defalarca yapar mıydı? Ben yapmıştım. Onu görebilmek için her salı günleri o parkta o salıncakta bekledim. O ise elinde hep muzlu sütü ile gelirdi.

Konuşmazdık.

Zaten benim hep erken gitmem gerekiyordu.

Düşünmek bile canımı sıkıyordu. Eğer öğrense benimle yine o salıncakta sallanır mıydı? Sallanmazdı. Herkes gibi o da giderdi. O yüzden o gitmeden ben ondan gittim.

Buraya ailemle dört yıl önce Bursa'dan gelmiştik. Bu süre zarfında onunla konuşmadım yada görmedim zaten bir daha parka gitmedim, muzlu süt içemedim.

Ama şimdi karşımdaydı. Bir saniye bile bakışlarını kaçırmadan beni izliyordu. Çantanın içinden süngeri alıp yüzüme sürdüğüm bb kremini dağıtmaya başladım.

"Yapma" aynadan yansımasına baktım.

"Neyi yapmamalıyım?" neden bahsettiğinden bile emin değildim.

"Çillerini kapatma!" eline nereden bulduğunu bilmediğim ıslak mendil ile dağıttığım yerleri sildi.

"Neden?" nefes al Neşe! nefes al Ceren!

"Böyle daha güzelsin" şuan ölmek için çok güzel değil mi?

"Sevmiyorum" kaşlarını çattı.

"Neden?" beni taklit ederek 'e' ler'i uzatarak söylemişti.

"Küçükken çocuğun biri çillerimin çok çirkin olduğunu boka benzediğini söyledi" o günü hiç unutamıyorum. Abime koşarak gitmiş onu şikayet etmiştim abim o gün o çocuğun burnunu kanatıp 'boka benzedin' diyip alay etmişti.

"O çocuk ne dediğin farkında değil. Sen çok güzelsin ve bence bunu saklamamalısın" dudaklarım benden istemizce kıvrıldı.

"Ve bence bugün diğer günlerden daha güzelsin" kaşlarımı kaldırarak bu sefer ben alaycı bir şekilde bakarak sordum "bugünü diğer günlerden ayıran ne?" kafasını eğip başını salladı, güldü.

"Çünkü bu gün kendin gibisin. Hayat dolu, sevecen ve sakarsın" gözlerimi devirdim. Sabah, abim duştan çıktıktan sonraki dişlerimi fırçalamak için girdiğimde yere kapaklanmıştım. Ve sizce bunu kim gördü tâbi ki de Emrah.

Beyfendi evdeyken beni takip etme gibi bir huyu vardı ve sabahtan beri benimle dalga geçiyordu. Ayağa kalkarak yatağın üzerinde çantamı aldım ona bakmadan "gitsem iyi olacak Eser beni aşağıda bekliyordur" bir şey demesine fırsat kalmadan evden çıktım.

Bugün Meleğin babası özel bir davet veriyordu ve bizlerde davetli listesindeyiz. Ben Eserle gidecektim diğerleri çoktan mekana varmıştı.

Eser "bugün çok güzelsin" yanağına buse kondurup taksiye bindik. Camdan dışarıya evimizin ön bahçeye bakan balkondan bize bakan Emrah ile bir kaç saniyeliğine göz göze geldik. Araba hareket etti ve yarım saat içinde mekana gelmiştik. Eser ücreti öderken bende selamlama komitesinde ki kıza isimlerimizi söyledim.

Bizimle kalabalık bir masaya kadar eşlik etti. O an kadar fark etmemiştim ama masada tanıdık yüzler vardı. Düşündüğüm gibi bizden önce gelmişlerdi. Hepsiyle selamlaşdıktan sonra boş olan sandalyeye oturdum.

Küçüktüm. Büyüdüm.

Ve artık yanımda birileri vardı. Herkesin beni istemedigine o kadar inanmıştım ki aslında yanlış yerde beklediğimi göremedim. Hepsi derin bir sohbete dalmıştı. Bense karşımda ki boş olan iki koltuğa baktım. Melek,Arda,Eser,Hazar,Almira,Dora,Çiçek hepsi gelmişti.

Abim bu gece bize katılamazdı. Babamla birliktelik fenerbahçe maçına gitmişti. Yanımda oturan Dora'ya bakarak "kimim için bu boş sandalyeler?" bana hayatının en saçma sorusunu sormuşum gibi gözlerine inanamayarak baktı "bilmiyor musun? Melek, Emrah davet etti bildiğim kadarıyla yanında bir arkadaşını da getirecek" arkadaş? Kız mı erkek mi? Ne zaman tanıştılar acaba hâlbuki evden hiç çıkmıyordu.

Aman tanrım! Ben ne düşünüyorum böyle. Kendine gel Neşe Ceren.

"Seninki geldi yanında bir kız var" Dora'nın baktığı yere dönünce kısa boylu, esmer, kıvırcık saçlı çok güzel bir kız vardı.

"Şuna seninki deme! Öyle bir şey yok" kolumdan çekiştirerek "saçmalama istersen çocuğun bakışlarından belli sana karşı bir şeyler hissediyor" olabilir mi gerçekten?

"İyice uçtun Dora" göz devirerek "sence Eser niye hep o gelince geriliyor sanıyorsun çocuk resmen sana aşık ya" bunun olması imkansızın ötesinde bir şey.

Sandalye çekilişini duymuş olsam da önüme konulan çilekli pastadan yemeye devam ettim. Dora "sana bakıyor" hayır bakma Neşe yoksa her şeyi anlar, anlarsa biter.

"Ben bir elimi yıkasam iyi olur" çantamı alarak mekanın arkasında kalan tuvalete girdim. Aynadan kendime baktım. Yüzümün her yerinde bok sıçramış gibi görünen çillerimi yanıma aldığım kapatıcıyla kapatmaya çalıştım.

Artık kendimi daha iyi hissediyorum. Elimi bir kaç defa köpüklü sabunla yıkadıktan sonra masaya geri döndüm. İstemeden ona baktım. Kaşları her zaman ki çattıkdı. Burnundan sokuyordu neye sinirlendi bu kadar merak etsemde Hazar ile konuşmaya başladım.

Telefonumdan gelen mesaj bildirimiyle elime aldım tanımadığım bir numaradan gelmişti.

Bilinmeyen; Neden yaptın?

Ben; Sen kimsin?

Bilinmeyen; Neşe neden çillerini kapattın!

Başımı kaldırıp ona baktım telefonuna bakıyordu ve gerçekten öfkeli görünüyordu.

Ben; kendimi çirkin hissettim, kapattım. Ne var bunda?

Yazıyor...

Yazıyor...

Yazıyor...

Sürekli yazıp siliyordu. Neden bu kadar kızdı anlamıyorum. Sandalye'nin çekilmesi ile ona baktım hiç kimseye açıklama yapmadan çıkışa yöneldi.

"Ben ona baksam iyi olur, iyi eğlenceler size" topuklu ayakkabıların el verdiği hızla koşmaya çalıştım ama o kadar hızlıydı ki yetişemedim ona.

En sonunda kapının ki önünde onu sigara içerken gördüğümde ellerimi dizlerime koyarak derin soluklar almaya çalıştım. Kendime geldiğimde bana bakan öfkeden koyulaşmış olan gözlerine bakarak "neden hiç bir açıklama yapmadan çıkıp gittin?" bir adım attı.

"Sen neden sana güzel olduğunu söyledikten sonra çillerini kapattın?" bir adım daha.

"Ben..." konuşmayı unuttum.

"Neden benden uzak duruyorsun Neşe?" gözlerinde anlam veremedim bir hüzün vardı.

"Neden bana muza alerjin olduğunu söylemedin?" sustum.

"Neden gittin Neşe?" ne çok birikmiş 'neden' vardı.

"Parka gidelim?" sustu. Elinde ki izmariti yere atıp önden gitti sönmeyen izmaritin üzerine basıp onu takip ettim. İleride babamın arabasını görünce şaşırdım. Babam asla arabasını vermez abime bile!

Yolcu koltuğuna oturdum ve sessizce bizi götürdüğü yere doğru yol aldık. İki sokak aşağıda olan parkın önüne arabayı park etti.

"Sen git ben geliyorum" dediğini yapıp parka gitmiş salıncağa elbisemin verdiği rahatlıkla oturdum, keşke rengi mor olsaydı.

Emrah elinde market poşetiyle geri geldi. Yanımda ki salıncağa oturmak yerine çeketini bacaklarımın üzerine koyup önüme oturdu. Poşette ne olduğunu elbette biliyorum. Bu ikimizin arasına yazılı olmayan bir kuraldı. Elimi ona doğru uzatınca kendisine muzlu bana çilekli süt almıştı.

Gülümsedim.

"Çileğe alerjin yoktur umarım" söylediğini umursamadan pipeti kutuya batırdım.

"Genelde bana çalkalamadan içtiğim için kızardın" omuz silkti.

"Beni dinlemeyeceğini biliyorum" haklıydı dinlemezdim.

"Neden söylemedin?" derin bir nefes aldım.

"Söyleseydim benimle konuşmacağını düşündüm" hayretle baktı.

"Neden konuşmayacağı mı düşündün?"

"Herkes sevdiği bir şeyi başkaları sevmeyince onlarla konuşmuyordu"

"Başkaları için yaşama Neşe"

"Söyleseydim benimle yine de konuşur muydun?"

"Elbette konuşurdum"

"Her zaman niye o kadar erken gittiğini merak ederdim belki benden rahatsız oluyorsundur diye sustum hatta sırf muzlu süt içmek için yanıma geliyorsun sandım" kahkaha atarak "ciddi misin?" güldüğünde onu tatlı gösteren gamzeleri şimdi hüzünle boğulmuş gibiydiler.

"Peki sen kimse benimle konuşmak istemezken sen neden konuştun benimle?" bu duymak istedim son şeydi.Benim için üzüldüğü hatta bana acıdığını söylemesini bekledim ama o beni şaşırtacak şekilde "dışlanmışlar daima birbirlerine destek olmalı"

"Ama sen herkesle çok iyi anlaşıyorsun buna inanma mı bekleme benden" güldü ama mutluluktan öteydi.

"Sence hangisi daha kötü hiç kimsenin seni istememesi mi yoksa sırf çıkarları için seninle arkadaşlık kurmaları mı?" ağzım kurudu.

"Buraya neden geldin? O kadar yer varken neden İstanbul?" sanki birşeyleri anlama mı ister gibi bakıyordu.

"Senin için geldim Neşe" yüzümü tutarak yanağıma sıcacık bir buse kondurdu "Söz veriyorum sana içinde öldürmeye çalıştığın duygularını yeniden yeşertmek için buradayım Neşem"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.