“Ooo Ceren hanım sizi mutfağa atan sebep nedir acaba?” her zamanki gibi babam sabah öpücüğümü verip kahvaltı masasına oturdu. Annem ise kahvaltı için hazırladığı kaşarlı omleti babamın önüne koydu daha fazla dayanamadığım için annemin kolundan tutup kendime çektim. Annem şaşkınca bakarken “artık şu fırına bakar mısın yoksa güzelim kek yanacak” nereden bulduğunu bilmediğim bir havluyla fırında ki tepsiyi kontrol etti.
Babam “bakıyorum da birilerini kızdırmışsın” şirince gülümseyerek mutfaktan çıkıp koşarak yatakta uyuyan abimin üzerine attım kendimi. İlk başta afallayarak tepkisiz kalmış olsa da hızlı davranıp beni çarşafa doladı daha ne olduğunu anlamadan beni omzuna atarak yataktan kalktı.
“Sen iyice kendini aştın küçük hanım” ve o klasik kötü cadı kahkasını atarak mutfağa girdi. Tepetaklak bir şekilde babama bakarken yardım dileniyordum ama bundan gayet keyif alıyorlardı.
“Deniz, beni hemen indir yoksa üzerine kusarım”
“Deniz mı?” eyvah!
“Deniz ha şimdi bittin işte” kendi etrafında hızlıca dönmeye başladı az önce kusacağım derken ciddi değildim ama şimdi gerçekten kusacaktım. Çarşafa dolanmış bir şekilde mutfağın ortasında beni bırakınca boş tavanla uzunca bakıştık. Bir solucan gibi sürünerek ev halkına seslendim.
“Ey ahali bu insafsız, vicdansızın eline beni nasıl bırakırsınız! İhanetinizin bedeli olarak yarın sabah kelleniz kesilecek” başım hala döndüğü için bir süre daha dizlerimin üzerinde bekledim.
“Anne beni çöz” annem halime acıyıp beni tutsak edildiğim çarşafı çözünce ciğerlerime derin bir nefes aldım. Hızlıca ayağa kalkıp abimin önünde ki havuçlu keki aldım.
“Bunlar senin için değil“ kaşlarını kaldırarak yeşilçam dizilerinden hababam sınıfındaki Mahmut hocanın taklidini yaparak “ya öylemi” onu umursamadan boş olan sandalyeye oturup tabaktaki bütün keklerden büyük ısırıklar alıp önüne uzattım. Ağzım hala dolu iken kocaman gülümsedim elbette ağzımda ki her şeyi görüp koşarak tuvalete gitti. Zafer kazanmış gibi gülümsedim.
Benimle beraber herkes abime gülerken ne zamandır orada olduğundan bir haber olduğum gamzelere baktım. Gamzelerine aşık olduğum o adam yanımda oturuyordu. Onu nasıl olurda fark etmemiştim? Buraya ne zaman geldi? Ve neden?
“Deniz oturmadan önce tarçını getirir misin?” kendi kendine söylenerek tarçını sertçe önüme koydu. Isırmış olduğum kekleri tekrar yemeğe başladım bu sefer azıcık tarçın ekeleyerek. Abim tarçından hoşlanmazdı, o küçük turuncu paketli kekleri çok severdi havuçlu olduğu için ama hiç yemezdi çünkü tarçınlıydı. Bende ne zaman abimin gönlünü almak istesem hep havuçlu kek yapardım aslında yapabildiğim tek şey de bu.
Yemek yapmaktan anlamazdım kek yapmayı da bana Çiçek öğretmişti.
Çiçek? İlkokuldan beri arkadaşım ve onu tanıdığım günden beri abime aşık olduğunu biliyordum o bunu hiç dile getirmese de bakışlarından anlıyordum. Tâbi bizdeki dağ ayısı bunu hiç anlamıyordu onu hep kardeşi gibi sevdiğini söyler durur. Çiçek bile bazen onun için havuçlu kek yapardı ama salak çocuk yine hiçbir şey anlamazdı. En iyisi ben bir ara bunları şıkırtırsam iyi olur.
“Öyle değil mi Ceren?” babamın sesini duyunca irkildim.
“Kızım iyi misin?” annem yanaklarımı kontrol ederken abim bir bana birde yanımda oturan Emrah bakarak mekik dokuyordu.
“Evet, iyiyim dalmışım en son ne demiştiniz?”
“Baban üniversite olarak nereye gideceğini düşünüyordu” sesini duymak bile içimi ürpertirken bakışlarımı bana bakan kahveliklere sonra babama dönerek “ben İlgiliz edebiyatı okumak istiyorum ve bunu konuşmuştuk öyle değil mi?” babam doktor yada avukat olmamı bilinen daha doğrusu para getiren bir işte olmamı istiyordu. Kendisi matematik öğretmeni annem ise ebeydi. Abim şuan iç mimarlık ikinci sınıf öğrencisiydi her ne kadar etrafındakileri göremeyen biri olsa da el becerisi vardı. Güzel Sanatlar okumak istemişti ama babamın zoruyla iç mimarlığa yöneldi. Beni de buna alet etmelerine izin vermeyecektim elbette.
“İngiliz edebiyatıymış ne işine yaracaksa artık “ bu konu üzerine çok konuşmuştuk ve ben istediğim okula istediğimi bölüme gideceğimi açık bir şekilde belirtmiştim. “İzninizle Eser ile bugün kütüphaneye gidecektik afiyet olsun” masadan kalkıp odama geçtim.
“Gerizekalı, bir insan bu kadar basaklı olamaz ya" abimle aynı odada kalıyorduk benim yatağım balkon kapısının hemen önünde iken abim kapının yanında kalıyordu. İkimiz ortak olarak kullandığı bir çalışma masası ve gardop vardı. Onun tarafında bir yığın kıyafet ve ağırlık için kullandıkları şu zımbırtılardan vardı. Yatağını toplayıp kirli olan bütün kıyafetleri sepete attım.
Evimiz küçük değildi gayet geniş ve ferahtı ancak iki oda bir salondan oluşuyordu. Salon da ve bizim odamızda balkon vardı. Balkonu genellikle ben kullandığım için yere serilmiş yeşil bir renkte bir halı ve sarı bir puf koltuk vardı. Genellikle kitap okumak veya kahve içmek için kullanırdım. Balkonda dünden kalmış bardakları alıp mutfağa götürecekken durdum.
Kapının kulpunu indirip aralık olan kapıdan hala burada olduğunu gördüm ve o kısacık anda yine göz göze gelmiştik. Kapıyı hızlıca kapatıp arkama döndüğüm an yere kapaklanmıştım elimdeki bardaklar benden bağımsız bir şekilde yere düşüp kırıldı. Parçalanan kırıklarının üzerine düştüğüm için kollarım ve boynumda kesikler oluşmuştu.
Kapı büyük bir gürültüyle açılınca annemin bana delice bakışlarını gördüm.
“Neşe, kızım iyi misin?”
“Ne oldu?”
“Boynun kanıyor?” ardı ardına sorulan sorulara kulak ardı edip dağılan parçaları toplamaya başladım takı abim beni kollarımda tutup yatağına oturtana dek.
“Hala kırılan parçaları düşünüyorsun! Ne oldu neden bu haldesin” yatağının altında ki ilk yardım çantasından çıkardığı pamukla kanayan boynumu temizledi. Annem kırılan parçaları toparlerken babamda ona yardım ediyordu. O ise kapının önünde sadece izlemekle yetindi.
“Şu senin ağırlık zımbırtılardan birine takıldım elimde de bardaklar vardı onlar kırıldı bende üzerine düşünce oldu işte” abim pansuman yaparken canım hiç yanmamıştı. Her gün en az bir kere sakarlık yapıp bir yerimi keser yada düşerdim bir süre sonra bunu da alışmıştım onsuz geçirdiğim zamanlar gibi...
“Sakarsın”
“HAYIR DEĞİLİM!” o hariç herkes bende dahil donup kaldık. Genelde sert çıkan biri değildim ve evet sakardım ama bunu onun söylemesi başkaydı.
Abim ani çıkışımın nedenini bilir bir şekilde bakarken
ortamı yumuşatmak için “sakarsın işte kabul et” yarım yamalak gülümsedi. Mesajı aldım bayım.
“Hayır değilim sensin sakar! Hem senin o zımbırtın olmasa ben düşmezdim” bizimkiler bize uslanmaz bunlar bakışı attıktan sonra odadan çıktılar ve geriye sadece üçümüz kaldık. Elindeki kanlı bezi elinden gelişi güzel bir şekilde fırlattı. Tam bu odayı ortak kullandığımızı söyleyecekken “sen muz mu yedin?” beklemediğim bi şekilde sorduğu soruya afalladım.
Benim yerime cevap veren elbette Emrah olmuştu “Maç günü muzlu süt almıştım ona” yandan ona baktığımda kaşlarını çatmış bir bana birde abime bakıyordu. Abim delice gözleriyle bana bakarken sessiz kalmayı tercih etmiştim. Maçın üzerinden iki gün geçmişti. Alerjim şimdiden geçmişti.
Evet muza alerjim vardı beş yaşından beri ama o sevdiği için hep içerdim onunla birlikte.
“Muza alerjisi var”
“Çok abartılacak bir şey değil hem ilaçlarımı aldım ben yavaş yavaş kızarıklıklar da gider” bacaklarımda ve boynumda ki kızarıklıklar bunun aksini iddia ederdi.
Abim ‘yapma’ dercesine bakıp gitti. Biliyordu...her şeyi bildiği gibi bunu da biliyordu sırf o seviyor diye onunla hep muzlu süt içip sonra koşarak onun yanına giderdim, hastaneye götürmesi için. Her defasında beni nefesiz bırakan o sütü kanımda temizlemek için. Annem ve babamdan habersizce götürürdü eğer öğrenirlerse kızacaklarını bilirdi. Hastanedeki o tatlı hemşire yardımcısı her defasında bana kızar ve bir daha yapmamı söylerdi ama bir sonraki hafta yine giderdim.
Artık eskisi gibi nefesim daralmasa da cildimde kızarıklıklar oluşurdu onun için krem veya ilaç kullanırdım. Ayağa kalkıp abimin tekrar dağıttığı odayı bir kez daha topladım.
“Bilmiyordum” gülümseyerek baktım ona “Sorun değil”
Daha fazla gözlerinde ki o hüznü görmek istemediğim için başımı yere eğerek “sen, benim dışımda herkesle ilgilenirdin ben senin için boş bir duvardan farksızdım ama buna rağmen seni...” göz hanelerim benden izinsizce akarken “beni yalnız bırakır mısın dinlenmem agerekiyor”
Baktı, baktı ve arkasına dönüp gitti. Kapanan kapı ile dizlerimin üzerine çöktüm. Uzun zamandır akmayan gözyaşlarım yanaklarımdan boynuma doğru uzunca bir yola çıktı.
~
Üzerimde dizilerimim hemen altında biten sarı yazlık balon kollu elbise boynumu tamamen açıkta bırakıyordu. Boynumda ki sargı bezlerini kapatan kırmızı fular ve ayağımda hafif topuklu beyaz sandaletler ile müthiş görünüyordum. İstanbul’un boğucu sıcak havasına karşı sadece vişneli dudak kremi sürmüş belimin hemen altında biten siyah dalgalı saçlarımı enseden topuz yapıp yüzümü ortaya çıkarmıştım.
Telefonu ve cüzdanımı alıp odadan çıktım. Eser çoktan gelmişti.
Abim, Emrah ve Eser önümüzdeki hafta olacak Fenerbahçe’nin maçını konuşurken dikkatlerini çekmek için hafifçe öksürdüm. Hepsi birden susup bana bakınca rahatsızca kıpırdandım. Abim tek kaşını kaşıyarak “Bana bak kardeşimi kütüphaneye götüreceğim diye nikâh dairesinde bulmayalım?”
“Abi!” ona kınayarak baktım sadece. Eser hemen yanıma gelip belimden sarılarak saçlarımı öptü. Kıkırdayarak abime doğru baktım “eğer öyle olursa hayır demeyeceğimi bil” elinden tutup kapıya doğru yürüttüm.
“Bana bak senin bacaklarını kırarım” abimin boş tehditlerine kulak vermeden evden çıkmıştık.
~
“Yeter artık!” saatlerce üzerinde oturduğum sandalyeyi gürültüyle geri ittirmemle orta yaşlarında ki görevli kadının uyarıcı bakışları üzerimde hissediyordum.
“Haftaya sınav var bunları çalışmamız gerekiyor!” bütün gün mutlak değer zırvalığı ile beni deli ettiği yetmemiş gibi.
“Lütfen, birazcık dinlenmek istiyorum. Kafamın içinde artılar, eksilere yavaş açmış yeniliyor ya” sonunda halime acıyıp kütüphaneden çıkabilmiştik.
“Artık evlatlık olduğunu düşünüyorum. Ailenizde herkes sayısal zekâya sahipken senin bundan nasıl nasipini almadığını anlamıyorum” gözlerimin devirmek dışında bir tepki vermedim. Matematik ve Fizikten anlamıyorsam bu o hep göbeği önden giden ak sakallı dedeler yüzünden tâbi ki de
“Şu Emrah denen çocuk bizim okulun karşısında ki üniversiteyi kazanmış sende hep oraya gitmek istediğini söylerdin”
“Hıhı”
“Galiba bu hafta bizim evde kalacakmış” ailesi iki gün önce karşımızda ki daireyi görmek için gelmiş hemen sonra Bursa’ya geri dönmüşlerdi. Ama o üniversite için halledilmesi gereken birkaç evrak yüzünden burada kalacakmış. Babam, otel odalarında sürünmesini istemediği için bu sabah kahvaltı ’da bizde kalmasını ısrar etmiş.
“O çocuktan hiç hoşlanmadım” kendimi gülümsemeye zorladım.
“Bende” insan en çok kendini kaldırırmış derler.
~
Eser beni evime bıraktık hemen sonra kendimi odaya kilitlemiştim. Onun buraya taşınıyor olması yetmezmiş gibi birde benim evimde kalıyordu. Her ne kadar onu görmek istemesem de odadan çıkmazsam bizimkiler şüphelenirdi ve bu olması istediğim en son şey bile değil.
Salonda olduklarını bildiğim için mutfağa girip kendime rahat rahat sıcak çikolata yapmış üzerine ise vanilyalı marşmelo koymuştum. Odaya geçecekken abimin seslenmesi üzerine salon kapısından kafamı uzatarak bakmakla yetindim.
Abim “Ceren, annemler bugün Zeynep teyzesinin evine gideceklermiş akşam geç gelecekler”
“Ben yemek yapamam ki” güldüğünü duymuştum ama onu umursamadan arkamı dönerek abimin yanına oturdum.
“Gerek yok annem bize köfte ve çorba hazırlamış akşam onları ısıtır yersiniz”
“Yersiniz derken? Sen nereye gideceksin?” lütfen beni onunla yalnız bırakma.
“Melek ile haftaya teslim etmemiz gereken bir maket var evine gitmeliyim” Meleğin hala benden büyük olmasına şaşırıyordum kız hayatımda gördüğüm en minyon kişi.
“Peki tamam” omuz silktim.
Ayaklarımı abime bacaklarının üzerine doğru uzattıp sehpanın üzerinde ki kumandadan en sevdiğim çizgi film olan Gumball açıp defalarca izlediğim bölümleri tekrar izlemeye başladım.
~
CHARLİNİN ŞEYTANLARI +7 yeni mesaj
Arda (ikizler): Ey ahali cumanız mübarek olsun
Melek (sessiz): Bugün Pazar ;)
Almira (süslü): Ay saçlarımı boyadım sizce nasıl olmuş?
Almira bir fotoğraf gönderdi.
Eser (yakışıklım): Sarı mı? Kızıl daha iyiydi sanki?
Ben: Bizimkiler bu akşam teyzemlere gitmişler film gecesi yapalım?
Çiçek (abime aşık): Havuçlu kek yapmıştım onu da getireyim ben
Ben: Hazar filmi sen seçer misin?
Deniz (ukala): Çiçek (abime aşık) kişisine yanıt verdi: çiçeğim bana da ayır kekten salak kardeşim yine kekin kenarını yakmış
Hazar (kitap kurgu): Oldu bil ^^ @neseceren
Çiçek (abime aşık): hahaha neden sen gelmiyor musun?
Eser (yakışıklım): Deniz (ukala) kişisine yanıt verdi: Elinden zehir bile yerim @neseceren
Melek (sessiz): (Çiçek abime aşık) kişisine yanıt verdi: Deniz ile ödevimiz var o yüzden biz gelemiyoruz.
Deniz (ukala): BANA BAK KARDEŞİNDEN UZAK DUR! O BEMİM @eserakkas
Ben: Herkes pijamasını ve abur cuburu alsın! Size zulumdan hiç bir şey vermem!
Deniz (ukala): yatağın altındaki valizde sağlıyor hepsini ;)
Ben: BİLİYORDUM! BİLDİĞİNİ BİLİYORDUM HER GÜN BİR TANE JELİBON PAKETİM YOK OLUYORDU HAİNNNNNNN
Deniz (ukala): Yiyip yiyip bütün gece dişlerim ağrıyor diyen sen değil misin?
Ben: stnene!!
Dora (ikizler): Neşe kendi diline geçti arkadaşlar geçmiş olsun hepimize
Arda (ikizler): Aq kavga etmeyi kesin yan yana değil misiniz zaten! Açın şu kapıyı götümüz dondu burada.
Mutfak masasında kullandığımız minderleri salonun farklı köşelerine dağıtıp boş tabak ve bardakları herkesin uzanacağı şekilde ortaya yerleştirdim.Kapının önünde hareketlenme olunca koşarak ellerinde ki poşetleri alıp tabakları doldurmaya başladım. En sevdiğim jelibondan almışlardı kimseye fark ettirmeden kanepenin altına fırlattım.
Arda omuzlarımda sarsmaya başlayınca elimde ki ketçaplı cips etrafa dağıldı “doğruyu söyle beni mi daha çok seviyorsun yoksa şu abur cuburları mı?” beni sarsmaya devam eden Ardayı umursamadan dizlerimin üzerine çökerek “NEDEN ALLAH’IM NEDEN BU BİRİCİK CİPSLERİ NE SUÇU VARDI” oturduğum yerden dağılan cipslerimi yanağıma bastırarak sarıldım “ben siz olmadan nasıl yaşarım ben bu acıya nasıl dayanırım” bunların sorumlusuna baktım.
Bana aklımı kaçırmışım gibi bakıyordu, hepsi onun yüzünden olmuştu “CİPS KATİLİ” benden kaçmaya çalıştı ama çoktan sırtına çıkmış o kıvırcık saçlarını yolmuştum Hazar ise bütün gücüyle beni kendine çekmeyi Arda’nın kaçmasına izin verdi.
“Gülüm, şu çatlağı mahvetmeni çok istiyorum ama bak Eser’de almış cips bu kadar üzülme” Hazara bakarak “ama patatesli o ben ketçaplı istiyorum” küçük bir çocuğu ikna etmeyi çalışır gibi saçlarımı sevdi “tamam ben senin için bir koşu Adem amcadan alır gelirim tamam mı?” başımı aşarı yukarı sallayarak kabul ettim.
Hazar benim için bakkala gitmiş bense herkes gibi minderleri üzerine oturmuş filmin başlamasını bekliyorduk bu sırada Arda’ya ölümcül bakışlar atıyordum. Daha önce bu korku filmini izlemiştim ve giriş jeneriğin sonunda elinde bir testere ile adam fırlıyordu bunu fırsat bilip kimseye görünmeden Arda’nın arkasına yanaştım.
Jenerik bitti ve “BÖH” boynundan yakalayıp onu geriye doğru çekerken kaçmaya çalıştı bakın çalıştı diyorum çünkü dilini çıkarıp ölü taklidi yapmaya başladı.
Olduğu yerden doğrularak “sen kafayı yemişsin sırf cipslerini döktüm diye beni öldürecekmiş gibi bakmayı kes” kısık gözlerle hemen yanı başına oturdum. Sırtını koltuğa yasladığı için kolunun altına girip göğsüne uzandım “kedi gibisin önce saldırıyor sonra kendini sevdirmeye çalışıyorsun” şirince gülümseyerek baktım.
“Bana bakın misafirliğe getirilen hiç bir şey geri götürülmez yani artanlar benim!” hiç biri beni takmamış ve bütün abur cuburları yemişlerdi.
“Bu jelibonlar nasıl düşmüş buraya?” saatler önce kanepenin altına fırlattığım paketi Emrah bulmuştu daha ne olduğunu anlamadan kendimi onun üzerine atmış elinde tuttuğu paketi almıştım. Pakete gülümseyerek bakarken beni izliyen kahverengi gözlerine öfkeyle baktım “bana bak jelibonlarımdan uzak dur” diğerleri hala filme baktıkları için kimse beni ve Emrah’ı görmemişti biri hariç, Eser.
Gözlerimi kaçırıp bu sefer Hazar’ın yanına oturdum beni hemen kolları arasına alırken sessizce paketi açmış içinden bir kaç tanesini ona da vermiştim. Arda'nın en sevdiği jelibonları yediğimi görünce nasıl çıldıracağını merak ediyorum. Film bitmiş ve ışıkları açmıştık, herkes kanepeye geçerken Arda etrafını delice aramaya başladı.
Çiçek “ne arıyorsun?” ben neyi aradığını biliyordum.
Arda “Jelibon almıştım şu siyah ve pembe toplardan ama bulamıyorum” ıslık çalarak salonun ortasında delice etrafı arayan Arda’nın elini tutup boş paketi avcunun içine koydum.
Gözlerini büyüterek bir bana birde elinde ki pakete bakarken konuştu “yoksa?” abim gibi kötü cadı kahkası atarak “bu cipslerim için “ tekli koltuğa oturup delirmesini bekledim ama öyle olmadı hatta bana gülerek bakarken eli montunun cebine gitti.
Ben ne yaptığını anlamaya çalışırken elinde ki anahtarı sallıyordu. Yakından bakınca anahtarın bana ait olduğunu gördüm. Gözlerimi korkuyla büyütüp odama koştum ama benden önce içeriye girip kapıyı kilitlemişti.
“Sakın aklından geçeni yapayım deme!” zulamı sakladığım valizin anahtarını nasıl bulmuştu bilmiyorum ama kötü güne sakladığım çikolatalarım hayatı söz konusuydu. Annem ve babamın odasında bizim balkona çıkan pencereden atlayıp zaten açık olan kapıdan haince sırıtan Arda'ya doğru bütün gücümle koşmaya başladım.
“YA ALLAH!”