İçeriğe geç

Kalpten satırlar

Bölüm 10 · 3 dk okuma

Kalpten satırlar

Bölüm 10

Hayal kırıklığı

"Bana boş boş oturup duvar izlettiren herkese kırgınım."

Oğuz Atay

Boşluğun en derin imzası

Hayal kırıklığı… Belki de insanın en sessiz çığlığıdır. Kırılan bir bardak ses çıkarır, kırılan bir kalp ise susar. İşte en çok da bu sessizlik yorar insanı. Çünkü hayal kırıklığı bağırmaz, kapıları çarpmaz, kendini belli etmek için uğraşmaz. O sadece insanın içine oturur ve orada ağır ağır büyür.

İnsan en çok kimden hayal kırıklığına uğrar? Düşmanından mı? Hayır. Düşman zaten düşmandır. Ondan iyilik beklenmez. İnsan, en çok sevdiğinden, güvendiğinden, inandığından hayal kırıklığı yaşar. Çünkü beklenti, sevginin gölgesidir. Sevgi büyüdükçe beklentiler de büyür. Beklentiler büyüdükçe kırılma ihtimali de artar.

Belki de hayal kırıklığı, umutların mezarlığıdır.

Bir çocuğun babasının geleceğini sanarak kapıya koşması, ama kapının hiç açılmaması... Bir öğrencinin emek verip istediği sonucu alamaması... Bir dostun "Ben hep yanındayım." dedikten sonra en zor günde ortadan kaybolması... Bunların hepsi aynı duygunun farklı yüzleridir.

Peki neden bu kadar acıtır?

Çünkü insan aslında olan şeye değil, olmasını istediği şeye üzülür. Canımızı yakan gerçekler değil, kurduğumuz hayallerdir. Belki de acı veren, yaşanan olay değil; zihnimizde yıllarca büyüttüğümüz ihtimallerdir.

Hiç düşündün mü?

Bir insan seni gerçekten mi üzdü, yoksa sen onun hakkında kurduğun hayalleri mi kaybettin?

Bazen insanlar değişmez. Biz onları yanlış tanırız.

Bazen sözler değişmez. Biz onlara fazla anlam yükleriz.

Bazen de kader bize kötülük yapmaz. Sadece gerçekleri gösterir.

Hayal kırıklığı, insanın gözündeki perdenin yavaşça kalkmasıdır. O perde kalktığında dünya eskisi gibi görünmez. İnsanlar aynı insanlardır ama artık maskeleri görünmeye başlar. Gülüşlerin ardındaki samimiyetsizlik fark edilir. Verilen sözlerin ne kadar kolay unutulduğu anlaşılır.

İşte bu yüzden bazı insanlar bir hayal kırıklığından sonra eskisi gibi olamaz.

Çünkü güven bir cam gibidir. Kırıldığında tamir edilse bile çatlakları kalır.

Hayat ilginçtir. Bazen bizi mutlu eden insanlar değil, bizi hayal kırıklığına uğratan insanlar büyütür. Çünkü en büyük dersleri mutluluk vermez. Acı verir.

Hiç kimse güçlü doğmaz.

İnsan, hayal kırıklıklarıyla güçlenir.

Her kırılan umut, insanın içine yeni bir bilgelik bırakır. Her gözyaşı, gelecekte kurulacak daha sağlam cümlelerin temelini atar.

Belki de bu yüzden yaş aldıkça insanlar daha az güvenir.

Daha az inanır.

Daha az anlatır.

Çünkü bilirler ki her anlatılan duygu, yanlış bir kalpte yaraya dönüşebilir.

Ama bu, sevmekten vazgeçmek anlamına gelir mi?

Hayır.

Asıl mesele, herkesi aynı yere koymamayı öğrenmektir.

Çünkü bir kişinin yaptığı hata, bütün insanlığı suçlu yapmaz. Bir ağacın çürük meyvesi, bütün ormanı değersiz kılmaz.

Hayal kırıklığı bazen bir son değil, yeni bir başlangıçtır.

Belki gitmesi gereken biri gitmiştir.

Belki kapanması gereken bir kapı kapanmıştır.

Belki de hayat, seni daha doğru insanlara götürebilmek için yanlış kişileri yolundan çekmiştir.

O an bunu anlayamazsın.

Çünkü acının içindeyken geleceği görmek mümkün değildir.

Fakat yıllar sonra dönüp baktığında şöyle dersin:

"İyi ki olmuş."

İnsan bunu söylerken geçmişi inkâr etmez. Sadece geçmişin onu olgunlaştırdığını kabul eder.

Hayal kırıklığı insana iki seçenek sunar.

Ya kalbini tamamen kapatırsın…

Ya da kalbini korumayı öğrenirsin.

İkisi arasında büyük bir fark vardır.

Kalbini kapatırsan sevgi de içeri giremez.

Ama korumayı öğrenirsen hem seversin hem de kendini kaybetmezsin.

Belki de olgunluk tam olarak budur.

İnsanların seni üzebileceğini bilerek yine de iyi biri olabilmek...

Kötülük gördüğünde kötülüğe dönüşmemek...

Ve en önemlisi, bir gün yeniden güvenebilme cesaretini içinde taşıyabilmek.

Çünkü hayat, hayal kırıklıkları kadar sürprizlerle de doludur.

Bugün seni ağlatan bir olay, yarın seni bambaşka bir mutluluğa götüren yol olabilir.

Kim bilir?

Belki de bazı kapılar yüzüne kapandığı için, sana ait olan kapıları fark edebileceksin.

Sonunda şunu anlıyoruz:

Hayal kırıklığı, hayatın bize verdiği en ağır hediyelerden biridir. İlk bakışta acıdır, serttir, soğuktur. Ama zaman geçtikçe insan onun içindeki görünmez armağanı fark eder. O armağan; gerçekleri görebilmek, insanları tanıyabilmek ve en önemlisi kendini yeniden inşa edebilmektir.

Çünkü bazen en güzel umutlar, en büyük hayal kırıklıklarının küllerinden doğar. Ve insan, kırıldığı yerden yeniden ayağa kalkmayı öğrendiğinde, artık eskisi gibi biri değildir. Daha güçlüdür. Daha bilgedir. Daha gerçektir.

Bölüm sonu

1 yorum