"Sen?"
Elimi burnuma götürdüm burnumu tutarak karşımda duran kadına birkaç saniye baktım. Yüzünü tanımam çok uzun sürmedi.
“Sen şu bardaki sinir bozucu kadınsın!”
Elimle onu işaret ettim. Kadın kaşlarını çatmış şekilde bana öylece baktı.
"Sinir bozucu mu?"
"Evet, noldu? Alındın mı?"
"Alınmak benim kurallarımda yoktur. Az önce seni kurtardım, teşekkür bile etmedin. Ona bakılırsa sende gayet kabasın."
Kaba mı? Ben mi? Alakası yok.
"Kardeşim bak; barda birşey demedim ama şuan sivil alandayız, sinirlerimi bozma."
"Kardeşim mi?"
Kadın şaşırarak yüzümü inceledi sonra beni baştan aşağı süzdü. Boyum ondan kısaydı genel olarak zaten kısaydım ama bu kadın olduğundan fazla uzundu, yada bana öyle gelmişti.
Dudagımın ustu kan lekeliydi yeniden kanamaya başladı çünkü kalbim hâlâ hızlı atıyordu.
"Burnun"
"Ah, siktir be..."
Elimle kanı durdurmaya calıstım kadın çantasından peçete cıkarıp elimi çekti ve burnumda ki kana bastırdı, başımı hafifçe öne eğdirdi.
"Ağzında pek bozuk."
"Başıma ne yapıyorsun sen?"
"Kanamayı durdurmak için başını öne eğmen lazım. Sana öğretmediler mi yoksa? Hep burnu kanayan birisine benziyorsun ama belli ki beynin bomboş."
Onun görmeyeceğini bildiğim için gözlerimi devirdim sonra kadın elini başımdan çekti.
"Peçeteyi sıkıca tut, belki yeniden kanayabilir"
"Sağol ya, çok bilmiş..."
Söylenerek göz devirdim.
"Ellie."
Kaşımı çatıp kadına baktım
"Adımı nerden-"
Sözümü tamamlayamadan beni böldü.
"Barda isimliğinde yazıyordu, seni stalkayan bir sapık değilim. Kendini çok değerli sanma."
Öylece bakakaldım. Haklıydı, isimliğimde yazıyordu ama sözleri sinirime dokunmuştu.
"Ya pardon da, sen kimsin yahu? Ne sanıyorsun kendi-"
Beni yeniden böldü cebinden kartvizit çıkarıp bana uzattı.
"Nova Miller, NOIRÉ şirketinin ceosuyum. Herhangi bir giyim veya stilist ihtiyacında arayabilirsiniz. Burası moda üzerine kurulmuştur."
Şaşkınca önce kartvizite sonrada Nova denen kadına baktım.
"Ceo mu? Hem bu resimlikte neyin nesi?"
Nova kaşlarını kaldırıp kartvizite baktı.
"Resimlik değil, kartvizit."
"Her neyse."
Kartviziti iki parmağımın arasında tutup tekrar inceledim.
"Gerçekten CEO musun?"
"Hayır, boş zamanlarımda insanlara kartvizit dağıtıp yalan söylüyorum."
Birkaç saniye yüzüne baktım.
"Şaka yaptığını sanmıyorum."
"Yapmıyorum."
"Zaten suratından belli."
Kartvizite tekrar baktım.
"NOIRÉ'nin sahibi misin yani?"
"CEO'suyum."
"Arada ne fark var?"
"Çok."
"Ben anlamadım."
"Anlamana gerek yok."
"İyi."
Kartviziti elimde çevirirken burnumdaki peçeteyi biraz daha bastırdım. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu. Nova bunu fark etmiş olacak ki bana kısa bir bakış attı.
"Biraz dinlensen iyi olur."
"İyiyim."
"İyi görünmüyorsun."
"Az önce araba çarpıyordu, biraz kötü görünmem normal."
Nova birkaç saniye sustu.
"İnsan bazen kendine ait olmayan şeylere de iyi bakmak zorunda."
Kaşlarımı çattım.
"Ne alaka?"
"Genel bir şey söyledim."
"Çok felsefik konuşuyorsun."
"Sen de fazla sorguluyorsun."
"Merak ettim sadece."
Nova gözlerini üzerimden çekti.
"Merak bazen gereksiz şeyleri öğrenmeye yarar."
"Senin yanında kesinlikle."
"Belki."
Burnumdaki peçeteyi kontrol ettim. Kanama durmuştu.
"Bu arada-"
Tam bir şey diyecekken başka bir ses duydum sesin sahibi Novaya doğru geliyordu.
"Nova?"
Nova sese doğru baktı.
"Angelina?"
Nova biraz şaşırmış şekilde konuşmuştu ikisinin yüzüne baktım.
"Burada ne yapıyorsun? Bu kim?"
Angelina denen şahıs bana meraklı şekilde baktı dudaklarımı ısırdım.
"O mu? Önceden tanıdığım birisi işte, bosver"
Novaya baktım göz devirdim o ise bana uyarıcı bakış atmıştı.
Angelina bana birkaç saniye baktı sonra tekrar Nova'ya döndü.
"Önceden tanıdığın biri mi?"
"Evet."
Nova'nın cevabı kısa ve netti. Angelina tekrar bana baktı.
"Ben Angelina bu arada."
"Ellie."
Elimi uzattım. Angelina hiç düşünmeden elimi tuttu ve gülümsedi.
"Memnun oldum."
"Ben de."
Nova ikimizi sessizce izliyordu. Angelina elimi bıraktıktan sonra Nova'ya döndü.
"Sen hâlâ aynı yerlerde takılıyorsun demek."
"Ne demek istiyorsun?"
"Hiç."
Angelina sırıttı.
"Özledim seni."
Nova'nın yüzündeki ifade bir anlığına değişti.
"Abartma."
"Abartmıyorum ki."
Angelina gayet doğal bir şekilde Nova'nın koluna hafifçe dokundu. Ben ise aralarında kalmış şekilde Angelina'nın eline baktım.
Tamam, bir dakika.
Bu kadın kimdi?
Yani... Angelina belli ki Nova'yı tanıyordu. Hem de öyle iki gün önce tanışmış gibi değil. Eski arkadaş gibilerdi. Ben ise daha birkaç saat önce bu kadının barda sorun çıkarmamasına dua ediyordum. Şimdi karşıma çıkmış, beni arabadan kurtarmış, burnumdaki kanı durdurmuş ve üstüne CEO olduğunu öğrenmiştim.
Gerçekten hayatım neden böyle?
Üstelik Nova hâlâ aynı sinir bozucu ifadeyle duruyordu.
Tamam Nova, sinir bozucusun.
Bir an durdum.
Neden acaba bu kadını merak ediyordum?
Normalde biri sinirimi bozduğunda mümkün olduğunca uzak dururdum. Tanımaya çalışmak gibi bir huyum yoktu. Hele ki böyle gizemli davranan insanlarla hiç uğraşmazdım. Ama Nova'da garip bir şey vardı. Ne olduğunu bilmiyordum. Ve galiba bunu öğrenmek istiyordum. Düşüncelerden Angelina'nın neşeli, tiz sesiyle arındım.
"Bu arada seni arayacaktım."
"Niye?"
"Geçen hafta söz vermiştin ya, birlikte kahve içecektik."
Nova kısa bir süre düşündü.
"Unuttum."
"Unutmuşsun tabii."
Angelina dudaklarını büzüp ona baktı.
"Sen hiç değişmemişsin."
"Sen de fazla konuşuyorsun."
"Bu iltifat mı?"
"Hayır."
Angelina gülmeye başladı.
"Gerçekten özlemişim seni."
Nova bu sefer gözlerini kaçırdı.
"Ben de seni."
Angelina bir an şaşırdı, sonra yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
"Bak, sonunda itiraf ettin!"
"Abartma."
"Tamam tamam."
Angelina çantasını omzunda sıkıca tuttu.
"Ben artık gideyim. Annem beni bekliyor."
"Tamam."
"Bu sefer gerçekten kahve içeceğiz ama."
"Uygun olduğumda haber veririm."
"Sen haber vermezsin, ben ararım."
"Fark etmez."
Angelina gülerek başını salladı.
"Tamam, görüşürüz Nova."
"Görüşürüz."
Angelina bana döndü.
"Seninle tanıştığıma da sevindim Ellie."
"Ben de."
Bana gülümseyip el salladıktan sonra Nova'ya son kez baktı ve yürüyüp uzaklaştı. Nova bir süre arkasından baktı. Sonra ellerini cebine sokup bana döndü.
"Geç oldu bende eve gideyim artık, tüm gün burada dikilmek istemiyorum."
Etrafa baktım hava gerçekten kararmıştı eve gitmem iyi fikirdi.
"Geç olduğunu barda çalışan birisi mi söylüyor?"
"Evet, barmenim diye zaman algım olamaz mı?"
"Öyle demedim."
"Boşversene."
İç çektim.
"Gitmiyor musun?"
"Gideceğim."
"Görüşürüz o zaman Ellie, arabaya dikkat et."
"Ederim."
"Görüşürüz yok mu?"
"Görüşürüz Nova."
Çantamı sıkıca tuttum ve burnumdaki peçeteyi çöpe atıp yürüdüm fakat yürürken kalbim yavaşlamaya başlamıştı. Bu çok garipti.
~~
Evime giden yollar ıssız ve sessizdi, ayrıca hava soğuktu. Ellerimi cebime sokup hızlı adımlarla yürüyordum. Bir an önce eve varmak istiyordum. Tam sokağın köşesini dönecekken önümde iki kişinin durduğunu gördüm. Yanlarından geçmek için kenara çekildim ama adamlardan biri önüme doğru bir adım attı.
"Hey, güzelim."
Durup yüzüne baktım.
"Buyurun?"
Adam sırıttı.
"Bu saatte tek başına ne işin var burada?"
"Neden?"
"Biz de sana eşlik edelim."
"Teşekkürler, gerek yok."
Yanındaki adam güldü.
"Bak, ne kibar."
İçimden gözlerimi devirdim.
"Gerçekten gerek yok."
Önümde duran adam yolumu kapattı.
"Çantanda ne var, güzelim?"
"Size ne?"
"Bir bakalım."
Çantamı kendime doğru çektim.
"Hayır."
Adamın gülümsemesi kayboldu.
"Uzat."
"Vermeyeceğim."
Diğer adam etrafa baktıktan sonra tekrar bana döndü.
"Zorluk çıkarma."
Kalbim yeniden hızlanmaya başladı. Bugün zaten yeterince yorulmuştum. Bir de bunlarla uğraşmak istemiyordum. Adamın biri tekrar bana doğru yaklaşırken arkasından iki el uzandı ve adamların kulaklarını aynı anda tuttu.
O kişiye baktım, Jaylaydı. ikisinin kulaklarını hafifçe çekiştirip aralarına girdi.
"Ne yapıyorsunuz bakalım?"
İki adam da şaşkınca arkasına döndü.
"Sen kimsin?"
Jayla kaşlarını kaldırdı.
"Ben mi? Sizin şu anki en büyük probleminizim."
Adam kulağını kurtarmaya çalıştı.
"Çek elini!"
"Niye? Çok güzel kulakların varmış."
"Manyak mısın sen?"
Jayla diğerinin kulağını da bırakmadan sırıttı.
"Biraz."
Sonra ikisini de süzüp başını iki yana salladı.
"İki kişi bir kıza çökmüşsünüz, hâlâ kendinizi bir bok sanıyorsunuz. Yazık."
Adamlar birbirlerine baktı. Jayla'nın yüzündeki sırıtış daha da büyüdü.
"Ne oldu? Şimdi sesiniz çıkmıyor mu, güzel çocuklar?"
Ben birkaç adım geride öylece bakıyordum.
"Aa Ellie sende mi buradaydın? Hadi fotoğrafımızı çek."
Öylece baktım.
"Ne?"
"Fotoğraf çek, bu güzel anı kaçırmamalıyız. Değil mi?"
Sondakini yanındaki adama itekleyerek söylemişti. Bende titreyen ellerle telefonumu cebimden çıkarıp kamerayı açtım.
"Peynir diyin, hadi!"
"P-peynir!"
Tam fotoğrafı çekerken adamlardan biri Jayla'yı itekledi. Fotoğrafta ikisi de bulanık çıkmıştı. Jayla telefona bakıp sonra adama döndü.
"Senin yüzünden yamuk çıktım, piç kurusu!"
Adam neye uğradığını şaşırmışken Jayla diğerinin kulağını bıraktı. Sonra kendisini iten adamın yüzünü iki eliyle tuttu. Diğer adam ise arkasına bile bakmadan kaçtı. Jayla kaçan adamın arkasından baktı. Kahkaha attı.
"Hanimiş, gaddarlık taslayan adamcık? Şimdi koşuyor mu?"
Sonra yüzünü tuttuğu adama döndü.
"Şimdi sen kaldın."
Jayla, kendisini iten adamın yüzünü iki eliyle tuttu. Az önce kahkaha atan yüzü bir anda ifadesizleşmişti. Adam kıpırdamadan ona baktı. Jayla birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra gülümsedi.
"Az önce beni ittirdin."
Adam cevap vermedi. Jayla'nın gülümsemesi kayboldu.
"Ben bundan hoşlanmadım."
Adam geri çekilmeye çalıştı ama Jayla yüzünü bırakmadı.
"Şimdi sana bir şey söyleyeceğim. Çok dikkatli dinle."
Sesi sakindi.
"Bir daha bu kıza yaklaşma."
Adam başını salladı. Jayla'nın yüzünde yeniden bir gülümseme belirdi.
"Tamam."
Bir saniye sonra kahkaha attı.
"Bak, ne kadar kolay anlaşıyoruz."
Adam ne yapacağını bilemeden ona bakıyordu.
Jayla başını yana eğdi.
"Sen neden bu kadar korktun?"
Adam sessiz kaldı.
"Ben sana daha hiçbir şey yapmadım ki."
Adamın yüzü daha da gerildi.
"Bir daha bu kıza ve başka kızlara bulaşırsan... Sikini köpeklere yem ederim,tamam mı?"
Jayla sanki absürt bir şey dememiş gibi sırıttı.
"Şu suratına bak."
Sonra adamın yüzünü bıraktı.
"Siktir git."
Adam hiç düşünmeden arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı. Jayla arkasından seslendi.
"Koşma!"
Adam durmadı. Jayla birkaç saniye onu izledi. Sonra kendi kendine güldü.
"İnsanlar gerçekten çok komik."
Bana döndüğünde yüzünde yine o neşeli ifade vardı.
"Ee Ellie, nabersin? Öğlen aniden gitmiştim merak etmişsindir."
Telefonumu elimde sıkıca tutuyordum.
"Sen..."
"Efendim?"
"Bir saniye önce adamı tehtit ettin."
Jayla omuz silkti.
"Ne olmuş?"
"Hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun."
"Çünkü hiçbir şey olmadı."
Öylece yüzüne baktım. Jayla kahkaha attı önümde durdu.
"Artık seni koruyacağım, benim korumam altındasın."
"Ne, nede-"
"İtiraz istemiyorum, seni seçtim."
Kaşımı çattım.
"Çok havalı bir kızsın, biliyor musun Jayla?"
Jayla sırıttı saçını geriye attı.
"Biliyorum canım, sende çok..."
Beni süzdü.
"İşte tatlı falansın neyse ne."
"Sağol ya"
Alay ederek sırıttım yanından geçtim. Kolumdan tuttu beni durdurdu.
"Ee?"
"Ne ee?"
"Teşekkür yok mu? Az kalsın çantan gidiyordu."
"Çantamda sadece peçete var. Telefonumda cebimdeydi zaten."
Jayla öylece suratıma baktı.
"Ha..."
"Teşekkür ederim Jayla."
Uzatmadan omuzuna elimi koyup yanından geçtim Jayla'nın bakışlarını sırtımda hissettim.
"GÖRÜŞÜRÜZ SİS!"
Bir an durdum. Sokagın ortasında bana bağırmıştı.
Tanımıyor gibi yapayım, belki işe yarar
Düşünerek eve gittim.
~~
Sonunda eve vardım. Anahtarı çıkarıp kapıyı açtım ve içeri girdim. Çantamı her zamanki gibi koltuğun üzerine bıraktım. Ayakkabılarımı çıkarıp kenara koydum. Ev sessizdi. İşin güzel tarafı da buydu zaten. Kimse bana bir şey sormuyordu, kimse nerede olduğumu merak etmiyordu. Eve geldiğimde sadece kendi sesimi duyuyordum. Evde yaptığım rutin aslında hep aynıydı. Eve gel, üstünü değiştir, bir şeyler iç, telefona bak, sonra saatlerce yatağın üzerinde boş boş otur.
Bazen kitap okurdum.
Bazen film açardım.
Bazen de hiçbir şey yapmadan tavana bakardım.
Bugün üçüncüsünü yapacak gibiydim.
Telefonumu elime aldım. Bildirimlere baktım. Birkaç gereksiz mesaj, birkaç bildirim... Sonra Instagram'a girdim. Jayla'nın hesabını gördüğümde kaşlarımı çattım.
"Bu kadar çabuk mu?"
Daha bugün tanışmıştık ama sanki aylardır hayatımdaymış gibi davranıyordu. Profiline girdim. Bir sürü saçma fotoğraf vardı. Bir tanesinde gitarıyla poz vermişti. Bir diğerinde yüzünün yarısı görünüyordu. Bir diğerinde ise ne yaptığını benim bile anlamadığım bir şey vardı. Telefonu yüzümden uzaklaştırdım.
"Bu kız gerçekten normal değil. Ama komik olduğu kesin."
Telefonu yatağın üzerine bıraktım. Birkaç saniye sonra tekrar elime aldım. Profiline yeniden baktım.
"Merak ettim sadece."
Kendi kendime söylediğim bahaneye ben bile inanmadım. Sonra telefonu kenara bırakıp yatağa uzandım. Gözlerimi kapattığımda gün boyunca yaşadıklarım tekrar aklıma gelmeye başladı.
Özellikle Nova.
"İnsan bazen kendine ait olmayan şeylere de iyi bakmak zorunda."
Kaşlarımı çattım.
O cümle neden hâlâ aklımdaydı?
Ne demek istemişti? Bir süre düşündüm.
Sonra içimden söylenerek yorganı üzerime çektim.
"Boşver Ellie."
Her şeyi anlamaya çalışmayı bıraktım. En azından bu gecelik. Ne kadar uyuduğumu bilmiyordum. Yatağın içinde dönüp durmuş, sonunda farkında olmadan uyuyakalmıştım.
~~
Telefonumun bildirim sesiyle gözlerimi araladım.
"Mm..."
Elimi yatağın üzerinde gezdirip telefonu bulmaya çalıştım. Ekranı açtığımda gözlerimi kısmak zorunda kaldım.
Bir bildirim.
Bir tane daha.
Sonra bir tane daha.
"Kim bu saatte?"
Ekrana baktım.
@angelinanındunysı_ seni bir gruba ekledi.
Kaşlarımı çattım.
"Ne?"
Uykulu gözlerle bildirime dokundum.
Grubun adı: Gittiysen gelme geri!?🤬🤬
"Ne kadar yaratıcı..."
Mesajlar çoktan gelmeye başlamıştı.
Angelina: Ellie uyuyor musun?
Nova: Büyük ihtimalle.
Bir süre ekrana boş boş baktım.
Sonra yazdım.
Ellie: Uyuyordum.
Mesajı gönderdikten iki saniye sonra Angelina cevap verdi.
Angelina: AAAAA UYANDI
Ellie: Bağırma.
Angelina: Pardon 😭
Nova: Seni uyandırdık mı?
Ellie: Evet.
Angelina: Özür dilerim :(
Ellie: Sorun değil.
Angelina: Seni bugün tanıdım ama numaranı bile almadan Instagram'dan buldum.
Kaşlarımı kaldırdım.
Ellie: Beni nasıl buldun?
Angelina: Adını yazdım çıktı. Profilde sen vardın bende düşünmeden aldım.
Ellie: Haa.
Angelina: Sonra Nova'yı ekledim.
Ellie: Neden?
Angelina: Çünkü grup kurmak istedim.
Ellie: Mantıklı bir sebep.
Nova: Angelina'nın mantığına alış.
Angelina: Sus.
İstemeden gülümsedim. Uykum hâlâ vardı ama nedense gruptan çıkmak da istemiyordum.
Ellie: Arkadaşımı alabilir miyim?
Nova; Al.
@elliestone._ adlı kişisi @jaylajinxx adlı kişiyi bu gruba ekledi.
Jayla:Bune?
Ellie: Grup kurmuşlar, hadi tanışın.
Jayla: Ha, ah selam millet! Ben Ellienin ablası!
Ellie: Kes şunu, ablam falan değil.
Nova:Merhaba.
Angelina: HOŞGELDİİNN!
Ellie: Ben uyuyacağım iyi geceler.
Kim ne yazmış kim ne görmüş umrumda olmadan telefonu kapattım ve komidinin üstüne bıraktım. Yorganı üzerime çektim ve yatağın içinde biraz kıvrıldım. Gözlerim kapanmaya başlamıştı. Tam uyuyacağım sırada burnumun hafifçe sızladığını hissettim. Elimi burnuma götürdüm. Kan yoktu. Derin bir nefes aldım.
"İyi."
Son günlerde kalbim, burnum ve başım yeterince sorun çıkarıyordu zaten. Bir de bunlarla uğraşamazdım.
Gözlerimi kapattım.
~~
Akşam olduğunda bar her zamanki hâlinden bile daha kalabalıktı. Özellikle hafta içi böyle gecelerde farklı şirketlerden çalışanlar gelip günün stresini burada atmaya çalışıyordu. Takım elbiseli insanlar, ellerinde telefonlarla hâlâ işle ilgili konuşan yöneticiler, toplantıdan çıkıp doğrudan buraya gelmiş ekipler... Her masa başka bir şirketin küçük toplantı odasına dönmüştü. Benim içinse hepsinin ortak bir özelliği vardı. Hepsi sipariş veriyordu ve hepsinin siparişini ben götürüyordum. Elimde iki bardakla masaların arasından geçerken arkamdan bir ses geldi.
"Ellie! Şu masaya da bakar mısın?"
"Bakıyorum."
Daha bardağı masaya bırakmadan başka birisi seslendi.
"Hanımefendi, bizim siparişimiz?"
"Bir dakika, efendim."
Yan masadaki adam elini kaldırdı.
"Üç votka daha alabilir miyiz?"
"Tabii."
Döndüm. Başka bir masa.
"Bizim içecekler?"
"Geliyor."
İki adım attım.
"Garson!"
İçimden derin bir nefes aldım.
"Buyurun, efendim?"
"Şişeyi alabilir miyiz?"
"Tabii."
Şişeyi alıp masaya bıraktım. Tam arkamı dönecekken önümden başka bir çalışan geçti.
"Ellie, şu yedi numaraya da iki kokteyl götürür müsün?"
"Olur."
"Bir de sekiz numara hesap istiyor."
"Tamam."
"On bir numara buz istemiş."
"Tamam."
"On üç numara—"
"Bir saniye."
Çocuğa baktım.
"On üç numara ne istiyor?"
"Hatırlamıyorum."
Öylece yüzüne baktım.
"Harika."
Adam omuz silkti.
"Ben gidip sorarım."
"Sağ ol."
Bara geri döndüğümde önümde yine sipariş fişleri vardı. Bir tanesini elime aldım. Sonra diğerini. Sonra bir tane daha.
"Bu kadar insan aynı anda nasıl sipariş verebiliyor?"
Yanımdaki çalışan güldü.
"Bugün şirket gecesi gibi düşün."
"Ben de işsizlik gecesi yaşıyorum zaten."
Bardakları hazırlamaya başladım. Bir masada dört kişi hararetli şekilde konuşuyordu. İçlerinden biri sürekli telefonuna bakıyor, diğeri ise patronuna bir şey anlatıyordu. Başka bir masada iki yönetici karşılıklı oturmuş, gün boyu yaptıkları toplantıyı tartışıyordu. Bir köşede ise çalışanlardan oluşan kalabalık bir grup kahkahalarla konuşuyordu. Herkes rahatlamaya gelmişti.
Ben hariç.
Bir elimde tepsi, diğer elimde iki bardakla tekrar salonun içine çıktım.
"Efendim, siparişleriniz."
Bardakları masaya bırakırken adamlardan biri gülümsedi.
"Teşekkürler güzelim."
"Rica ederim, efendim."
Dönüp uzaklaştım. İçimden de ekledim:
Bir de güzelim diyor.
Tam bara dönecekken başka biri önüme çıktı.
"Affedersiniz."
"Buyurun?"
"Yedi numaraya mı bakıyorsunuz?"
"Evet."
"Biz on iki numarayız."
"Tamam."
"Bizim sipariş gelmedi."
"Ne sipariş vermiştiniz?"
Adam düşünmeye başladı.
"Şey..."
Ben de bekledim. Adam yanındaki arkadaşına döndü.
"Biz ne söylemiştik?"
Arkadaşı da düşündü.
"Hatırlamıyorum."
Gözlerimi kapatıp bir saniye nefes aldım.
"Harika."
"Efendim?"
"Bir şey yok. Ne istediğinizi hatırladığınızda haber verirseniz hemen yardımcı olurum."
Başımı eğip yanlarından geçtim. Bara ulaştığımda tezgâha iki elimi koyup birkaç saniye öylece durdum.
"Ben neden insanlarla çalışıyorum?"
Cevap yoktu. Çünkü herkes çok meşguldü. Bir çalışan önümden geçerken elime yeni bir fiş tutuşturdu.
"On beş numara."
Fişe baktım.
"Altı içecek mi?"
"Evet."
"Altı mı?"
"Evet."
"Tek masaya?"
"Evet."
Fişi tezgâha bıraktım.
"Tamam. Bugün beni burada gömecekler."
Yanımdaki çalışan kahkaha attı.
"Abartma."
"Sen benim yerimde değilsin."
"Doğru."
"İyi."
Tekrar işe koyuldum. Akşam ilerledikçe bar daha da kalabalıklaşıyordu. Ve ben artık kimin ne istediğini, hangi masanın hesabı beklediğini, hangi müşterinin üçüncü kez aynı şeyi söylediğini birbirine karıştırmaya başlamıştım. Kısacası... Benim için gece daha yeni başlıyordu.
Altı içeceğide hazırlayıp tepsiye dizdim. Tepsiyi kaldırırken saçlarımın yüzüme düştüğünü fark ettim. Elimle geriye atmaya çalıştım ama birkaç tutam yine öne geldi.
"Boşver."
Tepsiyi masaya götürdüm.
"Buyurun, içecekleriniz."
Bardakları tek tek dağıttım.
"Teşekkürler."
"Rica ederim, efendim."
Son bardağı da bırakıp doğruldum. Omuzlarımı hafifçe geriye attım. Gün boyu ayakta durmaktan bacaklarım ağrımaya başlamıştı. Saçlarım da iyice dağılmış, kravatım gevşemişti. Bara geri döndüğümde birkaç saniye olduğum yerde durdum.
"Ben biraz mola verebilir miyim?"
Yanımdaki çalışan bana baktı.
"Tabii. Git, beş dakika dinlen."
"Sağ ol."
Önlüğümü çıkarıp kenara bıraktım sandalyeye oturdum. Saçlarımı elimle düzeltmeye çalıştım. Sandalyeye iyice yaslandım. Gözlerimi birkaç saniye kapattıktan sonra telefonumu cebimden çıkardım.Ekranı açtığımda grup sohbetinden birkaç bildirim olduğunu gördüm.
"Yine ne oldu?"
Gruba girdim.
Angelina: Jayla sen Ellie'yle nerede tanıştın?
Biraz aşağı kaydırdım.
Jayla: Uzun hikaye.
Angelina: ANLAT.
Jayla: Tamam hadi ağlama.
Jayla: Önce kızı bir kütüphanenin önünde gördüm.
Kaşlarımı kaldırdım.
"Bir dakika."
Okumaya devam ettim.
Jayla: Güvenlikle tartışıyordum.
Ellie: Tartışmıyordun. Olay çıkarıyordun.
Jayla: Aynı şey.
Nova: Değil.
Jayla: Sonra bu geldi.
Jayla: Bana baktı.
Jayla: Ben ona baktım.
Jayla: Aramızda bir bağ oluştu. Dedim bu benim kardeşim. Tabi siz anlamazsınız neyse.
Telefonu elimden düşürecek gibi oldum.
Ellie: Bağ falan oluşmadı.
Jayla: Oluştu.
Angelina: AAAAAA 😭
Ellie: Hayır.
Jayla: Sonra beni oradan götürdü.
Angelina: Seni mi götürdü?
Jayla: Evet.
Ellie: Çünkü başına bela açmıştın.
Jayla: Beni kurtardı.
Ellie: Seni güvenlikten kurtarmadım. Seni güvenliğin elinden kurtardım.
Nova: Aradaki fark büyük.
İstemeden güldüm. Sonra Jayla yeni bir mesaj attı.
Jayla: Sonra arkadaş olduk.
Angelina: Ne güzelll 🥹
Jayla: Sonra Instagramını aldım.
Jayla: Sonra dün onu sokakta buldum.
Bir anda kaşlarımı çattım.
Ellie: “Buldum” ne?
Jayla: Eve gidiyordu.
Angelina: Sonra?
Jayla: İki tane salak önünü kesti.
Ellie: Jayla...
Jayla: Ben de geldim.
Jayla: Kızı kurtardım.
Ellie: Sen olmasaydın da muhtemelen bir şey olmayacaktı.
Jayla: Teşekkürünü kabul ediyorum.
Ellie: Teşekkür etmedim.
Jayla: Ettin sayıyorum.
Telefonu biraz aşağı indirdim.
"Bu kız kendi kafasında tamamen farklı bir hikâye yazıyor."
Tam telefonu kapatacakken Angelina'nın yeni mesajını gördüm.
Angelina: Ellie barda mı çalışıyor?
Bir an durdum.
Jayla: Evet.
Jayla: Hem de bütün gün.
Angelina: Cidden mi?
Jayla: Evet. Çok çalışıyor.
Jayla: Dünde işte bu yüzden eve giderken de çantasını çalmaya çalıştılar.
Ellie: Çalmaya çalışmadılar. Eve gitmem ne alaka?
Jayla: Çalıştılar.
Ellie: Çantamda peçete vardı amk.
Angelina: 😭😭😭
Nova: Peçete için savaş çıkmış.
Ellie: Çök kömik.
Telefonu elimde tutup birkaç saniye ekrana baktım. Jayla'nın anlattıklarının yarısı yanlış, diğer yarısı da gereksizdi. Ama nedense gülümsemiştim. Tam telefonu cebime koyacakken yeni bir mesaj geldi.
Angelina: Ellie, bar nerede?
Kaşlarımı kaldırdım.
Ellie: Neden?
Angelina: Merak ettim.
Ellie: Sakın.
Jayla: Bence gidelim.
Ellie: Hayır.
Angelina: Neden?
Ellie: Çünkü çalışıyorum.
Jayla: Daha güzel.
Ellie: Ne daha güzel?
Jayla: Seni çalışırken görmek.
Telefonu kapattım. Sandalyeye yaslanıp birkaç saniye tavana baktım. Beş dakikalık molamın geri kalanında telefonu açmamaya karar verdim.
Mola bittikten sonra tekrar salona döndüm. Bar hâlâ kalabalıktı ama yoğunluk biraz azalmıştı. Tepsiyi alıp birkaç içeceği masalara götürmeye başladım. Tam bir masaya yaklaşırken karşıdan gelen biri omzuma sertçe çarptı. Bardaklar elimde sallandı.
"Önünüze baksanız?"
Adam durmadı. Üzerinde koyu renk bir mont vardı. Başında şapka, yüzünde ise maskesi vardı. Yüzünü neredeyse tamamen gizlemişti. Arkasından birkaç saniye baktım.
"Ne garip insanlar var..."
Sonra omuz silkip masaya döndüm. İçecekleri bırakıp bara geri gittim.
Bir süre sonra telefonum cebimde titredi.
Sonra tekrar.
Bir kez daha.
Elimi cebime atıp telefonu çıkardım.
Bilinmeyen Numara
Mesajı açtım.
Bilinmeyen Numara: Bunu görmek ister misin?
Altında bir fotoğraf vardı. Fotoğrafı açtım. Bir hastane belgesi. Adımı görünce kaşlarımı çattım. Belgede çocukluğuma ait bir tarih vardı. Bir süre cevap vermedim. Parmağım ekranda donmuştu. Kalp naklimi ben ve ailemden başka kimse bilmiyordu. Yada ben öyle sanıyordum. Sonra başka bir fotoğraf geldi. Bu kez başka bir belgeydi. Üzerinde tıbbi bilgiler vardı. Bazı kısımlar bulanıktı ama birkaç kelime hâlâ okunabiliyordu.
Nakil...
Nefesim kesildi.
"Ne?"
Telefonu biraz daha yaklaştırdım
Ellie: Kimsiniz?
Cevap gelmedi. Birkaç saniye sonra üçüncü bir fotoğraf gönderildi. Bu sefer belge daha eski görünüyordu. Bir çocuk hastane yatağında yatıyordu. Fotoğrafın yüzü görünmüyordu. Sadece kolundaki hastane bilekliği seçiliyordu. Ekrana bakarken kalbimin yeniden hızlandığını hissettim. Tam o sırada kapıya baktım. Az önce omzuma çarpan adam yoktu. Çoktan gitmişti. Telefonum bir kez daha titredi.
Bilinmeyen Numara: Bunları öğrenmeye hazır olduğunda sana daha fazlasını göndereceğim.
Ekrana öylece baktım. Bu kez cevap yazmadım. Telefonu yavaşça cebime koydum.
Ama kalbimin atışını susturamıyordum.
Ve lanet olsun, burnumun kanı elime akıyordu.
Bazen geçmiş, unuttuğumuz bir şey değildir. Sadece bize anlatılmamış bir hikâyedir.
- Bölüm sonu~
