Bölümlerin başlarında ki şarkıları, bölümleri okurken hissedilenleri yansıtır gibi seçmeye çalışıyorum.
İyi okumalar dilerim,
Bölüm sonunda bölüm hakkında ki düşüncelerinizi paylaşmayı unutmayın lütfen :D
~~~~~~~~~
“İşte o şanslı kişi.” Kalbimin atmadığına yemin edebilirdim. “Saye Ferat!”
Korktuğum şey başıma gelmişti. Seçilen kişi Saye olmuştu.
Saye’ye bakmak için yüzümü ona doğru çevirdiğim sırada Saye’nin bana baktığını gördüm. Tir tir titriyordu. Saklamaya çalışıyordu fakat belli ki oldukça başarısızdı. Resmen ayakta zor duruyordu. Bunu gözlerinde ki korkudan anlayabiliyordum.
“Sanırım Saye arkadaşımız zaten aramızda.” Deyip bir adım öne çıktı Ege. “Saye’cim yanıma gelip o şanslı kişi sen olduğun için düşüncelerini bizimle paylaşmak ister misin?”
Ege’nin son söylediğiyle hışımla sahneye döndüm. “Ne şanslı kişisinden bahsediyorsunuz ya siz, ne şanslı kişisi? Yaptığınız şeyi komik falan mı sanıyorsunuz? Öyleyse haberiniz olsun burada sizin dışınızda hiç kimse eğlenmiyor.”
Kerem, söylediğimle birlikte bana doğru dönüp bakmaya başladı. Bana baktığını hissederek bende ona doğru dönüp ona bakmaya başladım. Gözlerimin en derinine bakıyordu. Sanırım söylediğim şeyin doğru olup olmadığına bakıyordu.
Ama bu çok saçma, söylediğimin doğru olup olmadığını öğrenmeye çalışacak kadar manyak mıydı?
İstediğini bulamamış olacaktı ki gözlerini benden alarak başını öne eğdi. Gülmeye başladı. Çok büyük bir kahkaha değildi fakat oldukça ürkütücü bir gülüştü.
“Söylediğimde komik bir şey olduğunu sanmıyorum.”
Gülüşü yavaş yavaş solmaya başladı, tamamen bittiğinde ise başını kaldırarak tekrardan bana baktı.
Herkes olanları heyecanla izliyordu, Saye ve ben hariç. İkimizin de şuan hissettiği tek duygu korkuydu.
Ufak sahneden inmek için merdivenlere yöneldi. Sanki o her adım attığında, onun gerginliği benim ise, daha doğrusu bizim ise korkumuz artıyordu. Her adım attığında gözlerimi gözlerinden almak zorlaşıyordu. İkimizin de baktığı tek yer birbirimizin gözleriydi.
Her şeyi görmeye yarayan gözlerimiz, bu sefer sadece birbirimizin içini görmeye yarıyordu.
“Sanırım birileri eğlenmek istiyor.” Ceren arkadan ince sesiyle bana imalarda bulunduğunda, Kerem ve benim gözlerimin arasında ki bağ bir anda koptu ve Kerem gözlerini kaçırdı ama bizim olduğumuz yöne doğru ilerlemeyi bırakmadı.
Ceren’e bir şeyler söylemek için arkamı döneceğim sırada biri beni kolumdan tutarak kendine doğru çekti.
Kerem’in yaptığı bu hareketle oldukça sert bir şekilde yüzümü Kerem’in göğsüne çarptım. Hemen sonra kendimi ondan kurtarmak için kolumu çekiştirdim ama nafileydi. Onun gücü ile benimki eşit değildi.
Kulağıma doğru eğilip oldukça sessiz bir şekilde, “Sahiden kimsenin eğlenmediğini mi sanıyorsun,” dedi. Kolumu biraz daha sıkarak “o zaman etrafına iyice bak.” diye cümlesini tamamlayıp kolumu bıraktı.
Kolumu o kadar sıkmıştı ki acısını bıraktığında anladım. Diğer elimle acıyan yeri ovuşturdum. Dediğini yaparak gözlerimi etrafta gezdirmeye başladım. İnsanların yüzlerindeki ifade beni Kerem ve tayfasından daha çok korkutmuştu.
Herkes sanki okulda kötü şeyler olmuyormuş gibi büyük bir sırıtışla bizi izliyordu. Rahatlamış gibiydiler. Bazıları Saye’ye az öncekinden biraz daha yaklaşmıştı.
Şu zamana kadar bende onlar gibi sessiz kalmış olabilirim ama hiçbir zaman olanları mutlulukla izlemedim. Hiç birinin yüzünde ufakta olsa üzüntü veya birazdan olacaklardan dolayı korku kırıntısı yoktu.
“Gördün mü? Senin dediklerin sadece onların eğlencesini arttırıyor, bizim eğlencemizi.”
Gördüklerim beni hayal kırıklığına sokmuştu. Hayatımda ilk defa sesimi duyurabileceğimi sanmıştım, hayatımda ilk defa olanları durdurabileceğime inanmıştım. Ama bu okul her zamanki gibi hayal kırıklıklarıyla dolmuştu.
Ne de olsa bir oda dolusu sağırın olduğu yerde, ne kadar yardım çığlıkları atarsan at kim yardım edebilirdi ki.
Biri beni yine kolumdan tuttu ve kendine doğru çekip savurdu. Sanırım kolumdan tutulası biri gibi duruyorum gelen geçen kolumdan tutup beni savuruyordu ve bu gitgide sinirlerimi bozuyordu.
“Kızım seçilen sen bile değilsin, bunun için şükür edip oturacağına kıytırık bir arkadaşlık yüzünden kendini de bu işe sokuyorsun. Bunun yerine kes sesini ve oturup keyfini çıkar. He, diyorsan ki illa bende istiyorum diye, işte o zaman en büyük zevki ben alırım.”
Ceren katlanılmaz sesiyle bu kadar uzun konuşunca dayanamayıp yüzümü buruşturdum ve kolumu ondan kurtardım.
“Normalde senden hiçbir şey istemem ama Allah rızası için şu sesinin tonuna bir şey yap. Şu sesinle hem uzun hem de yüksek sesle konuşunca katlanılmaz oluyorsun, gerçi zaten katlanılmazsın orası ayrı.” Dediklerimle birlikte etrafta bir uğultu koptu. İnsanların dediklerinin aralarında birkaç tanesini seçebilmiştim.
“Ne yaptığını sanıyor?, Nasıl öyle şeyler söyleyebilir?, İnanamıyorum, kız resmen Ceren ile dalga geçiyor?”
Ceren’de benim duyduklarımı duymuş olacaktı ki oldukça öfkelenmiş görünüyordu. Gerçi benim dediklerim onun sinirlenmesine yeterde artardı.
Ceren bana aramızda neredeyse hiç mesafe kalmayacak kadar yaklaştı fakat ben yerimden kıpırdamadım, öylece olacakları bekliyordum.
Aslında tek derdim Saye’ye bir şey olmamasıydı, çünkü ben onsuz yapamazdım.
“Bazı gereksiz kurallar yüzünden sana bir şey yapamadığımız için yükselebileceğini sanma. Yüksekler tehlikelidir, bir bakmışsın birisi seni kısa süreli çıktığın o yüksek yerden itmiş yere çakılmışsın. Bu yüzden benden sana tavsiye, benimle uğraşma, yoksa senin cinayetinin katili olmaktan büyük zevk duyarım.”
“Bu bir itiraf mı?” diyerek gülmeye başladım. Sinirlerini bozmuştum ve buda tepkimin görseli olmuştu.
Madem sağırlarla dolu bir odadayım o zaman bende onlara duyabilecekleri değil, görebilecekleri şeyler sunarım.
Ceren tam bir şeyler daha söyleyecekti ki Kerem lafını ağzına tıkarak Ceren’in kolundan tuttu ve ona. “Bir kere daha,” sesini daha da yükselterek “bir kere daha içinde bulunduğun grubun kurallarına gereksiz diyecek olursan atılırsın ve” diyerek Ceren’e bir adım daha yaklaştı, “sırada ki sen olursun.”
İşte Kerem Kayan. Yanındakilerin bile canını yakabilecek bir kapasiteye sahip. Çoğu kişi gibi bende ondan nefret ediyorum. Onlarla aramızda ki tek fark ben artık susmuyorum.
“Bunu yapamazsın! Bende bu grubun üyesiyim ve sen beni kafana göre çıkartamazsın,” Ceren’in inkârı korkudandı ve bunu Kerem’de fark etmiş olacak ki bir şey demeyip gülmekle yetindi.
Bazen, çok ama çok nadirde olsa Kerem’in yaptıklarının bir sebebi olmalı diyorum. Filmlerde veya kitaplarda öyle olmaz mıydı? Kötü çocuk, kapalı kapılar arkasında sakladığı sırları veya geçmişinden dolayı bu hale gelmiştir.
Sonra kendime geliyorum. Zorbalığın hiçbir bahanesi olmamalıydı, varsa bile kabul edilemezdi.
“Kerem, eğlence ne zaman başlasın?” Kenardan Ege’nin gülünç sesini duyduğumda gerçekliğe döndüm.
Saye seçilmişti, benim onu korumam gerekiyordu.
Kerem Ege’nin söylediğiyle birlikte önce Saye’ye, daha sonra bana baktı, ben zaten ona bakıyordum.
Sanki kafasında bir şeyleri tartıp biçiyordu.
Kerem bir şey demeyince lafa ben atladım.
“Hiçbir zaman. Öyle bir şey olmayacak!” Kerem güldü. Beni delirtmek mi istiyorlardı. Öyleyse amaçlarına ulaşmak üzerelerdi.
“Yeter bu kadar uzadığı, öğle teneffüsünde herkes konferans salonunda olsun. O zaman başlayacağız.” Kanım dondu. Ben ne dersem diyeyim korktuğum şeyler yaşanacaktı. Çığlığıma sessiz kalan ölülerden yardım istiyordum. Ölüler yardım edemez, onlar sadece ceset parçalarıdır.
Fakat bu okulda bir mezarlık vardı, okulun asıl adı da “Onlarca Ruhun Katilleri”. Bu yüzden bu okuldan olabildiğince hızlı bir şekilde kurtulmak istiyordum. Bende bir ceset olmadan önce.
“Bunu yapamazsınız, insanların hayatlarını böyle mahvedemezsiniz!” Kerem kahkaha attı. Gözlerimin içine bakıyordu, kahkaha atarken gözlerimin içine bakıyordu.
Gözlerinde bir saniyelikte olsa acıyı gördüm. Bunun sebebini anlayamayıp kaşlarımı çattım.
“Benden sana ufak bir öneri minik kuş, insanlara bu kadar anlam yükleme. Çünkü onlar senin için hiçbir zaman ötmeyecek, senin aksine.” Cümlesi tamamlanır tamamlanmaz Mir’e bir işaret yaptı ve Saye’yi gösterdi. Mir başıyla onaylayarak Saye’ye doğru hareketlendi.
Kerem, Derin’e de beni göstererek bir işaret yaptı. O zaman anladım. Bizi o zaman gelene kadar kaçmamamız için tutacaklardı.
Ani bir hareketle Saye’ye doğru koşmaya başladım. İkimizde fark etmemiştik ama birbirimizde uzaklaşmıştık.
Onun yanına vardığımda Ege, Mir, Derin ve Ceren’de yanımızdaydı. Yetişememiştim.
Derin ve Ceren beni kollarımdan tutarak uzaklaştırmaya çalıştı. Elimden geldiğince çırpınıp ellerinden kurtulmaya çalıştım ama tek yaptığım kendimi yormaktı. Ne zaman olduğunu anlamadığım bir şekilde belimden de bir çocuk tutuyordu.
Ege ve Mir’de aynı şekilde Saye’nin kollarına yapışmıştı. Ama Saye direnmiyordu. Bunu görünce donup kaldım. Gözünden bir damla yaş aktı. Kafasını kaldırıp bana baktı ve gülümsedi.
Gözlerim doldu. Yapamazdım, dertlerime ortak olan beni hayata bağlayan insanı kaybedemezdim.
“Bitti Nehir, bitti. Benim için daha fazla uğraşma, her şeyimi kaybettim, senide böyle parçalanmış görmeye dayanamam. Sen haklıydın. Susmak hiçbir şeyi değiştirmez. Fakat belli ki konuşmakta pek bir işe yaramıyor. Ben kabullendim güzelim, sende kabullen. Bitti.”
Gözlerinden, gözlerimden yaşlar boşalıyordu. Saye gülümsüyordu fakat karşılık verecek gücüm yoktu. Hayatımda bana değer veren tek insanı elimden alıyorlardı.
Bu dünya daha ne kadar insanı elimden alacaktı, daha ne kadar sevdiklerimi kaybedecektim.
Saye ne derse desin ben sessiz kalmayacaktım.
“Hayır! Yapamazsınız, hayır.” Hıçkırıklarımdan dediğim çoğu şey anlaşılmıyordu ama benim tek yaptığım haykırmaktı.
Sağır olanlar meğerse zaten ölüymüş, bu yüzden göremiyorlarmış da susuyorlarmış.
“Onu elimden alamazsınız, yapamazsınız.” Yalvarmaya başladım.” Lütfen yalvarırım beni alın ama onu bırakın, ben dayanırım katlanabilirim, sizle savaşmam, ama ne olur onu bırakın canını yakmayın.” Ceren ve Mir dışında hepsini yüzünde acıma gördüm.
Acıyorlardı ama acımalarına değil merhametlerine ihtiyacım vardı, üzülmelerine değil vicdanlarına ihtiyacım vardı.
“Merak etme güzellik, bu güzel kızı son görüşün olmayacak. Öğle teneffüsünde tekrardan göreceksin. Tabii, eskisi gibi mi olur bilemiyorum.” Mir alayla konuşunca hırçınlaştım ve arkamdan beni tutan kişiye tekme attım. Kızların kolundan kurtulmak için çok debelendim ama ölümüne tutar gibi tutuyorlardı.
Ceren elini kaldırıp yanağıma tokat attı. Bununla beraber ortamda bir sessizlik oldu, Saye dahil herkes yapacaklarımı bekliyordu ama benden bu kadar.
Zaten normal hayatımda yaşadıklarımla beraber güçsüz kalan bedenim tokat ile birlikte yere çökmeme sebep oldu. Ceren ve Derin’in elleri hala kollarımı tuttukları için kollarım havada kalmıştı. Başım önde eğik, dizlerimin üzerinde öylece kalmıştım. Gözlerim kapalıydı ancak bilincim her şeyi duyabilecek kadar açıktı.
Sessizliği bozan Kerem oldu, “Sen ne yaptığını sanıyorsun! Ceren yeter artık dur. Saye yerinde mi olmak istiyorsun?”
“Ama Kerem-“ Kerem Ceren’e izin vermeyip devam etti.
“Ne Kerem, ne? Bir daha bu kıza dokunursan Saye’nin yerinde sen olursun.” Salon tekrardan sessizliğe gömüldü.
“Yani bir daha kuralları çiğneyip, seçilmemiş birisine dokunursan Saye yerine seninle eğleniriz ki seçilmiş kişiye de benden izinsiz dokunursan da sıradaki Saye değil sen olursun!”
Tam o an bilincim kapandı her taraf kapkaranlık oldu, sesler buğulaştı. Bayılmış olmalıydım. Bedenim daha fazla dayanamamıştı. Yavaş yavaş rüyalar âlemine doğru yola çıktım. Bilincim yerine geldiğinde her şey bitmiş mi olacaktı, bilmiyordum.
Bunu kendime geldiğimde öğrenebilecektim.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
“Baba,” babama seslenip yanıma gelmesini sağladım. “Ne oldu, prensesim.” Babam merakla yanıma çömdüğünde ona sadece “Annem ve ablam nerede?” diyebilmiştim. Çünkü bir şey, daha fazlasını söylememi engellemişti.
“Annen ile ablan markete gittiler, fakat birazdan gelirler minnoşum.” Yüzümü buruşturdum. Bana böyle seslenmesinden nefret ediyordum.
“Baba! Bana bu şekilde hitap etme. Ben minik değilim ki, bak, gayet de büyüğüm.” Ellerimi havaya kaldırarak kendimi gösterdim. Babam sinir bozucu bir şekilde bana bakıp gülerken aniden telefonu çaldı.
Ayağa kalkıp kafamı okşadı ve telefona doğru ilerledi. O gidince kaydırağa doğru koşmaya başladım.
Evimizin bahçesinde ablam ve benim için küçük bir park kurmuşlardı. Daha çok benim içindi, çünkü ablam benimle oynamaz, arkadaşlarıyla vakit geçirirdi.
Kaydıraktan kaydığım sırada babam bahçedeki çardaktan telefonunu aldı ve sevecen bir şekilde cevap verdi.
Ama bu çok uzun sürmemişti. Babamın yüzü kaskatı kesildi. Telefon ellerinin arasından kayıp gitti ve kendini yere bıraktı.
Dizleri yere değer değmez olduğum yerden kalktım ve hızla babama doğru koşmaya başladım. Babamın yanına varır varmaz “Baba ne oldu? Düştün mü? Canın mı acıyor? Neresi acıyor göster, öpeyim belki geçer.” Babam bir süre sadece bana baktı.
Dakikalar sonra “Annen ve ablan,” diyebildi.
“Anneme ve ablama ne oldu baba, onlar iyiler mi?” Babam beni tutup kendine çekti ve bana sarıldı. Sevecen bir şekilde ona karşılık verdim fakat söylediğiyle bütün sevecenliğim yok olmuştu.
“Onlar gitti Nehir. Onları bizden aldılar.”
…