"Yine mi ya?" Otobüsü iki saniye ile kaçırmıştım. Teyzem kapıda on saat laf yapmasaydı otobüsü kaçırmazdım. Her sabah aynı şeyleri söyleyip duruyordu.
"Okulda kimseyle dalaşma, bir şey olursa beni ara, öğlen mutlaka bir şeyler ye, derslerde uyuya kalma, akbilin var değil mi?" gibi gibi bir sürü şey söylüyor.
Teyzeme kızıyordum ama oda haklıydı. Hem çok unutkan hem de aşırı sakar bir insandım. Oda doğal olarak bazı lafları tekrarlayıp duruyordu.
Teyzemin yüzüne karşı böyle kızamıyordum. Zaten onlara yükken birde üstüne kızamazdım.
Otobüsün geldiğini görüp düşüncelerimden sıyrılıp akbilimi hazırladım. En son akbilim kalmış mıydı hatırlamıyordum. Herhalde kalmıştı, yani ben öyle hatırlıyordum.
Otobüse binip kartı okuttum, kart onay verince tuttuğum nefesimi verdim. Bu tarz basit olaylarda geriliyorum. Bence çoğu insan geriliyordur.
Boş koltuk olup olmadığını görmek için gözlerim arka taraflara bakmaya başladı ki hiç yer olmadığını fark edip derin bir nefes verdim.
Çok güzel, birde bu olay vardı. Yarım saatlik yolu ayakta gidecektim.
Otobüsün ortalarına doğru ilerledim. Kendimi güvenli bir pozisyona sokmaya çalışırken otobüs aniden hareketlendi.
Otobüsün bu ani hareketiyle dengemi kaybedip neredeyse düşecektim ki son anda tutunabildim.
Boşta kalan diğer elimi montumun cebine sokup kulaklıklarımı çıkardım. Teker teker kulağıma takıp en sevdiğim şarkı olan Athena-Yalan' ı açıp mümkün olduğu kadar dışarıyı izlemeye çalıştım.
Küçüklüğümden beri bütün yolculuklarımda müzik eşliğinde dışarıyı izlemeyi çok severim. Terapi gibi gelir.
Otobüs başka bir durakta durunca inen insanlardan birinin yerini kapıp oturmayı başardım. Özellikle cam kenarını tercih etmiştim.
Yaklaşık on dakika sonra otobüste bilmem kaçıncı durakta durdu bir sürü insan inmişti.
"Ahh!" Ne oluyor ya?
Biri omuzuma sert bir şekilde çarptığında ister istemez canımın yandığını kanıtlayan bir ses dudaklarımdan firar etti.
Gözlerimi hışımla yanıma sert bir şekilde oturan kişiye çevirdim. Tam tonla laf edecekken üstündeki okul formasının bizim okula ait olduğunu gördüm. Yapabildiğim tek şey sadece bakmak ve özür beklemek oldu.
"Ne bakıyorsun kızım!" deyince kendimi tutamayıp kaşlarımı çattım.
"En azından özür dilersin diye düşünmüştüm, ama şu söylediğinden sonra tek düşündüğüm öküzün teki olman." Son söylediğimi kısık sesle söylediğim için duymamış olacak ki o kısımla ilgili bir şey söylemedi.
"Özür mü?" Güldü. "Ne özrü?" dediğinde kaşlarımı daha çok çattım mümkünmüş gibi.
"Otururken omzumu çürüttüğün için olabilir mi?"
"Abart istersen," dedi ve göz devirerek önüne döndü. Aynı şekilde bende gözlerimi devirip önüme döndüm. En iyisi okula gidene kadar muhatap olmamaktı.
Bu çocuktan hiç hoşlanmamıştım. Tavırlarına ve mimiklerine bakarsak Kerem'in hayranlarından biriydi.
Kerem kim mi? Onu da yakında öğrenirsiniz.
Otobüs benim ineceğim durağa yaklaştığında "Geçebilir miyim?" diyerek ayaklandım.
Çocuk tepki vermeyince onu dürttüm. Kafasını kaldırıp bana baktığında kulaklarında kulaklık olduğunu gördüm.
Ne istiyorsun dercesine kafasını sallayınca işaret parmağımla inmek istediğimi anlatmak istercesine ileriye doğru salladım. Ne istediğimi anlayınca kulaklığını çıkartıp "İnmek mi istiyorsun?" dedi.
"İznin olursa evet." diyerek beklemeye başladım. Yerinden kalktı ve kapıya doğru yöneldi.
Doğru ya! Adını bilmediğim bu çocukla aynı okuldaydık. Ona inebilir miyim demem çok saçma olmuştu. Açıkçası doğruyu söylemem, gerekirse inmek isteme sebebim durağa yaklaşmış olmak değildi.
Bu çocukla, daha doğrusu okuldan herhangi biriyle yan yana oturmak, aynı otobüste bile bulunmak istemememdi. Hepsi aptalın tekiydi.
Çocukta tam beş dakika boyunca ayakta kalınca okula daha olduğunu, inmek istememin sebebinin kendisi olduğunu anlayacaktı.
Anlayıp kırılması falan umurumda değildi. Zaten çabuk kırılacak birine de benzemiyordu. Tam tersi kolay kırabilecek bir insana benziyordu. Tek umurumda olan bu küçük davranış için bile bana sataşmalarıydı. Aptal oyunlarının yeni kurbanı ben olmak istemiyordum.
Otobüs iki dakika sonra okulun önündeki durakta durunca ilk inen ben olmuştum. Oldukça ağır adımlarla okula doğru ilerlerken bir yandan da korkuyordum.
Okulun bahçesine adım atar atmaz pisliğin kokusunu aldım. Bu okul lanetliydi. Bahsettiğim Kerem ve onun tayfası dışındaki herkes bu lanetten payını almıştı.
Şimdi size yarım saattir neyden söz ettiğimden bahsedeyim.
Öncelikle okuldan başlayalım, bu okul Kerem Kayan'ın babası Aras Kayan'a ait. Hani her okulda kendini bir şey sanan, şımarık ve insanlara zorbalık yapan birisi vardır ya, işte bu okulda ki namı değer zorba Kerem Kayan'dır. Kerem geçen sene okulda bir oyun başlattı. Başlarda gözlemlediğim kadarıyla çokta büyütülecek şeyler yapmıyordu.
Tabi ki zorbalığın büyüğü küçüğü olmazdı, ama birazdan Kerem'in en son neler yaptığını söyleyince şimdi söylediklerim hafif kalacak.
Dokuzuncu sınıfken Kerem ve tayfası ortaokullulara bulaşır onların toplarını alır kaçırır, patlatırlardı falan. Çocukların kendi paralarıyla aldıkları şeyleri alır sanki kendisi gibi kullanır, yer ve içerlerdi.
Onuncu sınıfa geçince işler biraz daha büyümüştü.
Kerem ve yanındakiler insanlara tehditler savuruyor, bazen onların paralarını çalıyorlardı. Çaldıkları paraları alıp harcıyor sonra aldıkları şeyleri ya paranın asıl sahibine karşı ya da rastgele insanlara karşı kullanırlardı.
Yani aldıkları şeyler yiyecek veya içecek bir şey ise insanlara fırlatırlardı. Ama eşya ise bunu o kişilere zarar vermek için kullanırlardı.
Bahsettiğim zarar fiziksel bir zarar değil. Tamamen psikolojik.
On ikinci sınıf zamanına yani şimdiye gelirsek, işler çığırından çıkmış durumdaydı.
Kerem etrafındaki yardımcılarına yenilerini katmış, eski olanların bazılarına da yaptığı kötü şeyleri yaparak çıkarmıştı. Bazıları da işledikleri suçlardan içeriye girmişti.
Şimdiki zamanda Kerem ve yanındakiler fiziksel şiddette de başlamıştı. Onların istedikleri olmayınca insanların canlarını yakıyor, istediklerini alana kadar işkence ediyorlardı.
Oyunun kurallarına gelirsek, okulda olan bir ekran var. Bu ekran okulun tam ortasında buluna bir koridorda. Genelde sabahları, o koridorda, ekranda bir isim olur, o isim kime aitse o kişi pes edene kadar ya da okuldan gidene kadar onunla uğraşır, ona işkencede ederlerdi.
Bu işkenceler değişiklik gösteriyordu. Genelde basit şeylerle başlayıp sonunu şiddetle bitirirlerdi. Seçilen kişilerde genelde bu noktada pes ederlerdi. Pes etmeyenlere ne oluyor derseniz, bu kişilerin cinsiyetine göre uygulanan şiddetler değişiyordu.
Eyer kız ise işler tacize kadar gidebiliyordu, görüntüler çekilip o ekranda paylaşılabiliyordu.
Eyer erkek ise fiziksel şiddet artıyordu. Bu iş nadirde olsa bıçağa kadar gidebiliyordu.
Ama herkesin gözü korkudan kör olduğu için fark edemedikleri bir şey vardı.
Kerem Kayan korkağın tekiydi. Yaptığı işler taciz veya bıçağa gelince kendisi yerine başkalarına yaptırıyordu. Kısacası korkuyordu.
Okulun sahibi babası, Aras Kayan ise oğlunun arkasını toparlamaktan başka bir şey yapmıyordu. Zaten kendisi okula yılda bir veya iki kere uğrardı. O günler okulda hiçbir şey yaşanmazdı.
Anlayacağınız Kerem için üzücü ve sıkıcı günler olsa da, okuldaki diğer masum insanlar için yılın en huzurlu zamanları o günlerdir.
İşin en saçma kısmı, bugün otobüste karşılaştığım tipler gibi bazı insanlar Kerem ve yandaşlarının hayranı. Bir gün o gruba girebilmek için her şeylerini verirlerdi.
Gelelim bana. Ben Nehir, Nehir Beyan. On yedi yaşında son sınıf öğrencisiyim. Bursa'da Kayan Kolejinde okuyorum. Teyzem, onun kocası ve kuzenlerimle yaşıyorum.
Kerem ve yandaşlarının okuldaki masum insanların ve onların ailelerine verdikleri zararı görünce çok kızıyorum. Hepsinden nefret ediyorum. Sadece Kerem'e falan değildi bu nefretim. Onu destekleyen herkese karşı nefret doluydum.
Şimdi diyeceksiniz ki, sen neden bir şeyler yapmıyorsun?
Haklısınız ama benimde uğraştığım milyon tane derdim var. Anlayacağınız seçilen kişide olmak istemiyorum. Biri bana bulaşana dek sessiz kalmayı tercih ediyorum.
Belki korkak olduğumu düşünüyorsunuz ama sizde olsanız gördüklerimden sonra aynı tercihi yapardınız.
Okulun kapısından içeri girdiğimde herkes bir yere doğru ilerliyordu. Muhtemelen ekranın olduğu koridora gidiyorlardı.
Yukarı çıkıp sınıfa çantamı bıraktıktan sonra tekrardan okulun girişine gittim.
Okuldaki tek arkadaşım Saye, daha okula gelmemişti. Kapının önünde onu beklemeye koyuldum.
Bu arada saatin kaç olduğunu merak ederek kolumdaki saate baktım. 08.29.
Saye genelde benden önce gelirdi. Bu yüzden nerede kaldığını merak etmiştim.
Tam telefonumu çıkarıp onu arayacaktım ki Saye kapıdan giriş yaptı.
"Nerede kaldın? Merak etmeye başlamıştım." dedim ve kollarımı bağlayıp tek ayağımı yere vurmaya başladım.
"Sana da günaydın anne." dediğinde yapmacık bir kahkaha attım.
"Ha ha ha! Ne kadar komik," dedim ve ellerimi çözüp omzumu silktim. "Niye geç kaldın?" Sınıfa doğru gitmeye başladık.
Saye normalde çok neşeli ve enerjik bir kızdır. Gözleri hep ışık saçar bana enerji verirdi.
Ama bugün biraz soluk görünüyordu, zaten söylediğim şeyle yüzü daha çok düşmüştü,
"Saye?" İsmini duyar duymaz hafif bir şekilde irkildi ama hemen kendini toparladı ve gülümseyerek "Önemli bir şey yok merak etme" dedi.
Hızını arttırarak yürümeye başladı. Bende ona ayak uydurabilmek için hızımı biraz daha arttırdım. "Herkes ekranın oraya gidiyor, çantamı bırakayım da bizde gidelim. Çok merak ediyorum Kerem hazretlerinin yeni oyuncağı kim?" dediğinde gözlerimi devirmeden edemedim.
Saye eşyalarını sınıfa bıraktıktan sonra bizde diğerleri gibi ekranın başına doğru ilerlemeye başladık.
"Nasıl hissediyorsun?" diye sordum Saye'ye. "Biraz korkuyorum, onun dışında iyiyim. Sen?"
Aslında bende korkuyordum hem de çok, ama kendim için değil. Korkumun sebebi Saye'ydi. Ekranda onun adı yazarsa ne yaparım bilmiyorum. Beni hayata bağlayan tek kişi oyken onu da kaybedersem...
Ekranın oraya geldiğimizde gözlerin bize döndüğünü gördüm. Herkes bizim olduğumuz tarafa bakıyordu. Arkamı dönüp etrafımı kolaçan ettim. O zaman anladım ki bize değil, tam arkamızdaki Ceren'e bakıyorlardı.
Ceren, Kerem'in sözde sevgilisiydi. Sözde çünkü aslında çıkmadıklarını, Ceren'in ondan hoşlandığı için böyle yalanlar uydurduğunu duymuştum.
Ceren, Saye ve bana bakıyordu. Nedenini anlamamıştım.
"Ne bakıyorsun mal gibi? Çekilsenize yolumdan." Dediğinde tam bir şey diyecektim ki Saye fark etmiş olmalı ki kolumu tutup yolun kenarına çekti.
"Kusura bakma-" Saye özür dilerken Ceren onun sözünü keserek, "Sen bir şey mi diyeceksin?" dedi bana bakarak.
"Ben mi?" diye sordum. Aslında anlamıştım ama anlamamazlıktan gelmiştim.
"Yok ben," hafif bir şekilde gülerek bize bir adım yaklaştı. Ne kadar seviyeli bir espri öyle değil mi?
"Aslında evet," diyerek Saye'nin kolundan kurtuldum. "Esprin çok seviyeliydi gerçekten, tam yaşına göre bir espri yaptın." dedim alayla.
"Kızım bana baksan sen," diyerek sert bir şekilde kolumdan tutarak bana yaklaştı. "Sen kendini ne sanıyorsun, benimle nasıl böyle konuşursun?" Etrafıma bakıp acaba cevap verecek biri olup olmadığını görmek istedim.
Herkes film gibi bizi izliyordu. Kimse çıkıp da cevap vermiyordu. Sessizce olanları izliyorlardı. Korkaklar.
Ceren'e dönerek ani bir hamleyle kolumu çekip ondan kurtardım. "Ben Nehir Beyan, memnun olamadım kusura bakma. Zahmet edipte adını söyleme. Herkes seni tanıyor zaten." Bu cevabımdan sonra Ceren daha da sinirlendi.
Elini kaldırıp vuracağı sırada, biri kaldırdığı elini havada yakaladı. Tutan kişiye baktığımda Kerem olduğunu gördüm.
"Sakin ol Ceren, öfkeni kontrol etmelisin. Sıra daha onda değilken bir şey yapamazsın. Yoksa kuralları unuttun mu?" dedi alaycı bir şekilde. "Unuttuysan hatırlatabilirim." Diyerek pis pis sırıttı. Ceren ne olduğunu anlamaya çalışırken Kerem'e öylece bakıyordu.
"Sataşan ben değilim Kerem. O bana sataştı." Dediğinde kaşlarımı çatarak gözlerimi Ceren'e çevirdim.
"Yalanlarının meşhur olduğunu duymuştum aslında ama yani gerçekten bu kadar belli etme bare!"
Kerem'in gözleri bana kaydı. Kaşları çatık bir şekilde bana baktığını görünce bende gözlerimi ona doğru çevirdim. Göz göze geldiğimiz anda bakışları değişti. Gözlerindeki bakışın anlamını anlamak istercesine daha da derin baktım gözlerine.
Bunu anlamış olmalıydı ki gözlerini kaçıran o olmuştu.
Daha fazla burada durmak istemediğim için arkamı dönüp gitmek istedim. Arkamı dönüp gitmek için hamle yaptım ama Kerem bileğimden tutarak gitmeme engel oldu ve "Daha yeni eğlencemizin kim olduğunu öğrenmediniz. Hiçbir yere gidemezsiniz!" dedi ve beni savurarak ekranın olduğu tarafa doğru yönlendirdi.
Saye ben bir şey diyemeden beni alıp ekranın o tarafa doğru götürdü.
"Kızım sen deli misin? Nasıl cevap verirsin? Sıradaki sen olmak istiyorsun herhalde." Dediğinde hışımla ona döndüm.
"Biraz daha sessiz kalmaya devam edersek eninde sonunda seçileceğiz zaten. Anlamıyor musun? Bu insanlar katil. İnsanların ruhlarını katlediyorlar. Şu zamana kadar yeteri kadar sessiz kaldık zaten. İstersen sen susmaya devam edebilirsin ama ben susmayacağım. Ruhum parçalanmadan önce çığlıklar atacak, insanlara ses olacak. Hayatım yeterince boktan. Birde benimle uğraşmalarına izin verip daha da bok etmeyeceğim." Deyip hızlı bir şekilde arkamı dönüp ekranın önüne doğru gittim.
Saye'de gelip bir şey demeden sessizce yanımda durdu.
O zaman anladım.
Saye bana yardım etmeyecekti. Haklıydı bile isteye göz önüne çıkmak, seçilmek istemiyordu. Ama anlamadığı şey buydu. Sessiz kalmak hiçbir işe yaramayacaktı. Şansızsak eninde sonunda zaten seçilecektik.
Kerem, Ege, Derin ve Mir ekranın tam altında duruyorlardı. Birazdan ekran açılacak ve bu okuldan kötülükle gidecek yeni kişiyi görecektik.
Hayattan tek istediğim bu okuldan kimseye bulaşmayıp, sessiz sakin mezun olup İstanbul'a gitmekti. Orada bir üniversiteye girerek kendi evimi almaktı. Teyzem ve kocasından kurtulmak istiyordum.
Aslında sadece kocasından.
"Evet arkadaşlar, heyecanlı mıyız?" deyince Kerem yüksek sesle, düşüncelerimden sıyrıldım ve o tarafa odaklandım. Saye tam yanımda benim gibi o tarafa bakıyordu.
Birisinin bakışlarını üzerimde hissedince kafamı kapının oraya çevirdim. Bir çocuk bana bakıyordu. Onu ilk defa görmüştüm. Bu okuldaki herkesi neredeyse illaki bir kez görmüşümdür. Ama tanımadığım bu çocuğu ilk defa görmüştüm.
Gözlerimi ona dikince kafasını çevirerek Kerem'e bakmaya başladı. Ben kaşlarım çatık bir şekilde ona bakmaya devam ediyordum.
"Sanırım birazcık korkuyorsunuz," dedi Kerem alayla. Kafamı Kerem'e çevirdim.
Hepsinin gülüşleri bütün koridoru sararken ekranda mavi bir ışık yandı. Bu yaklaşık otuz saniye sonra seçilen kişiyi öğreneceğimiz anlamına geliyordu.
"Korkmanıza hiç ama hiç gerek yok," hepsinden iğreniyordum. "sadece seçilen sizseniz sizinle biraz eyleneceğiz o kadar."
Ciddi ciddi yaptıkları şeyi oyun sanıyorlardı.
"Evet, son on saniye." Kalbimin atışları hızlandı.
"Beş," gözlerimi yumdum ve Saye'nin sıkı bir şekilde elini tuttum.
"Dört," Saye'de elimi sıkıca tuttu.
"Üç," Gözlerimi açıp Saye'ye baktım.
"İki," Çok korkuyordu. Benim gibi.
"Bir," Ona gülümseyerek baktım. Aynısını oda yaptı.
"Ve sıfır," Saye ekrana bakmak için kafasını kaldırdı.
Yüzü bir anda bembeyaz kesildi ve donup kaldı. Herkesin gözleri bizim üzerimize kaydı.
Ekrana bakmak için kafamı kaldırdım. Korktuğum başıma gelmişti işte. Hayat bir kere daha tekmelemişti beni.
"İşte o şanslı kişi." Kalbimin atmadığına yemin edebilirdim. "Saye Ferat!"
~~~~~~~
Bu ilk bölümdü. Bölümün içinde çoğu şeyi açıklamaya çalıştım.
Yazım hataları olabilir.
Bir dahaki bölüm yakında gelecek.
Umarım beğenmişsinizdir.
Sizce Nehir ne tepki verdi?
Saye neler yapacak?
Bu arada eyer diyorsanız niye bu okulda okumaya devam ediyorlar neden ayrılmıyorlar. Kerem'in babası gitmek isteyen ailelere çok yüksek miktarda tazminatla tehdit ediyor. Bu yüzden okula kayıt yaptırırken imzaladıkları sözleşmede engelliyor. Kısacası miktarı aileler ödeyemiyor. Polise falanda gidemiyorlar kapı gibi sözleşme var. Ayrıca çocukları ailelerine söyleyemiyor çünkü tehdit ediliyorlar. Yani kısacası olmuyor.
Diyer bölümlerde görüşmek üzere...