İçeriğe geç

Kalpler Unutmaz

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Kalpler Unutmaz

Bölüm 2

Hafıza Kaybı

Geçmiş zaman…

Hakan bir yıldır Serkan Barkın’ın yanındaydı ama herif öyle paranoyaktı ki şu bir yılda adamın güvenini kazanmak için elinden geleni yapmıştı ama herifte tık yoktu. Ama son zamanlarda emeklerinin karşılığını aldığını hissediyordu. Çünkü Serkan ilk kez bir görevin başına onu geçirmişti. Serkan’ın planı Silopi’nin sınır köylerine saldırıp yetişkin erkekleri öldürüp kadın ve çocukları esir almaktı. Artık her nasıl olmuşsa saldırı yapılacak köylerde Türk askerinden pusu yemişlerdi…

Hakan da durumu fırsata çevirip suçu kendinden üstte olan, sürekli kendisine emir verip sataşan herife atmıştı. Adını hafızasında tutma gereksinimi duymamıştı Hakan. Önemli birisi değildi çünkü sadece Serkan Barkın’ın kullandığı maşalardan biriydi. Kısa boylu, şişko, saçı sakalı birbirine girmiş bir mağara adamı gibiydi.Hakan onun aksine 1.92 boyunda iri bir adamdı ayrıca yakışıklıydı buradaki herkesin aksine düzgün bir yüzü vardı ama ortama uyum sağlamak için saçını sakalını bir yıldır kesmemişti. Bir çaksa amel defteri kapanacaktı herifin ama yinede sürekli sataşmaktan geri durmuyordu pezevenk. Üstüne doğru yürüdüğünde hemen suspus oluyordu. Burada ki neredeyse herkes Hakan’ın heybetinden korkuyordu.

Şuandaysa Serkan Barkının kumaş pantolonuna yapışmıştı dudaklarını büzerse Serkan’ın pahalı ayakkabılarını öpebilirdi. Bir zavallı gibi gözüküyordu. ‘Ki zaten öyleydi.’

Serkan’ın bakımlı ve temiz kıyafetleri bu toz toprak harabede çok tezat duruyordu.

Başını kaldırıp Serkan’ın yüzüne baktı “ben hain değilem patron ben hain değilem!”

İşaret parmağıyla Hakan’ı işaret etti. “Odur hain, ben hain değilem!” “İftira, iftira atıyor bağa!”

Serkan kısa bir an omzunun üstünden Hakan’a baktı.Hakan bu bakışı hissetti ama Serkan’a bakmadı. Hakan ifadesizdi sert çehresinde tek bir duygunun emaresi yoktu.

Serkan Barkın ayaklarına yapışmış kendisine yalvaran herife baktı. Adamın suratına bir tekme geçirdi. Gayri ihtiyari ellerini Serkan’ın pantolonundan çekmiş geriye doğru düşmüştü.

“Çek o pis ellerini üstümden.” dedi Serkan. Sesi tiksinti doluydu.

“Sen bana ihanet ettin, sen amacımıza ihanet ettin!” Serkan bir kaç adım geri çekildi yerde kanayan burnunu tutan adama iğrenerek bakıyordu. Öfkeyle soludu ve işaret parmağıyla baş parmağını göz pınarlarına götürdü.

“Anlamıyorum, nereden geliyor size bu cesaret!” Hızlı bir hareketle yerdeki adama eğildi. Adamın uzun saçlarına asıldı ve gözlerinde tiksinti ve öfke vardı. “Söylesene bensiz bir hiç olduğunuzu bilmenize rağmen, ben olmasam bir sokak köpeğinden hallice olucağınızı bile bile nasıl cesaret ediyorsunuz!” Etrafta Serkan’ın Silopi de görevlendirdiği adamlar vardı.Aslında Serkan’la beraber Elbeyli’den gelen adamlarda vardı ama onlar Türk askerinin pususunda son soluklarını vermişlerdi.

Serkan eğildiği yerden kalkmış ve cebinden çıkardığı bezle teröriste değen ellerini silmişti. Belindeki silahın namlusunu yerdeki adama doğrultu. Adam daha çok ağlamaya başladı.

“Lütfen, yalvarırım… yapma”

Serkan, dilini damağına vurdu. Namluyu adama doğrultmayı bırakmıştı. Serkan önündeki zavallı adama ve omzunun üstünden Hakan’a baktı.

“İkiniz benimle Elbeyli’ye geliyorsunuz.”

Burnunun kanaması hala durmayan adam parlayan gözlerle Hakan’a bakıyordu. Sanıyordu ki Serkan ona inandı, affetti.

Serkan’ın altında çalışan herkes bilirdi ki Serkan’ın Elbeyli deki ana üssünde bir işkence odası vardı.

Adam sanıyordu ki Serkan onun ihanet etmediğini inandı. Hakan işkence odasında can vericekken kendisinin Elbeyli’de yükseleceğini düşünüyordu.Yüzünde pis bir sırıtışla Hakan’a bakmasının nedeni de buydu.

Oysa hiç bir şey onun sandığı gibi olmayacaktı kendisi işkence odasında can verecek, Hakan Elbeyli’de Serkan’ın yanında yükselecekti.

Babası eğer nişanlısı kurtulursa ona bir şekilde haber göndereceğini söylemişti. Bir yıl olmuştu yoktu bir haber… Ölmüş müydü sevdiği kadın, ölmüş müydü onun yolunu gözleyen tek kişi?

Hakan her gün bu bilinmezlikle kahroluyordu. Babası ‘kurtulursa’ haber göndereceğini söylemişti. Bir yıldır haber gelmediğine göre kurtulamamıştı sevgilisi. Sevdiği kadının öldüğünü kabullendiği gün yemin etti. Serkan Barkın’ın yok olduğu zaman o da kendini yok edecekti. Nişanlısının yanına gidecekti. Ama eğer Serkan’ın elinde tutsak olan o çocukları kurtarmadan kendi canını alırsa sevdiği kadın asla affetmezdi kendisini. O yüzden önce görevini tamamlayacak sonra onu bekleyen tek kişinin yanına gidecekti.

Günümüz…

Bir çarpma sesi gelmişti kulağıma. Sonra birisinin konuşma sesi, ne dediğini anlamıyordum ama sesi huzur veriyordu. Kalın ve tok bir erkek sesiydi.Tekrar aynı çarpma sesi geldi kulağıma bu sefer daha yüksek bir sesle.Çarpma sesiyle beraber sıçrayarak uyandım.Rüyaydı. Terden sırılsıklam olmuştum. Hızlı nefes alıp veriyordum.Nefesimin düzene girmesini bekledim. Neredeyse her gün bu tür rüyalar görüyordum. Bazen başka sahneler de görüyordum. Ama hemen unutuyordum. Uzun ve iri bir adamın silüetini görüyordum. Görünüşüyle ilgili hatırladığım tek ve en net şey elleriydi, sol elinde bileğinden başlayıp orta parmağına doğru uzanan bir bıçak yarası vardı. 3 yıl önce geçirdiğim bir kazada hafızamı kaybetmiştim. Anladığım kadarıyla o zamanlar bir nişanlım vardı, bu rüyalarımdaki adamında o olduğunu düşünüyordum.

Odamda mavi renk ağırlıklıydı. Ferah bir odaydı ama şuan bana heryer basıyordu. Takılarımın olduğunu raftan, hastaneden çıktığımda bana verilen nişan yüzüğünü aldım. İçinde sadece 04.01.2023 yazıyordu. Elim yüzüğün yanında duran kırık asker künyesine gitti. Künyenin yarısı kırıktı. Sadece soy isim ve doğum yılı okunuyordu. Askerdi. Ona ulaşmaya çalışmıştım ama başarısız olmuştum. Beni sevmemiş miydi hiç ? Belki anlaşmalı bir evlilik yapmışızdır diye düşünmüştüm ama kendimi biliyordum böyle bir şey yapmazdım. Belki şehit olmuştu? İç çekerek yüzüğü ve kırık künye yerine koydum.

Hava birazdan aydınlanırdı. Anneme ve abime sorduğumda hiç bir zaman nişanlanmadığımı söylemişlerdi. Normalde olsaydı onlara inanırdım. Tabi alyansta yazan tarihle hafızamda yer almayan zaman dilimi uyuşmasaydı.

Hem bu rüyalarıma giren adamda kimdi o zaman? Belki annemlerden ve Sumru’dan saklamak zorunda kalmıştım. O yüzden haberleri yoktur belki diye düşünüyordum.

Odamdan çıkıp lavaboya doğru ilerledim, bu gün izinli olduğum için rahattım. Elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Elbeyli’ye taşınmıştım, çünkü buradaki insanların bana ihtiyacı vardı. Ayrıca abime yakın olmak istemiştim. Yaralanırsa yarasını ben sarayım istemiştim. Yüzbaşı Barış Yeval. Abimin adı buydu. Bordo bereliydi kendileri 1.95 boyunda hayvan gibi bir adamdı. Ondan daha iri, heybetli birisini görmemiştim. Annemin adı Sezin’di hala gençliğindeki gibi zayıf ve güzel bir kadındı tesettürlüydü bende daha önce kapanmayı denemiştim ama çok zor geldiği için yapamamıştım.

İki gün cilt bakımı yapmamıştım, çenemde sivilce çıkmıştı işte böyle nankör bir şeydi cilt bakımı. Aynaya bakmayı bırakıp, mutfağa gittim kendime bir kahve yaptım. Düşüncelere daldığım sırada Sumru’nun sesini duydum.

“Yine aynı rüya mı?” dedi Sumru.

“Saatin daha 7:00 olmasına var. Sen niye ayaktasın marul” dedim. Saçlarını yapmamıştı daha, şuan ona marul yerine kuzu desem daha uygun olacaktı.

“Öfff, şu lakaptan vazgeç artık. Marul ne bee!”

“Doğru diyorsun şuan marulları bile kıskandıracak bir haldesin.” Kıs kıs güldüm. Gördüğüm rüyanın etkisinde olmasaydım şu bonus kafalı haline fena gülerdim ama halim yoktu. O da anladı bunu. “Ne gördün?” diye sordu. “Aynı şeyler.” diyerek cevapladım onu. Bir anda ellerimi tutup beni kendisine çevirdi. “Işıl, psikoloğa gitmek ister misin belki bir şeyleri hatırlamana yardımcı olur. O rüyalarındaki adamın kim olduğunu hatırlarsın. Biliyorum önceden gittiklerin bir ile yaramadı ama… Seni her uyandığında böyle düşünceli, durgun görmekten nefret ediyorum. Senin için endişeleniyorum kardeşim sen benim için çok kıymetlisin.” Gözlerim dolmuştu, dokunsalar ağlayacaktım. Sımsıkı sarıldık birbirimize. Ayrıldığımızda ellerimi yanaklarına koydum. Şuan şu bonus kafa haliyle, gözleri dolmuş bir kuzuya benziyordu. Yanaklarını çekiştirdim. “Kuzu yaa, tipe bak hele.” diyerek daha çok çekiştirdim yanaklarını. Ellerimi çekip beni itekledi.Dayak yememek için kaçtım. Tamam Allah başımdan eksik etmesindi. Bana annemin yanındaymış gibi hissettiriyordu ama elide anneminki gibi ağırdı. Kıçıma şamarı yerken gerçekten annemin yanında gibi hissediyordum. Her anlamda.

“Senin o saçını başını yolup kuzuya çevirmezsem namerdim! Gel buraya!”

“Yaa vallahi özür dilerim yaa!” derken bir yandan kahkaha atıyordum. Yakalaya biliyorsa yakalasındı.

Bölüm sonu

6 yorum

  • Işıl'ın anası abisi falan niye kızı tezgahlıyor ya? Ve bide bunun babası nerde odamı abisi gibi asker? Belkide Korkut ile çalışıyordur falan

    1Yanıt
  • Hafıza kaybı berbat bisey ya sevdigin nisanlandıgın adamı hatırlayamamak falan

  • Sumru ve Işıl'ın atışmaları aşırı samimi ve gerçekçiii

    1Yanıt