Ertesi sabah, alarmın sesiyle erkenden uyandım. Dün gece kafamda dönüp duran o cümle, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte zihnimde daha net bir yer edinmişti. Aynanın karşısına geçip üzerime uzun, gri bir trençkot ve sade bir pantolon giydim. Saçlarımı açık bırakarak evden çıktığımda, mahalle henüz uykusunu alamamıştı. Fırından taze ekmek kokuları geliyor, esnaf dükkânlarının kepenklerini yeni açıyordu.
Ateş’in bahsettiği büro, mahallenin o sıkışık sokaklarından çıkıp şehrin daha modern, cam kaplı plazalarının olduğu merkeze yakın bir konumdaydı. Otobüsten inip binanın önüne geldiğimde, cam yansımama baktım. Kendimi, mahalledeki "Barış'ın kardeşi Leyla" değil, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir hukukçu gibi hissediyordum. Yine de içeri adım atarken içimdeki o ince sızı, o yabancılık hissi kaybolmamıştı.
Danışmada adımı söyleyip beklemeye başladığımda, kısa süre sonra koridorun ucunda Ateş göründü. Üzerinde her zamanki o koyu renk takım elbisesi vardı; mahalledeki o rahat, serbest hali tamamen silinmiş, yerine işinin başında olan o sert avukat gelmişti.
"Gelmişsin," dedi, yanıma yaklaştığında. Sesi ne şaşırmış gibi ne de çok memnun; sadece mesleki bir netlikle çıkıyordu.
"Sözümde dururum," dedim, sesimi titretmemeye çalışarak.
"Göreceğiz," dedi ve beni takip etmem için işaret etti. Geniş koridorlardan geçip küçük ama düzenli bir çalışma odasına, daha doğrusu yığılmış dosyaların olduğu bir masanın önüne geldik. "Burası senin masan olacak. Eğer buraya sadece mahalledeki gibi 'abi tanıdığı' olarak geldiğini düşünüyorsan, ilk günden ezilirsin. Burada herkes kendi savaşını verir."
Masaya baktım. Üzerindeki dava dosyaları, kalın kanun kitapları ve not kağıtları... Bütün o karmaşa gözümü korkutmak yerine, içimde tuhaf bir hırs uyandırdı. Ateş’e doğrudan baktım, bu sefer gözlerimi kaçırmadan. "Ben buraya mahalledeki kimliğimi taşımaya gelmedim, Ateş abi. Kendi adımı yazdırmaya geldim."
Ateş’in gözlerinde o an, tarif edemediğim derin bir ifade belirdi; sanki ilk defa beni bir stajyer olarak değil, gerçekten tehlikeli derecede kararlı biri olarak görmüştü. "O zaman şansın bol olsun, Leyla," dedi ve arkasını dönüp odadan çıktı.
Masaya oturup ilk dosyayı elime aldığımda, dışarıdaki dünyanın bütün gürültüsü sustu. Artık mahalle geride kalmıştı; burası benim kendi hikayemi yazmaya başladığım yerdi.