İçeriğe geç

Kalp Atışı

Bölüm 30 · 17 dk okuma

Kalp Atışı

Bölüm 30

29-cu bölüm: Atasoy sözü

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın. İyi okumalar.

Emre Alparslan Atasoy'dan:

Küçükken, babam bizi terk edince çok üzülmüştüm. Tüm çocukların babaları yanlarında, benimki niye bizi terk etti diye düşünüyordum. Çocukluğum Acaba çok mu kötü çocuk oldum da babam beni sevmedi diyerek geçti. Hiç unutmuyorum. Unutamıyorum. Ablamla birlikte okuldan dönünce annemi küvetin içinde bileklerini kesmiş şekilde gördüğümü. Korkudan kaskatı kesilmiştim. Titriyordum ve hareket edemiyordum. Ablam soğukkanlılık gösterip hemen ambulansı aramıştı.

Hastanede, annem acildeyken ablam beni teselli ediyordu. "Korkma, Alparslan. Güçlü ol, kardeşim. Annemize bir şey olmayacak. O iyi. Bizi asla bırakmaz." Diyordu. Ona inanmıştım. Annemin iyileşeceğine inanmıştım. İyileşti de. Bir süre sonra eskisi gibi oldu. Onunla birlikte ben de iyileştim.

Ama şimdi... Şimdi yine nefes alamıyorum. Doğa. Can parçam. Uğruna canımı vereceğim kişi iyi değil. Onun canını yakıyorlar ve sanki benim canımı yakıyorlarmış gibi hissediyorum. Nefes alamıyorum, Doğa. Ablamın bana söylediklerini ben şimdi sana söylüyorum. Güçlü ol, birtanem. Dayan lütfen. Kurtaracağım seni o pisliklerin elinden. Asla bırakmayacağım seni.

Hazırlanmaya gidecektim ama odamda oturmuş öylece düşünüyordum. Öyle uzaklaşmıştım ki gerçek dünyadan, Girayın yanıma oturduğunu bile farketmedim.

"İyi misin?"

"Sence?"

"Bak, bu tip duygusal konuşmaları sevmem ama yine de dinle. Biliyorum beni sevmiyorsun, hatta nefret ediyorsun. Ama ben seni seviyorum be Atasoy. Ve üzülmeni istemiyorum. Bak ben inanıyorum, Doğa güçlüdür. Dayanır. Hem o bir yolunu bulur kurtulur oradan. O kurtulamasa bile biz kurtarırız. Unuttun mu? Özel Kuvvetçiyiz biz. 3-5 tane teröristten mi korkacağız?" Bir elini omzuma koydu. "Hadi kalk ayağa. İstihbarattan haber gelir gelmez yola çıkacağız. Gidip onlara kim olduğumuzu gösterelim. Türk istihbarat elemanını esir almak onlara çok pahalıya patlayacak, küçük kardeşim." Dedi ve gülümsedi.

Ben ayağa kalkınca o da kalktı. Gözlerim dolmuştu. Hiç düşünmeden ve hayatımda ilk defa ona sımsıkı sarıldım. Bir süre duraksadı. Ama sonra o da kollarını sırtıma yerleştirdi ve sıvazladı. Burnum omzuna geliyordu. Kokusunu içime çekiyordum. Ona sarılınca hiç bilmediğim abi sıcaklığını hissettim. Ayrıldıktan sonra burnumu çektim. "Sağ ol, Giray."

"Biz kardeşiz oğlum. Her ne kadar istemesen de abinim ben senin."

"Neyse. Gidelim hadi." Deyip akan tek damla gözyaşımı sildim.

Odadan çıkarken Giray "Ağlıyon mu lan?" Deyip güldü.

"Ne alaka? Ağlamıyorum. Yanlış gördün sen."

"Az önce de bana sarıldın. Cenetteyim galiba. Kavga etmeden konuşabiliyoruz."

"Şımarma hemen." Harekat merkezine girdik. "Komutanım. Bir haber var mı?"

"Gel Alparslan. Serhatla Arif istihbaratla buluşmaya gittiler. Doğanın videosu inceleniyor. Nerede olduğunu bulmak üzereler."

"Durumu nasıl?" Deyip ekrana baktım. Öylece yere oturmuş, bacaklarına sarılmıştı.

"Gördüğün gibi." Tam o anda görüntü kesildi ve Andrey kamerada gözüktü.

"Selam albay, yakışıklı komutan ve maviş üvey abi. Özlediniz mi beni?"

"Ne istiyorsun yine?! Doğa iyi mi?!"

"Bilmem ki. Duruyor öyle. Ben de onun için aradım sizi."

"Bana bak lan! Eğer onun kılına zarar verirsen seni elimden kimse alamaz Andrey!"

"Çok güzel bir konuya değindin. Doktoru getirin." Deyip yanındaki adamlara emir verdi. Adamlar bir süre sonra Doğayı kollarından tutup buzluktan çıkardılar ve sandalyeye bağladılar.

"Doğa! Doğa buradayım birtanem, kurtaracağım seni!"

"Alparslan?! Alparslan, duyuyor musun beni?" Dedi ve kameraya baktı. Ağlıyordu ve dudağının kenarından kan akıyordu.

"Duyuyorum birtanem. Korkma tamam mı? Çıkaracağım seni oradan. Bırakmayacağım o pisliklerin elinde."

"Çok özledim seni. Lütfen gel artık."

Gözyaşlarımı durduramaz hâle gelmiştim. "Geleceğim güzelim. Korkma. Kurtaracağım seni tamam mı? Söz veriyorum. Atasoy sözü."

Gülümseyerek "Atasoy sözü." Diyerek tekrar etti.

"İçimi şişirdiniz be." Diye araya girdi Andrey. "Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere. Ben düşündüm ki, senin doktoru soğukta bıraksam haksızlık olur. Bir az işin içine eğlence katalım ama değil mi?"

"Ne diyorsun lan! Eğer ona bir şey yaparsan seni ellerimle gebertirim!"

"Bundan bahsediyorum yakışıklı. İzle şimdi." Doğaya doğru döndü. "Seninle aramızda pek elektriklenme olmadı. Bir az kendimiz yapalım bunu." Dedi ve Doğanın arkasına geçip parmaklarına cihazı taktı. "Şimdi söyle bakalım yakışıklı, adamımı bana geri veriyor musun? Yoksa ben doktorunu bir az hırpalayayım mı?"

"Elinden geleni ardına koyma." Dedi Doğa nefretle Andreye bakıp.

"Bu da amma hevesli ha acı çekmeye. Hadi ama yakışıklı, sabaha kadar seni bekleyemem ya." Deyip sandalyenin etrafında döndü. "3e kadar sayıyorum. 3,2,1. Başlat." Dedi yanındaki adama. Adam düğmeyi çevirince Doğa elektrik yüzünden hafif çığlıklar attı.

"Doğa!"

Yavuz albay elini omzuma koydu. "Sakin ol."

Makineyi durdurdular. "Eee yakışıklı? Adamımı veriyor musun vermiyor musun? Takas edebiliriz. Bu doktor çok zayıf, seni delirtmekten başka bir işe yaramaz."

İçeri bir asker girdi ve Yavuz albayın kulağına bir şeyler söyleyip çıktı.

"Tamam. Senden bir ses yok. O zaman şöyle bir şey göstereyim sana." Deyip eline bir iğne aldı. "Bu ne biliyor musunuz? Bu küçücük şey tüm sinir sistemini aktiv ediyor. En küçük şeyler bile büyük acı verir. Uygulamalı şekilde gösterelim isterseniz."

"Hayır. Hayır Allah kahretsin."

"3e kadar sayıyorum. Evet ya da hayır. 3,2,1..."

"Dur!" Dedi Yavuz albay. "Tamam. Doğaya karşılık Neslihanı size vereceğiz."

"Hah şöyle. Birinizin bile akıllı çıkması iyi. Gelişiyorsunuz."

"Kes lan sesini! Komutanım ama,"

"Takas edeceğiz. Ama Doğanın kılına zarar verirseniz işte o zaman külahları değişiriz."

"Siz bana adamımı geri verin yeter. Bu sulugöz doktorla bir işim olmaz. 2 saat sonra dediğimiz mekana getireceksiniz. En ufak bir oyun oynamaya kalkarsanız canınızı yakarım." Dedi ve görüntü kayboldu.

"Komutanım siz neler diyorsunuz? Neslihanı gerçekten verecek miyiz?" Diye sordu Giray.

"Vermeyeceğiz. İstihbarat Doğayı kaçıran adamın arabasını bulmuş. Serhatla Arif te adamı konuşturmayı başarmışlar. Adam Doğayı götürdüyü yeri söylemiş. Alparslan, timi toplayıp araziye hemen intikal etmelisiniz."

"Emredersiniz!" Deyip çıktım.

•••

"Yarasa unsurları. Herkes beni duyuyor mu?"

"Duyuyoruz komutanım."

"Yarasa Yarasa 6." Dedim

"Yarasa 6 dinlemede." Diye cevap verdi Demir.

"Kaç kişiler?"

"Girişte 7 kişi."

"Susturucular takılsın. Herkes adamını alsın. 3 diyince." Dedim sessizce. "3!" Bir saniyenin içinde ana girişteki adamların hepsini öldürmüştük ve kimsenin ruhu duymamıştı. "İçeri giriyoruz."

Binaya girip karşımıza çıkan adamlarla çatıştık. Yaklaşık 20 dakika sonra Doğayı sakladıkları yere geldik. İçerde eli silahlı 5 kişi vardı. Odaya baskın yaptık. "At silahları at! Çök! Çök!" Adamlar silahları attılar.

Birisinin yakasına yapışıp "Nerede lan Doğa?! Nereye sakladınız onu?! Söyle yerini hemen beynini patlatmayayım!" Dedim.

"Bilmiyorum." Dedi korkuyla.

Adamın bacağına sıkarak bağırdım. "Biliyorsun!"

Acıyla inledi "Bilmiyorum."

"Bak seni delik deşik ederim!"

"Valla bilmiyorum. Siz gelmeden önce Andrey onu başka yere götürdü. Hiç bir şey de söylemedi. Sınır dışına çıkarmış olabilir. Bakın siz Andreyi tanımıyorsunuz. Sağ çıkarmaz sizi. Doktoru zaten çoktan öldürür."

"Kes lan sesini!" Diye bağırıp adamın üstüne kurşunları yağdırdım.

Yiğit hemen yanıma koşup omuzlarımdan tutarak beni uzaklaştırdı. "Alparslan, sakin ol! Böyle yapmanın kimseye bir faydası yok."

"Sakin olamıyorum anlamıyor musun?! O benim en zayıf noktamdı ve onu bulmadan sakinleşmeyeceğim! Üstüme gelip durmayın!"

Ensemden tutarak beni kendine çekti ve başımı omzuna yasladı. "Bulacağız onu sana söz veriyorum, kardeşim. Bulacağız. Ama şimdi sakin ol lütfen. Kendine zarar vereceksin."

"Siz beni anlamıyorsunuz. Neler hissettiğimi bilmiyorsunuz. Nefes alamıyorum, Yiğit. Kalbime bir hançer saplanmış gibi hissediyorum. Kalbimin acıyla söküldüğünü hissediyorum."

"Biliyorum ,kardeşim. Güven bana. Bu gün onu kurtaracağız. Merak etme. Şimdi çıkmamız gerek buradan bomba olabilir." Dedi.

Ondan ayrılıp "Sağ ol, Yiğit. İyiki varsın, kardeşim." Dedim ve binadan dışarı çıktık. Tim girişte durmuş etrafı kolaçan ediyorlardı. "Toplanın gidiyoruz."

Arif "Yenge nerede?" Diye sordu.

"Şerefsiz Andrey başka yere götürmüş. Tabura dönelim. Yavuz albayla konuşup bir çözüm buluruz."

Murat telefonu getirip "Komutanım, özel numara." Dedi.

Telefonu açtığım anda Andreyin sinir bozucu sesi kulaklarıma doldu. "Naber yakışıklı? Sürprizimi beğendiniz mi?"

"Andrey. Seni bir elime geçirirsem,"

"Çok korktum ya. Siz kendinizi uyanık mı zannediyorsunuz? Bu numaraları yer miyim ben?"

"Nereye götürdün lan onu?! Söyle çabuk!"

"Ben size ne dedim ama? Benimle uğraşamazsınız."

"Senin 10 katın bile gelse yine alt ederiz. Hiç şüphen olmasın."

"Aman aman. Sana bir sürpriz yapmak istiyorum, yakışıklı. Madem benim adamımı vermiyorsunuz, ben de sizinkini vermiyorum."

"Ne diyorsun lan! Eğer ona bir şey yaparsan seni yaşatmam Andrey!"

"Artık çok geç, Alparslan. Benimle oynamanın bedelini ödeyeceksiniz. Şimdi otur bir süre ağla." Deyip kapattı.

"Hayır! Hayır kapatma! Yerini söyle hemen!"

"Ne yapacağız komutanım?"

"Tabura dönüyoruz."

•••

"Komutanım."

"Gelin arkadaşlar. Durum nedir?"

"Mekana gittik. Ama Andrey bizim geleceğimizi anlayıp Doğanın yerini değişmiş şerefsiz." Dedim. "Adamın birini konuşturduk, sınır dışına çıkarabileceğini söyledi."

Yavuz albay iki eliyle masadan destek aldı ve nefes alışverişleri düzensizleşti. "Allah belalarını versin onların." Masaya yumruk vurarak dedi. "Neslihan. Gidip onu konuşturun. Andreyin sağ kolu. Doğayı nereye götürdüyünü bilir. Serhat, sorguya sen gir."

"Anlaşıldı." Deyip çıkacakken Yavuz albay durdurdu.

"Alparslan, sen bir az kal." Tim çıktıktan sonra elini omzuma koydu. "Nasılsın?"

"En azından tek parçayım."

"Biliyorum çok zor ama dayanmak zorundasın. Bu halde operasyonlara çıkamazsın. Güçlü olmak zorundasın, Alparslan!" Gözlerim yere bakıyordu. Omzuma vurunca duruşumu dikleştirdim. "Ağlamayacaksın! Bu bir emirdir! O teröristleri sevindirmeyeceksin! Anladın mı beni, Yüzbaşı Atasoy?!"

"ANLAŞILDI KOMUTANIM!"

"Şimdi git arkadaşlarının yanına. Neslihanın sorgusunu gözden geçir." Deyince baş sallayım çıktım.

Doğa Korkmaz'dan:

Sabah hastaneye gitmek için apartmandan çıkıyordum. Tam o an kafama bir silah dayatıldı ve birisi arkadan gelip bir bez koklattı. Gözlerimi açtığımda bir evdeydim. Etrafımda adamlar vardı. Bütünlükle sandalyeye bağlanmıştım. Etrafa bakınınca arkası dönük orta boylu bir adamın sesini duydum. "Vay vay vay. Bizim doktor uyanmış demek." Deyip yüzünü döndü. Bu adam Andreydi. Hastanenin kutlaması olan gün Alparslanla birlikte esir düşmüştük. Beni tanımıyordu. Ama ben onu tanıyordu.

"Yine karşılaştık. Ama bu sefer yanında o yakışıklı sevgilin yok." Deyip güldü.

"Ne istiyorsun benden?"

"Senden değil. Sevgilinden bir şey istiyorum. Duydum ki en güvendiğim adamımı almış. Kısasa kısas ben de onunkini aldım. Nasıl ama?"

Benim istihbarat ajanı olduğumu bilmiyordu o yüzden rol yapmak zorundaydım. "Alparslan onu hayatta vermez. Beni öldürsen bile."

"O kadar emin olma derim. Birazdan Alparslancığının büyük çöküşünü izleyeceksin." Deyip yaklaştı. "Ama önce bir az senden bir şeyler öğrenelim. İkidebir onların içindesin. İlla bildiklerim vardır. Yakışıklı anlatmıştır 1-2 şey." Çenemi tutunca başımı sağa çevirip yüzüne tükürdüm. "Ouu. Hadi ama ,doktor seninle iyi anlaşacağımızı düşünmüştüm."

"Hiç bir halt bilmiyorum." Deyince suratıma tokat attı.

"İkimizde gayet iyi biliyoruz, doktor. En azından benden çok biliyorsun. Dökül hadi."

"Bilmiyorum dedim! Bana bir şey anlatmadı!" Bir tokat daha attı.

"Tamam. O zaman yakışıklıya soralım. Bağlantı kurun."

Babam ve Alparslanla konuşmaya başladı. Beni böyle görünce sinirleri tepelerine çıkmıştı. Alparslan öfkesine hakim olamıyordu. İkinci kez bağlantı kurulunca Andrey kamerayı bana doğru yöneltti. Alparslanla bakışlarımız buluştu. Gözlerindeki öfkeyi, korkuyu ve üzüntüyü görebiliyordum. Andreyden tabi ki korkmuyordum. Ama açığa çıkmamak için rol yapmam lazımdı. O yüzden ağladım. Adamlar kollarımdan tutup buzluğa götürünce Alparslanın bağırtılarını duydum. Bu kötüydü çünkü ben soğuktan nefret ederdim.

Yaklaşık yarım saat sonra buzluktan çıkardılar ve tekrar bağlantı kurdular. Bu sefer işkence ederek onların gözünü korkutmaya çalışıyorlardı. Babam sonunda Andreyin teklifini kabul etti. İçten içe yapmamalarını düşünüyordum.

B

ağlantı kesildikten sonra adamın biri gelip Andreyin kulağına bir şeyler söyledi.

"Tamam." Adam gittikten sonra bana döndü. "Çok heveslenme , doktor. Buradan kurtuluşun yok."

"Seni yakaladıkları anki yüz ifadeni öyle merak ediyorum ki. Bence sen çok heveslenme."

"Göreceğiz bakalım." Deyip arkama geçti. "Bu türkleri kafanda çok büyütme derim." Cevap verecekken boynuma sapladığı şeyle bilincim kapandı.

Emre Alparslan Atasoy'dan:

Serhat Neslihanın sorgusuna girmişti. Biz de izliyorduk. Karşısına oturup eline bir dosya alıp incelemeye başladı. "İlginç." Dedi Serhat dosyadan gözlerini çekmeden.

"Ne istiyorsunuz benden?"

"Senin ortağında bize ait bir şey var. Onu geri almak."

Neslihan gülerek arkaya yaslandı. "Demek Andrey başardı. Eee. Ben sizin komutana söylemiştim. Ben yanarsam o da yanar diye."

"Bana bak! Seni şurda liğme liğme ederim. Kimse elimden alamaz. O şerefsiz Doğayı nereye götürdü lan?!"

"Bilmiyorum."

"Bilmiyorsun demek? Ama ben bir şey biliyorum. Andreyden gizli parasını çalıyormuşsun."

"Öyle bir şey yapmadım!"

"Burada öyle yazmıyor ama. Hesap bilgileri, kaçırılan para, mekan, kişi bilgileri. Bunları Andreyin görmesini hiç istemezsin diye düşünüyorum. Doğayı sınır dışına çıkarmış. Nereye?! Söyle hemen!"

"Ben nereden bilebilirim?"

"Sağ kolu değil misin? Sınır dışındaki mekanını da elbet ki biliyorsun. Eğer söylersen biz de seni ona karşı koruruz. Yoksa bu paraları görürse gerisini düşünemiyorum."

Neslihan bir süre endişelendi ama sonra sinirle dedi. "Tamam! Tamam Allah kahretsin söyleyeceğim. Ama Andreye sakın bir şey söylemeyin. Bu bilgiyi benden aldığınızı duyarsa bitirir beni."

"Sen hele bi konuş. Gerisi kolay."

"Sınırdan 2 kilometre ötede terk edilmiş bir demir fabrikası var. Hep orada saklanır. Oraya götürdüğünden eminim."

"Sana nasıl güvenelim?"

"İsterseniz araştırın. Orada. Biliyorum. Söz ver benimle ilgili hiç bir şey söylemeyeceksin!"

"Aferin güzelim. Sana iyi istirahatler." Deyip çıktı Serhat. "Kolay oldu bu. Yavuz albayımla konuşup yola çıkabiliriz."

"Tamamdır. Gidiyoruz."

Harekat merkezine gidip Neslihanın söylediklerini Yavuz albaya anlattık ve bir kaç dakika sonra yola çıktık.

Yiğit "Komutanım, ya bu Neslihan yalan söylüyorsa?" Diye sordu.

"Sanmam. Para yalanına inanıp korktuğuna göre doğru söylüyor."

"Yalnız helal lan Serhatıma. Nasıl da hemen öttürdü Nesliyi." Deyip güldü Arif.

"Zor olmadı ya."

"Hadi beyler yaklaşıyoruz."

Neslihanın tarif ettiği fabrikaya varmıştık. Susturucuları taktık. "Herkes son derece sessiz ve dikkatli olsun. Doğayı ve Andreyi alamadan hiç bir yere gitmiyoruz."

"Emredersiniz!"

"Yiğit, Arif, Murat. Siz arkadan dolanın. Demir sen yerini koru.Giriş sende Selim, Serhat. Siz benimle gelin."

"Anlaşıldı."

"İçeri giriyoruz." Demir girişteki adamları öldürdükten sonra içeri sızdık. Doğayı tuttukları yere vardık.

"Atın silahları! At!" Andrey Doğanın boynuna bıçak dayamıştı.

"Silahları bırakın."

"Asıl sen onu bırak."

"Silahları bırakın dedim! Yoksa sevgilinin gırtlağını keserim, yakışıklı!"

"Ben de sana onu bırak diyorum!"

"Beni alt edemezsiniz. Size bir şans verdim. Adamımı getirseydiniz doktoru verirdim! Ama siz benimle oyun oynamaya kalktınız. Şimdi de cezanızı çekeceksiniz. Özellikle de sen, yakışıklı."

"Etrafınız sarılı, Andrey! Eğer şimdi onu bırakmazsan olacaklardan ben sorumlu olmam."

"Ufff çok korktum. Size bu özgüven nereden geliyor ya? Doğuştan mı yoksa sonradan görme mi?"

"Tarih kitaplarını okusan anlarsın." Dedi Giray.

"Maviş üvey abi konuştu. Sen bizim yakışıklıya ihanet etmemiş miydin ya? Noldu birden kardeş sevdalısı çıktın?"

"Kapa çeneni!"

"Aaa hadi ama maviş. Bir az da gerçekleri konuşalım. Bana geldiğin günleri ne çabuk unuttun."

"Bunların ne yeri ne de zamanı! Teslim ol, Andrey!"

"Noldu yakışıklı? Gerçekleri duymak hoşuna gitmedi sanırım. Abinin nasıl biri olduğunu merak etmiyor musun?"

"Geçmiş konuları karıştırmayı bırak!" Diye bağırdı Giray. Gözlerimi Doğanın üzerinden çekmiyordum. Tek yanlış hareketinde bıçak boynunu kesebilirdi. Tam o anda Andreyin arkasındaki pencere açıldı ama kimsenin ruhu duymadı. Serhat pencereden içeri girdi ve Andreyin bıçak tutan kolunu Doğadan uzaklaştırdı. O sırada biz de içerdeki adamları etkisiz hale getirdik. Doğayı derhal kendime çektim ve arkama aldım.

Çatışma bittikten sonra Selimin sesi duyuldu. "El bombası dikkat!"

"Yere yatın!" Doğaya sarılıp yere uzandım. Bomba patladıktan sonra ortalık sise büründü. "Herkes iyi mi?!"

"İyiyiz komutanım!"

"Doğa, iyi misin, güzelim?" Dedim yanağını okşayarak.

"İyiyim."

"Andrey kaçmış, komutanım!"

"Allah kahretsin. Peşine düşüyoruz." Deyip gidecekken Giray kolumdan tuttu.

"Sen Doğanın yanında kal. Ben giderim." Deyip pencereden atladı.

Murat "Bomba olabilir. Çıkalım hadi buradan." Dedi. Fabrikadan çıkıp arabalara bindik ve Girayı beklemeye başladık. Doğa iyi değildi. Sanki başı dönüyor ve bayılacak gibiydi. Gözlerinin içi kıpkırmızıydı ve dudağının kenarı patlamıştı.

"Doğa, iyi misin, güzelim." Dedim yanağını okşayarak.

"İyiyim. Bir az fazla hırpaladılar sanırım." Dedi.

"Hadi yaslan bana." Deyip sırtını göğsüme yaslayıp bir kolumu etrafına doladım. Başını koluma yaslayıp gözlerini kapattı. "Ne yaptılar sana?"

"Buraya getirdikten sonra çok şey. Bir iğne yaptılar. Ölecek gibiydim. Çok acı çektim ama bir süre sonra kendime geldim. Sen gelmeseydin belki de,"

Saçlarından öpüp kokusunu içime çektim. "Şşt tamam. Tamam düşünme bunları. Seni o şerefsizlere bırakmayacağımı söylemiştim."

"Sözünü tuttun, Atasoy. Beni kurtardın."

Az sonra Giray Andreyle birlikte geri döndü. Arif gülerek "Helal lan maviş komutanıma." Andreyin ellerini kelepçeleyip araca oturttular.

"Artık her şey bitti, Andrey. Türk adaletinin güvenli kollarındasın."

"Hiç bir şey bitmedi, yakışıklı. Ben bitmem."

"Geçelim bunları amcacığım." Dedi Yiğit.

Araçlara binip tabura doğru yol aldık. Yol boyu Doğa uyudu. Onu kurtardığımız için çok mutluydum. Sanki aylardır ayrıymışız gibi sımsıkı sarılmıştım.

Bir kaç saat sonra tabura vardık. Yavuz albay bizi bekliyordu. Andreyi de alıp yanına gittik. "Aslanlarım benim! Hepinizle gurur duyuyorum!"

"Sağ ol!"

"Bu teröristi yakalayarak çok iyi iş çıkardınız. Artık ülkemizin üstündeki kara bulutlar gitti. Aferin size." PÖH-ler Andreyi aldıktan sonra Doğa arabadan indi. "Doğa, kızım." Deyip ona doğru gitti Yavuz albay ve kollarını kızına doladı.

Ayrıldıktan sonra "İyi misin?" Diye sordu.

"İyiyim."

"Arkadaşlar. Hepiniz izinlisiniz. Gidin bir güzel dinlenin. Yaptıklarınız için minnettarım."

"Bu ülkeyi de halkı da korumak bizim boynumuzun borcudur, komutanım. Sağ olun." Tim gittikten sonra Yavuz albay bana döndü.

"Biz de doğruca hastaneye gidelim. Anlattığın iğnenin içeriğini bilmiyoruz.

"Emredersiniz." Doğaya döndüğümde sendelediğini gördüm. Düşmemek için benden destek aldı. "Doğa. Doğa iyi misin canım?"

"Doğa,kızım."

Dayanamayıp kendini kollarıma bıraktı.

"Doğa, duyuyor musun beni aç gözlerini!"

Yavuz albay "Arabayı getirin! Acil hastaneye gidiyoruz, hadi Alparslan." Deyince Doğayı kucağıma aldım ve arabaya bindik.

Dizime yatırıp saçlarını okşadım. "Hadi Doğa, hadi güzelim aç gözlerini yalvarırım."

"Merak etme iyi olacak."

Bir kaç dakikanın sonunda hastaneye vardık. Doktorlar müdahale yapıyorlardı. Koridorda sinirden volta atıyordum. "Öldüreceğim o iti. Şerefsiz köpek! Allah bilir ne yaptı asalak!"

Diye söylenirken Alple karşılaştım.

"Alparslan." Diyerek yanıma geldi. Kolunda serum vardı ve zorla yürüyordu. Yavuz albayla göz göze gelince kaşları çatıldı. Yüz ifadesi değişti.

"Noldu? Bir sorun yok dimi?"

"Doğa bayıldı birden. Onu getirdik."

"Ne? Neden? İyi mi şimdi?" Ağrısı olduğu için yüzünü buruşturdu.

Yavuz albay onun yanına gidip kolunu ve omzunu tuttu. "Dur telaşlanma hemen."

"Dokunma! Ne demek telaşlanma ya. Kardeşim o benim."

"Oğlum,"

"Oğlum deme bana. Ben kimsenin oğlu falan değilim."

"Tamam sakin olun. Şimdi konumuz bu değil. Alp, sen de yorma kendini. Odana dön. Doğa çıkınca ben sana haber veririm."

"İyiyim ben. Sağ ol." Az sonra acilden bir doktor çıktı. "Ömer, durumu nedir? İyi dimi?"

"Kendine geldi."

"Neden öyle olmuş peki?" Diye sordum.

"Kan tahlil sonuçları çıktı. Yabancı bir madde tespit ettik. Zehirlendiğini düşünüyoruz. Şimdilik iyi. Hayati bir tehlikesi yok."

"Görebilir miyiz?"

"101-ci odaya aldık. Görebilirsiniz. Geçmiş olsun."

"Sağ ol." Doğanın odasına girdiğimizde gözleri kapalıydı. Kolunda serum vardı. Kapı açılınca gözlerimiz kesişti. Yanına koşup yatağın yanındaki sandalyeye oturdum ve dudaklarımı alnına bastırdım. "Çok korktum sana bir şey olacak diye."

Elini saçlarıma daldırdı. "Korkma. İyiyim ben." Yavuz albay boğazını temizleyince sandalyeden kalktım.

"Nasılsın, güzel kızım? İyi misin?"

"Ya gerçekten iyiyim. Korkmayın." Dedi gülümseyerek. "Alp, sen niye ayaklandın? Dinlenseydin."

"Boş ver beni. Sen iyi ol da." Yavuz komutanın telefonu çalınca dışarı çıktı.

"Artık bana bir şeyler açıklayabilir misiniz?"

"Kaçırılma vakası diyelim ama sakin ol gördüğün gibi tek parçayım."

"Doğa sen aklını mı kaçırdın? Normal bir şeymiş gibi anlatıyorsun. Neslihandan da haber yok o da kaçırılmış olmasın." Deyince Doğayla bir birimize baktık.

"Yok o öyle değil aslında."

"Nasıl peki?"

Yavuz albay içeri girdi. "Alparslan benim tabura dönmem gerek."

"Tamam komutanım, bir sorun yok dimi?"

"Yok önemli bir şey değil. Sen kalabilirsin." Deyip Doğanın yanına gitti ve alnından öpüp saçlarını okşadı. "Tekrar geri geleceğim." Diyerek odadan çıktı. O gittikten sonra Doğa bana kaş göz yaptı. Ne dediğini anlamayıp başımı salladım. Kaşlarıyla Alpi işaret edince anladım.

Boğazımı temizleyip söze başladım. "Benim sanırım söylemem gereken bir şey var. Özür dilerim, Alp. Söylediklerim yanlıştı. Sinirle söylemiştim o an. Üzgünüm."

"Unuttum gitti zaten. Önemli değil." Deyince gülümseyerek ona sarıldım. Sarılmama karşılık verdi. "Ah! Tamam yavaş. Eskisi gibi değilim oğlum."

"Pardon."

"Sonunda ya."

"Bana bak lan. Kardeşimi üzersen asker masker demem alırım o aklını. Benden bi bu kadar da yerin altında var."

"Onu kısa boylular demiyor muydu ya?"

"Sen karışma, kardeşim. Burda kayınbiraderime ders veriyorum." Durdu ve düşündü. "Yok. Kayınçon... Baldız.. Sen benim kız kardeşimle evlenirsen benim neyim oluyorsun?"

"Hay Allah ya." Deyip güldük.

"Neyse, liseli aşıklar. Ben sizi yalnız bırakayım. Belki konuşacaklarınız vardır." Dedi ve göz kırpıp çıktı.

"Pislik ya."

"Boş ver şimdi Alpi de,"

"Ee?"

"Ben seni çok özledim ya."

"Demek öyle. Gel o zaman." Deyip yana kaydı.

"Geleyim bari." Deyip yanına uzanıp kollarımı ona doladım. Burnumu saçlarına getirip çok özlediğim kokusunu içime çektim. Başını göğsüme yaslayıp gözlerini kapattı. "Çok korktum sana bir şey olacak diye."

"Ben de seni bir daha göremeyeceğimi sandım. Ama sen ne yapıp edip beni kurtardın."

"Atasoy sözü verdiysek tutmasını da biliriz, Doğa Korkmaz."

"Herkes Emre Alparslan Atasoy olamaz diyorsun yani."

"Öyle tabi."

"Bir şey sorucam."

"Sor tabi, güzelim."

"Andrey neden öyle dedi? Girayla aranızda ne geçti de ondan bu kadar nefret ediyorsun?"

"Giray... Babam bizi terk ettiğinde Giray 7 yaşındaydı. Meğersem annemi aldattığında ablam daha 2 yaşındaymış, bense daha doğmamışım. Eve gelirken Girayı da getirmişti. "Bu benim oğlum."

demişti. Biz de çok sinirlenmiştik. Çocuk aklı tabi. Kıskanmıştım. Giraydan nefret etmiştim. O da hava atar gibi bakıyordu. Arada yüz yüze geliyorduk. Hiç anlaşamazdık. Yıllar sonra bir kızı sevdi. Gülay diye. Sevgili olmuşlardı. Çok mutlulardı. Kız da onu çok seviyordu. Ben pek sosyal biri değildim. Tek arkadaşım Yiğitti. Birden nasıl olduğunu anlayamadan kızın bana karşı davranışları değişti. Önce aldırış etmedim ama sonra iyice sapıttı. Mesaj atmalar, evime gelmeler falan. İyice rahatsız etmişti. Son çare Giraya söyledim. Çok sinirlendi. Beni suçlu buldu. Saldırdı bide. Kavga çıkardı. Bayağı itiş kakış oldu. Ortam sakinlenince bahçeye çıktım. Gülay da peşimden geldi. Ona hesap sorarken, benden uzak durmasını söylerken birden tuttu öptü beni. Çok kızdım. Onu itince Giray çıkageldi. Öyle görünce yanlış anladı. Üstüme yürüdü, öldürecekti neredeyse. O günden sonra benden ölesiye nefret etti. Hatta öyle nefret etti ki, Andreyle konuşup beni öldürtmeye bile teşebbüs etti. Hatasını anlaması uzun sürdü. Ama sonra ona güvendim mi? Hayır. Ama bu gün çok destek oldu bana. Seni öyle görünce çok korkmuştum. Kendime hakim olamıyordum. Ama Giray bana teselli verdi, sarıldı falan. Ona karşı içimde bir sıcaklık oluşmadı değil."

"Bence o seni seviyor. Yani öyle nefret falan etmiyor."

"Olabilir. Ama ben onu affedemiyorum. Kalbimdeki kırıklık asla geçmeyecek gibi.

Aslında o da benim gibi hep hor görüler bir çocuk oldu. Akif Atasoy onu hiç sevmedi, soyadını bile vermedi. Hoş sanki beni sevdi de."

Başını kaldırıp gözlerime baktı. Elini yanağıma koyup okşamaya başladı ve dudaklarını çok kısa bir süreliğine dudaklarıma bastırdı. Alnını alnıma yaslayıp "Yaralarımızı birlikte saracağız. Seni asla bırakmayacağım, yaralı çocuk." Dedi.

Gülümseyip gözlerimi kapattım. "Ben de seni asla bırakmayacağım, albay kızı."

Devam edecek....

Selamlarr. Nasılsınız? Uzun zaman oldu bölüm atmayalı ama ne yapabilirim ki? Sanki writing slumpa girmiştim hagshahh. Neyse oy vermeyi ve yorum atmayı unutmayın. Yeni bölümde görüşmek üzere.

Bölüm sonu

4 yorum