Okuyan herkesden rica ediyorum. Oy verip yorum yapmayı unutmayın. İyi okumalar
Doğa Korkmaz'dan:
Neslihan Girayı rehin almış ve kafasına silah dayamıştı. Giray çok rahattı ama Alparslan çok gergin gözüküyordu.
"Atın silahlarınızı! Yoksa çok değerli arkadaşınızı bir daha göremezsiniz!" Dedi Neslihan.
Alparslan burnundan soluyup "Bırak onu! Kaçacak yerin yok anlamıyor musun?!" Dedi dişlerini sıkarak.
"Gitmeme izin verin yoksa sıkarım kafasına!"
Giray "Hayır! Sakın yapmayın. Bırakın öldürsün beni." Dedi.
Selim sessizce "Komutanım ne yapalım?" Dedi gözlerini Neslihandan çekmeden.
Neslihan Girayla birlikte arkaya doğru gidiyordu. "Yapacağınız şey çok basit. Gitmeme izin vereceksiniz. Bu da benimle gelecek." Deyip Girayı da götürüyordu.
"Yalnız benim bir adım var. Giray Barlasoğlu. Bu denmesinden hoşlanmam." Diyerek güldü Giray.
"Sen de kes sesini!"
"Tamam şampiyon. Sinirlenme. Seninleyim. Kaçmıyorum ya."
"Sana son kez söylüyorum. Bırak onu yoksa elimden sağ çıkamazsın!" Diye bağırdı Alparslan.
Kulaklıktan Demirin sesi duyuldu. "Komutanım, hedefi görüyorum. İsterseniz ateş edebilirim."
Sadece Demirin duyabileceği şekilde "Hayır sakın yapma. Neslihan bize canlı lazım. Girayın hayatı da tehlikeye girebilir." Dedim.
"Emredersiniz."
"Hadi ama. Sabaha kadar sizi bekleyemem. Peşimden gelen olursa sıkarım kafasına." Diyerek uzaklaşıyordu Neslihan. Adamları da gelmiş ve etrafımızı sarmışlardı.
Giray sırıtarak hafif başını aşağı yukarı yaptı. Tam o sırada seri bir hareketle Neslihanın silahından kurtuldu ve onu kendisine siper edip adamlarına ateş etti. Biz de adamlara ateş ediyorduk. Neslihanı yakamayı başardık ve ellerini kelepçeledik. Adamlardan da ikisini rehin aldık.
"Çök! Çök!" Giray Neslihana doğru eğilip "Bir dahaki sefere konuştuğun adamlara dikkat et. Seninle sohbet eden ya senin gibi kukladır, ya da operasyonda olan bir askerdir. Ama tabi bunlar artık mümkün olmayacak çünkü Türk adaletinin avuçlarında olacaksın." Dedi ve her zamanki gülüşünü sundu.
Derken bir silah patladı ve kurşun Girayın omzuna saplandı. Ateş eden Neslihanın adamlarındandı ve ölmemişti. Adam 2ci kurşunu da sıkacakken ondan önce davranıp alnının ortasından vurdum.
"Giray!" Diyerek ona doğru koştu Alparslan. Yere düşecekken tuttu. "İyi misin?"
Giray acıdan zorla konuşarak "İyiyim. Dedi. Sıyırmış sadece." Dedi.
"Silahları kim topluyordu?!"
"Ben topluyordum komutanım. Özür dilerim." Dedi Serhat.
Alparslan "İyi toplayamamışsın demek ki. Adam kaşla göz arasında vurduğuna göre." Dedi sinirle. "Neyse. Alın bunu da. Gidiyoruz."
"Yalnız Atasoycuğum, uçakla gitmeyelim be gözünü seveyim."
"Henüz gitmiyoruz." Deyip telefonunu eline aldı ve babamı aradı. "Komutanım, Neslihan elimizde. Görev başarıyla tamamlanmıştır."
"Aslanlarım benim! Hepiniz iyi misiniz?"
"Giray yaralandı ama önemli bir şey değil."
"Tamam. Üst makamlarla görüşeceğim. Helikopteri yolluyorum."
"Emredersiniz!" Deyip kapattı. "Hadi arabalara."
Araçlara binip yola koyulmuştuk. "Komutanım, hazır İstanbuldayız, sahile gider miyiz?" Diye sordu Murat.
"Gitmeyiz."
"Emredersiniz."
Girayın yarasına bakıp "Dikiş atılması gerek buna." Dedim.
"Sürekli bana dikiş atmakla meşgulsün. Senin yerine başka doktor olsa iyidi ama buna da şükür."
"Allah Allah. Noldu geçen sefer dil karşılaştırması yapıyordun?"
"O zaman küçük kardeşimin sevgilisi olduğunu bilmiyordum. Benim kadar olmasa da yakışıklı kardeşimi kapmışsın, sürekli etrafında dolanıyor falan. Bi kanım soğudu sana."
"Hadi ordan. Alparslan senden daha yakışıklı."
"Hiç de değil. Bi kere benim gözlerim renk değişiyor. Atasoyunkiler bildiğin siyah. Ama benim gözlerim hem mavi, hem yeşil oluyor."
"Ama ben esmer seviyorum."
Alparslan "Siz yemin mi ettiniz sürekli kavga etmeye?" Diyerek söylendi.
"Abine söyle."
"Asıl sen sevgiline söyle." Dedi Giray homurdanarak.
"İkiniz de susun."
Serhat Neslihanı gösterip "Komutanım, şimdi bunu ne yapalım?" Dedi.
Alparslan "Helikopter bir azdan burada olur. Tabura götürüp konuşturalım bakalım. Sonra Ankaraya yollarız." Dedi Neslihana bakıp.
"Çok heveslenmeyin. Asla konuşmam."
"Onu göreceğiz."
Bir kaç dakika sonra bize söylenen araziye gittik. İstanbulun dışına çıkmıştık ve helikopter bizi bekliyordu. Arabalardan indik.
Giray duraksadı. "Ya ben gelmesem mi? Arabayla size yetişirim."
Alparslan Girayın omuzlarından tutup helikoptere doğru yürüttü. "Düş önüme Allah'ın cezası. Daha yarana bakılacak."
•••
Helikopterden sonunda inmiştik. Yoldayken Girayın yarasına da pansuman yapmıştım. Kurşun sıyırdığı için kötü değildi. Neslihanı tabura teslim etmiştik. Harekat merkezinden çıkarken babam durdurdu.
"Doğa, bir kaç dakika bekler misin? Bir şey konuşmamız gerek." Dedi. Tim çıktıktan sonra öksürdü.
"Buyrun komutanım. Sizi dinliyorum."
"Doğa lütfen kızım. Yapma böyle."
"Nasıl yapmayayım?"
"Benimle bir yabancıyla konuşuyormuş gibi konuşma kızım." Dedi. Derin nefes verip başını eğdi. "Alp nasıl?"
"Umrunda mı ki?"
"Umrumda tabi. Sen nasıl kızımsan, o da oğlum. Sizin kılınıza zarar gelse ölürüm ben."
"Hm? Öyle demek?" Deyip gülümsedim kollarımı göğsümde birleştirip. "Peki neden onu terk ettin baba?"
"Her şeyi anlatacağım. Sana söz veriyorum."
"Anlat o zaman."
"Annenle tanıştığımda 19 yaşındaydım. O da 18 di. Harp okuluna yeni girmiştim. Anneni çok seviyordum. Ama ailesi beni kendilerine yakıştırmadılar. O zamanlar maddi durumumuz çok kötüydü. Garson olarak çalışıyordum. Annenin ailesiyle varlıklı insanlardı. Yurt dışında bile hastaneleri, holdingleri vardı. Doktor nesliydi. Bizi uygun görmediler. Evlenmemize de izin vermediler. Ben de tabi gençtim. Kanım deli akıyordu. O gece Ebruyla birlikte İstanbuldan kaçıp Diyarbakıra yerleştik. Kendi aramızda küçük bir nikah yaptık. Ebrunun ailesi öğrendikten sonra çok kızdılar. Mal varlıklarından ona bir kuruş bile vermediler. Siz yeni doğmuştunuz. İkiz olduğunuzu öğrenince çok sevindik. İsminizi bile koyamamıştık. Benim çalışmam gerekiyordu. Çalışıyordum ama maaşım çok azdı. Yetmiyordu. Kuryerlik yapıyordum. Bir gün çalıştığım markanın aslında teröristler olduğunu ve benim sayemde gizlice uyuşturucu satdıklarını öğrendim. Bunu onlara söyleyince beni tehdit ettiler. Çocuklarımın olduğunu biliyorlardı. Sırları açığa çıktığı için Alpi alacak, bizi de öldüreceklerdi. Beni esir almışlardı. Erkek çocuğumun öldüğünü söyledim. İnanmadılar. Ellerinden zor kurtuldum. Çok tehlikeli tiplerdi. Yerin dibine bile girsek bulurlardı bizi. Annene söyledim. Ankaraya yerleşmeyi ve Alpi yetimhaneye bırakmayı teklif etti. İkinize birden bakamazdık. Terörister arıyordu bi kere beni. Erkek çocuğumuzun olduğunu bildikleri an hem onu alır, hem de bizi öldürürlerdi." Dedi. Gözleri dolmuştu. "Mecbur kaldık. Hemen Ankaraya gittik. İstemesek te Alpi yetimhaneye bıraktık. O günden sonra kendimi asla affetmedim. Harp okulunu bitirdikten, gücümü elime aldıktan sonra onu yanıma almak istedim. Ama çok geçti. 10 yaşındaydı. İsmini Alp koymuşlardı. Sık sık görmeye gittim. Öyle büyümüştü ki. Yemyeşil gözleri vardı..." Göz yaşlarını elinin tersiyle sildi. "Bir gün sordum ona. 'Bir ailen olsun ister miydin? Benim oğlum olmak ister miydin?'. Hayır dedi. Ben kimsenin oğlu değilim ve ailem olsun istemiyorum. Şimdi bu kapıdan annemle babam gelse, yüzlerine bile bakmam. Dedi. Çok ağrıma gitti. Ben şimdi ona nasıl diyebilirdim ki, Ben senin babanım diye. O öyle dedikten sonra bir daha görmeye gitmedim. Ama her gün haber alıyordum. 18 olduktan sonra ortadan kayboldu. Nereye gittiğini de bilmiyordum. Sonra doktor olduğunu ve Mardinde çalıştığını öğrendim. Sen ondan bahsedince anladım o olduğunu."
Anlattıktan sonra göz yaşlarının akmasına izin verdi. Kendimi çok kötü hissediyordum. Babamı ilk kez böyle görüyordum. Bir süre sonra dikleşip devam etti. "Alp zaten beni babası olarak görmüyor. Ama ben onu hiç unutmadım. Şimdi sen de böyle bana sırt çevirirsen, benim yaşamak için sebebim olmaz ki."
Söyledikleri ona karşı içimdeki buzların erimesine neden oluyordu. Her ne yapsa da o benim babamdı. Mecbur kalmasaydı yapmayacağından emindim.
İnsan kendi ailesine küsemezdi ki.
"Neden en başından söylemedin peki?"
"İzin vermedin ki. Dinlemedin beni. Çok özür dilerim kızım. Böyle olsun aska istemezdim. Ama mecbur kaldım. Yoksa hepinizi kaybederdim. Sen de nefret etme benden lütfen."
Akan göz yaşımı sildim. "Başına gelenler için üzgünüm baba. Ben affetsem bile Alp affetmez ki. Onda açtığınızın yaraların ne kadar büyük olduğunu bilmiyorsun."
"Sen beni affet te hele bi. Alpe de aynılarını anlatıp onu da geri kazanırım." Dedi ve gülümseyerek kollarını açtı. "Gel buraya benim dikbaşlı kızım." Sarılmasına karşılık verdim. Uzun süre küs kaldığımız için çok özlemiştim onu. "Neyse. Bu kadar duygusallık bizim için fazla. Hadi eve git sen. Geç oldu." Dedi ve gülümsedi.
"Yarın görüşürüz o zaman. İyi geceler." Deyip odadan çıktım ve arabama binip eve gittim.
İlahi bakış açısı:
Kapı çalınca içerden "Gel!" Sesi duyuldu.
Adam içeri girince "Evet?" Dedi Andrey.
"Efendim, Neslihandan haber var."
Andrey oturduğu yerden kalktı. "Ne haberi?"
"Şey..."
"Ney?!"
"Neslihanı almışlar efendim."
Andreyin bakışları sertleşti. Nefes alışverişleri hızlandı. "Ne demek aldılar?! Kim aldı?!"
Adam "Alparslan." Deyince Andrey daha çok sinirlendi. Masaya tutundu ve sertçe vurdu.
"Alparslan?! Alparslan demek?! Alparslan ha?!" Dayanamayıp bağırdı. "Her işime burnunu sokmadan duramıyor mu bu çocuk?!"
"Durdurmaya çalıştılar ama yapamamışlar."
"Beceriksizler! Bir işi tek başınıza yapamıyorsunuz! Defol!" Adam dışarı çıktı. "Alparslan. Seni mahv edeceğim, Alparslan! Sana bu dünyayı zindan edeceğim Alparslan! Nefes alamayacak hale getireceğim seni Alparslan!"
Doğa Korkmaz'dan:
Eve vardıktan sonra duşa girdim. Suyun altında bedenimin gevşediğini hissediyordum. Duştan çıktıktan sonra üstümü giyindim ve kanepeye oturup telefonu elime aldım. Tam o anda Alparslan aradı. Gülümseyerek telefonu açtım. "Efendim, yüzbaşım."
"Hayırlı akşamların onsun, güzelim. Nasılsın?"
"İyiyim. Sen?"
"Sesini duydum daha iyi oldum. Geç çıktın taburdan. Merak ettim."
"Babamla barıştık. Anlattı her şeyi. Affettim ben de."
"Ciddi misin? E bu çok iyi bir haber. Küs olduğunuz için sen de üzgündün. Çok sevindim."
"Her ne yapsa da o benim babam. Ona sırt çeviremem. Neyse boş ver bunları. Senin doğum gününü de kutlayamadık."
"Doğum günlerinden nefret ederim. Ama bu hayatımın en güzel doğum günüydü. Çünkü yanımda sen vardın, arkadaşlarım vardı. Sonra gizli göreve gittik. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi ya?"
Gülerek "Haklısın." Dedim. "Sana bir şey itiraf edeyim mi? Siyah sana acayip yakışıyor. Gerçi çuval giysen yakışır ama bu ayrıydı. Uçakta Giray sana sarılınca kıskanmadım değil."
"Vaaay neler duyuyoruz be yavrum. Sen iste ben uyurken bile siyah giyerim."
"Yok ona gerek yok."
"Doğru gerek yok. Hiç bir şey giymesem daha iyi olur."
"Alparslan! Aklın fikrin hep...Tövbe tövbe."
"Ne dedim ben şimdi ya. Gece yatarken mont mu giyeyim? Ne çabuk unuttun sarhoş olduğun günü. Az daha gömleğimi yırtacaktın."
"Ya sus söyleme ya. Vay be demek 28 oldun he."
"Konuyu değiştirme hızına hayranım. 2 yaş büyüğüm he senden."
"Şimdilik. Ya bak ne diyeceğim. Biz aslında bir birimizi tanımıyoruz."
"Nasıl yani?"
"Yani bir birimizle ilgili pek bir şey bilmiyoruz. Mesela, doğum günlerini sevmediğini arkadaşlarından öğreniyorum. Ben diyorum ki yarın bir yerlere mi gitsek? Biz seninle hiç başbaşa yemek bile yemedik. Gidelim bir birimizle ilgili merak ettiklerimizi soralım. Sadece ikimiz. Ne dersin?"
"Valla süper olur derim. Haklısın. Hep bir aksilikler çıktı başbaşa kalamadık. O zaman yarın görüşüyoruz muyuz güzelim? Giymemi istediğiniz hüsusi bir şey var mı?"
"Görüşüyoruz yakışıklım. Var. Siyah gömlek."
"Tahmin etmiştim."
"O zaman ben seni tutmayayım. Geç oldu dinlen sen. İyi geceler."
"Sana da. Seni çok sevdiğimi unutma."
"Ben de seni çok seviyorum." Deyip kapattım ve odama geçip yatağa uzandım.
•••
İlahi bakış açısı:
Sabah herkes işinin başındaydı. Doktorlar ve askerler harıl harıl çalışıyordu. Yavuz albay harekat merkezinde evrakları inceliyordu. Bilgisayar başındaki biri ayağa kalkıp albayın yanına geldi. Başını aşağı yukarı yapıp "Komutanım." Dedi. "Canlı bağlantı kurmak isteyen birileri var."
"Tamam. Kurun." Ekrana yansıyan görüntüyü görünce Yavuz albayın gözleri yuvalarından çıkacak gibi oldu. "Andrey."
Andrey kamera karşısına geçip el salladı. "Selam albay. Görmeyeli nasılsın? Alparslanı göremedim, o nerede? Eminim bu haber onun canını daha çok yakar."
"Ne diyorsun sen?" Tam o sırada Alparslan içeri girdi. Andreyi görünce sorgular derecesinde kaşlarını çattı.
"Hah, geldi bizim yakışıklı prens."
"Noluyor komutanım?" Diye sordu Yavuza bakıp.
"Komutanım." Diyerek taklit etti Andrey. "Noluyor acaba? Dün doğum gününmüş. Sana bir hediyem var." Kamerayı diğer tarafa çevirdi. Doğa bir evde elleri ve ağzı bağlı şekilde kafasına silah dayatılmıştı.
Alparslan bir adım atıp bağırdı. "Hayır! Doğa!"
"A-aaa. Beğendin mi hediyemi?"
"Bana bak Andrey, başına bela olurum, yaşatmam seni! Bırak onu hemen!"
"Sen bak bakayım benim yüzüme. Burada enayi yazıyor mu?"
Yavuz albay içerdeki askere emir verdi. "Timi çağırın."
Alparslan sinirden ve stresden kaskatı kesilmişti. "Doğa lütfen dayan."
Az sonra tim içeri girdi. Doğayı ve Andreyi görünce aynı tepkiyi verdiler.
"Hah! Tüm kadro tamam. Ama senin bi de maviş üvey abin vardı. O niye yok?"
Selim hayretle "Komutanım?" Dedi.
"Dün bi şey yapmışsınız. Benim adamımı mı almışsınız ne? Tamam alın, bi lafım yok ama alışmamış götde don durmaz dimi? Siz şimdi çar-çur edersiniz onu."
"Zevzekliği kes! Hemen onu serbest bırak! Yoksa seni ellerimle gebertirim Andrey!"
"O o kadar kolay değil be yakışıklı. Benim adamımı verin, ben de doktoru size vereyim. Nasıl iş ama? Aksi takdirde sizin porselen çok zarar görecek."
"Onun kılına zarar gelirse..."
"Şşt. Yerinde olsam benimle iyi geçinirdim. Çünkü doktorunun hayatı sadece benim elimde. Unutma bunu." Dedi ve bağlantıyı kesti.
"Hayır! Hayır kapatma! Doğa!"
Arif "Komutanım ne yapacağız?" Diye sordu.
Yavuz albay alnını ovuşturup dedi. "Neslihanı ona veremeyiz."
"Doğanın hayatını da tehlikeye atamayız!"
"Nerede olduklarını da bilmiyoruz."
Alparslan masaya vurup "Allah kahretsin! Elimiz kolumuz bağlı burada bekleyecek miyiz?" Dedi.
"Alparslan sakin ol. Bulacağız bir çaresini. Andreyin ikinci bir bağlantı kurmasını beklemekten başka yapacak bir şey yok. Hemen istihbarata haber verin. Yerlerini tespit edin. Bu durumu yetkililerle de görüşeceğim." Time dönüp "Siz de hazır olun. Her an görev emri gelebilir." Dedi.
İçeri Giray girdi. "Komutanım."
"Gel Giray. Görev emri gelirse timle birlikte sen de gideceksin. Yaraların iyi mi?"
"İyi komutanım. Operasyona çıkabilirim."
"Komutanım, yeniden canlı bağlantı kurmak isteyen var."
"Andrey olmalı. Kurun hemen!"
Az sonra Andrey görüş açılarına girdi.
"Tekrar merhaba albay."
"Geç bunları. Doğa iyi mi?! Eğer ona bir şey yaptıysan..."
Alparslanın sözünü kesip "Aaa yakışıklı, görmeyeli çok asabi olmuşsun sen. Bak sen. Maviş abin de gelmiş." Dedi.
"Bana bak, seni maviye boyar fırçayı da.."
"Cık cık cık. Sen de kardeşine çekmişsin he maviş? Yakışmıyor ama."
"Ne istiyorsun?" Diye araya girdi Yavuz albay.
"Çok basit. Benim adamıma karşılık, sizin porselen doktor. Ama ondan önce size bir film göstereceğim. Canlı tiyatro da diyebilirsiniz. Yazarı benim. Buyrun iyi seyirler." Dedi ve kameranın önünden çekildi. 2 adam Doğanın kollarından tutup bir yere götürüyorlardı.
"Bırak! Bırak Allah'ın cezası!" Diye bağırıyordu.
"Doğa..." Alparslanın gözleri dolmuştu.
Adamlar Doğayı bir odaya götürdüler. Doğa kaçmak için debelenince adamın biri ona tokat attı. "LAN!" Diye bağırdı Alparslan. "Lan senin o elini alır.."
"Görüyor musun yakışıklı? Geciktiğiniz her dakika için zarar görecek doktor."
"Lan ona dokunursan dünyayı başına yıkarım, Andrey!"
"Alparslan! Alparslan lütfen kurtar beni." Diyerek ağlıyordu Doğa.
Adamlar kapıyı kilitleyip odadan çıktılar.
"Doğa korkma güzelim! Kurtaracağım seni lütfen dayan."
Andrey tekrar kadraja girdi. "Burası ne biliyor musun yakışıklı? Şöyle düşün. Şimdi yazın ortasındayız ya. Doktorun burada kışı yaşıyor. -3 derece ama dereceyi düşüreceğim hiç merak etme sen. Bu sıcakta kavrulmasın doktorun dimi? Üşümek iyidir."
"Hayır. Hayır Allah kahretsin buzluğa kapatmış."
"Bingo. Neyse ben sizi başbaşa bırakayım. Belki akıllanır da dediklerimi tekrar gözden geçirirsin. Doktorun artık elimde esir. Beni hafife almamanı söylemiştim." Dedi.
Doğanın olduğu yerde kamera vardı. Kapıya vurarak bağırıyordu ama sesi duyulmuyordu.
"Doğa! Doğa çıkaracağım seni oradan yalvarırım dayan. Dayan lütfen."
"Komutanım şimdi ne yapacağız? Onu orada bırakacak mıyız?" Diye sordu Murat.
"Tabi ki hayır. Videoyu istihbarata gönderin. Karış karış arasınlar. Serhat, Arif. Buluşma noktasına gidin. Kasabayı araştırın. Belki gören olmuştur."
Serhat ve Arif "Emredersiniz!" Deyip çıktılar.
"Siz de her ihtimale karşı hazır olun. İstihbarattan haber alınır alınmaz yola çıkacaksınız." Tim Yavuz albayın emrini alınca onlar da odadan çıktı.
Giray "Komutanım, bu şerefsizler Doğanın sizin kızınız olduğunu bilmiyorlar mı?" Diye sordu.
"Şanslıyız ki bilmiyorlar. Yoksa çok canını yakarlar. Giray sen de time katıl. "
"Emredersiniz!" Deyip çıktı Giray.
Alparslan Giray çıktıktan sonra "Onu oradan hemen çıkarmamız gerek. Doğa soğuktan nefret eder dayanamaz ki o bilirim ben." Dedi ve gözünden bir damla yaş aktı.
"Dayanır. Sen önce sakin ol! Sen bir Özel Kuvvetçisin! Ben arkadaşlarının canını sana emanet ediyorum! Bu halde mi çıkacaksın operasyona? Sen bir Türk askerisin. Sen ağlayamazsın! Duygusal olamazsın! Kalbinle değil, mantığınla hareket edeceksin! Eğer Doğayı çok seviyorsan kendine hakim olmayı da bileceksin. Bir daha seni ağlayan görürsem eğitim aldığın kişileri dava ederim. Sakinleş ve git arkadaşlarına yardım et." Dedi ve acılı nefes verdi. Alparslanın duruşu dikleşmiş ve yüz ifadesi ciddileşmişti. Yavuz albay onun omzuna elini koyup destek verdi. "Hadi. Git." Alparslan başını aşağı yukarı yapıp harekat merkezinden çıktı ve hazırlanmaya gitti....
Devam edecek...
Selamlar. Nasıl gidiyor hayat? Yeni bölümle sizlerleyimm. Wattpad Türkiyede yasaklandığı için okumalar da çok yavaş ilerliyor. Ben Azerbaycanlı olduğum için girebiliyorum. Ama merak etmeyin. Kitabı Çizgi Studioya yükledim. Oradan da okuyabilirsiniz. Tüm bölümler mevcut. Yeni bölümde görüşmek üzere💝


