İçeriğe geç

Kalp Atışı

Bölüm 31 · 15 dk okuma

Kalp Atışı

Bölüm 31

30-cu bölüm: Yara

Yt: Nazrien Acotar. Takip etmeyi unutmayın🎀

Alp Kılıç (Korkmaz) dan:

Sene 2008. Günlerden 9 mart Çarşamba. Bu gün de uyandığımda annem ve babam yanımda yoktu. Belki yaşadıklarım bir rüyadır diye ümit ediyordum. Çünkü vicdanı olan hiç bir anne baba çocuğunu terk etmez. Doğduğum günden bu yana ailemi hiç tanımadım. Annem kim? Babam kim diye hiç merak etmedim? Beni bu cehennemde yanmaya mahkum bıraktıkları için iyi insan olmadıklarını düşünüyorum. Her gün onlarca aile gelip buradaki arkadaşlarımı evlat ediniyor. Ben de o şanslı çocuklardan olmayı çok isterdim ama sanki lanetliymişim gibi henüz benim için gelen biri olmadı. Eskiden Yavuz abi diye biri her gün görmeye gelirdi beni. Bana çok iyi davranıyordu. Sarılıyor, öpüp kokluyordu. Gelirken bir sürü çikolata, şeker, yeni giysiler ve oyuncaklar getiriyordu. Onunla çok iyi anlaşıyorduk. Benim yaşlarımda bir kızı olduğunu söylemişti. Keşke Yavuz abinin oğlu olsaydım diye düşünüyordum. Beni evlat edineceğini tahmin etmiştim. Ama sonra bir daha asla gelmedi. Artık hayattan tamamen umudumu kesmiştim. Yavuz abiyi çok sevmiştim ve o gittikten sonra sanki boşluğa düşmüştüm.

Neyse işte. Ömrümün sonuna kadar ailemi tanıyamayacağım. Bir kardeşim bile olmayacak...

Günlüğü kapatıp dolaba geri koydum. Okurken gözlerimden akan yaşa engel olamadım. Küçükken beni ziyarete gelen adam meğerse öz babammış. Oğlu olduğumu bile bile beni yanına almadı. O bataklıkta boğulmaya terk etti beni.

"Şimdi de karşıma geçmiş beni dinle diyor. Neyini dinleyeyim be ben senin?" Diye söyleniyordum.

Günlüğü okuduktan sonra gözüme uyku gitmedi. Sabah da erken kalkmıştım. Bir an önce iyileşsem de işlerimin başına dönsem. Derken Leyla içeri girdi.

"Günaydın, yakışıklı? Nasılsın bakalım?" Deyip ayak tarafımdaki dosyayı aldı.

"İyiyim, Leylo. Sen nasılsın?"

"İyi ben de nolsun?"

"Ömerle nasıl gidiyor?"

"Gitmiyor. Ömere karşı duygularımı kaybetmek üzereyim. Ömerden daha eğlencelileri var mesela."

"Bak sen? Kimmiş o şanslı kişi?"

"Boş ver. Neyse ben çıkıyorum. Alparslan kapıda. Seninle konuşmak istiyormuş."

"Allah Allah. Hayırdır inşAllah. Ya bir şey soracağım. Neslihanı gördün mü? Uyandığımdan beri gelmedi de hiç."

"Sen ameliyattayken gelmişti ama sonra göremedim."

"Tamam."

Leyla çıktıktan sonra Alparslan içeri girdi. "Selam."

"Aleyküm selam."

İçeri girip yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. "Nasılsın?"

"İyiyim sağ ol. Doğa nasıl?"

"Doğa iyi. Uyuyor şuan."

"Leyla konuşmak istediğini söyledi. Kötü bir şey yoktur umarım."

"Bizim açımızdan iyi ama senin için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim."

Yatakta doğrulup merakla Alparslana baktım. "Noldu?"

"Konu Neslihan. Gerçek ismiyle Hale. Alp bak duyacakların seni çok sarsacak ama iyiliğin için bilmek zorundasın."

"Alparslan, korkutuyorsun beni. Neslihana bir şey mi oldu?"

"Nasıl söylenir bilmiyorum. Sonuçta ben psikolog değilim."

"Direk söyle."

"Neslihan terör örgüt liderinin sağ kolu çıktı. Bir operasyonda yakaladık. Şuan içerde. Bunu söylediğim için çok üzgünüm ama... Neslihan bir hayin."

Söylediklerini sindirmeye çalışıyordum. Nasıl olabilirdi ki böyle bir şey? Bir insan neden ülkesine ihanet etsin ki? "S-sen ciddi misin?" Diye sorduğumda başını evet anlamında salladı. "Nasıl ya? Yok canım. Neslihan öyle şey yapmaz. Yapmaz dimi, Alparslan? Ben ona inanmıştım. Seviyordu beni."

"Bunu söylemeyi istemezdim ama seninle olma sebebi istihbarat toplamaktı. Ama bi de iyi yanından bak. Kimseye zarar vermeden yakalamayı başardık."

"Sizin için söylemesi kolay tabi. Ya ben evren tarafından lanetlendim mi? Neden tüm kötü şeyler benim başıma geliyor? Söylemişti ama. Aşıktı bana. Asla yalan söylemezdi. Söz vermişti."

"Üzgünüm. Keşke böyle olmasaydı ama karşına hep iyi insanlar çıkacak diye bir kural da yok."

Gözlerim dolmuştu. Konuşmakta güçlük çekiyordum. "Garip gelmişti biliyor musun? Biri tarafından bu kadar sevilmek. O da yalanmış zaten. Tabi benim hayatım yalan olduğu için giderek bağışıklık kazanıyorum. Olan oldu artık. Yapacak bir şey yok. O haysiyyetsizi tutukladınız ya. Önemli olan o."

Dudaklarını bir birine bastırdı ve elini elimin üstüne koydu. "Doğa da ben de senin yanındayız. Burada olduğumuzu bil tamam mı? Çok acı çekeceksin, çok ağlayacaksın ama unutmak zorundasın. Bir teröristi sevemezsin."

"Sağ ol. Bir az yalnız kalsam iyi olacak."

Ayağa kalkıp "Tabi. Ne zaman ihtiyacın olursa beni arayabilirsin. Geçmiş olsun." Dedi ve çıktı. Alparslan gittikten sonra yüzümü pencere tarafına çevirdim ve sessizce ağlamaya başladım.

Giray Barlasoğlu' dan:

Yavuz albay izin verdikten sonra odama gidip duş aldım. Üstümü değiştikten sonra eve gittim. Doğayı kurtarmış ve Andreyi yakalamıştık. Doğa esir olduğu günlerde Atasoy çok değişmişti. Sürekli ağlıyor, sinirleniyor ve hayalet gibi dolaşıyordu. Ruhu emilmiş gibiydi. Onu kurtardıktan sonra gözleri gülmeye başladı sanki. Eski haline döndü. Zamanında Atasoya çok kötülüğüm dokunmuştu ama yine de üzülmesini istemiyordum. Ona zarar gelsin istemiyordum. Beni sevsin istiyordum ama bu imkansız gibi. Çünkü bu hayatta beni seven kimse yokken tonlarca kötülük yaptığım küçük kardeşimden bunu bekleyemem. Annemiz aynı olmayabilir ama her şeye rağmen ben onu çok seviyorum. Hayatım boyunca bir kere bile abilik yapamadım ona. Okuldan almaya gidemedim, bisiklet sürmeyi öğretemedim, balığa gidemedim. Benim yüzümden çocukluğunu yaşayamadı.

Evimde oturmuş yarım kalan evrakları incelerken kapı çaldı. Açmaya gittiğimde karşımda duran yüzle şaşkına döndüm.

"Baba?"

İçeri geçip "Ya. Baba. Noldu beğenemedin mi?" Dedi.

"Beğenemedim. Ne işin var senin burada?"

"Oğlumu görmeye geldim."

"Oğlunu? Sen bana oğlum der miydin ya?"

"Derim. Oğlum değil misin?"

"Değilim. Hatırlarsan bana soyadını bile vermedin. Şimdi ne değişti?"

"Değişen bir şey yok. Soyadımı vermedim çünkü sen bir hataydın benim için. Alparslan da sana çekmiş. İkiniz de işeyaramaz, serserinin öndegidenisiniz. Hiç bir zaman da bana layik olmadınız."

Ellerimi arkamda birleştirip gülümsedim. "Ne bekliyorsun? Senden korkmamı mı? Ağlamamı mı? Yoksa yalvarmamı mı? Ha eğer bunları bekliyorsan çok beklersin Akif Atasoy. Ayrıca kardeşim ve benimle ilgili doğru konuş. Yoksa baba falan demem,"

"Ne yaparsın he? Konuşsana ne yaparsın? Sen ona kardeşim diyorsun ama acaba o seni abi gözünde görüyor mu? Bana sorarsan hayır. Hatta nefret ediyor senden. Annen bile redd etti seni, çocuğum. Hala durmuş üvey kardeşine mi sahip çıkıyorsun?"

"Bana bak! Senin şu boş aşağılamaların bana sökmez. Karşında o küçük çocuk yok. Haddini bil çık evimden."

"Babanı mı kovuyorsun? Daha esas konuya gelmedim ama."

"Ne söyleyeceksen söyle çek git."

"Duyduğuma göre Alparslanla aynı taburda görev yapıyormuşsun. Geçenlerde evimi bastı. Girayı sen mi yolladın diye bağırdı durdu. Ne yaptın da bu kadar sinirlendirdin onu?"

"Gerçekten bunun için mi geldin buraya?"

"Yoo. Havayı koklamak için de diyebiliriz." Deyip evin içinde gezmeye başladı. "Yalnız kalıyorsun dimi bu koca evde? Sevgilin de mi yok? Alparslanın var halbuki."

"Tek yaşıyorum. Sevgilim de yok böyle mutluyum. Küçük kardeşime de mutluluklar diliyorum. Git artık."

"Hayatının sonuna kadar sevilmeyen bir piç olarak yaşayacaksın. Hadi hayra karşı." Deyip çıktı.

"Gerizekalı! Sana baba demeye bin şahit ister be! Şerefsiz." Diye söylenerek koltuğa oturdum. Dirseklerimi dizime yaslayıp elimi yumruk yaptım ve düşünmeye başladım.

Küçükken, sadece 6-7 yaşındayken bana yaptıklarını hatırladım. Dövüyordu, hakaret ediyordu, yapmadığını bırakmıyordu. İşleri yüzünden sürekli ülke değişiyorduk. Hiç arkadaşım yoktu. Bir erkek kardeşimin ve ablamın olduğunu söyledi. Çok sevinmiştim. Yerlere göğlere sığamıyordum. Sonunda yalnız olmayacaktım.

"Kardeşlerimin ismi ne baba?"

"Erkek olan Emre Alparslan. Kız olan da Mihri."

"Ne zaman tanışacağım onlarla? Hadi hemen gidelim lütfen."

"Dur hele bi. Gideceğiz. Ama onlarla tanışmayacaksın. Benim yanımdayken ağzını bile açmayacaksın."

"Neden ama?"

"Rezil etme beni! Yanımda dur sadece! Eğer tek kelime daha edersen gebertirim seni, çocuk!"

Ceketinin eteklerinden tutup çekiştirdim. "Ama ben kardeşlerimle tanışmak istiyorum. Emre bana abi desin istiyorum. Lütfen baba gidelim yalvarırım," Sözümü bile bitiremeden tokat attı bana. Yanağım çok acımıştı. Gözlerim dolmuştu. Hep bunu yapıyordu. En küçük şeyde bile vuruyordu bana.

"Sana susmanı söyledim! Aklın fikrin hep haylazlıkta! Sus dediysem susacaksın! Duydun mu beni?! Defol şimdi gözümün önünden!" Dedi. Ağlayarak odama gittim. Göz yaşlarım yanağımı acıtıyordu. Bir kaç saat sonra evden çıktık. "Şu suratının halini düzelt. Sevimsiz."

Bir evin önünde durduk. Babam kapıyı çalınca bir kadın açtı. Kızıl saçlıydı. Yanında da 2 çocuk vardı. Kadın babamı görünce çok şaşırdı. Bir süre sohbet ettiler. Bağırdılar, çağırdılar. Gözümü çocuklardan çekmiyordum. Onlar benim kardeşlerimdi ama ben onlarla tanışamıyordum. "Baba bu kim?" Diye sordu erkek olan.

"Alparslan, geçin içeri yavrum." Dedi kızıl saçlı kadın. Babamın eski eşiydi sanırım ama neden ayrılmıştı ki ondan?

Elini omzuma koydu. "Oğlum. Giray Atasoy." Atasoy deyince yüzüne baktım. Çünkü o bana hep 'Sen bir Atasoy değilsin. Olamazsın da. Sen bir Barlasoğlusun.' demişti ve bunu aklıma kazımıştı.

"Oğlun mu?"

"Evet. Sizin de kardeşiniz." Onlara gülümsedim. Ama Alparslan bana gülmedi. Aksine kaşlarını çatarak baktı.

"O benim kardeşim değil! Oğlunu da al çık git buradan!" Diye bağırdı. İçimde bir şeylerin kırıldığını hissettim sanki.

Olanları hatırladıkça sinirden kıpkırmızı oluyordum. Hiç ağlamayan ben sular seller gibi göz yaşı akıtıyordum.

Bir kere de lisedeyken olanları asla unutamıyorum. Babamın sefir arkadaşlarından birinin oğlu bana küfür etmişti. Ben de yumruk atmıştım. O da karşılık verince kavga çıkmıştı. Müdür disipline yolladı. Babamı çağırdılar okula. Az sonra yeri göğü inleterek geldi.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun he?!" Diyerek tokat attı. Herkesin içinde. Tüm okulun önünde. "Sen nasıl kavgaya karışırsın?! Rezil ettin beni elaleme! Sen ne zaman düzeleceksin, Giray?! He! Varsa yoksa ayarsızlık, hatsizlik, serserilik. Sen beni delirtmek mi istiyorsun, be çocuk?!"

"Baba yeter."

"Ne yeter?! Sen benim oğlum olamazsın, Giray. Doğduğun güne lanet olsun! Hemen özür dile arkadaşından."

"Dilemiyorum."

"Özür dile!"

"Dilemiyorum! Yeter artık! Bana böyle davranmaya hakkın yok, Akif Atasoy! Oğlunum ya ben senin. Düşmanın değil! Ne yaptım da benden ölesiye nefret ediyorsun?! Bundan sonra ne sen benim babamsın, ne de ben senin oğlunum!" Deyip okuldan çıkacakken arkadan bağırdı.

"Eğer şimdi bu kapıdan çıkarsan ömrün boyu benden 5 kuruş dahi alamazsın."

Sırıtarak ona döndüm. "Sence bu benim umrumda mı?" Elimi cebime atıp arabamın anahtarını, kredi kartlarını çıkardım. "Senin hiç bir şeyini istemiyorum. Artık hayatında ben yokum Akif Atasoy. Giray Barlasoğlu yeniden doğuyor." Deyip kapıdan çıktım ve bir daha da o eve, o okula, o şehire geri dönmedim.

Hayatımın en büyük dönüm noktasını yaşadım. 18 yaşımda resti çekip tek başımın çaresine baktım. Harp okuluna yazıldım ve asker olmaya karar verdim. İşte asıl hikayem bundan sonra başladı. Üniversitedeyken küçük kardeşim Emre Alparslan Atasoyla tanıştım. Beni hiç sevmedi. İsmini söylememe bile izin vermedi. Bu yüzden ona sadece Atasoy dedim.

Gülay diye bir kız arkadaşım vardı. Bir birimizi çok seviyorduk. Yani ben öyle sanıyordum. Meğerse en başından beri gözü küçük kardeşimdeymiş. Atasoy bunu bana söylediğinde ve Gülayı ondan uzak tutmamı isteyince çok sinirlendim. Suçu onda gördüm. Kız arkadaşımı elimden aldığı için içimde ona karşı bir nefret oluştu ve dayanamayıp ona yumruk attım...

Hayatımda ilk defa...

Küçük kardeşime el kaldırdım...

Ona abilik yapıp koruyacağıma ona vurdum...

O da bana vurunca kavga çıktı. Zorla ayırdılar bizi. Atasoy bahçeye çıkınca onun ardından Gülay da gitti. Takip edince gördüklerim karşısında buz kestim. Gülay küçük kardeşimin dudaklarına yapışmıştı. Atasoy onu kendinden uzaklaştırınca yanlarına gittim ve yine ona saldırdım...

O günden sonra bir daha asla konuşmadık. Ve ben çok kötü bir şey yaptım. Küçük kardeşimi öldürmek istedim. Ve onu terör örgüt liderinin eline verdim... Pişman olmuştum. Yaptıklarım için kendimden nefret ediyordum. Ben ne sevmeyi biliyordum, ne de sevilmeyi hakediyordum...

O lanet günleri hatırladıkça kendime olan nefretim giderek artıyordu. Ben aşkı da, sevgiyi de, kardeşliği de, aileyi de haketmeyen bir adamdım. Hayatım boyunca sevilmeyen biri olarak kalacağım...

Emre Alparslan Atasoy'dan:

Alple konuştuktan sonra Doğanın yanına döndüm. Hala uyuyordu. Saçlarına öpücük kondurdum ve üstünü örtüp odadan çıktım. Yavuz albay arayıp tabura çağırmıştı. O yüzden hemen gitmem gerekiyordu. Tabura varıp üniformamı giydim ve harekat merkezine gittim. Tim de toplanmıştı. İçeri girip baş salladım. "Komutanım."

"Hoşgeldin Alparslan." Benden sonra Giray ve timi girdi. "Arkadaşlar, Andreyi yakalamış olabilirsiniz. Hepinizle gurur duyuyorum ama bunlar durmuyor. Büyük devletlerden güç alan bir terör grupu ülkemizi tehdit ediyor. Yardım eden de başka ülkenin büyük elçisi. Dokunulmaz olduğu için aklına eseni yapıyor. Andrey bizim elimizde olduğu için daha çok çaba sarf edecekler."

Yiğit "Şerefsizler geldikçe geliyor." Dedi sinirle.

"Aynen öyle. Onları durdurmanız gerek. Sivilleri hedef alıyorlar. Köylere saldırıp insanları esir alıyorlar. Onları durdurmanız gerek. Bu gün Baküden destek gelecek. 2 Azerbaycan askeri ve 2 polis bize yardımcı olacak.

Bahçeye çıkıp gelenleri karşıladık. Az sonra Azerbaycan bayraklı üniformalı polisler ve askerler helikopterden indi. Polislerden biri kadındı ve baş komiserdi. Askerlerin biri üsteğmen, diğeri de üstçavuştu.

"Hoş geldiniz. Sizleri görmek bizim için büyük bir onur."

"Əstafurullah komutanım. Sizinle birlikde görev yapacağımız üçün biz çox gurur duyuruq. Üsteğmen Rafael Halilov." Diye kendini tanıttı.

Onun ardından da diğer asker konuşmaya başladılar. "Üstçavuş Rauf Türkoğlu."

"Baş komiser Nesrin Türkoğlu."

"Komiser Zahir Sadıklı."

"Hepiniz hoş geldiniz arkadaşlar. Buyrun içeri geçelim. Uzun yoldan geldiniz. Dinlenin hadi."

"Sağ olun komutanım."

Herkes tabura girince telefonu elime aldım ve Doğayı aradım. "Efendim yüzbaşım."

"Nasılsın, güzelim? Daha iyi oldun mu?"

"İyiyim iyiyim. Sen neredesin? Göremedim seni?"

"Yavuz albay çağırdı. Gitmek zorundaydım. Azerbaycandan destek gelmiş. Durum sandığımızdan ciddileşmiş."

"Nasıl yani?"

"Köylüleri hedef alıyorlar şimdi de. Gelince detaylı anlatırım. Şimdi gitmem gerek. Öpüyorum çok."

"Ben de."

Telefonu kapattıktan sonra içeri girdim. Yemekhanede oturmuş sohbet ediyorlardı.

"Şimdi ben anlamadım Rauf kardeşim. Siz Nesrin baş komiserimle evli misiniz kardeş misiniz?" Diye sordu Arif.

"Ne kaynatıyorsunuz bakalım?"

"Komutanım gelin gelin. Azerbaycanlı kardeşlerimizin akrabalık denklemini çözüyorum."

"Abim olur kendisi. 5 yaş var aramızda." Diyerek cevapladı Nesrin baş komiser. Esmer tenli, kıvırcık ve kahve saçlıydı.

"Giray ben de. Yani yüzbaşı Giray Barlasoğlu. Memnun oldum." Deyip el uzattı Giray.

"Ben de." Raufun telefonu çaldığı için gitmesi gerekti.

Selim sarışın olan komisere döndü. "Senin ismin neydi kardeş?"

"Zahir Sadıklı."

"Zahir. Güzel isim, komiserim. Peki siz bu akrabalık bağının neresindesiniz?"

"Ben?" Deyip Raufa baktı. Bu tarafa bakmadığını görünce "Şimdilik heç bir yerinde." Dedi. "Yani Raufla gardaş kimi olacağız."

Murat bir Zahire bir Nesrine bakıp güldü. "Haaaaaaa. Çaktım ben durumu."

Selim "Yani anlamadık sanki. Gardaş tabi. Raufla bi de." Dedi.

"Gardaş hem de ne gardaş. Sarışın esmer uyumu."

"Men sarışın değilim ki. Kumralam."

"Bas bayağı sarışınsın işte. Saçlar desen açık kahve ama sarıya da benziyor. Gözler desen ela, ten zaten sarışın. Kumral ne be gözünüseveyim."

"Sen ne dersen odur komutanım."

Bir kaç dakika daha sohbet ettikten sonra kalktık ve bizimkilerin dinlenme odasına gittik. Derken Doğa içer girdi. "Selam millet. Nabersiniz?"

"Aa. Hoş geldin,canım." Deyip sarıldım ve yanağından öptüm.

"Hoş geldin yenge."

"Hoş buldum. Sizler?"

"Üsteğmen Rafael."

"Üstçavuş Rauf."

"Baş komiser Nesrin."

"Komiser Zahir."

"Hoş geldiniz hepiniz. Sizi görmek büyük şeref."

"Güzelim, sen niye geldin? Dinlenseydin?"

"Valla çok sıkıldım o yüzden geldim. Hem görev varmış kaçırır mıyım?"

Zahir "Vay vay vay. Alparslan komutanım da sevdalı çıxdı." Dedi gülümseyerek.

Rauf "Başka kim sevdalı ki?" sordu merakla.

"Heç kimse. Öyləsinə. İndi hamı sevdalıdı ya. Onu dedim." Diye telaşlandı Zahir.

"Neyse değişelim konuyu. İnce işler bize gelmez." Diyerek göz kırptı Yiğit.

"Doğru. Mesela eğitim gibi. 5 dakika içinde herkes alanda olsun." Deyip dışarı çıktım.

Doğa Korkmaz'dan:

Alparslan gittikten sonra Serhat "Başladık yine. Bakın size bir şey diyim mi? Bu adam eğitim adı gelince bambaşka birine dönüşüyor. Uygulamalı şekilde göreceksiniz zaten." Dedi.

"Bana eğitim diyin, çatışma diyin, zor durumda kalma diyin abi. Yavuz albayım izin verdi ya. Benim içim içimi yedi. 3 gün silahımdan ayrı nasıl kalırım ben?" Diyerek odadan çıktı Arif te.

"Bir az daha beklerseniz Alparslanın cezasına maruz kalacaksınız. Hadi beyler. Herkes dışarı." Dedim ve hepimiz eğitim alanına gittik.

Gölge timi ve Azerbaycandan gelen askerler şınav çekiyorlardı. Nesrin ve ben de izliyorduk. Hayranlıkla Alparslanı izliyordum. Şişen kol kasları çok hoş görünüyor, üstüne yapışan tişörtü karın kaslarını belirginleştiriyordu. Nesrine döndüğümde o da Zahiri izliyordu. Ona olan bakışlarında binlerce anlam vardı.

"Sevgili misiniz?"

"Hm?"

"Öyle bakıyorsun ki sanki şimdi koşup boynuna atlayacaksın." Dedim gülerek.

"Yok. Sevgili değiliz. Keşke olsak."

"Aşık mısın peki?"

"Bilmiyorum. Onu görünce heyecandan ölecek gibi oluyorum. Sürekli gözlerine bakmak istiyorum. Sarılmak, hiç bırakmamak istiyorum. Ama biliyor musun? Hayatımda hiç sarılmadım ona."

"Neden hislerini söylemiyorsun peki? Geç olmadan söylesene."

Güldü. "Bakma polisim ama o konuda hiç cesaretli değilim. İlk adımı ondan bekliyorum."

"Ne zamandan beri tanışıyorsunuz?"

"Lisedeyken."

"Yok artık. O kadar oldu ama ikinizden de adım yok mu?"

"Yok. Uzaktan seviyorum işte. Bunu ona söylemeden, dokunmadan, incitmeden. Sadece arkadaşız. Lisedeyken çok seviyordum. Hala da seviyorum. Onunla ne zaman göz göze gelsem kalbim yerinden çıkacak gibi atardı. Okula gelmediği günler çok üzülüyordum. Ama sonra mezun oldu. Gitti. Unutamadım. Çok özledim. Rüyalarıma girdi. Yıllar sonra kader karşılaştırdı işte." Deyip tekrar Zahire baktı.

"Sen bayağı aşıksın. Ama bana sorarsan git konuş derim. Koca insanlarsınız. Neyden çekiniyorsunuz ki?"

"En çok neyi merak ediyorum biliyor musun? Temas sevmememe rağmen ona sıkıca sarılmak istiyorum."

"Aşık olduğu kişiye gelince köşelerini törpüler insan. Bence o da seni seviyor."

"Nereden biliyorsun?"

"Gözlerinden. Sana bakarken gözleri parlıyor. Umarım mutlu olursunuz. Bu arada türkçen şaşırtıcı kadar iyi."

"Sağ ol..Ama bence biz imkansızız. Çünkü ne zaman umutlansam hep bir şey çıkar. O yüzden artık pek umutlu değilim. Uzaktan sevmek daha iyi. Can acıtıyor ama olsun."

"Neden öyle diyorsun? İmkansız aşklar kavuşamaz mı? Hem insanlar için imkansız diye bir şey yoktur."

"Vardır. Bazı aşklar gerçekten de imkansız olarak kalır." Dedi. Gözleri dolmuştu. Bir şey söyleyemedim. Aşktan yaralı biri daha.

Alparslan "Bu günlük bu kadar yeter. Paydos." Deyince askerler yorgunluktan zorla nefes verdiler.

Alparslan bana doğru, Zahir de Nesrine doğru yürüdü. "Noldu? Çox mu sevdin? Gözlerini çekemedin üstümden." Dedi gülerek.

"Ne elaqesi var? Türklerin idman taktikalarına bakıyordum. Ele birden sene sataşdı gözüm."

"Hm? Anladım. O zaman bu gün akşam gezmeye gedek. Türkleri gözlemlemeye. Anlarsın ya." Dedi ve göz kırpıp gitti.

Nesrin gülümsedi. "Şey. B-ben gitsem iyi olacak. Görüşürüz, Doğa." Diyerek o da gitti.

"Ne yaşandı az önce?"

"Sen hikayeyi bilmediğin için anlamadın. 2si de aşık ama bunu söylemeye korkuyorlar."

"Hm? Eski Emre Alparslan Atasoy ve Doğa Korkmaz misali yani."

"Öyle." Giray yanımızdan geçince Alparslan durdurdu. Gergin ve üzgün görünüyordu.

"Neyin var senin?"

"Yok bir şey."

"Var bir şey. Suratının halinden belli."

"Yok diyorum! Uzatma." Deyip çekip gitti.

"İyilik te yaramıyor adama. Bir şeyler olmuş buna." Telefonu çalınca açtı. "Emredin komutanım. Tamam hemen geliyoruz." Deyip kapattı. "Tim! Harekat merkezine. Hemen!"

İçeri girip yerlerimize oturduk. Az sonra babam geldi. "Oturun, arkadaşlar." Serhata dönüp "Andrey ve Neslihandan bir haber var mı?" Diye sordu.

"Henüz bir şey yok, komutanım. Sorguya devam ediliyor."

"Tamam. Köylülere erzak ve ilaç yardımı yapılacaktı. Onları götürüp etrafa bakının. Terör saldırınca ne yapmaları gerektiğini söyleyin."

"Emredersiniz, komutanım." Deyip çıktık.

Askerler ve polisler üniformalarını giydikten sonra araçlara binip yola koyulduk...

Devam edecek...

Selamlarr. Nasılsınız? Bana sorarsanız, bir öyleyim, bir böyle. Son sınıf olduğum için dersler dehşet çok. O yüzden bölüm yazamıyorum. Peki benim kendimi ve imkansız aşkımı kitaba dahil edişime kaç puan? YT da ağır yaralayan editimde var kendisi.

Soy adları değiştim bu arada. Neyse gelecek bölümde görüşürüzz🎀✨

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

32. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

2 yorum

  • Ya jeton kazanamiyorum o yüzden diğer bölümleri okuyamıyorum lütfen diğer bölümlerin kilidini kaldırın lütfeeeeen