İçeriğe geç

Kalp Atışı

Bölüm 27 · 16 dk okuma

Kalp Atışı

Bölüm 27

26-cı bölüm: Çaresizliğin senfonisi

ARTIK SON DERECE RİCA EDİYORUM. HER OKUYAN OY VERSİN. KESİNLİKLE ZOR İŞ DEĞİL. EMEKLERİMİN KARŞILIĞINI ALAMIYORUM.

Sanki zaman durmuş gibiydi. Fırtına öncesi son sessizlik gibiydi. Kimse konuşmuyordu. Alparslan elini yumruk yapmıştı. Yüz hatları ve omuzları gerilmiş, damarları ve kemikleri belirginleşmişti. Gözlerinin rengi daha fazla koyulaşmış ve sanki ateş fışkırıyordu. Hırıltılı nefesler veriyor, Giraya öldürücü bakışlarla bakıyordu.

Yumruğunu öyle şiddetle sıkıyordu ki, neredeyse elini kanatacaktı.

2 elimle Alparslanın yumruğunu tuttum sakinleştirmek için ama hiç oralı olmadı. Giraysa öylece hem bana hem Alparslana bakıp alaylı şekilde gülümsüyordu.

Sonunda sessizliği bozan o oldu. "Noldu küçük kardeşim? Abine merhaba demeyecek misin yoksa?"

"Ne işin var senin burda?" Gözlerini bir an bile Girayın üzerinden ayırmıyordu.

"Aaa, çok ayıp. İnsan biricik abisine öyle der mi? Hiç yakıştıramadım."

"Sen hangi yüzle geliyorsun buraya?! He?!"

"Bak sen ya. Sen hiç değişmemişsin ki. Yine çok fevrisin. Şuan elinde olsa beni öldürürsün dimi, küçük kardeşim?" Dudaklarını büzüp gülümsedi.

Alparslan "Bana küçük kardeşim demeyi kes! Kardeşin falan değilim senin! Defol git!" Diye Girayın üstüne yürürken kolundan tutup engelledim.

"Alparslan lütfen."

"Bir dakika Doğa. Sen ne yüzsüz, ne haysiyetsiz birisin be! Hangi yüzle karşıma çıkıyorsun, şerefsiz!"

"Yine tasmanı çeken birileri var he. Önce Gülay, şimdi de Doğa."

"Giray! Kes sessini!" Alparslan dişlerinin arasından dedi ve Girayın yakasına yapıştı. Ama Girayın yüzündeki sinsi gülümseme hiç solmuyordu.

"Abini mi döveceksin? Sen benim gibi bir abin olduğu için statü atlamışsın. Az şükür eder insan."

"Alparslan, lütfen burada olmaz, yeri değil." Diye kolundan tutup onu geri çekmeye çalışıyordum.

"Sen benim abim falan değilsin!" Her kelimenin üstüne basa basa dedi. "Şimdi defol git burdan!"

Giray yakasını ondan kurtarıp "Defolayım? Çık çık çık. Çok kabasın ama küçük kardeşim. Sen bize gelince ben hiç sana öyle yüz gösterdim mi?" Dedi. Yüzünü bana doğru döndü. "Biliyor musun Doğa. Bu küçükken de böyleydi. Öfke problemi vardı. O yüzden hiç arkadaşı yoktu. Bence geç olmadan kaç kurtar kendini."

Alparslan bu sefer onun çenesini sıkıp "Giray! Seni burda gebertirim! Kapa çeneni!" Dedi dişlerini sıkarak.

"Alparslan, lütfen yapma, askeriyedeyiz yeri değil. Giray sen de sus artık!"

"Bir dakika ya. Siz nerden tanışıyorsunuz?" Girayı bırakıp bana baktı.

"Hiç sormayacaksın sandım. İnsan bi merak eder. Görmüyor musun kollarımı, yüzümü, gözümü?"

"Ne merak edicem be seni? Lafı ağzında geveleme de söyle!"

"Sakin ol şampiyon. Anladık benden nefret ediyorsun."

"Nefret sönük kalır. Sen onu bile haketmiyorsun."

"İzin verirsen anlatacağım. Bil bakalım ben niye geç kaldım? Bir araba kazası yaptım var ya. Üffff. Kollarımı, yüzümü, gözümü, göğsümü falan görseydin hiç böyle konuşmazdın. Doğa şahidim. Ben yaralanınca tahmin et nereye gittim. Özel Gümüşok Hastanesine. Havalı bir girişim yok mu? Her kesi etkiledim ya yaralı halimle. Ama bir şey diyim mi? Hemşireler ve doktorlar çok korkaklar. Seninki hariç. Doğayla da öyle tanıştık. Baktı kimse kımıldamıyor o yaptı pansumanımı."

"Doğru mu?" Alparslan yüzünü bana çevirip sordu.

"Evet. Ben de şimdi görünce hatırladım. Sizin kardeş olduğunuzu bilmiyordum. Açıkçası senin bir abin olduğunu bilmiyordum."

"Aaaaa, aşk olsun küçük kardeşim. İnsan sevgilisine abisinden bahsetmez mi hiç?" Başını omzuna yatırıp dudaklarını büzdü. "Üzüldüm şimdi."

"Benim abim olmadı, olmayacak. Sen sadece o cibiliyetsiz Akif Atasoyun yaptığı bir hatasın benim için. Şimdi defol git babanın yanına. Bir daha da ne benim ne de Doğanın yanına yaklaşmaya cesaret edersen, işte o zaman böyle sakin olmam, Giray Atasoy."

"Bak ya. Ben Atasoy değilim ki. Hiç bir zaman da olmadım. Ben Giray Barlasoğluyum. Bir Atasoy olacak kadar değerli olmadım. Senin aksine. Akif Atasoy beni hiç sevmedi. Annem için katlandı bana. Soyadını bile vermedi. Şimdi sorabilirsin, annen ona bir şey demedi mi diye. Demedi be küçük kardeşim. Demedi. Annem onu öylesine çok seviyordu ki, kendi öz oğlunun bir piç muamelesi görmesine de sessiz kaldı. Sırf bizim babamız olacak o lanet herif onu terk etmesin diye. Yani anlayacağın Akif Atasoy bana babalık sevgisini göstermedi. Onun da öz oğluydum ama o bana sadece bir gençlik hatası gibi baktı. Sen peki? Hiç değilse 4 yaşına kadar baba sevgisi nedir görmüşsün. Ama ben onu bile görmedim. O yüzden gelip te beni suçlamaya hakkın yok."

Ölüm sessizliği vardı sanki aralarında. Alparslanın gözleri Girayın mavi harelerinde gezindi. Dik duruşunu bozmadı. Derin nefes verdiğinde nefesini tuttuğunu anladım. "Bu yine de suçlu olduğun gerçeğini değiştirmiyor.

Ben senden Akif Atasoyun gayri-meşhur çocuğusun diye nefret etmiyorum. Bunu çok iyi biliyorsun."

"Biliyorum tabi. Ama büyüdük. Sen de büyüdün, ben de büyüdüm. Artık karşında o geceki çocuk yok." O geceki? Alparslanla Giray arasında ne yaşanmıştı? "Benim seninle bir derdim yok. Ben buraya sadece görevimi yapmak için geldim.

Yüzbaşı Giray Barlasoğlu. 30 yaşındayım.

Diyarbakırdan tayin oldum. 'Bomba' timinin komutanı olacağım." Deyip bir dosya uzattı. "Bu da dosyam. Kayıtlara geçersin. Kolay gelsin, küçük kardeşim." Giray odadan çıktıktan sonra Alparslan gözlerini kapattı ve sinirli nefes verdi. Yüzündeki kemikler daha da belirgin hale geliyordu. Hızla kanepeye oturup dirseklerini dizlerine yasladı ve eliyle yüzünü kapattı.

Yanına oturdum ve sırtına dokunup "Alparslan... İyi misin?" Diye sordum.

Bakışlarını bana döndürdü. Gözlerinin içi kızardı ve başını omzuma yaslayıp sıkıca sarıldı. Kollarımı ona doladım ve bir elimi saçlarının arasına daldırdım.

Nefes alışverişleri çok acılıydı. Gözyaşlarını akıtmamak için direniyordu sanki.

"Canım, lütfen ama yapma böyle." Dedim. Nefes verirken titredi.

"Çok canım yanıyor, Doğa. Çok."

"Seni çok iyi anlıyorum. Ama kendini harab etme nolur. İçinde tutma. Ağlamak istersen ağla."

Başını kaldırıp gözlerime baktı. "Asla! Onlar yüzünden asla ağlamam."

"Tamam. Ağlamak istemezsen ağlama. Ama kendine de yüklenme.... Birlikte atlatacağız. Ben senin her zaman yanındayım." Deyip ona sarıldım ve saçlarına öpücük kondurdum.

"İyiki varsın, Doğa'm. Beni hiç bırakma olur mu?"

Yüzünü ellerimin arasına alıp "Seni asla bırakmayacağım, Emre Alparslan Atasoy. Bu ilk diyişim değil ve ben bunu sana hep hatırlatacağım." Deyip yanağından öptüm.

•••

Alparslanın yanından çıktıktan sonra eve gidip dinlenmiştim. Gece boyu sürekli onu düşünmüştüm. Giray Barlasoğlu aslında kimdi? Gerçekten Alparslanın abisi miydi? 30 yaşındaydı. Mihri abladan 2 yaş küçük, Alparslandan 2 yaş büyük. Ama bir Atasoy değil, Barlasoğluydu. Dış görünüşce hiç benzemiyorlardı. Alparslan esmer ve neredeyse siyaha yakın kahvegözlüydü. Giray kumral ve mavi gözlüydü. Bir birlerinin zıttıydılar. Girayı ilk günden pek çözemedim ama umursamaz birine benziyordu. İnsanı gıcık eden bir tavrı vardı.

Hastaneye giderken aklıma 2 gün sonra Alparslanın doğum günü olduğu geldi.

Timdekilere de haber verip ona bir süpriz yapmak fena fikir değildi. O yüzden hastaneye gitmeden önce tabura uğradım.

Alparslan ve timi bahçede antrenmandaydılar. Haki yeşili askeri tişört giymişti. Barfiks çekmekten kol kasları fazlasıyla şişmişti. Saçları dağılmış ve alnına dökülüyordu. Giydiği tişört üstüne yapışmıştı ve sanki hiç bir şey giymemiş hissiyatı veriyordu. Tüm karın ve göğüs kaslarını gözler önüne seriyordu. O an etrafa baktığımda onu gören başka kız olmadığı için içten içe sevinmiştim.

Antrenman bitince hepsi bir yana dağıldı. Alparslana görünmeden bizimkilerin yanına gittim.

"Selam herkese."

Arif beni görünce şaşırmadan edemedi. "Ana! Yenge senin ne işin var burda? Bu kadar erken gelmezdin."

"Önemli bir şey konuşacaktım. Çok vaktinizi almayacağım."

Selim "Yok yenge ne alması. Gel buyur. Komutanımı çağırayım mı önemli diye?" gidecekken engelledim.

"Yok yok. Hatta onun haberi olmasa iyi olur."

Demir ellerini teslim olur şekilde kaldırıp "Hm? En son komutanımın haberi olmadan bir şey yaptığımızda ceza almıştık. Yine o 35 tur koşuyu istemiyorum haberin olsun." Dedi.

"Ya bi dinleyin anlatıcam. Öyle bir şey değil. Hayırlı bir şey. Şim..."

Yiğit sözümü kesip güldü. "Hayırlı bir şey mi?" Ellerini bir birine vurup "Yoksa Leylayı bana istemeye mi gidiyoruz? Ama bu durumda niye Alparslanın haberi olmasın ki? Damadın erkek kardeşi rolünde olurdu. Tüh. Ee ben daha yüzük falan da almadım ki." Diye telaşa kapıldı.

"Arkadaş ne Leylaymış. Sabah kalkıyor Leyla, öğlen oluyor yine Leyla, yetmiyor antrenmanda, görevlerde, uykuda bile Leyla sayıklıyorsun aga ya."

"Sana ne lan çapkın Serhat. Ben hiç değilse 1 kişiyi seviyorum. Senin kimi sevdiğin belli değil."

"Ben halimden memnunum abi. Kimse rahatımı bozamaz. 1 kişiye takılı kalıp üzülmektense böyle iyiyim."

"Artık susacak mısınız?" Dedim sinirle. "Size bir şey danışmaya geldim gelmez olaydım."

Arif "Tamam yenge sen devam et. Komutanım gelmeden söyle. Siz de bırakın Leylayı Mecnunu da dinleyin." Dedi ve diğerlerine susun işareti yaptı.

"Sonunda ya. Ne diyordum? Hah. 2 gün sonra 25 haziran. Yani Alparslanın doğum günü. Biliyorsunuz dimi?"

Selim "Biliyoruz tabi. Bir tanecik yakışıklı, deli komutanımızın doğum gününü unutacak değiliz." Dedi.

"Ben diyorum ki acaba ona bir süpriz mi yapsak? Ne dersiniz? Bu aralar yüzü pek asık. Belki morali düzelir."

Arif diğerlerine bakarak "Hmmm." Dedi. "Yenge senin haberin yok sanırım. Komutanım doğum günlerinden nefret eder."

"Haberim yok. Niye ki?"

Yiğit "Babası onları terk ettiğinde onun doğum günüydü de ondan. Ailesiyle ilgili konuşmayı sevmez. O yüzden söylememiştir."

"Napıcaz şimdi? Kutlamayacak mıyız?"

"Kutlayacağız." Diye bir ses soruma cevap verdi. Bakışlarımı döndürdüğümde Girayla göz göze geldim.

Yiğit göz devirip "Nerden çıktı bu ya." Dedi.

"Hadi ama Gölge timi. Siz de mi beni sevmiyorsunuz? Kırılıyorum bak." Deyip dudak büzdü.

Arif "Sevmemek değil de biz ona kıl olmak, uyuz olmak, görünce sinirin tavana vurması gibi tabirler kulana biliriz." Dedi dişlerini sıkarak.

Girayla Alparslan arasında olandan timin de haberi varmış. Neden bir tek benim haberim yok olanlardan?

"Ben buraya size yardım etmek için geldim. Baktım bir şey bulamıyorsunuz dedim ki iş başa düştü, Giray. Küçük kardeşim için bir şey de mi yapmayayım?"

"Ya adam dün seni görünce rengi attı, sinirden kıpkırmızı oldu ya. Neyden bahs ediyorsun?"

"Merak etme doktor. Ben gelmeyeceğim. Sadece bir fikir vermek istiyorum. Sonuçta onu senden iyi tanıyorum.

Dinleyin şimdi. Küçük kardeşim puşt babamız yüzünden doğum günlerinden nefret ediyor. Ama bu yine de kutlamayacağımız anlamına gelmiyor.

Demek istediğim, artık her yıl yaptığınız gibi yapıp görmezden gelmeyin. Geçmişinden kaçamazsın dimi, doktor? İyi bilirsin sen.

Atasoyun doğum gününü kutlayın. Hatta ona süpriz olsun diye kendi odasında süslemedir partadır falan artık siz daha iyi bilirsiniz. Onlardan yapın. İyice şaşırsın. Geçmişteki talihsizliklerden kaçmasın. Onların üzerine gitsin." Deyip derin nefes aldı. Kollarını yana açıp "Benden bu kadar. Gerisini siz halledersiniz." Dedi ve gözlerini hepimizin üzerinde dolaştırıp yanımızdan ayrıldı.

Selim kaşlarını çatıp "Bu neydi şimdi?" Dedi.

"Ne yapmaya çalışıyorsa artık."

"Şimdi napıcaz? Girayı mı dinleyeceğiz? Kendi bildiğimizi mi okuyacağız?" Diye sordum.

Yiğit derin nefes verip "Giray bir bakıma haklı. Alparslan sırf babası yüzünden yıllardır doğum günü geldiğinde o günü hatırlıyor. Ona yaşadıklarını unutturmak ve yaralarını sarmak bizim borcumuz. Her ne kadar bunu demek istemesem de Giray haklı arkadaşlar." Dedi.

Serhat "Ne yani? Şimdi Girayın dediğini mi yapacağız?"

Yiğit "Evet. Giray her ne kadar geçmişte yanlışlar yapsa da düzeltmek için çabalamak istiyor. Kötülük yapacak gibi değil." Diye açıklarken her kes şaşkınlıkla onu dinliyordu. "Neyse şimdi dağılalım. Çok dikkat çekiyoruz. Akşam size haber veririm."

"Tamamdır. Ben de geç kaldım zaten hastaneye gideyim. Beni görmediniz, duymadınız." Deyince hepsi ağızlarına fermuar işareti yaptı.

Taburdan ayrılıp hastaneye gittim. Üstümü değiştikten sonra Alpin kontrollerini yaptım. Hala aynıydı. Bir değişiklik yoktu. Odadan çıktıktan sonra acile gittim. Leyla ve Ömer sohbet ediyorlardı.

Kendi kendime "Hay ben senin... Tövbe estafurullah, Ömer çekil ordan ya. Leyla Yiğitten vazgeçerse valla inme iner çocuğa." Diye söylendim. Ömer ordan ayrılınca Leylanın yanına gittim.

"Hellolardan bir demet. Nasılsın Leylo?"

"İyiyim Doğacım sen?"

"İyi ben de. Eee?"

"Ne ee?"

"Ay anlamamazlıktan gelme. Yiğitle konuştunuz mu?"

"Hmm şu mesele. Yok ya. Daha hareket yok."

"Hadi ya. Konuşurum ben Yiğitle. Valla arkadaşım diye demiyorum ama Yiğit 10 numara çocuk. Eli yüzü düzgün, işinde gücünde.."

"Biliyorum Doğa valla biliyorum. Bana bak. Aklınca çöpçatanlığa mı başladın sen?"

"Yok canım."

"Atma."

"Ya tamam. Ben sadece hem senin hem de onun mutlu olmasını istiyorum hepsi bu. Kızmadın dimi?"

"Kızmadım tabi. Sana kızabilir miyim ben hiç?"

"Hah şunu bileydin." Dediğimde ikimiz de güldük. Tam o sırada içeri bir hemşire girdi bağırarak.

Bakışlarımız ona doğru döndü. "ALP HOCA UYANDI!" Diyerek acile girdi. "ALP HOCA UYANDI!"

"N-ne? Alp uyandı mı?" Diye hemen odasına doğru koştum Leylayla birlikte.

"Doruk hocaya haber verin!" Alpin odasının önüne geldiğimizde içerdeki hemşire serum kontrollerini yapıyordu.

Alp ta boş gözlerle etrafı seyrediyordu. Ağzında solunum cihazı vardı.

Alp uyanmıştı...

Abim uyanmıştı...

İkizim uyanmıştı...

Bu dünyanın en güzel hislerindendi...

Camın ardından onu izlerken gözlerim doldu. Gözlerimiz kesiştiğinde gülümsedi. Beni affetmez, kardeşi olarak kabul etmez diye endişelenirken Alp bana gülümsedi. Onu o kadar çok özlemiştim ki.

Hemşire içerden çıkıp seslenince bakışlarım ondan ayrıldı. "Hocam girmek ister misiniz? Genel kontrollerin yapılması gerek." Dedi.

"Tamam biz hallederiz, teşekkürler." Hemşire gittikten sonra Leylaya döndüm. "Ya bana kızarsa? Ben yapamayacağım. Sen girir misin yanına?"

"Saçmalama Doğa senin suçun yok ki. Kızamaz o sana. Hadi sen gir önce. Hem özlemiştir biricik kardeşini." Deyip destek için elini omzuma koydu. Leylaya gülümseyip içeri girdim. Alpi gördüğüm an içimde bir şeylerin kıpırdadığını hissettim.

Maskeyi ve eldivenleri taktıktan sonra derin nefes aldım ve nihayetinde dudaklarımı araladım. "Nasıl hissediyorsun?"

Solunum cihazını çıkarıp "İyiyim." Dedi. Gözlerinin altı mosmordu. Dudakları kurumuştu. Gözleri bitkin bakıyordu ama yine de yakışıklılığından ödün vermemişti. Bakışları yan taraftaki sürahiye kayınca hızla bardağa su doldurdum ve sırtından destek vererek suyu içmesini sağladım. Suyun hepsini bitirdikten sonra derin nefes verdi. Bardağı yerine koyup genel kontrollere başladım. Işıkla gözüne baktım ve duyularını test ettim. Hiç bir sorun yoktu.

"Şimdilik hiç bir sorun yok. Emin olmak için bazı testler de yaparız. Sen şimdi güzelce dinlen. Geçmiş olsun." Dedim.

"Tekrar aramıza dönmene sevindim... Abi."

Dediğim şeyden sonra irice yutkundu. Gözleri gözlerimden başka her yerde gezindi. Tam gidecekken kolumdan tuttu.

"Yeterince dinlendim zaten. Konuşalım mı?" Diye sordu.

"N-ne konuşalım?"

"Gerçekleri. Bizim ikiz olmamızı konuşalım mesela."

"Alp bak gerçekten benim hiç bir suçum yok. Ben de zaten senden 1 gün önce öğrenmiştim. Babam yüzünden beni suçlama nolur. Onlar yüzünden benden nefret etme lütfen." İyice paniklemiş şekilde konuşurken yarıda kesti.

"Tamam Doğa. Sana kızgın değilim zaten." Dedi. Dudakları düz çizgi halini aldı. "O gün... Kardeş olduğumuzu öğrendiğim gün... Kaza günü... Ben o an çok sinirlenmiştim. Şaşırmıştım. Hayatımın şokunu yaşıyordum ben Doğa. Düşünsene, en yakın arkadaşın ve babası geliyor ve sizin kardeş hatta ikiz olduğunuzu söylüyor. Ne hissederdin?"

"Sen ne hissettiysen ben de aynılarını hissettim Alp. Babamla o günden beridir konuşmuyorum. Annemle de aynı şekilde. Sen benim üzülmediğimi mi sanıyordun? Tamam, seninle kardeş olduğum için mutluyum ama onların bizi ayırdıklarını öğrendiğim günden beri iyi değilim ben, Alp. Eskisi gibi değilim. Hele sen bu hale düştüğünden beri daha da dağıldım."

"Ben o gün istemeden sana çok yüklendim. Senin gerçekten bir suçun yoktu. O gün gözüm dönmüştü. Sana patladım birden. Özür dilerim."

"Özür dileme. Asıl ben sana bunları yaşattıkları için özür dilerim. Yani şimdi bana kızgın değil misin?"

"Sence sana kızabilir miyim ben? Saçmalama." Deyip güldü. Gülüşünü ne kadar çok özlediğimi tekrar hatırladım.

"Ben seni çok seviyorum Doğa. Babanın yaptıkları yüzünden sana yüklenemem."

İrice gülümseyerek "Demek ikiziz he? Hangimiz daha büyüğüz?" Dedi.

"Sen benden 15 dakika büyükmüşsün."

"Bak sen. Abi oldum demek?" Elinin tersini uzatıp "Öp bakalım abinin elini." Dedi.

"Ya bi git ya." Göz devirerek güldüm.

"Ne var kızım? Abi değil miyim?" İşaret parmağını bana doğru uzatıp "Şimdi görür o Alparslan serserisi. Benim kardeşimi kapmak neymiş göstereceğim ona. Ona bir belalı abi tarafımı gösterirsem 7/24 korkudan adımı sayıklar." Dedi.

"Abartsaydın?"

"Abiyim kızım ben, saksı değilim. Hele bi benim kardeşimi üzsün, o serserinin bağırsaklarını söker, ip yapıp atlarım."

"Öh ama artık ya."

"Ne? Haklıyım."

"Alp!" Dedim uyarırcasına. "Sen ne çabuk girdin ya korumacı abi triplerine."

Kollarını 2 yana açıp "Ee Doğa hanım. Alp Kılıç derler bana. Benim nasıl bir tip olduğumu bilirsin." Dedi. "Bakma sen benim komadan şimdi çıkmama, turp gibiyim mübarek."

"Mübarek mi?" Gülerek "Alemsin valla ya." Dedim.

"Ha bu arada. Öyle Alp falan da deme bana. Abinim kızım ben senin. Abi de bakayım. Çok basit. Aaaaaaa-biiii."

"Başka isteğiniz var mıdır, lordum? Ya sadece 15 dakika büyüksün benden." Diyerek cıkladım. "Neyse sen susmayacaksın. Ben gideyim en iyisi. Ameliyata gireceğim. Sen de bir güzel dinlen." Ayağa kalkıp kapıya doğru gittim.

"Nasıl istersen, kardeşim. Sana kolaylıklar." Deyince ona gülümseyip odadan çıktım.

Koridordayken Yiğiti aradım.

"Efendim yengelerin en güzeli."

"Selam ortak nasılsın?"

"Seninkiyle uğraşıyoruz işte."

"Ne yaptı yine?"

"Şimdi odasına gideceğim. Bu aralar çok gergin. Sanki eski Alparslan değil gibi."

"Hadi ya. Bu gün evine uğrarım."

"İyi olur. Sana ihtiyacı var. Eee sen niye aramıştın? Bir sorun yok dimi? Leyla nasıl?" Deyince arkadan Arifin sesi geldi. "HAY LEYLA KADAR BAŞINA TAŞ DÜŞSÜN!" Yiğit onu "Lan! Sussana çenesiz piç!" Diyerek susturdu.

Onların atışmasına gülüp "Leyla iyi de seni bekliyor." Dedim.

"Ne? Beni mi bekliyor? Nerede? Ne zaman? Ya Doğa nerede bekliyor? Hazırlanmam gerek. Allah'ım sen aklıma mukayyet ol."

"Ya Yiğit bi sakin ol. Aramanı, yazmanı falan bekliyor. Bi kımıldasan mı diyecektim."

"Canım o istesin ben gece gündüz ararım onu. Tamam o zaman ben hiç bekletmeyeyim Leylamı. Sen kapatabilirsin hadi tutma beni."

"Allah Allah. Şimdi öyle mi oldu? Bana bak seni Leylaya övmem gömerim, kalırsın öyle."

"Tamam tamam. Gömme sakın. Özür dilerim."

"Neyse zaten benim de ameliyata girmem gerek. Görüşürüz."

"Görüşürüz." Tam kapatacakke "Doğa Doğa!" Dedi yüksek sesle.

"Ne?"

"Söz ver."

"Neye?"

"Beni Leylaya gömmeyeceğine."

"Ya zaten şaka yapmıştım."

"Olsun yine de söz ver."

"Of tamam söz."

"Yemin de et."

"Yiğit!"

"Tamam tamam kızma hemen. Teşekkür ederim."

"Bir şey değil." Deyip kapattım ve ameliyat için hazırlandım.

•••

Bir kaç saat sonra hastaneden çıkıp Alparslanın evinin yolunu tuttum.

Son günlerde morali yerle bir olmuş gibiydi. Çok gergindi. Sebebinin Giray olduğunu düşünüyordum ama Giraydan önce de böyleydi. Bu da üstüne tuz biber oldu.

Bir kaç dakika sonra apartmanın önüne vardım. Kapıyı çaldım ama açan olmadı. Evde olduğunu biliyordum. Kapıyı yoklamak için açtığımda açık olduğunu gördüm. İçeri girdiğimde her yer karanlıktı. "Alparslan içerde misin?" Diye seslendim ama cevap vermedi. Bir bir odalara bakıp onu aradım ama hiç bir yerde yoktu. En son balkona baktığımda karanlıkta yerde oturduğunu gördüm. Dizlerini kırmış, dirseklerini dizlerine yaslamış öylece yere bakıyordu. Saçları dağılmış ve yanında bir bira şişesi vardı. Diğer evlerin ışığı yüzüne vuruyordu. "Alparslan?" Yanına oturdum. Hâlâ aynı şekilde duruyordu.

"İyi misin?" Çenesinin altından kavrayıp bana bakması için yüzünü kendime çevirdim. Gözleri kıpkırmızı olmuştu ve yorgun bakıyordu. "Neyin var? İyi görünmüyorsun."

Nefes verip karşıyı izledi. Omuz silkip "Bilmiyorum." Dedi. "Ben hiç bir şey bilmiyorum... Bildiğim tek bir şey var... O da artık gücümün kalmadığı."

Gözlerinde 2 duygu vardı.

Korku ve çaresizlik.

Elimi sırtına koyup "Hadi anlat bana, canımıniçi. Sana gücünün tükendiğini düşündüren ne? Giray yüzünden mi?" Dedim.

Bakışları bana döndü. "Mesele Giray değil ki. Giray benim muhattapım bile değil. Girayı suçluyorum çünkü acımı birinden çıkarmak istiyorum. Hoş zamanında yanlışları oldu ama Giray suçsuz. Zaten istese de beni dağıtamaz."

"O zaman noldu?"

"Hangi birini anlatayım ki? Senin canınla tehdit edilmemi mi? Annemin benim yüzümden intahara kalkışmasını mı? Babamın benim yüzümden bizi terk etmesini mi? Yoksa ellerimin, kollarımın bağlanmasını mı? Aptal çaresizliğimi mi?" Ellerini saçlarının arasına daldırıp başını eğdi. "Noldu biliyor musun?

Bütün gücüm tükendi. Biri var... Senin çok yakınında ve beni sana zarar vermekle tehdit ediyor. Ve eğer bundan senin haberin olursa yine sana zarar verir. Eğer senden uzak durmazsam, yine sana zarar verir.

Ondan korkuyor muyum? Hayır.

Ben sadece sana bir şey yapmasından korkuyorum, Doğa.

O kadar çaresizim ki hiç bir şey yapamıyorum. " Dedi.

"Sonra babam bana ne dedi biliyor musun? Bizi benim yüzümden terk ettiğini, sorunlu bir çocuk olduğumu, hiç bir şeyi hatta seni bile haketmediğimi, herkese problem yarattığımı, boşuna oksijen harcadığımı, aslında hiç yaşamamam gerektiğini ve başka kalp yıkıcı sözler söyledi." Gözünden akan yaşı elinin tersiyle sildi. "Beni öyle bir şeyle tehdit ediyorlar ki... Hayatımda hiç bu kadar çok çaresiz hissetmemiştim..."

Devam edecek...

Ah be Alparslan. Üzümlü kekim, fındıklı kurabiyem, ballı turtam. Senin gözyaşlarına kurban olsun seni üzenler.

Sorular:

1.Sizce yakışıklı, havalı, tatlı, güçlü, kaslı, Alparslanı en kötü neyle tehdit ediyorlar?

2. Giraya ısınıyor musunuz? (Bana sorarsanız aşığım ,zaten modeli de kanıtı.)



3. Sizce Leyla ve Yiğit aşkına start verelim mi?

ARTIK SON DERECE RİCA EDİYORUM. HER OKUYAN OY VERSİN ARTIK. EMEKLERİMİN KARŞILIĞINI ALAMIYORUM.

Bölüm sonu

2 yorum