Selamlar. Oy verip yorum yapmayı unutmayın. Gelecek bölüm için 25+ oy ve 300+ okunma.
Emre Alparslan Atasoy'dan:
Neslihan sırtımı duvara vurmuş boğazıma bıçak dayamıştı. Bense hiç bir şey olmamış gibi sırıtıyordum.
"Beni gebertirsin? Hiç güleceğim yoktu. Senin Andreyle iş birliğin olabilir ama beni de çok hafife alıyorsun be Çakal." Deyip güldüm.
"Bana bak, kes sesini seni şurda liğme liğme ederim!"
"O zaman sana şöyle söyleyeyim. Hızlı koşan at çabuk yorulur. Sen şimdi böyle kendinden emin şekilde ortalarda gezip milletin gözünü boyuyorsun ya. Kimliğini öğrenmeleri ve seni gebertmemiz 1 dakika bile sürmez. İşte o zaman çok sevdiğin Alp senin yüzüne mi bakar mı yoksa ölüne mi orasını bilemem."
"Diyorsun. Alp umrumda mı sanıyorsun?
Sen ötmezsen kimse öğrenmez. Şimdi ya şartımı dinlersin, ya da tüm organlarını yerden toplarsın."
"Bak sen. Alp umrunda değil demek. Sen ne profesyonel oyuncuymuşsun ya. Sen beni alt edemezsin Neslihan. Öyle kafanda da hayaller kurma."
"Peki öyle olsun. Yine de iyi dinle. Ya kimliğimi açıklamaz ve bizimle gelmeyi kabul edersin, ya da sevgilinle son..." Sözünü kestim. Beni öldürebilirdi ama Doğaya asla zarar veremezdi.
"Orda dur! Bana her şey yapabilirsin, tabi buna çapın yeterse. Ama Doğaya değil zarar vermek, yanına bile yaklaşmaya cüret edersen, işte o zaman karşında bambaşka birine dönüşürüm!" Dedim sinirle.
"Hm? Öyle mi? O kadar emin olma aslanım. Ne de olsa Andreyle iş birliğim var dimi? Yani elim uzundur. Gerisini sen düşün."
"O zaman sen de şansına küs. Çünkü daha kiminle dans ettiğini bilmiyorsun." Dedim ve bıçak tutan elini ters çevirip bıçağı yere atmasını sağladım. Elinde artık hiç bir silahı olmayınca sinirle gözlerime baktı. Tam bana doğru gelecekken ayak sesleri duyulmaya başladı. Neslihan bıçağı da alıp hızla uzaklaştı
Gitmeden önce "Bu burda bitmedi yüzbaşı. Seninle daha işlerimiz var." Deyip gitti. Onun Doğaya zarar verme ihtimali içime korku salmıştı. Çünkü Doğa kafasına eseni yapardı ve bilmeden kendisini ateşe de atardı. O gider gitmez Doruk geldi.
"Alparslan? Ne yapıyorsun burda?" Diye sorunce düşüncelerden arındım.
"Telefonum odada kalmış ta onu alacaktım." Deyip odaya girdim ve telefonumu alıp dışarı çıktım. "Alpten bir haber var mı?"
"Durumu aynı. Komada olduğu için uyanmasını beklemeliyiz."
"Anladım. Ben gideyim o zaman. Sana kolay gelsin." Deyip hastaneden çıktım. Doğa arabada oturmuş telefonla uğraşıyordu.
Sürücü koltuğuna oturup "Çok bekletmedim umarım." Dedim.
"Yani 2 dakikalık yolu yarım saate geldin be Alparslan. Nerdeydin?"
"Dorukla Alpin durumunu konuşuyorduk. Merak etme durumu stabil."
"Bir an önce uyansa rahat nefes alacağım ama. Neyse hadi gidelim artık. Uzun zamandır operasyona çıkmamıştım."
"Nasıl isterseniz Yarasam." Deyip gülümsedim ve tabura doğru yola çıktık.
Bir kaç dakika sonra vardık ve timdekilerle birlikte karargaha geçtik. Oturup beklerken Yavuz albay içeri girdi.
Ayağa kalkıp selamlaştıktan sonra geri oturduk. Doğaya döndüğümde babasına nefretle bakıyordu.
"Evet arkadaşlar, bu günkü operasyonda uyuşturucu dağıtan bir elemanı getirmeniz gerek. Ama dikkatli olun. Sayıları fazla olabilir ve çok tehlikeli olabilirler. Siz en önemlisi Halit Azizi paketlemelisiniz. Operasyona gidecek olanlar: Demir, Selim ve Doğa. Koordinasyon işi sende, Alparslan. Yaralanmak yok! Esir düşmek hiç yok! Allah yardımcınız olsun!"
Ayağa kalkıp hep birlikte "SAĞ OL!" Dedik ve görev için hazırlanmaya gittik.
Doğa Korkmaz'dan:
Yavuz Korkmaz operasyonla ilgili bilgiyi verdikten sonra hazırlanmak için çıktık. Yolda kolumdan tutup beni durdurdu.
"Doğa kızım lütfen durur musun?"
"Buyrun komutanım."
"Kızım lütfen konuşalım. Beni bi dinler misin?"
"Konuşacak bir şey yok Yavuz albayım. Burası askeriye ve siz benim sadece konutanımsınız. Şimdi izin verirseniz hazırlanmam gerek." Deyip yanından ayrıldım. Operasyonlara giydiğim siyah üniformamı giydim. Gizlilik için yüzümü kapattım. Sadece gözlerim gözüküyordu. Bu gün snayper olmayacaktım. O yüzden sadece el silahlarımı doldurdum. El bombası ve diğer ihtiyaçları da aldım. Siyah askeri kaskımı da taktıktan sonra hazırdım.
Odadan çıkıp Alparslanın odasına doğru adımladım. Kapıyı çalınca içerden "Gel!" sesi duyuldu.
"Gelebilir miyim yüzbaşım?"
"Buyrun tabi Yarasam." Deyince içeri girdim. Gergin gözüküyordu. Yüz hatları gerilmişti ve düşünceliydi.
"Neyin var senin? Hastaneden çıktığımızdan beri bi değişiksin."
"Yok sadece operasyonu düşünüyordum. Ya Doğa, çok dikkatli olun tamam mı? Benim yönlendirmelerimden kenara çıkmayın. Bunlar hiç tekin tipler değil. Sayıları da fazla olabilir. Sizden tek isteğim sağ salim dönmeniz."
"Bu zamana kadar çatıştığımız insanlardan hangisi tekin oldu ki?"
"Orası öyle de. Bu aralar dikkat et işte. Ben sizi yönlendireceğim. Bak özellikle sana söylüyorum, emirlerime karşı geleyim deme sakın." .
"Ya tamam gelmem. Peki diyelim ki emirlerini yerine getirmedim. Naparsın?" Diye sorunca çarpık bir gülümseme belirdi dudaklarında.
"Hm? Ne yaparım? Bilmem? O da bana kalsın. Şaka bir yana sakın düşünme Doğa. Bak sonra çok üzülürsün. Ben seni biliyorum çünkü. İnadım inat yapıp karşı çıkacaksın bana."
"Sayın Yüzbaşı Emre Alparslan Atasoy bey, ciddi bir durum olmadığı takdirde emirlerinize karşı gelmeyeceğime söz veriyorum. Şimdi izniniz olursa dışarda arkadaşlar bekler." Deyip güldüm.
"Öyle olsun bakalım, Doğa Korkmaz. Allah yardımcınız olsun." Deyince boynuna sarılıp yanağından öptüm.
"Sağ olun yüzbaşım." Deyip asker selamı vererek odadan çıktım ve bahçeye çıktım. Demir ve Selim aracın yanında bekliyorlardı. Araca bindikten sonra Alparslanın verdiği bilgilerle yola koyulduk.
Varınca kulaklıklarımızı kontrol ettik.
Alparslan "Emre konuşuyor. Beni duyabiliyor musunuz?" Dedi.
"Duyuyoruz komutanım."
"Güzel. Polat sen kendine güzelce gizlenebileceğin bir yer seç." Polat Demirin kod adıydı ve aramıza yeni katılan bir keskin nişancıydı.
Demir "Emredersiniz komutanım!" Deyip bizden ayrıldı.
"İzmirli ve Yarasa. Siz de dikkatlice içeri giriyorsunuz. Yaralanmamaya ve yakalanmamaya özen gösterin." Dedi.
"Anlaşıldı komutanım!" Depoya girip etrafı kolaçan ettik ama kimse yoktu.
Selim "Bu sessizlik pek iyiye işaret değil sanki."
Alparslan "Dikkatli olun. Tuzak olabilir."
Ayak sesleri gelince "Birileri geliyor." Dedim yavaşça
Alparslan "Saklanın hemen! Polat sen ne durumdasın?"
"Temiz."
"Güzel. Arka tarafta girişe doğru giden biri var. İçeri girmeden indir onu."
"Emredersiniz."
"İzmirli sizde durum nedir?"
"Komutanım, bunlar geldikçe geliyor. 8 kişiler."
"Ne?"
"Komutanım! Halit burda! İzin verin saldıralım!" Dedim.
"Durun! Polat girişe doğru giden 3 kişi var. 2si soldan 1i sağdan geliyor."
"Ne yapmamı istiyorsunuz?"
"Komutanım, lütfen. İzin verin saldıralım. Bu şans bir daha elimize gelmeyebilir."
"3 kişiyi Polat indirse bile geldiğimizden haberleri olacak. 8 kişiyi alt etmeniz imkansız..... Operasyon iptal!"
"Yüzbaşım yapmayın! Halledebiliriz. Halitin onca kişiyi zehirlemesine seyirci mi kalacağız?"
"Operasyon iptal dedim, Yarasa! Geri dönün!"
"Üzgünüm ama size hak veremeyeceğim. Bu fırsat ayağımıza gelmişken geri çeviremeyiz."
"Yarasa, hayır dedim! Sakın saldırıya geçmeyin! Bu bir emirdir!"
Demir "Doğa delirdin mi sen?"
"İşaretimi bekle ,Polat."
Alparslan "Doğa hayır!" Diye bağırdı.
"Üzgünüm." Deyip onunla olan irtibatı kestim. "Polat şimdi!" Tam o sırada Selimle birlikte saklandığımız yerden çıkıp saldırıya geçtik.
Emre Alparslan Atasoy'dan:
"Doğa hayır sakın!" Diye bağırdım ama irtibat çoktan kesilmişti. "Beni duyuyor musunuz?! Doğa! Selim!" Ses yoktu. Kulaklığı çıkarıp masaya fırlattım. "Allah kahretsin!" Diye sandalyeden fırladım. İçerde sinirden volta atarken telefonu elime aldım.
"Buyrun Alparslan komutanım."
"Kerem, derhal acilen timi topla! Size yollayacağım mekana desteğe gidin! Hemen!'
"Emredersiniz!"
"Ah Doğa ah! Bir kere sözümü dinlesen ölür müsün?!"
Doğa Korkmaz'dan:
Saldırıya geçmiştik. Demir dışarıdakileri hallediyordu. Selimle ben de içerdekileri indirmeye çalışıyorduk ama sayıları çok fazlaydı. Halitin ölmemesi için dikkat ediyorduk.
"Demir durum ne?!"
"Burası temiz! Yardıma geliyorum!"
"Çık dışarı Halit!"
"Asla! Teslim olun yoksa acımam!"
"Çok beklersin!" Demir de yardıma gelince bir az da olsa güçlenmiştik. Yaklaşık yirmi dakika sonra destek gelmişti.
"Dayanın komutanım!"
Selim "Oh be sonunda!"
"Halite dikkat edin!" Gelen desteğin de yardımıyla Haliti sağ salim almıştık. Hatta yanında 2 kişiyi de paketlemiştik.
Arabalara binip taburun yolunu tuttuk. Çok yorulmuştuk ama buna değmişti. Alparslan emrine karşı geldiğim için çok kızacaktı. Belki bana çok büyük bir ceza verecekti ama nihayetinde görev başarılı sonuçlanmıştı.
Tabura vardığımızda Alparslan bahçede bekliyordu. Çok sinirli ve gergin görünüyordu. Kaşları çatılmıştı. Arabadan indik. Selimle Demir adamları içeri götürdüler. Alparslanla göz göze geldiğimiz an "Alparslan biliyorum sinirlisin ama..." Derken sözümü kesti.
"Delirdin mi ya sen! He?! Nasıl yaparsın böyle şeyi?! Ya sana bir şey olsaydı?! Kendinle birlikte hepinizi tehlikeye attığının farkında mısın?!"
"Tamam kızmakta haklısın özür dilerim ama sonuçta Haliti getirdik. Niye celalleniyorsun?"
"Benim için Haliti getirip getirmemeniz önemli değil anlıyor musun?! Sana bir şey olduktan sonra yere batsın tüm operasyonlar! Orda her şey olabilirdi! Ölebilirdiniz Doğa! Bak ben senin komutanınım! Ve sen bu timde görev yaptığın sürece benim emirlerimi harfiyen yerine getirmek zorundasın! Aksi takdirde timden atılırsın!"
"Öyle mi?!"
"Öyle! Bu da sana son sözüm!"
"Tamam! Sen bilirsin! Çok pişman olacaksın, Alparslan!" Deyip içeri girdim. Üstümü değiştikten sonra bizimkilerin yanına gittim.
Selim beni görür görmez "Ya Doğa sen naptın ya?" Dedi.
Kanepeye oturup kollarımı birleştirdim."Selim bak zaten sinirliyim, gelme üstüme."
Arif "Valla ben sana hak veriyorum yenge. Halit, üstüne 2 adamı daha. Hem keyfinizden karşı gelmedin ki."
"Sen gel bide bunu komutanına anlat. Timden atarmışmış beni."
Murat "Ya tamam korkma hemen. Alparslan komutanım arada bi sinirlenir, gözü döner ama... yapabilir doğruya doğru ne diyeyim?"
"Sağ ol ya çok iyi moral verdin."
Serhat "Ama bence atamaz ya. Kıyamaz ki o sana."
"Nerden belli. Çok kızmıştı. Gözlerinden ateş fışkırıyordu resmen. Zaten bu gün de ayrı bi gergindi. Sinirini benden çıkardı işte mendebur."
Demir öksürüp "Doğa sen sanırım gerçekten timden atılmak istiyorsun. Emre itaatsizliğin üzerine bi de komutanına hakaret gelirse gerisini düşünemiyorum." Dedi.
"Babamla aram iyi olsaydı bir şey yapamazdı ama işte."
Yiğit "Neyse boş ver. Atamaz o seni timden falan. Şimdi ne yapacağız biliyor musun?"
Arif "Bir şey geliyor aklıma ama.... Bizim morak yükseltme yöntemimiz mi?"
Yiğit "Aynen öyle."
"Neymiş sizin o moral yükselten yönteminiz?"
Selim "Yok artık. Ya Yiğit delirme, komutanım öğrenirse çiğ çiğ yer bizi."
"Hiç bir şey yapamaz. Hadi söylesenize şu yöntemi."
Yiğit yaklaşıp "Rakı gecesi yapıcaz." Dedi sessizce.
"Bak sen. Bana uyar. Hadi gidelim."
Murat "Sen de ne meraklıymışsın arkadaş."
"Ya ne yapayım? Alp bir yandan, Yavuz Korkmaz bir yandan, Emre diğer yandan. İçim şişti gidelim de kafa dağıtalım."
Serhat "Vay be Yarasa. Sende de ne cevherler varmış ta haberimiz yokmuş. Yanlız ben yokum."
Arif "Niye oğlum?"
Serhat "İşim var daha eve gideceğim. Neyse ben geç kalmayayım, size iyi eğlenceler." Diyip gitti.
Yiğit "E hadi biz gidelim bari." Dedi ve odadan çıktık. Arabalara binip hepimiz Yiğiti takip ettik.
Bir kaç dakikanın sonunda bir mekana vardık. Masa başına geçip siparişlerimizi verdik.
Arif "Ee yenge? Hiç rakı içtin mi?" Diye sordu.
"Yok. Denemedim bile."
Selim "O zaman bu ilk olacak. Ama fazla içme derim. İlk defa olduğu için fazla çarpıntı yapar."
"Valla ne yaparsa yapsın. Emrenin gıcıklığını unuttursun o yeter bana."
Az sonra yemeklerimiz geldi. Yiğit rakıyı alıp hepimizin bardağına döktü ve "O zaman afiyet olsun." Diyip bardağını kaldırdı. Her kes kendi bardağını onunku ile çarpıştırdı. Bir yudum aldım ama boğazım yandı.
"Bu ne ya?" Deyip yüzümü buruşturdum ve bir kaç yudum daha aldım. İçimi yaksa da yine de garip hissettirmişti.
Yiğit "Kız yavaş, öyle hemen içilir mi?"
"Emreye olan sinirimi, kırgınlığımı gidersin işte."
Arif "Ohooo. Alparslan yerine Emre diyorsan yandık demektir."
"Aramız bozulduğunda Emre diyorum. Çünkü Alparslan ismini daha çok seviyorum ve ne zaman bir yamuk yapsa o ismi haketmediğini düşünüyorum."
"Yok artık."
•••
Masa masa değil kahkaha ve dert masasına dönmüştü.
"Ulan bu Emre var ya, itin uğursuzun önde gideni valla." Deyip güldüm.
Murat "Sen bi de onu antrenmanlarda gör. Adam cine dönüyor. Öyle yoruyor ki bizi sövmemek için zor duruyoruz ya."
"Ama şu konuda netleşelim. Acayip yakışıklı, yıkılıyor adeta." Dedim.
Arif "Ona şüphe yok. Türk askeri sonuçta. Ama yenge sen övüyor musun gömüyor musun anlamadım?"
"İkisi karışık. Şerefsiz piç kalbimi kırmasaydı daha çok överdim."
Selim "Yanlız hatırlıyorum da üniversitedeyken Alparslan komutanımın talipleri bitmezdi. Her gün biri aşkını itiraf ederdi ona. Ama onun kimseye eyvallahı yoktu. Hatta bir keresinde bizim sınıfta Gülay diye bir kız ona bayağı yürümüş, yürümekle kalmamış öpmüştü."
"Ne? Öpmüş mü? Nasıl ya? Kim o yelloz? Niye öpmüş?"
Selim "Yenge sakin ol ciddi bir şey değil. Komutanım okulda bir kavgaya karışmıştı ve çok sinirlenmişti. Bahçede tek başına dolanırken bu Gülay yanına gitmiş aklınca da sakinleştirmek amaçlı öpmüştü. Ama Alparslan çok takmadı."
"Bak sen bak. Millet bizimkisinin etrafında pervane olmuş bu bana gelip timden atarım diyor. Ama doğruya doğru. Yakışıklılık desen var, uzun boy, mis gibi fizik, koyu kahve gözler, yumuşacık saçlar, ohooooooo. Sayarken yoruldum."
Yiğit "Yenge sen bu çocuğu övmeyi mi bekliyordun? Bu nedir arkadaş?" Dedi ama telefonu çaldı ve konuşmamızı böldü. "Lan! Alparslan arıyor."
"Aç aç. Doğa seni bekliyor de. Gelse de o meymenetsiz ama yakışıklı yüzünü görsem. Aynen benim dediğim gibi de Yiğit." Yiğit telefonu hoparlöre aldı.
"Efendim Alparslan."
"Yiğit, nerdesiniz? Doğa sizinle mi?" Diye sordu.
"Her zamanki mekandayız. Doğa da bizimle."
"Saçma sapan konuşma. Lan Doğayı da mı kendinize benzettiniz?!"
"Valla doğru söylüyorum ya. Gelmek istersen gel."
"Geliyorum zaten. İçirdiniz dimi lan?"
"Ama o da meraklıydı içmeye. Sana bi sövdük var ya."
"Sizin cezanızı ayrı keseceğim zaten."
"Lan kızla doğru düzgün konuş. Öküzlük yapma."
"Hadi Yiğit kapat geliyorum ben." Deyince Yiğit telefonu kapattı. Hep birlikte kahkaha attık ve Yiğite beşlik çaktık.
"Ya yenge ben bu işi hallettim de sen de benimkini halletsen hiç fena olmaz ya."
"Senin iş?"
"Leylayla benim aramı yapsana ya. Sizin hastanedeki Leyla Parlar. Lütfen."
"Lan Leyla Ömeri seviyor. Ben bunu ona nasıl diyim?"
"Halledersin sen. Benim ne kadar yakışıklı, sorumluluk sahibi, eli yüzü düzgün, güçlü, akıllı, güzel konuşan biri olduğumdan bahs edersin işte. Hem ben o Ömer gibi zargana da değilim. Kalıplı biriyim. Daha yakışıklıyım. Hadi ama göreyim seni."
Selim "Sen? Güzel konuşan? Oğlum senin 2 lafından biri küfür lan."
"Sen bi susar mısın amk ya."
Demir "Bak gördün mü yenge? Valla yazık Leylaya."
"Demir! Siz kimin tarafındasınız?"
Demir "Senin tarafındayız kardeşim."
"Denerim ya seni mi kıracağım? Güzel konuşma kısmına gelmem ama diğerleri doğru."
"Aslansın yenge ya."
Yaklaşık 15 dakika sonra Alparslan görüş açıma girdi.
Arif "Hah, biz de diyoruz nerde kaldı bu yakışıklı komutan?" Deyip güldü.
Demir "Gevezelik yapma abi ya."
Alparslan gelip tam karşımda durdu. "Noluyor burda?"
"Sence? Görmüyor musun? Sohbet ediyoruz."
"Onu görüyorum canım. Senin ne işin var burda?"
"Sen öyle benim moralimi yerle bir edince bizimkiler de bir yöntem kullandılar. Ama var ya süper oldu bu sana da tavsiye ederim yüzbaşım."
"Hepsi senin başının altından çıkıyor dimi lan?" Diyip Yiğite baktı.
Yiğit "Ya ne var oğlum kırk yılın başı eğlenelim dedik fena mı?
"Değil ama Doğa hayatında hiç içmemiş ki. Ne hale getirmişsiniz kızı."
Ayağa kalkıp işaret parmağımı dudaklarına götürdüm. "Şşşt. Yanlışın var Emre Alparslan. İçmişliğim var ama rakı ve bu kadar değil."
"Bak sen. Hadi dağılın. Yarın hesabını sorarım size bunun. Özellikle de sen Yiğit."
Yiğit "Ben niye ya?"
"Hadi Doğa gidiyoruz."
"Nereye?"
"Konuşmaya."
"Arkadaşlar bu Atasoy sanırım bana hesap soracak. Çok keyif aldım bir daha tekrarlayalım bunu."
Murat "Sen iste geliriz yenge."
Alparslan "Çok beklersiniz." Deyip elimi tuttu ve mekandan dışarı çıktık.
Ön koltuğa oturmam için kapıyı açtı ve kendisi de sürücü koltuğuna oturup arabayı çalıştırdı.
"Nereye gidiyoruz yüzbaşım?"
"Önce seni ayıltalım, sonra konuşuruz."
"Ayıltmak derken? Beni eve mi atacaksın?"
"Onu mu diyorum? Aklın fikrin hep... Tövbe estafurullah."
"Sen de ne fesatsın ya. Ben imanlı biriyim bi kere. Git kendine bak."
Gülerek "Tamam güzelim. Sen ne dersen o." Dedi. Az sonra Alparslanın evine varmıştık. Arabadan inip apartmana girdik.
"Sen otur, ben sana kahve yapayım sonra rahat rahat konuşalım." Deyip gidecekken kolundan tuttum.
"Dur be yakışıklım ya. Nereye hemen. Bırakmam seni."
"Vay vay vay. Sana bi cesaret gelmiş sanki."
"Ben hep cesaretliydim yüzbaşım." Deyip onu ittim. Kanepeye oturunca ben de kucağına oturdum ve başımı boynuna gömdüm.
İrice yutkunup "Doğa. Konuşmamız gerek." Dedi.
"Sen konuş ben dinliyorum."
"Böyle konuşmak istediğine emin misin?"
"Hem de nasıl? Yerim gayet rahat. Konuş sen." Dedim ve boynuna öpücük kondurdum.
"Ben özür dilerim. Bu gün çok fevri davrandım. Ama beni de anla. Öyle demek istememiştim. Ben sadece sana bir şey olacak diye çok korkmuştum. 8 kişiye karşı gelmeniz imkansız gibiydi."
"Kırdın ama beni yüzbaşım. Güvenmedin ki. Timden de atacakmışsın."
"Güvenip güvenmek değil mesele. Benim güvenim sana tam. Sadece sana bir şey olma ihtimali çok korkuttu beni. Hem emirlerime de karşı geldin. Bunun bir cezası da olacak. Ama timden atmayacağım. Sinirle söyledim o an."
"Tamam da sen çok fevrisin." Dedim ve sağ elimi boynuna götürüp okşamaya başladım. Parmaklarım adem elması ve boynu arasında gidip geliyordu.
"İyi ama ben senin komutanınsam sen de emirlerimi yerine getirmek zorundasın. Ya sana bir şey ol.... Neden şuan boynumu okşuyorsun?"
"Zaafım var çünkü."
"Sadece boynuma mı?"
"Sen komple benim zaafımsın Emre Alparslan Atasoy. İstemezsen yapmam."
"Yok sorun değil. Kendimden geçiyorum sen bana dokununca. Peki zaafların arasında başka ne var?"
"Kasların var. En çok onlara dokunmak istiyorum."
"Neden dokunmuyorsun peki?"
"İzin vermezsin ki. Yine kızarsın. Timden atarsın."
"Doğa lütfen ama güzelim. Yaptım bi eşeklik, affet be gözünü seveyim."
"Düşünmem gerek. Ama görürsün sen. Ben o kaslara eninde sonunda dokunacağım."
"Öyle diyorsun ama sürekli öpüyorsun beni?" Deyince başımı kaldırıp gözlerine kitlendim.
"Öpmek dedin aklıma geldi. Kim lan bu Gülay?"
"Ne bileyim ben?"
"Tanıyorsun tanıyorsun ama işine gelmiyor."
"Yavrum valla tanımıyorum."
"Yiğit söyledi. Üniversitedeyken sana takıntılıymış. Hatta öyle böyle değil. Öpmüş seni falan."
"Haaa onu diyorsun. Önemsiz biri. Bak zaten hatırlamadım bile. Üniversitedeyken benim peşimden koşan çok olurdu ama hiç birini önemsemezdim. Benim kalbim bir tek sana eyvallah dedi ve sadece senin için atıyor Doğa Korkmaz. Sonuna kadar seninim korkma."
"Korkmuyorum zaten. Hele bi kalbin başkasına atsın. O zaman seni boğar öldürürüm."
"Yanlız o dediğin imkansız tatlım. Bizim kitabımızda kalp bir kişi için atar. Neyse gel hadi seni ayıltalım." Dedi ve kucağında benle birlikte mutfağa doğru adımladı.
Yanağından öpüp "Çok beklersin." Dedim.
Beni tezgaha oturtup kollarını iki yanımda tezgaha dayayıp gözlerime baktı. "Neyi beklermişim?"
"Hiç." Tam arkasını dönüp gidecekken bacaklarımı beline doladım ve arkadan boynuna sarılıp ard arda öpücükler yağdırdım. "Benden öyle kolay kurtuluşun yok yüzbaşım." Dedim kısık sesle.
"Aksini düşünen kim?" Deyip ona doladığım kolumdan öptü. Boynunu ısırınca "Doğa! Oynama bana!" Dedi uyarırcasına.
"Fazla uçtum dimi?"
"Fazla uçuyorsun, ama keşke hep sarhoş kalsan." Dedi ve bana taraf döndü. "Kahve yapacağım. Uslu duracağına söz verirsen ne istersen yaparım."
"Tamam. Hadi yap ta görelim." Dedim. Dolaptan kahveyle cezveyi çıkarıp yapmaya başladı. Tüm odağını kahve yapımına yöneltmişti. Kaşları çatılmış ve çok ciddi görünüyordu.
"Alparslan."
"Hm."
"Çok sıkıldım ama ben."
"Sabret bir az." Dedi ve ocağın altını kapatıp kahveyi bardağa döküp masaya bıraktı. " Evet Doğa Korkmaz. Artık içebilirsiniz."
"Çık. Vazgeçtim." Deyip tezgahtan indim ve salona gidip kanepeye oturdum.
Alparslan yanıma oturup "Noldu şimdi? Naptım ben?" Dedi.
"Tekliflere açığım. İçmem için ne yaparsın?"
"Hadi ama güzelim. İnat etme de iç şu kahveyi. Tamam sen ne istiyorsan söyle onu yapalım."
Ona daha fazla yaklaşıp kucağına oturdum. "Seni istiyorum, yakışıklı. Çok açık ve net değil mi?" Dedim dudaklarına doğru.
"Şöyle konuşarak benim ayarlarımla oynama. Öperim bak seni." Deyince ondan önce davranıp dudaklarımızı birleştirdim. Bir eli boynumu diğeri ise belimi bulmuştu. Elimi gömleğine götürdüm ve düğmelerini açmaya başladım. Dudaklarımızı ayırıp nefes almamız için zaman tanıdı.
"Doğa... Fazla hızlı gitmiyor muyuz?"
"İster ışık hızıyla gidelim. Ben o kaslara dokunacağım dediysem, dokunacağım."
"Sen bilirsin. Al tepe tepe kullan. Her zerrem senindir." Dedi ve tekrar dudaklarını dudaklarıma bastırdı sertçe. Gömleğinin düğmelerini açmaya devam ediyordum. Her seferinde parmaklarım tenine değiyordu. Son düğmeyi de açınca ellerimi omuzlarından kollarına doğru sürterek gömleği çıkardım.
Artık manzaram karşımdaydı. Alparslanın kaslı ve esmer vücudu.
Senin şu esmer aşkın nereye gidecek be, Doğa?
Yanlışın var iç ses. Onu Alparslan aşkı olarak düzeltelim. Her esmerden etkilenseydim ohooooo.
Alparslan üstü çıplak şekilde karşımda durunca irice yutkundum. Gerçekten olağanüstü bir fiziğe sahipti. Ondan gözlerimi alamıyordum. Parmağımla baklavalarının tüm çizgilerini okşadım.
Kendinden geçiyor, nefes alış verişleri hızlanıyordu. Ellerimi büyük bir yavaşlıkla sert karın, kol ve göğüs kaslarında gezdiriyordum.
Omuzlarına tutunup ona daha fazla yaklaştım ve kucağında iyice yerleştim.
"İyi alıştın he sen de."
"Şikayetçi misiniz, beyefendi?"
"Tövbe haşa. Emrinize amadeyim, hanımefendi."
"Diyorsun."
"Diyorum." Deyip çapkın bir gülüş yerleştirdi dudaklarına.
"Tamam o zaman. Benden günah gitti." Deyip dudaklarımı boynuna değdirdim. Çenesini, yanağını, adem elmasını, her zerresini tutkuyla öpüyordum. Daha aşağılara inerek dudaklarımı karın kaslarına bastırdım.
O an dişlerinin arasından "Doğa! Oynama bana!" Dedi çenesini sıkarak.
"Sen yapınca iyi ama."
"Ben bir şey yapmadım ki."
"Bana ne? Yapsaydın. Şimdi mi aklına geldi, Emre Alparslan Atasoy?" Dedim gülerek.
"Vır vır vır konuşuyorsun. Hiç susmaz mısın sen?"
"Çık. Ben doğru bildiğim her şeyi konuşurum. Sen..." Lafımı bile bitiremeden dudaklarıma kapandı sertçe. Bir elim saçlarına asıldı, diğeri ise karın kaslarında gezindi.
Ama olmadı, kalbim durmadı (Karşı koyarım dediğin birine karşı koyamıyorsun.)
Alt dudağımı dişleri arasında çekiştiriyordu. Ona gerçekten de karşı koyamıyordum. Ondan uzaklaşamıyordum. İnsanı etkisi altına alan bir cazibesi vardı sanki. Bazen Alparslana hiç doyamayacakmışım gibi hissediyordum.
Dudaklarımız ayrıldığında gülümsedi.
Kısık ve bir o kadar da çekici sesle "Geç oldu. Uyutayım mı seni?" Dedi.
"Kollarında uyutacaksan neden olmasın."
"Buyrunuz o zaman." Deyip kucağında ben ayağa kalktı ve yatağına doğru adımladı. Önce kendisi uzandı. Ben de yanına uzanıp başımı göğsüne yasladım ve bir elimi omzuna diğerini de saçlarına götürdüm.
"Senin saçlarına dokununca uykumu getiriyor." Dedim. Güldüğünü duydum.
"Senin kokunu soluyunca uykum geliyor. Onu ne yapacağız Doğa hanım?"
"Sence Alp şuan iyi midir?"
"Bilmem. Ama içimdeki ses iyi olduğunu söylüyor. Hem orda emin ellerde. Doruk var ,Ömer var, diğer doktorlar var. Alpi merak etme sen."
"Yarın görmeye gider miyiz?"
"Gideriz tabi. Ama ondan sonra da tabura gelmen gerek. Emre itaatsizlik yüzünden ceza alacaksın."
"Hadi ya. Sen mi vereceksin o cezayı?"
"Evet. Merak etme bir az cömert olurum. Mesela, 5 ay operasyonlara çıkmama cezası nasıl?"
Başımı kaldırıp hayretle yüzüne baktım. "Şaka yapıyorsun her halde? 1 yıl yapsaydın. Ya Alparslan, hadi ama. Öldürmek mi istiyorsun sen beni sinirden?"
"Tamam tamam kızma hemen. Şaka yaptım." Değince avuç içimle göğsüne vurdum. "Aaa. Bak sen. Az önce öpmelere doyamıyordun?"
"Mendebur seni." Deyip güldüm ve gözlerimi kapattım....
Bölüm sonu...
Selamlar. Ayda bir bölüm atmam şaka mı? Ama ne yapayım? Eski bölüm beklediğim sonucu versin ki diğeri de gelsin. Bu bölüm full romantizm oldu ama mük oldu. Sizce?
En sevdiğiniz sahneler👉👉
Sizce Alparslan Neslihan olayını saklamaya devam edecek mi?👉👉
Alple ilgili düşünceleriniz?👉👉
Sizce Leyla-Ömer mi yapalım yoksa
Leyla-Yiğit mi? 👉👉
Yeni bölümde görüşürüzz♥️
