İçeriğe geç

Kalp Atışı

Bölüm 24 · 10 dk okuma

Kalp Atışı

Bölüm 24

23-cü bölüm: Çakal

Oy verip bol yorum atmayı unutmayın

Alpin arabası kamyonun tam altına girip neredeyse hurdaya dönmüştü. Firene basıp hızla durdum. Gözlerim yuvalarından çıkacak gibiydi. Nefes alamıyordum. İnsanlar arabanın etrafına toplanmaya başladılar. Bense sanki elim kolum bağlanmış gibi öylece duruyordum.

"Hayır hayır hayır...." Diye hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Polisler ve ambulanslar gelmişlerdi. Arabadan inip koşarak onlara doğru gittim.

"ALP! ALP HAYIR LÜTFEN!" Ama polisler durdurdu.

"Hanımefendi, lütfen sakin olun." Arabanın etrafını kırmızı şeritlerle çevrelemişlerdi. Az sonra o yürek yakıcı cümle duyuldu arabanın yanından.

"Savcıya haber verin.......... Bir ölü var."

Bir ölü var....

Bir ölü var....

Bir ölü var....

Cümle zihnimde yankılanıyordu.

"HAYIR! HAYIR ALP! GİTMEZ O!" Diye oraya gitmek için tepinsem de beni tutan polis buna izin vermiyordu. En sonunda yere çöktüm ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam ettim. "Alp geri gel lütfen..... Lütfen."

"Hanımefendi sakin olun."

"NE SAKİN OL YA! BIRAK!" Polisin elini geri ittim. Bir kaç dakika sonra Alpin cesedini enkazın altından çıkardılar. Boğazıma bir yumru oturmuştu ve o asla geçmeyecekti... Ben daha ona yeni kavuşmuştum. Kaybetmeye hazır değildim. O görüntüyü görmemek için gözlerimi kaçırdım. Birden cesedin yanından ses yükselmeye başladı.

"NABIZ VAR! SEDYEYİ GETİRİN HEMEN! ÇOK AZ DA OLSA NABIZ VAR!"

"Ne?" Ayağa kalktım ve ona doğru gittim. Alpi sedyeye uzatmış ambulansa doğru götürüyorlardı. Onu görünce beynimden vurulmuşa döndüm. Yüzü, elleri, kolları, her yeri kanlar içindeydi. Başında kocaman bir yara vardı ve çok kanıyordu. Arabanın kırılan camları göğsüne, karnına, ellerine batmıştı. Yüzü çizik çizikti. "A-Alp..... Kardeşim..." Elimi yanağına götürüp yüzünü okşamak istedim ama yüzündeki kanlar ellerimi boyadı. Ellerime baka kaldım. Kandan elbette korkmazdım. Ben bir cerrah olduğum kadar da ajandım. Ama bu kardeşinin, hele ikiz kardeşinin kanıysa işler değişir....

Ambulansta Alpe ilk müdahale yapılıyordu. Elini tutmuş cam kesen kesikleri okşuyordum.

"İyileşecek dimi? Lütfen bir şey söyleyin."

"Nabız var ama yok denecek kadar az. Çok kan kaybetmiş. Hastaneye kadar dayanır mı bilemeyiz."

"Ne demek ya bilemeyiz ! Ne yapıp edin hastaneye yetiştirin onu! Orda zaten iyileştirirler, ben inanıyorum!" Diye bağırdım hemşireye.

Az sonra bizim hastaneye vardık. Doruk hocaya yolda haber verdiğimiz için kapının önünde bekliyorlardı. Ambulanstan iner inmez konuşmaya başladı.

"Acil ameliyata alıyoruz! 0(RH) + kan bulun hemen!"

"Hocam, ben kan veririm." Diye ortaya atıldım.

"Tamam Doğa, Aylin hemşire sana yardımcı olsun. Ömer, Leyla, Deniz. Acil ameliyathaneyi hazırlayın!"

Leyla "Hemen hocam."

Aylin hemşireyle birlikte kan alımına geçtik. Onunla aramız kötüydü ama bu aralar hiç bir gerginlik yaşanmamıştı. O kan alırken ben olanları düşünüyordum.

Keşke hiç öğrenmeseydim. Keşke hiç Alple konuşmasaydık. Aylin hemşire sessizliği bozdu.

"Alp için üzgünüm. Ama merak etmeyin. Doruk hoca ve diğerleri onu kurtarır."

"Umarım."

"Biliyorum hiç sırası değil ama.... Alparslan nasıl? Özledim onu." Diye sorunca öfkeyle yüzüne baktım. Kan alımı bitmişti.

"Bu mu ya gerçekten?! Tek merak ettiğin Alparslan mı?! Benim kardeşim orda canıyla cebelleşirken sen karşıma geçmiş Alparslanı özledim mi diyorsun ya?!"

"Doğa yanlış anladın, ben..."

"Aylin bak zaten iyi değilim, kalbini kırmama ramak kaldı. Eğer Alparslanı çok merak ediyorsan, git ona sor. Tabi cevap verirse." Deyip hızla orayı terk edip ameliyathanenin önüne geldim. Kapının önünde volta atarken telefonum çaldı.

"Efendim Alparslan."

"Doğa? Senin sesin neden öyle geliyor? Neden ağlıyorsun?"

"Alparslan.... Alp kaza yaptı."

"Ne?! N-nasıl? Nerdesin şuan?"

"Hastanedeyim. Ameliyata aldılar."

"Tamam sen sakin ol tamam mı canım. Ben hemen geliyorum." Deyip kapattı.

Alparslan gelene kadar sandalyeye oturup başımı ellerim arasına alıp bir süre öylece durdum.

Bir kaç dakika sonra Alparslanın sesini duydum. "Doğa." Diye koşarak yanıma geldi. Ayağa kalkıp ona sıkıca sarıldım.

Bir eliyle saçlarımı okşayıp "Şşt, tamam güzelim ağlama." Dedi ve dudaklarını saçlarıma bastırdı. Yüzümü avuçlayıp göz yaşlarımı baş parmağıyla sildi. "Sen iyisin değil mi? Bir yerinde bir şey yok."

"Değilim.. Alp içerde can çekişirken nasıl iyi olabilirim ki?" Dedim.

Arif "Geçmiş olsun Doğa. Umarım iyi olur Alp."

Selim "Alp güçlüdür. Atlatır. Merak etme."

Yiğit "Aynen ya. Hem o seni böyle üzülürken görseydi çok kızardı." Dedi.

"Teşekkür ederim desteğiniz için." Deyip zorla da olsa gülümsedim. Gözüm babama sataştı. Öylece durmuş yere bakıyordu.

"Sen hangi yüzle geliyorsun ya buraya?! He! Defol git!" Diye üstüne yürüdüm.

Alparslan beni engelleyip "Doğa tamam sakin ol." Dedi.

"Ne sakin ol ya! Sakin falan olamıyorum anlıyor musun?!"

"Kızım lütfen, ben böyle olsun ister miydim?"

"Kızım deme bana Yavuz Korkmaz! Benim kardeşim senin yüzünden içerde! Zamanında o lanet olası hatayı yapmasaydın ,şuan Alp yanımda olmuş olacaktı! Onu terk etmeseydin şimdi iyi olmuş olacaktı!"

Yiğit "Doğa lütfen."

"Siz karışmayın! Dua et, Alpe bir şey olmasın ,Yavuz Korkmaz! Yoksa elimden çekeceğin var! Şimdi çık git burdan, hadi!"

Yavuz Korkmaz hızla uzaklaşırken Alparslan başımı göğsüne yasladı. Kollarımı ona doladım ve gözlerimi kapattım. Hayatımda güvenebileceğim ve sırtımı yaslayabileceğim bir tek o vardı. İyiki yanımdaydı ve benimleydi.

•••

Sandalyede oturmuş başımı Alparslanın omzuna yaslamıştım. Elim kolum bağlanmış gibiydi. Saatlerdir hiç bir haber yoktu. Timdekileri Muhammet albay çağırdığı için acil gitmeleri gerekti. Derken Neslihan koşarak içeri girdi. Alparslan bana "Doğa lütfen sakin ol tamam mı? Sırası değil." Dedi. Neslihanla aramın kötü olduğunu biliyordu ama onunla kavga edecek halde değildim.

"Neslihan umrumda değil şuan. Ne yaparsa yapsın."

Neslihan "Alp nasıl! İyi mi? Cevap versenize! Alp iyi mi?!" Diye bağırdı. Alparslan ona doğru gidip

"Kimse bir şey bilmiyor. Lütfen sakin olun. Ortalığı aleve vermenin bir manası yok." Dedi. Ama Neslihan onu takmadı. Bana doğru gelip

"Senin yüzünden! Hepsi senin yüzünden!" Dedi ve üstüme yürümeye başladı. Alparslan beni arkasına alıp Neslihanı engelledi.

"Hop hop! Onun ne suçu var? Kendine gel!" Dedi.

"Sen koruyacaksın tabi onu. Sevgilisiniz ya sonuçta! Her şey senin yüzünden Doğa! Alp senin yüzünden içerde!"

"Bana bak Neslihan! Zaten sana ben bu aralar çok fena kuruluyorum, ağzımı açtırma şimdi benim!"

"Alp senin yüzünden içerde! Sen en başından beri bizi kıskandın! Şimdi de seni kardeşi olarak kabul etmedi diye kuduruyorsun sinirden!"

"Doğru konuş 2.80 uzatırım şimdi seni buraya!"

Alparslan "Doğa tamam sakin ol... Bir dakika ya. Sen nerden biliyorsun Alple Doğanın kardeş olduğunu?" Diye Neslihana sorunca Neslihan bir süre cevap veremedi. Öylece sessiz kaldı.

"Hakikaten ya. Alple kardeş olduğumuzu bir tek Alparslana söylemiştim. Seninle irtibatta olan sadece Alp olduğuna göre ve o da daha yeni öğrendiyse.... Sen nerden biliyorsun Neslihan?!"

"Ben..." Tam o sırada ameliyathanenin kapısı açıldı ve Doruk hoca içerden çıktı. Hepimizin odağında artık o vardı. İyi haberler vermesini bekliyorduk.

"Hocam. Alp nasıl? İyi değil mi?" Dedim umutla Doruk hocanın konuşmasını beklerken.

"Doğa..."

"Evet? Alp iyi. Dimi?! Bir şey söylesenize!"

"Ameliyat sırasında bir kaç kez kalbi durdu ama çalıştırmayı başardık. Fakat..."

"Fakat ne?"

"Kazanın şiddetiyle komaya girmiş. Şuanda uyanmasını beklemekten başka yapacak hiç bir şey yok."

"N-nasıl ya? Ne demek komaya girmiş? Dalga mı geçiyorsunuz?!"

Doruk hoca "Maalesef ki hayır. Saatler, aylar hatta yıllar bile sürebilir uyanması. Bilemeyiz. Üzgünüm." Deyip tekrar içeri girdi.

Doruk hoca gider gitmez Alparslan hemen yanıma gelip bedenimi sardı. Alparslanın göğsüne avuç içimle vurarak "Hayır ya! Hayır! Alp beni bırakmaz! Hayır!" Diye sinir krizi geçiriyordum.

"Lütfen sevgilim, sakin ol. Kendine zarar vereceksin."

"Aylar, yıllar dedi! Ben daha ona yeni kavuşmuştum! Hepsi benim yüzümden!" Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Alparslan beni sakinleştirmeye çalışıyordu ama hiç bir şey değişmiyordu. En sonunda daha fazla dayanamayıp kendimi onun kollarına bıraktım ve bilincimi kaybettim.

•••

Gözlerimi açtığımda beyaz hastane tavanıyla karşılaştım. Alparslan yatağın yanındaki sandalyede oturmuştu. Gözlerini kapatmıştı ama sol eli sol yanağımı okşuyordu. Başımı ona doğru çevirdiğimde gözlerini açtı.

"Doğa. İyi misin sevgilim? Nasıl hissediyorsun?"

"Kaç saattir uyuyorum ben?"

"4 saattir uyuyorsun. Tansiyonun düştü, bayıldın. Şimdi nasılsın?"

"İyiyim. Alpten haber var mı? Beni ona götürür müsün?" Deyip kalkmak isterken Alparslan izin vermedi ve beni tekrar yatırdı.

"Olmaz Doğa, doktor kalkmamanı söyledi."

"Nolur beni Alpe götür. Görmem lazım." Dedim gözlerim dolmuştu. Alparslan yanıma oturup yüzümü avuçladı ve baş parmaklarıyla yanağımı okşadı.

"Sevgilim, Alp iyi. Sadece uyanmasını beklemeliyiz o kadar. Hem Doruk hoca söyledi. Değerleri normalmiş. Korkmanı gerektirecek bir şey yok tamam mı?" Deyip dudaklarını alnıma bastırdı. "Sen iyi ol. Daha fazla üzülme olur mu? Çünkü ben seni böyle görmeye alışık değilim." Deyince kollarımı ona dolayıp kokusunu içime çektim. Bir saniye bile yanımdan ayrılmamıştı.

"Alparslan, beni hiç bırakma olur mu?"

"Seni bırakacağıma ölürüm daha iyi güzelim."

"Ölmek falan deme öyle. Sen de gidersen ben yaşayamam ki."

"O zaman sana şunu söyleyeyim Doğa Korkmaz. Ben seni çok ama çok seviyorum ve seni asla bırakmayacağım." Deyip dudaklarını dudaklarımla birleştirdi. Elimi saçlarına daldırdım. Ona her zamankinden çok daha ihtiyacım vardı. Alparslan bana huzur veriyor, rahatlatıyordu.

Dudaklarımız ayrıldıktan sonra boynuma öpücük kondurdu.

"Yüzbaşım.."

"Emret Yarasam."

"Yanıma gelir misin?"

"Sen iste gelirim tabi." Dedi. Ona yer açınca yanıma uzandı. Kollarını açınca başımı göğsüne yasladım ve ona sarıldım. Sağ eliyle saçlarımı okşamaya başladı.

"Sence Alp iyileşir mi?"

"İyileşir tabi. Alp onu bekleyen bir kardeşi olduğunu biliyor. O yüzden ne yapıp eder, uyanır o."

"Ama o beni kardeşi olarak kabul etmez ki."

"Niye etmesin? Alp sinirlenir, bir az celallenir ama sonra çabuk söner. Onu azıcık tanıyorsam aksine sevinir."

"Umarım haklısındır."

"Ya Doğa. Unutuldu gitti ama sormam gerek. Neslihan sizin kardeş olduğunuzu nerden biliyor?"

"Bilmiyorum. İçime kurt düştü şimdi. Öğrenebileceği birisi yok ki."

"Neyse çıkar kokusu sonra. Hadi sen uyu güzelim. Boş ver Neslihanı." Deyip saçlarımın arasına öpücük kondurdu.

Yanağından öpüp ona doladığım kollarımı sıkılaştırdım ve gözlerimi kapattım.

•••

Kalktığımda Alparslan hala uyuyordu. Kollarının altından çıkıp ayağa kalktım ve odadan dışarı adımladım. Alpin kaldığı yoğun bakımının önüne geldim. Hareketsiz öylece yatıyordu. Çoğu bölgesinde sargılar vardı. Gözlerinin altın çökmüştü. Elimi cama yasladım. Onu o halde görünce gözlerim doldu.

"Alp... Kardeşim... Biliyorum beni duymuyorsun ama, lütfen uyan. Ben seni çok özledim. Tek ben değil... Doruk hoca, Leyla, Ömer, Deniz, Fatma hemşire, hatta Alparslan bile senin uyanmanı bekliyor.

Belki sen beni kardeşin olarak kabul etmezsin ama, ben seni çok seviyorum Alp. Annemizle babamız çok adi insanlar biliyorum. Ama...sen benden nefret etme olur mu?" Akan göz yaşımı sildim. "Uyan, yine gül. Bana gülmesen de olur."

"Doğa." Ömer seslenince ona döndüm. "Ne yapıyorsun burda?"

"Öyle Alpe bakmaya gelmiştim. Gidiyordum zaten."

"Benim de nöbetim vardı. Uyanıp uyanmadığına bakmak istemiştim... Ama ben inanıyorum. Alp güçlüdür. Bunu da atlatır."

"Atlatır. Tekrar aramıza döner... Neyse, Ömer, sana kolay gelsin. Ben gideyim. İyi nöbetler."

"Sağ ol."

•••

Yüzümde ve saçlarımda gezen parmakların etkisiyle uyandım. Tanıdık koku ve ses vardı.

"Doğa. Hadi uyan güzelim." Diye beni uyandırmaya çalışıyordu. Gözlerimi açıp koyu kahve harelerine kitlendim. Dudağının kenarı kıvrıldı. "Günaydın sevgilim."

"Günaydın yüzbaşım." Deyip boynuna sarıldım tek elimle.

Yanağımdan öperek "Benim göreve gitmem lazım." Dedi.

"Uzun süreli mi?"

"Bilmiyorum ki. Muhammet albay arayıp operasyon olduğunu söyledi. Günübirliktir büyük ihtimal."

"Ben de gelebilir miyim?"

"Tehlikeli olabilir Doğa korkuyorum."

"Tehlikeliyse sen de gitme o zaman. Hem kafam dağılır. Ya lütfen." Deyip gözlerine bakıp gülümsedim.

Bir süre düşündükten sonra "İyi tamam. Ne yapayıp karşı koyamıyorum işte sana." Dedi.

"Tamam o zaman. Ben gidip bir Alpe bakayım, sen de kalkarsın o sırada." Deyip yanağından öperek yataktan kalktım.

Alparslan da ayaklanıp "Emredersiniz komutanım!" Dedi.

"Yok ben Emre değil Alparslan diyorum." Deyip güldüm.

Başını arkaya atıp "Doğaaaaaaaa, bu espiriden sonra ciddi olamıyorum." Dedi ve güldü.

"Allah Allah. Hadi gel sen de. Görev var bu gün, geç mi kalalım?" Deyip kapıyı açacakken önüme geçip kapıyı kendisi açtı ve sağ elini öne doğru uzatıp

"Buyrunuz efendim." Dedi. Odadan çıkıp yine yoğun bakımına gittik. Alpin durumu hiç değişmiyor gibiydi. Hala aynıydı. "Canım, lütfen üzülme. Sabret sadece, daha dün çıktı zaten ameliyattan."

"Elimde değil ki. Kendimi suçlu buluyorum."

"Senin ne suçun var? Sen sadece doğruları söyledin ki öyle de olması gerekiyordu."

"Haklısın galiba... Gidelim hadi." Dedim. Dışarı çıktık. Tam arabaya binecekken Alparslan duraksadı.

"Noldu canım?"

"Telefonumu içerde unutmuşum. Sen bekle ben hemen alıp geleyim." Dedi ve tekrar içeri girdi.

Emre Alparslan Atasoy'dan:

Arabaya binecekken telefonumun cebimde olmadığını farkettim. Doğayı arabanın yanında bırakıp içeri koştum.

Odaya giden koridor bomboştu. Ama sesler geliyordu. Ses çok tanıdıktı ve kimdiyse kesinlikle sevmediğim biriydi.

Telefon konuşmasında Alpin adı geçince bir az daha yaklaştım. Duvarın arkasında saklandığımda Neslihanın konuştuğu gördüm.

"Bilmiyorum işte. O Alparslan denen herif uyanık çıktı. İyiki ara kızıştı da sonra üstüne düşmediler.... Ya anlamıyor musun? Bani sen nerden biliyorsun diye sıkıştırdılar ya. Andrey sağ olsun mu deseydim? Kaçtım işte." Diye konuşuyordu. Neslihanın Andreyle iş birliği mi vardı?

Duvarın arkasından çıktığımda görüş alanına girdim. Derhal telefonu kapattı.

"Bak sen bak. Senin yılan olduğunu biliyordum da bu kadarını beklemiyordum doğrusu." Deyip alaylı gülüş yerleştirdim dudaklarıma.

"Neyden bahsediyorsun?"

"Hadi ama ya. Senin gibi çakal bir oyuncu için bu numaralar çok hafif kaldı. Andreyle iş birliği yapan birisin. Bence dürüst olalım." Deyince üzerime doğru yürüyüp beni duvarla arasına aldı ve belinden hızla bıçak çekip bıçağı boynuma dayadı.

İki elimi teslim olur şekilde kaldırıp "Sakin ol ya. Noldu gerçekleri duymaya hazır değildin sanırım?" Dedim ve yine aynı gülüşü sundum.

"Bana bak! Seni şuracıkta gebertirim kimsenin de ruhu duymaz. Şansını fazla zorlama!"....

Bölüm sonu...

Her kese hello. Nasılsınız? Bu bölüm bir az geç geldi farkındayım. Göz doktoruna gittim ve doktor gözlük takmamı söyledi yesssss. Evet neyse. Sizce gelecek bölümde neler olacak?

En sevdiğiniz sahne? Entrikalar artıyor ve bu çok iyi oluyorr.

Yeni bölümde görüşürüzz❤️‍🔥

Bölüm sonu

2 yorum