Çok yavaş ilerliyoruz. Gelecek bölüm için 30+ oy ve 70+ yorum
•••
Alp benim kardeşim mi?......
Babamlar onu yetimhaneye mi bırakmış?....
Düşüncelerden arınıp hızla odaya girdim. Babam beni görünce panikledi.
"Doğa?"
"Ne demek oluyor bunlar?!"
"Kızım, orda ne duydun bilmiyorum ama inan sandığın gibi bir şey yok."
"Kızım deme bana! Ben her şeyi duydum! Siz nasıl insanlarsınız ya! Nasıl böyle bir şey yaparsınız?!"
"Doğa, bak gerçekten yanlış anladın."
"Yanlış falan anlamadım! Her şeyi duydum diyorum! Alp benim kardeşim mi?!" Diye bağırıyordum. Gözlerim dolmuştu ve nefes alamıyordum. Sustu. "Söyle!"
"Evet... İkiz kardeşin." Dedi sessizce. Sinirden güldüm.
"Nasıl ya? İkiz hem de. Nasıl yaparsınız bunu! Niye ayırdınız peki bizi?! Hm?!"
"Kızım önce bir sakin ol, oturup konuşalım."
"Sakin falan olmuyorum anlıyor musun! Olmuyorum! Ya siz onu nasıl yetimhaneye bıraktınız! Hem de bebekken! Nasıl kalbiniz el verdi ya buna!"
"Hadi çıkalım burdan gidip bir güzel konuşalım. Bak biri duyacak."
"Duysun! Hiç bir yere gitmiyorum sen de hemen anlatıyorsun!"
"Kızım bak taburdayız, burda olmaz."
"Başlatma taburuna! Anlat dediysem anlat! Nasıl olabilir ya böyle bir şey?! Siz nasıl onu...."
"Bilmediğin şeyler var."
"Bilmek için direniyorum zaten! Siz ne kalpsiz, ne adi insanlarmışsınız ya! Küçücük bir bebeği nasıl yetimhaneye verirsiniz?! Madem sevmeyecektiniz neden dünyaya getirdiniz?! Siz onun neler çektiğini biliyor musunuz?!"
"Zor durumdaydık anlıyor musun! O zamanlar gücümüz yoktu! Başımızda büyük bir tehlike vardı! Birinizden vazgeçmemiz gerekiyordu."
"Ve o da Alp oldu dimi? Sonra olmuş ama gücün baba. Neden onu geri almadın?!"
"Alamadım. İkinize birden bakamazdık. O zamanlar görev yapmıyordum. Eğer ikiz olduğunuzu öğrenselerdi Alpi alacaklardı."
"Kim?"
"Çok gençtim. Daha 18 yaşındaydım. Bir takım insanlara bulaşmıştım. Annenle konuştuk ve Alpi onlara vereceğimize, yetimhaneye bırakalım daha iyi dedik. Çok zor oldu biliyor musun? Siz daha yeni doğmuştunuz. İsmini bile koyamadan onu bırakmak zorunda kaldık. Erkek çocuğumuzun olduğundan haberleri olmamalıydı. "
"Peki sonra neden geri almadınız?" Dedim ağlayarak. Onun da gözleri dolmuştu.
"Geç oldu. Sonra bu durumu size nasıl anlatırız dedik."
"Şimdi iyi mi oldu! Alp öğrenirse ne tepki verecek he?!"
"Eğer için rahat edecekse gidip söyleyelim."
"Gerek yok! Ben artık seninle yan yana bile gelmem! Şimdi nolacak he?! Ben onun yüzüne nasıl bakıcam?!"
"Kızım lütfen yapma böyle."
"Hayatımızı mahv ettiniz! Şimdi istediğiniz kadar ağlayın!" Dedim ve odadan çıkıp arabama doğru gittim. Son sürat hastaneye sürdüm. Daha fazla dayanamayıp sağa çektim ve direksiyona vurarak bağırdım acımın dinmesi için. Alpin yüzüne nasıl bakacaktım? Ailemden çok büyük bir kazık yemiştim, Alp ikiz kardeşim çıkmıştı. Bu olanlardan sonra hayatıma nasıl hiç bir şey olmamış gibi devam edecektim? Sonunda kendime gelip yola devam ettim.
Hastaneye varınca arabadan inip içeri girdim. Koridorda Denizle karşılaştım.
"Hocam, iyi misiniz?"
"Alp hoca nerede?"
"Bu gün nöbeti var. Doktor odasındaydı."
"Yanında biri var mı?"
"Yok da siz iyi misiniz?"
"Sağ ol." Deyip doktor odasına gittim. Ona gerçekleri anlatmayacaktım. Çünkü yüzüm yoktu. İçeri girdiğimde kanepede oturmuş uyuya kalmıştı. Yanına oturup yüzünü inceledim. Tüm anılarımız gözümün önünde canlandı. Hastaneye ilk geldiğim gün, onunla iyi arkadaş olmam, ameliyat arefesi...
Şakasına her kes bizim benzediğimizi söylüyordu. Daha bu gün onunla ilgili konuşmuştuk. Şakaydı, gerçek oldu....
Sanki onu izlediğimi hissetmişcesine gözlerini araladı. Yeşil harelerini görünce gözlerim doldu.
"Doğa?" Deyip dikleşti. "Sen gitmemiş miydin?"
"Bir şey unutmuştum da geri geldim." Dedim. Sesim titriyordu.
"İyi misin sen? Gözlerin kızarmış. Bir dakika. Ağladın mı yoksa? Ben anlarım sen ağlamışsın da neden? Alparslan mı bir şey dedi yoksa?" Deyince gözlerim doldu. Daha fazla dayanamayıp ona sıkıca sarıldım. Göz yaşlarım önlüğünü ıslatıyordu. "Neyin var noldu zümrüt gözlüm?" Diye sordu. Sessiz kaldım.
"Bak eğer Alparslan bir şey yaptıysa gebertirim onu."
"Çık.."
"O zaman neden ağlıyorsun?"
"Alp biz hiç bir zaman ayrılmayalım olur mu? Ne olursa olsun aramız bozulmasın."
"Bu da nerden çıktı şimdi? Niye ayrılalım ki?"
"Hayat işte. Başkaları yüzünden biz küsmeyelim tamam mı?"
"Haydaa. Sen bu gün duygusal gününde misin acaba? Merak etme. Biz asla ayrılmayız. Sen benim kayıp ikizimsin ya. Olur mu öyle şey?" Deyip güldü ve göz yaşlarımı baş parmağıyla sildi. "Ağlama. Noldu rüyanda mı gördün? Dur tahmin edeyim. Bir olay oluyor ve bizim aramız bozuluyor, sonra ben burdan gidiyorum öyle mi?" Dedi.
"Hmhm. Evet. Ne olursa olsun gitme tamam mı?"
"Gitmem. Canım ya, bi de geri dönmüşsün." Dedi ve arkaya yaslanıp başımı göğsüne yasladı. Beline sarılıp gözlerimi kapattım. Kim bilir gerçekleri öğrenince ne tepki verecekti.
•••
Evde yatağa uzanmış öylece tavana bakıyordum. Telefonuma gelen bildirimle düşüncelerden arındım. Mesajlara girdiğimde Alpin yazdığını gördüm.
Yeşil gözlüm: Nasılsın zümrüt gözlüm?
İyi misin?
Aklım sende kaldı
İyi değildin
Doğa: İyiyim yeşil gözlüm.
Merak etme beni
Nöbetin nasıl gidiyor?
Yeşil gözlüm: Nöbet işte
Yorucu
Bu arada yarın Selenin ameliyatını konuşacaksınız
Doruk hoca söyledi
Senin izin günün değil dimi?
Ben yarın yokum ona göre
Doğa: Yok değil.
Bi de o vardı ya
Tamamen unutmuşum
Yeşil gözlüm: Ha bi de sen gittikten sonra baban geldi
Seni sordu
Gergin gibiydi
Sorun yok dimi?
Doğa: Ne dedi sana?
Yeşil gözlüm: Bir şey demedi
Sadece nasıl gidiyor falan
Bi de sen babana çekmişsin
O da çok duygusal
Sarıldı, yanağımdan, saçımdan falan öptü
Şaşırdım yani
Sevdi beni bence
Doğa: Ben duygusal falan değilim tamam mı?
Ayrıca sen sevilmeyecek biri de değilsin
Yeşil gözlüm: Bilemiyorum
Sen onu annem ve babama de istersen
Gerçi isimlerini bile bilmiyorum
Doğa: Tamam neyse kapatalım bu konuyu
Ben seni tutmayayım
Doruk hoca kızmasın
İyi işler sana, kolay gelsin
Seni çok sevdiğimi unutma, yeşilim.
Yeşil gözlüm: Ben de seni çok seviyorum
zümrüdüm.
İyi geceler.
Alple yazıştıktan sonra tam telefonu kenara koyacakken Alparslan aradı.
"Alparslan."
"Doğam. Nasılsın? Muhammet albayın yanından çıktıktan sonra göremedim seni. Ne ara gittin?"
"Kötü bir şey oldu da."
"Noldu? İyi misin sen? Sesin bi tuhaf geliyor."
"Alparslan.... Alp benim kardeşimmiş." Dedim. Gözlerim yine dolmuştu.
"Ne? Ama nasıl olur?"
"Babam telefonda konuşurken duydum."
"Yok artık. Sen nasılsın asıl onu söyle."
"Bilmiyorum. Babamın anlattıkları aklıma gelince delirecek gibi oluyorum."
"Sen sakin ol tamam mı ben hemen geliyorum birtanem. Sakın ağlayayım deme." Dedi ve telefonu kapattı. Gelme desem de geleceğini bildiğim için bir şey demedim. Hem ona şuan çok ihtiyacım vardı. Alparslana sarılmak, kafamı toparlamak, sakinleşmek istiyorum. Şuan tek ihtiyacım olan şey oydu.
Bir kaç dakika sonra kapı çaldı. Açtığımda Alparslan karşımda duruyordu. İçeri girer girmez kollarımı boynuna doladım ve gözlerimi kapatıp kokusunu içime çektim. Kollarını belime sarıp sarılmama karşılık verdi ve saçlarımdan öptü.
"Şşt, tamam güzelim. Sakin ol ben yanımdayım." Dedi ve beni kucağına alıp salona doğru adımladı. Hala ondan ayırmamıştım kollarımı.
"İyiki geldin. Sana o kadar ihtiyacım var ki." Dedim kısık sesle. Benimle birlikte kanepeye oturup saçlarımı arkaya attı ve alnımdan öptü.
"Seni böyle bırakamazdım ki. Evde nasıl dururdum? Neler oluyor sevgilim? Alp nasıl senin kardeşin oluyor?" Dedi. Başımı omzuna yasladım.
"Bu gün senin yanından çıktıktan sonra babama uğradım. Annemle konuşmasını duydum. Alpten bahs ediyorlardı. Sonra babam bizim ikiz olduğumuzu söyledi."
"Yanlış anlamışsındır belki."
"Yanlış falan anlamadım diyorum. Her şeyi duydum. Zaten kendisi itiraf etti. Alpi nasıl yetimhaneye bıraktıklarını falan anlattı. Gücü yokmuş, ikimize bakamazmış, başlarında bela varmış diye mazeretini anlattı."
"Ne diyeceğimi bilemiyorum. Şuan hayatımın şokunu yaşıyorum."
"Bi de benim durumumu düşün. Ailem tarafından ihanete uğradım."
Elini yanağıma yerleştirip "Sen hiç merak etme tamam mı birtanem. Ben hep senin yanında olacağım. Birlikte atlatacağız." Dedi ve dudaklarıma öpücük kondurdu.
"İyiki varsın, Alparslan. Seni çok seviyorum." Deyip başımı boynuna gömüp gözlerimi kapattım ve öptüm.
"Sen de iyiki varsın Doğam. Üzülme olur mu? Seni böyle görmeye alışık değilim."
"Elimde değil ki. Arkadaş bildiğim çocuk kardeşim çıktı. Annemle babam hayatımızı mahv ettiler."
"Biliyorum çok zor ama güçlü durman lazım. En azından benim için.... Alp biliyor mu peki?"
"Hayır. Ona nasıl söyleyeceğim bilmiyorum."
"Bence en kısa sürede söyleyin. Babanla birlikte evine gidip anlatın her şeyi."
"Bilmiyorum, kafam şu an allak bullak."
"Geçecek hepsi, sana söz veriyorum. Saat geç oldu güzelim, hadi ben seni uyutayım."
"Gitmeyeceksin dimi?"
"Gitmeyeceğim tabi. Burdayım, korkma." Dedi ve alnımdan öptü. Beni kucağına alıp önce kendisi yatağa yattı ve üstünde uzanmamı sağladı. Başımı göğsüne yaslayıp saçlarımla oynadı. Gözlerimi kapatıp onun kalp atışlarının sesiyle dinlendim. Ufak dokunuşları bile rahatlamama sebep oluyordu. Alparslan saçlarıma ard arda öpücükler bırakıyordu. Göğsündeki elimi saçlarına daldırdım. Onun saçlarına dokununca uykum geliyor, tüm düşüncelerden arınıyordum.
"Doğa." Deyince başımı göğsünden kaldırıp gözlerine baktım. Gözleri o kadar güzeldi ki. Siyahla kahve renginin bütün tonları onda toplanmış gibiydi. Gözlerine baktığım an beni içine çekiyordu. "Bir daha üzülme olur mu?" Diye sordu. Kısık sesle konuşuyordu ve bu ona daha fazla aşık olmamı sağlıyordu.
"Neden? Bunu ben istemiyorum ki."
"Çünkü senin gözlerin ne zaman hüzünlü baksa, ben o zaman kalbime bir ok saplandığını hissediyorum. Ben senin gülümseyen yeşil harelerinde kaybolmak istiyorum. Ağlayan değil."
"Hayat öyle acımasız ki en yakınından vuruyor seni. Bunu annem yapmış olsaydı belki bu kadar dokunmazdı. Çünkü annem hep umursamaz biriydi. Onu sadece işi ilgilendirirdi. Onun için evladının bir önemi yok gibi bir şeydi. Zaten çoğu zaman da İtalyada olurdu. Ama ben babama çok güveniyordum. Hep benim kararlarıma saygı duyardı. Buraya doktor olarak gelmek isteyince annem çok sinirlendi. Olmaz, ne işin var orda, çok tehlikeli, İtalyadaki hastanemizde çalışırsın falan diyordu. Onu ikna edene kadar canım çıktı. Ama babam öyle değildi. O hep beni desteklerdi. Sen ne istersen o olsun kızım derdi. Şimdi bu ihanette babamın da parmağının olması çok canımı yaktı."
"Bende de tam tersi. Babam Akif yıllar önce bizi bırakıp gitti. Annemi Ecem diye bir kadınla aldattı ve boşandıktan bir kaç gün sonra da evlendi. O gittiğinde ablam 8, ben 4 yaşındaydım. Annem bize hem anne, hem baba oldu. Hiç bir zaman Akif denen şerefsizin yokluğunu hissettirmedi. Ama yine de Akif beyin yanımda olmasını istiyordum.Küçükken okulda arkadaşlarım babalarıyla övünürken, onlara kahraman adı verirken ben babamın bizi bırakıp giden, annemi aldatan bir piç olduğunu diyemiyordum. Ama sonra iyiki hayatımızdan defolup gitti diye düşündüm. Zaten ona baba bile demiyorum. Bizi terk ettiği günden bu yana benim için öldü. O gittikten sonra annem de değişti. Akif bey anneme eskiden saçlarını çok sevdiğini söylerdi. Eskiden annemin simsiyah saçları vardı. Boşandıktan sonra annem saçlarını sarıya boyattı, onu hatırlatan her şeyi sildi. Benim annem hep çok bakımlı, çok güzel bir kadın olmuştu. Hala öyle. Akif bey neden onu değil de başka bir kadını tercih etti bilmiyorum. Demek ki sorun annemde değil, ablam ve ya bendeymiş." Dedi. Gözleri dolmuştu. Alparslanı hiç böyle duygusal görmemiştim. Babasından hiç bahsetmemişti. Aralarında sorun olduğunu biliyordum ama bu denli büyük olacağını tahmin etmemiştim.
"Baban için üzgünüm. Bilmiyordum. Ama erkeklerin aldatması için bir sebebe ihtiyaçları olmuyor maalesef. Tamamen karaktersizliklerinden dolayı. Nebahat hanım çok güzel, genç, güleryüzlü, iyi kalpli bir kadın. Sen ve Mihri abla da ona çekmişsiniz. Yani Akif bey anneni aldattıysa bu ne onun, ne de sizin suçunuz. Kusura bakma ama kendi şerefsizliğinden kaynaklanıyor."
"Yok be ne kusura bakıcam? Ona ihtiyacımız yok zaten. Neyse kapatalım bu konuyu. O herifin adı gelince mideme ağrılar giriyor." Derin nefes verdi. "Hadi uyumaya çalış." Deyip saçlarımdan öptü.
Babasıyla ilgili konuşmak Alparslanın çok canını yakmıştı anlaşılan. Çünkü ağlamak istiyordu ama gözyaşlarının akmaması için direniyordu. Göğsünün hareketinden kolayca belli oluyordu.
Onu rahatlatmak için elimi saçlarına daldırdım. Dokusu insanın içini ısıtıyordu. Bir kaç dakika sonra bilincimin kapandığını hissettim.
•••
Sabah kalktığımda Alparslan yanımda yoktu. Banyodaki işlerimi hallettikten sonra onu aramaya koyuldum. Mutfakta salatalık doğruyordu. Tişörtü yoktu. Yanına gidip arkadan sarıldım ve parmak uçlarıma yükselip ensesine öpücük kondurdum. Bana dönüp kollarını belime sardı.
"Tık doğdu güneşim." Dedi ve gülümsedi.
"Günaydın sevgilim."
"Günaydın. İyi uyudun mu?"
"Valla yastığım o kadar yakışıklı ve rahattı ki, hayatımın en iyi uykusuydu. Sen peki?" Diye sordum kahvaltılıkları masaya yerleştirirken.
"Benim yorganım da o kadar güzel ki, anlayamazsın. Yeşil yeşil de gözleri var." Deyip güldü. Masaya oturup yemeğe başladık.
"Alparslan."
Ağzına domates atıp "Hm." Dedi.
"Dün gece çok düşündüm. Bu gün Alpin izin günü. Babamla birlikte gidip her şeyi anlatmak istiyorum. Sen ne düşünüyorsun?"
"Sen nasıl istiyorsan öyle olsun. Ama bence de söylemeniz en doğrusu. Sonra başkasından duymasın."
"Haklısın."
Kahvaltımızı ettikten sonra üstümü değiştim. Alparslanla birlikte tabura gittik. O kendi odasına giderken ben de babamın odasına gittim. Kapının önünde "Doğa." Diye durdurdu elimden kavrayarak. İki elimi de tutup "Merak etme tamam mı? Alpi bir az da olsa tanıyorsam sana sırt çevirmez. Evet çok üzülecek, hatta depresyona bile girebilir ama en sonunda normale dönecek. O kızsa da sana değil, ailenize kızacak. O yüzden korkma tamam mı?" Dedi ve dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktı. Onun yanımda olduğunu hissetmek çok güzel bir duyguydu.
"Alparslan, seni çok seviyorum. İyiki yanımdasın." Deyip kollarımı boynuna doladım.
"Ben de seni çok seviyorum." Dedi fısıldayarak. Ondan ayrıldıktan sonra tüm cesaretimi toplayıp babamın odasına girdim.
"Doğa. Hoş geldin."
"Selam. Hadi hazırlan. Alpe gidiyoruz. Her şeyi anlatacaksın yoksa benim yüzümü asla göremezsin."
"Doğa kızım delirdin mi sen?"
"Delirmedim! Aklım gayet yerinde. Hadisene. Yoksa gider ben anlatırım."
"Tamam. Geliyorum."
"Güzel. Dışarda bekliyorum." Deyip bahçeye çıktım. Arabama binip onu bekledim. Bir kaç dakik sonra geldi. Ön koltuğa oturduktan sonra Alpin evine doğru yola çıktık.
Evin önüne varıp kapıyı çaldım. Az sonra Alp kapıyı açtı.
"Doğa? Yavuz bey? Hayırdır?"
"Alp, müsaitsen konuşabilir miyiz? Önemli."
"Tabi tabi buyrun." Dedi ve uçeri girmemiz için kenara çekildi.
Oturma odasına geçip koltukta oturduk. Gerildiğim için ellerimi sıkıyordum sürekli. Böyle bir şey nasıl söylenirdi ki?
"Ne içersiniz?"
Yavuz "Yok sağ ol, gel otur oğlum. Sana söylemem gereken bir şey var."
Alp "Konu nedir?" Diye sordu merakla.
"Alp, bak oğlum, şimdi duyacakların seni
çok sarsacak, üzecek ama lütfen sona kadar dinle."
"Yavuz bey, korkmaya başlıyorum. Birine bir şey olmadı dimi?"
"Bana Yavuz bey deme."
"Ne diyim? Yavuz amca mı diyim?"
"Ben senin amcan da değilim. Ben.... Ben senin... Ben senin babanım oğlum." Alp bunu duyunca ağzı açık kaldı. Ne diyeceğini bilemedi. Sonunda gülerek
"Yavuz bey amca, bu gün 1 nisan değil. Yani böyle bir şaka için buraya kadar geldiniz mi gerçekten? Doğanın fikriydi dimi?" Dedi alayla.
"Alp ben ciddiyim. Sen Doğanın ikiz kardeşi, benim de öz oğlumsun...."
"N-ne?....... Nasıl olabilir ya?...... Ş-şaka değil mi?"
"Değil."
"Ne bu şimdi? Buna inanmamı mı bekliyorsunuz?! Yavuz bey, kusura bakmayın ama siz aklınızı mı kaçırdınız? Ne demek oluyor ya bunlar!"
"Oğlum, lütfen. Sakin ol."
"Sakin ol ne ya?! Siz... Beni yetimhaneye bıraktınız! Ben 26 yıl boyunca aile sevgisi görmeden büyüdüm! Bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz ya?!"
"Tamam, gel otur konuşalım. Her şeyin mantıklı bir açıklaması var."
"Yok! Mantıklı açıklaması falan yok! Ben o lanet olası yetiştirme yurduna terk edilince daha yeni doğmuşum. Yeni doğan bir bebeği terk etmenin nasıl bir açıklaması olabilir?! Siz benim yıllarca neler çektiğimi biliyor musunuz?!" Diye bağırdı. Gözleri dolmuştu ve sinirden kızarmıştı.
"Alp lütfen sakin ol." Dedim.
"Sen karışma! Biliyordun ve bana söylemedin öyle mi?!"
"Yemin ederim ki ben de dün öğrendim. Bi..."
"Sus!" Diye sözümü kesti. "Ya siz nasıl insanlarsınız ya?! Bakamayacaktınız, sevmeyecektiniz yapmasaydınız o zaman! Siz ailesi olmayan biri nasıl büyür biliyor musunuz?!....Kalbi yaralı şekilde, kendi kendini yetiştirir. Her gece acaba ben ne günah işledim de ailem beni sevmedi, terk etti diye düşünerek!.... Ben böyle büyüdüm anlıyor musun! Benim kalbimde hep bir boşluk oldu ve o da hiç bir zaman dolmadı! Dolmayacak ta! Hayatımı mahvettinuz anlıyor musun?! Her kesin arkasında dağ gibi duran bir babası olmuşken benim arkamda kimse yoktu! Her kesin onu çok seven, oğlum diyen bir annesi varken benim yine yoktu! Şimdi sen karşıma geçmiş, ben senin babanım mı diyorsun ya?! Benim kaybettiğim çocukluğumu geri verebilir misin?! HAYIR! Ağlamaktan uyuyamadığım geceleri geri verebilir misin?! HAYIR! Kaybettiklerimi geri veremezsin! Benim babam beni o yetimhaneye bıraktığı gün öldü benim için! Ölüler de dirilemez! Senin babalığına da, hiç bir şeyine de ihtiyacım yok!" Deyip kapıdan çıkacakken
"Alp dur! Dinle lütfen! Söyleyeceklerim bitmedi!"
"Ama benim bitti." Deyip evden çıktı ve kapıyı arkasından hızla çarptı.
"Senden nefret ediyorum Yavuz Korkmaz! Şimdi sen istediğin kadar burda dikil! Benim kardeşimi kaybetmekte hiç niyetim yok!" Deyip ben de arkasıyca çıktım. Alpin arabası kapının önünde değildi. Hızla arabama binip yola koyuldum. Nereye gideceğimi bilemeden rasgele sürdüm. O sırada da Alpi arıyordum ama açmıyordu. Sonunda ana caddede arabasını gördüm. Çok hızlı gidiyordu. Böyle giderse kaza yapacaktı. Alp çok çabuk sinirleniyordu ve sinirini de şuan arabadan çıkıyordu. Ona yetişemiyordum. Sürekli durması için kornaya bastım ama durmak bir yana, yavaşlamıyordu bile.
"Dur artık Alp, dur!"
Kırmızı ışıkta geçerken nerden çıktığını bilmediğim bir kamyon gördüm. Alp durmasaydı çarpacaktı.
"ALP HAYIR!" Diye bağırdım ama artık çok geçti. Kamyon Alpin önüne çıkmıştı ve araba neredeyse tamamen kamyonun altına girerek hurdaya döndü.
"ALP!" .......
Bölüm sonu....
Bölümü nasıl buldunuz? Editleri izleyenler gelecek bölümü tahmin ettiler. Yeni bölüm için 300+ okunma, 30+ oy ve 70+ yorum. Yeni bölümde görüşürüz.
