İçeriğe geç

Kalp Atışı

Bölüm 22 · 15 dk okuma

Kalp Atışı

Bölüm 22

21-ci bölüm: Kardeş

Oy verip yorum yazmazsanız Alparslanla Doğa ayrılır.

•••

Doğa: Emre

Uyuduysan uyan

Emre

Emre dedim

Dilimde tüy bitti Emre

Emreee

Alparslan

Yahuşuklu Emre'm: Alparslan kurban olsun sana

Emret, dinliyorum

Noldu bu saatte niye uyumadın?

Doğa: Ksajjssjjshsh

Sen çok ters birisin ya

Alparslan dedim diye geldin dimi?

Yahuşuklu Emre'm: Yoo

Ne alaka ciğerparem?

Sen çağır beni ben uçarak gelirim

Işık hızını bile geçerim canımın içi

Noldu gece olmuş 3

Rüyanda mı gördün beni?

Doğa: Hayır

Uyuyamadım da seni rahatsız edeyim dedim

Ben rahat değilsem sen de olma

Yahuşuklu Emre'm: Ah canım ya

Her şeyi benimle mi yapmak istiyorsun

Canım benim ben de seni çok seviyorum

Doğa: Sen hep her şeyi işine geldiği gibi mi anlıyorsun?

Yahuşuklu Emre'm: Yok canım

Ya tamam şaka yaptım

Niye uyuyamadın?

Doğa: Başım çatlıyor, her yerim ağrıyor

İlaç içtim ama geçmedi

Ben de sana yazayım belki uykum gelir dedim

Yahuşuklu Emre'm: Senin ilacın benim

Ondan geçmemiştir baş ağrın

Hatırlıyor musun ben hastalandığımda gelmiştin

Sarılarak dinlendirmiştin, saçlarımı okşamıştın

Hemen de iyileşmiştim

Doğa: Hatırlıyorum

Annen haber verince endişelenmiştim

Ama sonra seni göreceğim için sevinmiştim

Yahuşuklu Emre'm: Doğa

Ben o günlerimizi çok özledim

Yine sana sarılmak istiyorum

Doyasıya öpmek, kokunu içime çekmek istiyorum

Gözlerine uzun uzun bakmak istiyorum

Doğa: Ben de

Yahuşuklu Emre'm: İyi misin?

Hala ağrıyor mu başın

Doğa: Tek başım ağrımıyor

Her yerim ağrıyor

Kendimi çok mutsuz hissediyorum

Yahuşuklu Emre'm: Soğukta giydin açık elbiseyi

Üşütmüşsün işte

Ama merak etme

Seni öyle bırakır mıyım hiç?

Bekle bir yere ayrılma geliyorum

Doğa: Emre saçmalama

Emre gerek yok gelme

Ya Emre

Ya sabır ya selamet

Emre dedim

Alparslan

Alparslan canım

Oha lan buna da mı dönmedin?

Lan harbi geliyor ya (gönderilmedi)

Hayır ya, yelkenleri suya indirmiş gibi oldum (gönderilmedi)

Alparslan gelme içeri almam bak seni

Tamam yatıyordum zaten gelme

Seni affetmedim tamam mı?

Bu böyle olmayacak

Yahuşuklu Emre'm aranıyor....

Açmadı. Bu çocuk gerçekten beni deli edecek valla. Oflayarak yorganı üstüme çektim. Saatlerdir uyuyamıyordum ve her yerim ağrıyordu. Alparslan haklı sanırım. Üşütmüştüm. Keşke o elbiseyi hiç giymeseydim. Şimdi onu affettiğimi sanacaktı. Neden yazdıysam sanki.

Yaklaşık 20 dakika sonra kapı çaldı.

"Geldi başımın belası." Diye söylenerek kapıyı açmaya gittim.

Geldi evinin direği

Bak zaten iyi değilim sana patlarım iç ses

Kapıyı açtığımda Alparslan tüm asaletiyle karşımda duruyordu. Gerçekten saatin geç olduğunu umursamadan gelmişti.

"Selam."

"Hoş geldin ama sana gelme dedim." Diyip içeri girdim. Beni takip ederek o da içeri girdi ve deri ceketini çıkardı. Bu soğukta o ceketi nasıl giymiş anlamış değilim. Yoksa ben mi üşüyorum.

"Niye ya? Seni öyle bırakacağımı düşünmedin her halde. Gel bakayım ateşin var mı?" Dedi ve elini alnıma koydu. Onun dokunuşlarını bile çok özlemiştim ama tabiki de henüz affetmemiştim.

"Doğa sen yanıyorsun."

"Sağ ol valla bilmiyordum."

"Hasbin Allah. Yemek yedin mi?"

"Çık. Halim mi var sanki?"

"Tamam. Anlaşıldı. Demek ki senin ateşin olduğunda bir çıtır huysuz oluyorsun. Ama merak etme ben şimdi seni turp gibi yaparım ciğerparem."

"Ay Allah aşkına ciğerparem ne ya? Kaç yıllık doktorum, ben bir şey yapamadım da sen mi yapacaksın?"

"Evet. Bak, tamam biz ayrı olabiliriz ama hala arkadaşız dimi? Yani o yüzden izin ver seni iyileştireyim."

"Arkadaşız. Tamam yap ne yapacaksan. Ama bak, bana yürümek yok ona göre."

"Koşsam?"

"Bak kovarı..."

"Şaka da yapmayalım o zaman." Dedi sözümü keserek. Zorla gülümsedim.

"Emre..."

"Doğa... Lütfen, bana Emre deme. Sen bana Emre diyince kendimi sana yabancı gibi hissediyorum. Çünkü beni tanımayanlar Emre diyor. Sen deme nolur."

"Bilmiyorum. Kafam çok karışık. Düşünmem gerek. Ama ona kadar Emresin. Sen de sinirlendirmeseydin o zaman beni."

"Katlanıcaz artık. Ama yine diyorum, ben o Alp denen heriften özür dileyeceğime askerliği bırakırım daha iyi."

"Israr yok. Sen bilirsin."

"Neyse. Şimdi iyileştirmemiz gereken bir Doğa Korkmazımız var." Diyip gülümsedi ve arkamda durup ellerini kollarıma yerleştirdi. Benimle birlikte yürüyüp "Sen şimdi güzelce dinlen, ben de sana çorba yapayım." Dedi ve beni yatağa yatırdı.

"Sen? Çorba? Ciddi misin?"

"Evet? Noldu yapamaz mıyım?"

"Ne bileyim? Seni mutfakta düşünemiyorum."

"Düşün güzelim. Ben tek yaşıyorum hatırlatayım. O yüzden her şeyden anlarım."

"Bak sen. E yapın da görelim Emre Alparslan bey."

"Vaaay. 27 yıllık hayatımda kimse bana Emre Alparslan dememişti. Neyse çok oyalandım. Sen dinlen, kalkma tamam mı?" Diyip mutfağa gitti. İstemsiz yüzümde saçma bir gülümseme oluştu. Her ne kadar kızsam da seviyordum onu.

Seveceksin tabi. Kapmışsın yakışıklı, tatlı çocuğu. Oh ne ala.

Seni var ya. Ağzımı bozdurma şimdi.

Gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu. Gerçekten hiç halim yoktu. Daha fazla dayanamayıp gözlerimi kapattım.

•••

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama Alparslanın seslenmesiyle uyandım.

Saçlarımı okşayarak "Doğa. Hadi uyan, ilaç getirdim sana." Dedi. Doğrulup getirdiği ilacı içtim ve teşekkür ettim. Gözlerim gözlerine değince gülümsedi.

Koyu kahve harelerine uzun uzun bakmayı o kadar özlemiştim ki. Ne değişti ki ona karşı yumuşuyordum? Yoksa ateşin etkileri miydi? İçimden ona sarılmak ve kokusunu solumak geliyordu.

Sonunda sessizliği bozarak konuştu. "Çorba pişmiştir. Gidip getireyim." Dedi ve tekrar gitti. Bir kaç dakika sonra elinde tepsiyle içeri girdi. Yanıma oturup tepsiyi kucağına koydu.

"Eveet, Doğa kankam." Dedi kankamın üstüne basarak. "Bu çorba bitecek ona göre. Gerçi sen de benim yaptığım gibi inat etsen, pazarlık yapsan fena olmazdı ama önemli değil."

"Kankam mı?"

"Evet. Hani biz arkadaşız ya. O misal."

"Hm. Anladım."

"Hadi bak çok güzel olmuş aç ağzını." Diyip kaşığı ağzıma yaklaştırdı.

"Tadı yoktur şimdi onun. Yemem ben." Diyip yüzümü buruşturdum.

"Deja vu yaşadım şuan. İçimdeki ses işlerin farklı yöne gideceğini diyor ama neyse. Sonra kızarsın. Hadi ama yesene."

"Allah Allah. Ben biliyorum o içindeki sesi. Hiç söyleme, kızarım. Çünkü öyle bir şey yok."

"Yalan atma be Doğa. Ben senin bakışlarından anlarım. Bas bayağı benim yaptığımı yapacaksın. Ama bunun için oyuna gerek yok. Kısaca sana sarılarak uyumak istiyorum de yeter be güzelim."

"Aa? Ne alaka? Ben sen miyim? Hem istesem söylerim. Neyse ya senin ağzına sakız olmaktansa yemeği tercih ederim." Diyip tepsiyi elinden aldım. Önce çorbayı kokladım. Yalan yok çok güzel kokuyordu. Tadına bakıncaysa bayağı şaşırdım. Çünkü Alparslanın böyle güzel bir çorba yapacağı aklımın ucundan bile geçmezdi.

"Ee? Nasıl olmuş?"

"Bayağı iyi."

"Her halde ne sandın? Beni temsil ediyor sonuçta." Diyip güldü. Bu lafı ona ben söylemiştim.

"Yok artık. Oldu olacak dediğim her şeyi ezberle."

"Ezberlemediğimi kim söyledi? Ben senin her lafını, her bakışını, mimiklerini, yeşil harelerini, yüz hatlarını, kısaca her şeyini ezbere biliyorum Doğa. Bence sen beni hiç hafife alma." Dedi. Sessiz kaldım ve çorbamı içmeye devam ettim çünkü diyecek bir şey bulamamıştım.

Bir kaç dakikaya çorbayı bitirdim.

"Ellerine sağlık. Çok güzel olmuş." Dedim. Tepsiyi alıp mutfağa götürdü ve hemen dönüp eski yerine oturdu. Elini alnıma koyup ateşime baktı.

"Bir az düşmüş. İyi misin şimdi?"

"İyiyim. Teşekkür ederim Emre Alparslan. Bu saatte buraya kadar geldin, beni iyileştirmek için çabalıyorsun."

"Teşekkür etme. Ben senin için canımı bile veririm Doğa. Bu ne ki? Sen burda hastayken ben evde nasıl rahat durabilirdim ki?"

"İstersen git. İyiyim ben zaten."

"Şaka mı yapıyorsun? 2 dünya bir olsa da gitmem."

"İyi sen bilirsin."

"Hadi sen uyumaya çalış. Geç oldu."

"Sen?"

"Bakıyorum beni düşünmeden edemiyorsun. Sen uyu, boş ver beni. Şuraya kıvrılırım." Diyip koltuğu işaret etti ve oturup battaniyeyi üstüne örttü. Yüzü bana dönüktü.

"Ama uyuyamazsın böyle." Dedim. Neden bilmiyorum ama ona karşı içimdeki buzların hızla eridiğini düşünüyordum.

"Yok ya. Sorun değil. Ama istersen yanına da gelebilirim."

"Ne münasebet? Sen de ne fırsatçısın. Neyse hadi iyi geceler." Dedim ve gözlerimi kapattım.

•••

Gözlerimi açtığımda hastanedeydim ve üzerimde hep giydiğim önlüğüm vardı. Buraya nasıl geldiğimle, üstümdekilerin nasıl değiştiğiyle en ufak bir fikrim bile yoktu. Hastane boştu ve bu bir az ürpermeme sebep olmuştu. Koridorda bağımsız yürüyordum. Birden karşıma babam çıktı. Yüz ifadesi çok garipti. Sanki çok kötü bir durum yaşanmış gibiydi.

"Baba? Ne işin var burda?"

"Doğa. Şimdi sana bir şey söyleyeceğim, ama lütfen sakin ol."

"Noldu? Birine bir şey mi oldu yoksa?"

"Kızım... Son girdiğimiz çatışmada Alparslan şehit oldu. Başımız sağ olsun." Dedi ve gözlerinden yaşlar akmaya başladı.

Beynimden vurulmuşa döndüm. Sanki dünya başıma yıkılacak gibi hissetmiştim. Alparslan.... Şehit mi olmuştu? Üstelik ona veda bile edememiştim. Doyasıya sarılamamıştım, konuşamamıştım.... Artık onu göremeyecek miydim? Onsuz nasıl yaşarım? Ağlamak, bağırmak istiyordum ama sesim çıkmıyordu. Sonunda zorla "N-Ne?" Diyebildim.

Babam ağlıyordu "Eğer son kez veda etmek istersen.... Morgda..." Dedi ve gitti. Hızla morga doğru gittim. İçeri girdiğim an cansız bedeniyle karşılaştım. Yüzü bembeyazdı. Dudakları renksizleşmişti. Saçları eskisi kadar yumuşak değildi. Alnının ortasında kurşun yarası vardı.

Ellerimi yanağına götürdüm ve hıçkırarak ağlamaya başladım. "Alparslan.... Alparslan lütfen aç gözlerini yalvarırım.... Lütfen bırakma beni, ben sensiz ne yaparım?...... Özür dilerim söz sana bir daha Emre demeyeceğim ,asla sırt çevirmeyeceğim sana lütfen aç gözlerini....." Diye ağlıyordum. Ama o öylece yatıyordu. Buz gibiydi. Ellerim titriyordu ve artık dayanamıyordum.

Sonunda "Alparslan!" Diye bağırarak uyandım. Neyse ki rüyaydı. Koltuğa baktım ama Alparslan yoktu. Rüyanın gerçek olma ihtimali çok korkutuyordu.

"Alparslan nerdesin?!" Diye yerimden kalktım ve onu aramaya başladım. Öylece odanın içinde dolanıyordum ağlayarak. Tam kapıdan çıkacakken içeri girdi.

"Doğa. Noldu iyi misin?" Diyip yanıma koştu. Hemen ona sıkı sıkı sarıldım ve başımı göğsüne yaslayıp kalp atışlarını dinledim. Gözlerimi kapatarak sakinleşmeye çalışıyordum. Bir eliyle saçlarımı okşuyor diğer eliyle de sarılmama karşılık veriyordu. Saçlarıma öpücük kondurup "Şşt tamam. Tamam canım korkma. Ben yanındayım." Dedi.

"Çok korktum Alparslan... Sen gittin sandım. Beni bıraktık sandım. Seni asla göremeyeceğimi sandım." Dedim ve ağlamaya devam ettim.

Yüzümü avuçlayıp "Ağlama lütfen. Ben hiç bırakır mıyım seni? Kabus gördün sanırım. Geçti tamam mı? Ağlama." Dedi ve göz yaşlarımı silip yanağımdan öptü.

"Gitme lütfen. Bırakma beni."

"Gider miyim hiç? Korkma." Diyip alnımdan öptü. Elimi tutup "Gel hadi. Geç oldu uyuyalım." Diyip beni yatağa doğru yönlendirdi.

"Sen napıcaksın?"

"Merak etme sen uyuyana kadar başında beklerim." Diyip saçımın 1 tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdı.

"Bekleme. Sen de gel." Diyip gözlerine baktım. Dudağının kenarı yukarı kıvrıldı.

"Hay hay. Nasıl istersen CANIM ARKADAŞIM." Dedi ve sırtüstü uzanıp kollarını açtı. Yanına uzanıp başımı sağ göğsüne yasladım ve elimi kalbinin üstüne koyup kalp atışlarının ritmini dinledim. Bir eliyle saçlarımı okşuyor, diğer eliyle de bana sarılmıştı.

"Korkma tamam mı? Gitmiyorum bir yere. Hep senin yanındayım." Dedi. Sesi çok kısık çıkmıştı. Ona doladığım kollarımı daha çok sıkılaştırdım ve gözlerimi kapattım. "Ne gördün? Hadi anlat bana."

Derin nefes alıp dudaklarımı araladım "Hastanedeydim ve kimse yoktu. Sonra birden babam gelip senin şehit olduğunu söyledi. Dünya başıma yıkıldı. Morgda cansız bedenini gördüm. Seni o halde görmek çok içimi acıttı Alparslan. Nefes alamıyordum." Dedim ve gözlerimden 1 damla yaş aktı. Göz yaşım tişörtünü ıslatınca çenemi kavrayıp yüzüne bakmamı sağladı.

"Bak bana. Ağlıyorum deme sakın. Rüya bu sonuçta. Gerçek değil ki. Bak yanındayım. Ağlama lütfen." Dedi ve alnımdan öptü.

"Gerçek gibiydi ama."

"Ohooo. Sen daha rüyaya bu kadar üzülüsen, kim bilir ben şehit olduğumda nasıl hissedersin." Deyince göğsüne vurdum.

"Alparslan bak seni ben şehit ederim deme öyle şeyler. Allah Allah ya."

"Tamam tamam demiyorum." Deyip saçımdan öptü. "Şey, Doğa. Sana bir şey diyeceğim ama kızma."

"Kızmam. Söyle."

Genzini temizleyip "Şimdi biz barıştık mı?" Dedi. Başımı göğsünden kaldırıp gözlerine baktım.

"Bilmiyorum. Ama bence uzatmak çok saçma....Barıştık." Dedim. Dişlerini göstererek güldü.

"Oh be. Sonunda. Çok özledim seni be Yarasam." Deyip saçlarımdan öptü. Burnumu boynuna gömüp çok özlediğim kokusunu içime çektim.

"Ben de seni çok özledim." Deyip boynuna öpücük kondurdum ve gözlerimi kapattım. Alparslanın kalp atışlarının sesiyle, onun kokusuyla uykunun derinliklerine daldım.

•••

Hastaneye varıp üstümü değiştim ve günlük doktor giysilerimi giydim. Dün Alparslan benimle kalmıştı. Saatin geç olmasına rağmen gelip beni iyileştirmişti. En güzel tarafıysa, barışmamızdı. Ayrı olduğumuz zamanlarda onu çok özlüyordum. Ama sonunda ona kavuşmuştum.

Acile giderken Alpi gördüm. Bir hastayla ilgileniyordu. Uzaktan gördüm ama yanına gitmedim. Çünkü Neslihan olayı yüzünden suçsuz olduğum takdirde bana hesap soruyor, suçlu sanıyordu.

İşi bitince göz göze geldik. Başıyla selam verdi ve işine devam etti.

"Doğa?" Leylanın seslenmesiyle irkildim.

"Günaydın. Neyin var? Durgun gözüküyorsun."

"Günaydın. Alple bir az aramız bozuk. Ondandır."

"Ne? Ciddi misin?"

"Evet. Hem de çok saçma bir sebep yüzünden."

"Nasıl oluyor ya. Siz Alple kardeş gibiydiniz. Hatta biz Ömerle sizin kardeş olduğunuzdan şüpheleniyordum."

"Yok canım ne alaka. Kardeş gibiydik ama o suçsuz olmama rağmen beni suçladı."

"Yok artık. Konu ne?" Diye sordu. Olanları harfiyen anlattım.

"Şuan gerçekten şok oldum. Alpten beklemezdim. İbneye bak sen ya. Resmen iftira atmış. Ama görür o. Hele bi gelsin buraya."

"Gelsin zaten ben onun ağzının payını vereceğim. Mendebur. Kendini ne sanıyor bu ya anlamıyorum. Aklınca aramızı mı bozacak ne yapacak?"

"Gerizekalı işte. Hayır eline ne geçecek?"

"Hiç bir şey. Beyinsiz işte. Neyse ya boş ver şimdi onu. İşimiz gücümüz var Neslihan düşünecek halde değilim."

Dedim ve işimizin başına döndük.

•••

Acildeyken sedyede yaralı bir hasta getirdiler. Derhal hastaya doğru koştuk. Yanında 3 takım elbiseli, iri cüsseli adamlar da vardı.

Doruk hoca Evet durum bedir?"

"Yalçın Taşçıoğlu. 32 yaşında. Silahla yaralanma. Kurşun sayısı çok fazla. Çok kan kaybediyor. Tansiyon 80/120 , nabız 76."

Doruk hoca "Tamamdır. Acil ameliyata alıyoruz. Ömer, Alp, Ayaz hemşire. Hadi fırlayın." Dedi ve ameliyathaneye doğru gittiler. Gözüm adamlara sataştı. Suratlarındaki ifade insanı rahatsız eden türdendi.

•••

Leylayla birlikte acildeydik. Adamlar bir saniye bile ameliyathanenin önünden ayrılmamışlardı. Her seferindeyse bize dik dik bakıyorlardı. Bir kaç saat sonra adam sağ salim ameliyattan çıktı. Doruk hoca bilgi verdikten sonra yanlarından ayrıldı.

Doktor odasında oturmuş bir hastanın dosyasını incelerken kapı açıldı ve içeri Alp girdi.

"Selam." Dedi.

"Aleyküm selam." Diye cevap verdim. Gelip yanıma oturdu. Dosyadan başımı kaldırmadım.

"Küs müyüz?"

"Yoo değiliz. Uzaktan öyle mi görünüyor?"

"Yani evet. Eskiden böyle değildik. Neslihan yüzünden mi? Dün gerçekten öyle demek istememiştim. Özür dilerim."

"Gelip önce bana sorabilirdin, Alp. Ben ona öyle bir şey de demedim. Yalan söylüyor ama kanıtlayamıyorum. Sadece öyle hemen sorunca geçiştirdim. Yani anlayacağın sana ne, kendi işine bak falan da demedim. Ama anlamak istemezsen bu senin problemin. Bi de o sevgiline söyle yalan yanlış sallamasın arkamdan. Yoksa kötü olur."

"Tamam. Yorum yok. Bunları unutuyoruz. Sen öyle tavır alınca küstük sandım. Hem Alparslan da dedi zaten. Ailesi tarafından sevilmeyen biriyim. Haklı. Sen de beni sevmez, nefret edersin diye düşündüm."

"Yok artık, niye nefret edecekmişim senden? Hem sen ona bakma. O da sinirle söyledi. Biliyorum, söylememeliydi, onu haklı da kılmıyorum. Sonuna kadar seni destekliyorum ama Alparslan bu. Fevri davrandı. Saman alevi gibidir o. Esip gürler ama sonra çabuk söner."

"Ailem olmayabilir ama ben seninle kardeş olmayı çok isterdim. "

"Kardeş gibiyiz zaten. Baksana tıpatıp aynıyız, çok iyi anlaşıyoruz. Hem bunun için belgeye gerek yok ki."

"Sence biz gerçekten kardeş miyiz?"

"Ne alaka şimdi? Ömer mi dedi yine?"

"Evet ama haklı gibi."

"Haydaa bir şaka yaptık pişman olduk ya."

"Kızım valla benziyoruz ya. Sonda kardeş çıkarsak hiç şaşırmam." Deyip güldü.

"Abartma canım şok olursun."

"E evet bir az abartmış olabilirim. Değişik olur.Neyse hadi gel de sana güzel bi kahve ısmarlayayım, sevgili kardeşim." Dedi. Ayağa kalktık ve sol kolunu omzuma attı.

"Valla hiç fena olmaz, sevgili kardeşim." Dedim ve sağ elimle beline sarılıp kafeteryaya doğru yol aldık.

Kahvelerimizi içtikten sonra acile gitmiştik. Doruk hoca Yalçın beyin değerlerini kontrol etmem için beni görevlendirmişti. Odasına girdiğimde adamları yanındaydı. Yalçın bey kendisi sert yüzlü, kara saç, kara göz biriydi.

"Merhaba. Kontrol için gelmiştim." Deyip ayak tarafındaki dosyaya göz gezdirdim.

"Hoş geldin doktor." Dedi. Dosyayı inceledikten sonra kapattım ve Yalçın beye döndüm.

"Değerleriniz fena değil. Kan tahlil sonuçlarını gördükten sonra tam emin olacağız. Geçmiş olsun." Deyip seruma yöneldim. Serumu da kontrol ettikten sonra odadan çıktım. Mesaim bitmişti ve çok yorulmuştum. Üstümü değiştikten sonra arabama binip taburun yolunu tuttum.

Varınca ilk iş timin odasına gittim. Tüm kadro tamamdı. Sadece Alparslan yoktu.

"Selam millet."

Selim "Vaay. Selam Doğa hoş geldin."

"Hoş buldum. Noldu hepinizin üstünden silindir geçmiş gibi? "

Arif "Nolsun be yenge. Alparslan komutanım bizim suyumuzu sıktı antrenmanda. Allah aşkına 45 tur koşu nedir ya? 250 şınav nedir? Öldük bittik geberdik vallahi." Diye şikayet ediyordu.

"Oha. Abartmış bayağı. Nerde şimdi?"

"Odasında. Git gör istersen. Ha bi de ona akıl ver böyle yapmasın Allah için ya."

"Tamam söylerim. O zaman siz dinlenin. Görüşürüz." Deyip güldüm ve odadan çıktım. Alparslanın kapısının önüne geldim. Kapıda Yüzbaşı Emre Alparslan Atasoy yazıyordu. Olaylar yüzünden doğru düzgün kutlayamamıştık yüzbaşı oluşunu.

Kapıyı tıklattım. İçerden "Gel." Sesi duyulunca girdim. Sandalyesine oturmuş evrakları inceliyordu.

"Girebilir miyim?" Deyip gülümsedim.

"Gel tabi yavrum, hoş geldin." Dedi ve ayağa kalkıp bana doğru geldi.

Kollarımı sıkıca ona sardım. Boynumdan öpüp "Nasıl hissediyorsun? İyi misin?" Dedi kısık sesle.

"İyiyim. Sayende." Aynı tonla cevap verdim. "Seni görmeye geldim yüzbaşım. Ee özledin mi beni?"

Kollarını belime yerleştirip "Özledim tabi. O da bir şey mi?" Dedi. Ellerim omzumu sardı. Çapkın bir gülümseme belirdi dudaklarında.

"İşin çok mu?"

"Çık. Bekleyebilir. Bence seninle ilgilenmek için çokca zamanım var."

"Öyle mi? Bu arada çocuklar seni şikayet ediyorlardı seni. Bayağı yormuşsun onları."

"Bak sen. Demek beni sana şikayet ediyorlar. Gösteririm ben onlara." Beni kendine çekip ona daha fazla yaklaşmamı sağladı. "Öpeyim mi seni?" Diye sordu. Nefesi dudaklarıma vuruyordu.O anki gülümsemesi insanı hipnotize eden türdendi. Başımı evet anlamında sallayınca dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Ellerim ensesine gitti ve saçlarıyla oynamaya başladı. Onu öpmek dünyanın en güzel hissi gibiydi. Uzun zamandır Alparslana temas etmiyordum ve şuan ona olan özlemimi gideriyordum. Nefes nefese bir birimizden ayrıldık ve alnını alnıma dayadı. Parmaklarım hala saçlarının arasında dolanıyordu. Dudaklarıma bir buse daha kondurdu. Tam o sırada kapı çaldı.

"Hay ben böyle işin." Diye söylendi ve sinirle "Gel!" Dedi. İçeri bur asker girdi. "Noldu ne var?!"

"Komutanım, Muhammet albay sizi çağırıyor."

"Tamam git geliyorum." Asker çıktıktan sonra Alparslan bana döndü. "Bi rahat vermiyorlar ya."

"Sen git canım. Ben de babama uğrayacaktım zaten." Dedim.

Yanağımdan öperek "O zaman birlikte çıkalım." Dedi ve odadan çıktık. O albayın yanına ben de babamın odasına gittim.

Telefonla konuşuyordu. Sonra konuşurum diye düşünüp tam gidecekken duraksadım. "Saçmalama Ebru. Ben bunu Doğaya nasıl söylerim?" Diyordu. Sanırım annemle konuşuyordu. Neyi söyleyecekti? Merakımdan dinlemeye devam ettim. "Çocukla zaten şans eseri hastanede karşılaştık. Görmek gerek. O kadar büyümüş ki. Genç, yakışıklı bir doktor olmuş. İsmini de Alp koymuşlar. Biliyor musun Ebru? Ben ona sarıldım. Öyle güzel hissettirdi ki. Ağlayacak gibi oldum. Doğayla da çok iyi arkadaşlar." Diyordu. Alp ne alaka? Neden bahs ediyorlar? "Ebrucum kafayı mı yedin? Buraya gelip ne yapacaksın? Doğa sormaz mı o kadar işinin arasında nasıl vakit bulup geldin diye?

Ne diyeceksin? Oğlumu görmek istiyordum ve geldim mi diyeceksin?..... Hayatım ben bunu ona nasıl söylerim? Alp senin ikiz kardeşin ama siz daha bebekken biz onu bıraktık mı diyeyim?"

Ne?

Alp....

Benim kardeşim mi?

Ama bu nasıl olur?

Babamlar onu bırakmış mı?

Onu yetimhaneye benim ailem mi bırakmış?

Ve en önemlisi.... Biz gerçekten ikiz miyiz?.....

Bölüm sonu...

Selam. Bombayı atıp kaçıyorum. Bunu tahmin edenler vardı. Doğayla Alpin kardeş çıkmasına kaç puan veriyorsunuz? Bu arada Alparslanla konuştum. Yorum yazıp oy vermezlerse Doğadan ayrılım diyordu. Hadi göreyim sizi. 21ci bölüme vardık hala 100k olamadık. Çok yavaş ya. Başka kurgular daha 20 olmadan 500k oluyor şaka mı?

Bölüm sonu

1 yorum

  • Kitap aşırı iyi belkide bu platformda okuduğum en güzel kitap. Bir soru sormak istiyorum. Smut sahne(ler) olacak mı?

    2Yanıt