İçeriğe geç

Kalp Atışı

Bölüm 12 · 12 dk okuma

Kalp Atışı

Bölüm 12

12-ci bölüm: Gerçekler.

Ne demiş Anazreean? Yorum yorum yorum hagshsgsg. Özellikle satır arası yorumlar>>>

İyi okumalar❤️

Doğa Korkmaz'dan:

Güzel başlayan kutlama kötü bitmişti. Alparslanla birlikte teröristlere esir düşmüştük. Benim yüzümden kendini feda etmişti. Şimdi bu şerefsizler kim bilir bize ne yapacaklardı? Alparslanı konuşturmak için belki de ona işgence edeceklerdi.

Eski, terkedilmiş bir binaya getirdiler bizi ve sandalyeye bağladılar.

"Şimdi siz burda uslu uslu oturun. Pişt, yakışıklı, sakın kıpırdayayım deme tamam mı?"

"Seni bir elime geçireyim var ya."

"Nasıl korktum anlatamam." Diyip sırıtarak çıktı.

"Doğa , iyi misin? Korkma tamam mı ben burdayım."

"İyiyim. Ya sana bir şey yaparlarsa konuşturmak için?"

"Hiç bir şey yapamazlar. Ben zaten her işgenceye hazırım. Tek kelime koparamazlar benden. Sen sakin ol tamam mı? Korkma." Dedi. Az sonra kapı açıldı. İçeri 30 lu yaşlarında bir kadın ve bir adam girdi. Alparslan onlara nefretle baktı.

"Ferda?"

"Nasılsın yavrum? Özledim seni."

Bu kim lan sana yavrum diyor?

"Kes sesini!" Diye bağırdı Alparslan. Ferda denen kadın ona doğru gitti.

"Dur bakayım. Son görüşümüzden bu yana sanki daha da yakışıklı olmuşsun. Beyaz gömlek yakışmış." Dedi ve elini Alparslanın çenesine götürürken Alparslan kendisini geri çekti. Öldürücü bakışlarla Ferdaya baktım.

Bana dönüp "Sen? Genel cerrah Doğa Korkmaz. Güzel kızmışsın. Şimdi anlaşıldı Alparslanın senle ne işi olduğu." Dedi. Çok sinir birisiydi ve damarıma basıyordu.

Alparslan "Bana bak Ferda, kes sesini yaşatmam seni!" Diyince Ferda ona doğru gitti ve arkasında durdu.

Kulağına doğru eğilip "Sen acaba çok mu gerginsin bebeğim? Alayım mı gerginliğini?" Diye fısıldadı.

Ellerim bağlı olmasaydı gösterirdim ben sana nasıl gerginlik alınıyor.

"Uzak dur benden!"

"Aaa ama olur mu öyle şey? Elime düşmüşsün bırakır mıyım seni?" Dedi ve burnunu Alparslanın boynuna getirip derin bir nefes alıp öptü.

"Ferda mısın nesin, uzak dur lan ondan!" Diye bağırdım. Alparslan her ne kadar uzaklaşmak için tepinse de sandalyeye bağlı olduğu için mümkün değildi.

"Naptığını sanıyorsun ya sen! Sen ne yapışkan, ne gurursuz bir şeysin ya. Bir daha bana yaklaşmaya kalkarsan burdan çıkar çıkmaz seni ellerimle geberticem Ferda!"

"Ne kadar korktum anlatamam." İçerdeki adam Ferdanın kulağına telefonu verdi.

Telefona cevap verdikten sonra

"Tüh be yakışıklım. Yarım kaldı eğlencemiz. Şimdi gidiyorum ama geleceğim yine merak etme. Kaldığımız yerden devam edeceğiz, bebeğim. Ha bu arada çok güzel kokuyorsun bilmiş ol." Diyip gitti.

Arkasından "Elinden geleni ardına koyma! Senden korkan senin gibi olsun Ferda!" Diye bağırdı.

"Gerizekalı yüzsüz. Sülük. Ne Aylini biter ne Ferdası, bu nedir ya?" Dedim sinirle.

"Ne dedin?"

"Sülük, gerizekalı, yüzsüz dedim."

"Yok onu anladım da. Ondan sonra ne dedin?"

Hay ben senin Doğa. Ben onu sesli mi söyledim ne kadar salağım.

"Demedim bir şey. Yanlış duymuşsun."

"Duydum zaten. Sen kıskanıyor musun beni?"

"Yoo. Ne kıskanıcam. Sadece bu salağın yaptıklarına sinirlendim. Sen de bu durumda bile durmuyorsun Alparslan."

"Biz de böyleyiz ,doktor." Diyip güldü. Kapı açıldı ve içeri başka bir adam girdi.

Alparslan adama ateş saçan gözlerle baktı.

"Andrey?"

"Naber Alparslan? Beni gördüğüne pek sevinmemiş gibisin."

"Sen?"

" Yaa ben. Ferdaya hep demiştim te beni takmamıştı. Bu birlik olma işi bayağı hoşuma gitti. Bu sayede ben doktora, o da sana sahip olacak."

"Seni bir elime geçirirsem, öldürmem için yalvaracaksın bana."

"Hadi ya. Çok korktum. Ne kadar acı dimi? Özene bezene hazırlan, kutlamaya git, bide dans et, eğlen. Ama sonra bir anda benim elime düş. Sen. Yakından daha güzelmişsin. Bununla ne işin var anlamıyorum." Diyip bana baktı.

"Uzak dur lan ondan!"

"Ama merak etme. Bu onu son görüşün olacak. Ayrılık zor olur."

Sırıtarak "Umutların olmasa nasıl yaşayacaksın anlamıyorum. Biraz realist olur insan. Ama sen insan değilsin ki" Dedim.

"Demek öyle. O zaman bakalım kim daha çabuk pes edecek? Senden başlayalım yakışıklı." Diyip Alparslana doğru gitti.

"Söyle bakalım. Hakkımda neler biliyorsun? Kaç kişisiniz? Sırlarınız falan dökül hadi."

"Çok beklersin."

"Bak, bem beyaz gömleği giymişsin, kızartmak istemiyorum. Konuş yoksa acımam."

"İstediğini yap. Senden korkacağımı mı sandın?" Diyince Alparslanın suratına yumruk attı. Alparslan gülünce yumrukları daha da çoğalttı.

"Yapma! Dur!"

"Sana da sıra gelecek doktor. Önce bu yakışıklı ötsün hele bi."

"Tek bi harf bile alamazsın benden."

"Öyle mi? Dayanamazsın bak. Tamam öyle olsun. Alın şunu." Dediğinde diğer adamlar Alparslanı kaldırıp kollarından astılar. Andrey eline bir sopa alıp Alparslanın karnına vurmaya başladı.

"Vurma! Lütfen bırak onu!"

"Bırak vursun Doğa. Noldu? Elinden gelen sadece bu mu?" Andrey bıçağını çıkardı ve Alparslanın yüzüne sürttü.

"Ben senin bu yakışıklı yüzüne bir resim yapayım mı yoksa sen dökülecek misin?"

"Durman hata. Beni böyle korkutamazsın Andrey."

"Çok cesursun ama fazla cesaret can yakar." Diyip bıçakla Alparslanın karnına kesik attı. Ama Alparslan hiç bir mimik bile oynatmadı.

"Alparslan..." Gözümden bir damla yaş aktı. Şimdiden kanamaya başlamıştı.

"Noldu yakışıklı, çok mu acıdı? Bu daha başlangıç. Şimdi konuşacak mısın yoksa devam edeyim mi?"

"Asla." Andrey sopayı alıp Alparslanın yarasının üstüne vurmaya başladı. Her vuruşta acıdan inliyordu. Onu öyle görmek çok canımı yakmıştı. Hepsi benim yüzümdendi. Dışarı çıkmasaydım Alparslan şuan acı çekmiyor olacaktı.

"Yeter artık rahat bırak onu, yapma!" Dediğimde Andrey bana doğru geldi.

"Bi dakka ya. Ben 2 saattir yanlış kişiyle uğraşıyormuşum. Seninle uğraşırsam işte o zaman dayanamaz konuşur." Diyip saçımdan tuttu.

"Lan! Uzak dur lan ondan! Gel ne yapacaksan bana yap!"

"Görüyor musun? Nasılda korkuyor?" Diyip bıçağını tekrar çıkardı.

"Şimdi ben senin yüzüne resim yapsam nolur?"

"Lan eğer ona dokunursan başına bela olurum, yaşatmam seni Andrey!"

"Beni böyle korkutamazsın. Sen daha beni tanımıyorsun."

"Allah aşkına basit bir doktorsun. Yumruk bile atamazsın sen. Beni mi korkutuyorsun şimdi? Sen de bunun yanında dura dura iyice aslan kesildin. Korkmak zorundasın."

"Gelsene! Gel bana yap ne yapacaksan! Rahat bırak onu!"

"Konuşmuyor musun hala yakışıklı?"

"Sakın Alparslan. Bırak istediğini yapsın."

"Tamam. Yapayım o zaman." Diyip ceketin üzerinden koluma bir kesik attı. Acıyla bağırdım.

"Bittin sen Andrey. Seni öldürmem için yalvaracaksın! Doğa ses ver iyi misin?"

Zorla "İyiyim." Dedim ama kolum çok acıyordu. Birden aklıma gelen şeyle gözlerim açıldı. Ceketimin manjetinde gizli bir bölme yapmıştım ve oraya bir neşter gizlemiştim. Neşter ince olduğu için dokununca bile anlaşılmıyordu. Hemen onu ordan dikkatlice çıkardım ve elimdeki ipleri kesmeye çalıştım.

"Hadi ama yakışıklı. İlla Ferdayı mı getireyim istiyorsun? Üstüne mi salayım onu? Benden duymuş olma ama kafayı sana fena halde takmış durdumda. Artık sana neler yapar bilemem. Haklı bir yandan da. Yakışıklı çocuksun. Kızların etrafında dolanması normal." Dedi. İpleri kesmeme çok az kalmıştı. Derken içeri bir adam girdi ve Andreyin kulağına bir şeyler söyledi. Birlikte dışarı çıktıklarında elimdeki ipleri çözdüm.

Ama içerde başka bir adam daha vardı. Onu alt etmem gerekiyordu. Babam sağ olsun....

"Sen."

"Bana mı dedin?"

"Evet sen. Yaklaş bir şey diycem." Ama yaklaşmadı.

"Ellerim bağlı ne yapa bilirim? Bir şey diycem gel hadi." Dediğimde adam yaklaştı. Hızlıca ayağa kalkıp adama tekmeyi bastım. Silahını alıp başka tarafa attım ve boynunu kırdım. Alparslan şaşkınlık içinde bana bakıyordu. Hemen yanına gidip neşterle onun iplerini de kestim. Ellerini çözer çözmez hemen bana sarıldı ama yarası yüzünden yüzü buruştu.

"Doğa sen? Ama nasıl?"

"Sonra konuşuruz Alparslan şimdi burdan çıkmamız gerek." Diyip silahı aldım. "Birileri geliyor." Alparslanla birlikte kapının arkasına saklandık. Kapı açılıp başka bir adam içeri girince Alparslan onu yere yatırıp boğmaya başladı. Adam ölünce silahını aldı.

Kapıdan çıkıp dikkatlice binanın içinde yürüdük. Kaçtığımızı anlamış olmalılar ki bir kaç yerden ateş etmeye başladılar.

Duvarın arkasına saklanıp karşılık verdik. Bayağı bir çatışma çıkmıştı.

Sol tarafa ben, sağ tarafa Alparslan ateş ediyordu.

Birini vurunca "Yess. İşte bu." Dedim.

"Seninle çatışmaya girmek aklımın ucundan bile geçmezdi."

"Daha önce düşünmedim değil." Derken başka birini daha vurdum.

Alparslan "Böyle olmayacak, ayrılmamız gerek. Aynı yerde duramayız. 3 diyice merdivenlerin orda ayrılalım." Dedi.

"Emredersiniz komutanım." Dediğimde güldü. "3!" Merdivenlerden çıkıp ayrı taraflara saklandık ve ateş etmeye devam ettik.

"Ne durumdasın?"

"Fena değil. Sen?"

"Aynı. Silah kullanmayı bildiğini bilmiyordum."

"Hakkımda bilmediğin başka şeyler de var."

"Öğreniriz sıkıntı yok doktor."

"Odaklansan mı acaba biraz." Bir kişiyi daha vurduğumda mermim bitmişti.

"Allah kahretsin." Mermim bittiği için ateş edemiyordum. Bunu anlamış olmalılar ki birinin geldiğini hissettim. Adam tam beni vuracakken silahını tutup burnuna vurup bayılttım.

Alparslanın sesini duydum.

"Helal olsun. Hala şaşkınım ama yine de etkilendim."

"Eyvallah." Adamın silahını alıp ateş etmeye devam ettim.

"Bir kaç kişi kaldı. Dayanabiliriz."

Alparslan birisini vurup "1 kişi daha eksildi." Dedi.

"Senin olayın mı ya omuzdan vurmak. Mermi harcıyorsun vuruyorsan öldür."

"Allah Allah beni mi öğretiyorsun? Çok biliyorsan sen vur."

Birinin alnının ortasından vurup "Bu yeterli mi?" Dedim.

"Burdan çıktıktan sonra bana bir açıklama borçlusun, doktor."

"Zor değil, yapılır."

"Yanında her zamankinden de olsun. Özür borcu bu da." Ne diyosun Allah aşkına ya?

Ya şapşik bu çocuk ya. Sarılarak dinlenmeyi diyor sen de sanki anlamadın.

"O hallolur üsteğmenim ya, sıkıntı yok." Ateş sesleri artık kesilmişti. Biraz daha bekledikten sonra adamların bittiğini fark ettik.

Alparslan "Temiz. Çıkabiliriz." Dediğinde saklandığımız yerden çıktık. Görüş açıma girdiğinde ona sıkıca sarıldım.

"Korkmadın dimi?" Dedi.

"Hayır tabiki. Korksaydım bu kadar adam öldürmezdim."

"O ayrı bir konu zaten. Elini nasıl çözdün? Nasıl bu kadar iyi silah kullanabiliyorsun ve dövüşebiliyorsun? Hepsinin açıklamasını istiyorum Doğa."

"Tamam. Açıklarım. Ama şimdi burdan çıkmamız gerek. Etrafta bomba olabilir." Diyip elini tuttum ve çıkışı aradık. Andrey şerefsizi kaçmıştı. Sonunda çıkışı bulmuştuk. Dışarı çıkıp rahat nefes aldık.

Binanın önünde bir araba vardı.

Alparslan arabayı sürmek isterken durdurdum. "Bu halde kullanamazsın. Yaran çok kötü. Hastaneye gitmemiz gerek."

"İyiyim ben. Senin kolun çok kanıyor."

"Boş ver beni. Sen çok kan kaybediyorsun. Hadi inat etme de hastaneye gidelim."

"Sıyırmış sadece. O zaman hastaneden çıktıktan sonra geçen seferki sarılmadan yine isterim ona göre."

"Bakarız. Hadi Alparslan bin artık şu arabaya."

"Sen bilirsin. Gelmiyorum."

"Şaka mı yapıyorsun şu an?"

"Yoo. Gayet ciddiyim. Hadi ama doktor, kan kaybından ölmemi mi istiyorsun?"

"Çocuk gibisin yemin ederim."

"Öyleyimdir. Tamam mısın yoksa ben burda kalmaya devam edeyim mi?"

"Öf Alparslan. İyi tamam kabul. Hadi bin artık."

"Biliyordum." Diyip arabaya bindi. Sürücü koltuğuna oturdum ve arabayı çalıştırdım. Kolum gerçekten çok acıyordu. Çatışmada adrenalin yüksek olduğu için hissetmiyordum. Kim bilir Alparslanın canı ne kadar yanıyordur.

"Şimdi nolacak? Andrey de kaçtı."

"Sabah albaya haber veririm. Andreyi yakalamadan bize rahat yok."

"Yaran nasıl. Üstüne bastır kanamasın."

"Acımıyor ki. Ben bunların 10 katını gördüm. Senin kolun iyi değil."

"Derin kesmemiş zaten kanamıyor. Geldik zaten bir az daha dayan."

"Olur. Dayanırız, doktor." Dediği şeye güldüm. Sanki yaralanınca ayrı bir tatlı oluyordu. Az sonra hastaneye vardık. İçeri girince doktorların gözü bizi buldu.

"Doğa hocam?"

"Deniz, sedyeyi getirin." Alparslanı sedyeye yatırdılar.

"Acile alın. Geliyorum."

"Hocam sizin kolunuza noldu? Bu halde yapamazsınız."

Alparslan kolundan tutup "Doğa. İyiyim ben. Gel senin de koluna baksınlar." Dedi

Israrlara karşı gelemeyip onunla birlikte acile gittim. Alparslanı yatağa yatırıp yarasına baktılar. Diktikten sonra bandajla kapattılar.

"Acıdı mı?"

"Acımadı. Sen de kolunu göster. Mikrop kapar yoksa."

O sırada Ayaz geldi. "Doğa hocam? Noldu size böyle?"

"Ufak bir kaza."

"Gelin bir bakayım yaranıza." Dedi. Ceketimi çıkarıp yaraya baktım. Çok kanamıştı. Neyse ki fazla derin değildi. Bir kaç dikişle hallolurdu. Ayaz eldivenlerini giyip yarayı temizledi ve sonra dikip bandajla kapattı.

"Teşekkür ederim."

"Rica ederim hocam. Bu nasıl oldu?"

"İş kazası diyelim. Hadi sana kolay gelsin." Diyip odama gittim ve üstümdeki giysilerden kurtuldum. Gri sweatshirt ve eşorfman giyip Alparslanın yanına döndüm. Normal odaya alınmıştı.

İçeri girip koltukta oturdum. "Nasıl hissediyorsun?"

"İyiyim. Sen?"

"İyi ben de."

"Ne zaman çıkabiliriz?"

"Sen de ne meraklısın çıkmaya. Az sabret yarın çıkarsın."

"Ama iyiyim. Boş yere niye duruyoruz burda? Hem burası hiç rahat değil. O kadar çatışmaya girdik. Gidelim de bir güzel dinlenelim."

"Amma konuştun be Alparslan. Yarın çıkacaksın dedim o kadar neye tartışıyoruz?"

"Ama Doğa.."

"Hayır dedim. Hadi yorgunsundur, kapat gözlerini de dinlen."

"Sen burda mı kalacaksın?"

"Evet. Gidersem kaçarsın çünkü." Diyip dolaptan bir battaniye ve yastık alıp koltuğa serdim.

"Valla nasıl yorgunum anlatamam. Şöyle birine sarılsam hiç bir şeyim kalmaz. Ama tabi bazıları verdiği sözü de tutamıyor."

"Ne ima ediyorsun sen?"

"Sen daha iyi anlarsın. Söz verdin tutmuyorsun."

"Söz verdiğimi hatırlamıyorum. Hem yaralısın, olmaz."

"Yaram sol tarafta. Sağ tarafım sağlam. Ama sen tabi alışıksın inat etmeye. İlla gereksiz yere terslik yapacaksın. Ayrıca bana bir açıklama borçlusun.... Neyse kime diyorum ki ben zaten? Ben yatıyorum iyi geceler." Diyip yüzünü diğer tarafa çevirdi. Sinirle koltuğa uzanıp üstümü örttüm.

Gözüme uyku gitmiyordu. Alparslanı kırmıştım ve bu yüzden çok kötü hissediyordum.

"Alparslan."

"Hm?"

"Uyudun mu?"

"Noldu?"

"Özür dilerim. Seni kırmak istememiştim. "

"Nasılmış Doğa Korkmaz? Ben de affetmiyorum."

"İyi tamam yanına gelirim ama yaran acırsa söyle olur mu?"

"Eh, madem ısrar ediyorsun gel bakalım." Diyip diğer tarafa kayıp kolunu açtı ve bana yer açtı. Yanına uzandığım an beni kolları arasına aldı. Ona sarılırken yarasına dokunmamaya özen gösterdim. Yine kalp atışları hızlanmıştı.

Burnum boynundaki yerini aldı ve kokusunu içime çektim. Nasıl tutturmayı başarıyorduysa her sarılmamda boynuna denk getiriyordu. Bu çocuk beni delirtecek en sonunda o olacak. Aklımı çeliyordu kokusu. Ellerimi saçlarına götürdüm ve yavaş yavaş dolaştırdım. Leyla haklı olabilir..

"Doğa. Artık anlatacak mısın bu olanları?

Sen nasıl bu kadar iyi silah kullanabiliyorsun?"

"Tamam anlatıcam. Benim babam aslında bir iş adamı değil. Çok güçlü bir istihbaratçı. Benim de istihbaratçı olmamı çok isterdi. Been büyük hayalimdi. Bir kaç yıl eğitim aldım. Güzel dövüşmeyi ve silah kullanmayı öğrendim. Keskin nişancı olmayı çok isterdim. Anlayacağın neredeyse senin kadar bilgim var. Hatta bir kere babamla birlikte operasyona bile gitmiştim. Tabi annemden habersiz. Annem izin vermedi. Babamla tartıştılar. Annem benim doktor olmamı istiyordu. Ama ben babam gibi olmak istiyordum. Annemle babamın arası bozulmasın diye de doktor olmayı seçtim. Mesleğimi seviyorum ama en büyük hayalim istihbaratçı olmaktı."

"İlginç. Var ya sende bir asker tipi var. Çok dikbaşlısın, terssin falan. Ama yine de seninle çatışmaya girmek aklımın ucundan bile geçmezdi."

"Ben hayal etmiştim aslında. Ve bu gün de hayalimi yaşadım. Bir az farklı oldu ama güzel oldu. Ya bak ne diycem, arada sizinle operasyonlara gelebilir miyim? Lütfen."

"Doğa ama bu çok tehlikeli. Ben izin versem bile albay izin vermez. Emirleri ondan alıyoruz."

"Sen de haklısın. Neyse. En azından ilk ve son kez seninle bir çatışmaya girdik. Yani ben çok keyif aldım."

"Ben de." Diyip gülümsedi. Eli saçlarıma gitti ve okşamaya başladı. Gözlerimin yavaş yavaş kapandığını hissediyordum. Tüm yorgunluğumu alıyordu. Ona daha çok sokuldum ve bu sefer kendi isteğimle başımı boynuna gömüp derin nefes aldım. İnsana huzur veriyordu. Öpmemek için kendimi zor tutuyordum. Sanırım irademe yenilecektim...

Biriniz ilani aşk etsin artık. Gebericez burda.

O etsin. Ben etmem.

Sarılırken iyi ama.

Sana ne.

Bölüm sonu...

Selam. Yine uzun bir bölümle geldim. Umarım beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum. Yeni bölümde görüşmek üzere❤️💓💓

En sevdiğiniz sahneler👉👉

Doğanın sırrıyla ilgili düşünceleriniz👉👉

Alparslan ve Doğayla ilgili düşünceleriniz👉👉

Sevdiğiniz replikler👉👉

Bölüm sonu

1 yorum