İçeriğe geç

Kalp Atışı

Bölüm 13 · 12 dk okuma

Kalp Atışı

Bölüm 13

13-cü bölüm: Alevlenen duygular

Satır arası yorumlarınız çok güzel. Böyle devam. İyi okumalar❤️‍🔥

Alparslan artık benimle ilgili gerçekleri biliyordu. Bu gün onunla ilk defa hem esir düşmüş, hem yaralanmış, hem de çatışmaya girip kurtulmuştuk. Onunla tanıştığımdan beri hayatım çok değişti. Eskiden sadece mesleğimi düşünen biriydim. Ama artık eski ben gitmişti sanki. Alparslanın yanındayken kendimi çok huzurlu, güvende, mutlu ve heyecanlı hissediyordum. Ona sarılınca kalp atışlarım hızlanıyordu, uykum geliyordu. Hep benimle kalsın istiyordum. Onu kimseyle paylaşmak istemiyordum sanki. Sadece benim olsun istiyordum. Bunu söyleyeceğim aklıma gelmezdi ama sanırım ben..... Ben ona aşık oldum...

O da sana aşık.

Nerden biliyorsun?

Biliyoruz da söylüyoruz. Kaynağımı paylaşamam.

Sana güven olmaz.

Çatışmadan sonra çok yorulmuştuk. Alparslana sarılmış onun kokusuyla dinleniyordum. Ha bu arada irademe yenilmedim. Bir an gerçekten kendimi tutamayacağımı sanmıştım çünkü bu çocuk aklımı başımdan alıyordu. Terslik yapıyorum ama ona yenilince havalara uçuyordum kendi içimde.

Yavaş yavaş gözlerim kapanıyordu. Uyku beni içine çekiyordu. Alparslanın saçlarını okşaya okşaya, onun kokusunu soluyarak uykunun derinliklerine daldım.

•••

Sabah uyandığımda Alparslanın kollarındaydım. Hala uyuyordu. Serumların ve dünkü yorgunluğun etkisiydi. Bir süre yüzünü inceledim. Gerçekten çok yakışıklıydı. Taliplerinin bitmemesi normaldi. Koyu kahve saçları, esmer teni, kahve gözleri, kıpkırmızı dudakları... Her şeyiyle çok yakışıklı, cesur, güçlü birisiydi. Ne kadar ciddiyse bir o kadar da tatlıydı. Bazen bilerek onunla inatlaşıyordum. Kalkıp işimin başına dönmek istiyordum ama Alparslan beni öyle sarmıştı ki kollarından kurtulamıyordum.

Gözlerini aralayıp gözlerime kitlendi ve gülümsedi. Panikle gözlerimi kaçırdım.

Güldü.

"Ne gülüyorsun?"

"Sen beni mi izliyordun?"

"Yok canım. Ne alakası var? Öyle boş bakıyordum sana denk geldi."

"Yalan söylemeyi beceremiyorsun Doğa. Elin ayağına dolanıyor." Yüzümü başka tarafa çevirince çenemden tutup ona bakmamı sağladı.

"Neden gerçek düşüncelerini söylemiyorsun?"

"İyi tamam. Evet seni izliyordum. Ama hemen öyle havaya girme. Kaşının üstündeki yaraya bakıyordum. Ayrıca ben belki sana söyleyemem ama teröristlere öyle bir yalan söylerim ki sen bile inanırsın."

"Bak sen. Bunu konuştuk sanıyordum. Bu imkansız."

"Biliyorum. Şansımı denedim sadece."

Bakışları dudaklarıma kaydı. Telaşlanıp

"Şey, benim gitmem gerek işlerim var. Daha senin taburcu işlemlerini yapmam gerek. Ben gelmeden kalkma tamam mı?"

Diyip ayağa kalktım.

"Tamam." Dedikten sonra çıktım. Soyunma odasına gidip siyah doktor giysilerimi ve beyaz önlüğümü giydim. Alparslanın taburcu işlemlerini yaptıktan sonra yanına döndüm.

"İşlemleri yaptım. Pansumanını yaptıktan sonra çıkabilirsin." Diyip serumu çıkardım. Eldivenlerimi giyip Alparslanın tişörtünü yukarı sıyırdım.

Yarayı temizledim. Çok derin olmadığı için çabuk iyileşiyordu. Bandajla kapattıktan sonra tişörtü tekrar aşağı çektim.

"Doğa."

"Efendim."

"Hani sen dün gece dedin ya, en az benim kadar bilgin varmış, eğitim almışsın falan."

"Ee?"

"Teröristlerle dövüşüp yendin, acaba beni yenebilir misin?"

"Ben seni gökte bile yenerim."

"Diyorsun. Tamam o zaman, seni düelloya davet ediyorum. Mekanı sen seç. Yaralarımız iyileştikten sonra ikimiz dövüşelim. Hatta bir idda bile koyalım ortaya. Ne dersin?"

"Hm? Kabul. İdda için sınır var mı?"

"Yok. Ne istersen."

"Ne istersem? Tamam o zaman. Ben kazanırsam albayla konuşup benim sizinle operasyona gelmem için ikna edeceksin."

"Daha neler."

"Sınır yok demiştin. Söz ağızdan bir kere çıkar Atasoy."

"Tamam kabul. Ben kazanırsam da.....

Şuan aklıma gelmiyor. Kazanınca söylerim. Kabul ediyor musun? " Diyip el uzattı.

Uzattığı elini sıkıp "Ediyorum." Dedim. Az sonra odadan çıktık. Alparslan direk askeriyeye gitti. Ben de doktor odasına gittim. Bizimkiler içerdeydi.

"Doğa sen nerelerdesin? Dünden beri arıyoruz ulaşamıyoruz."

"İyiyim, iyiyim. Dün Alparslanla birlikte esir düştük."

"NE?"

"Evet? Korkmayın öyle sadece ufak bir kesik var. Onun dışında sorun yok."

Alp çenesini sıkarak "Ha bu normal yani? Nasıl da rahat rahat söylüyor ya çıldırıcam." Dedi.

Leyla "Şimdi nasılsın? Alparslan nasıl?"

"İyiyiz. Ya arkadaşlar panik olmayın hemen. İyiyim ben."

Ömer "Geçmiş olsun Doğa ama esir düştüğünü ve yaralandığını bu kadar rahat anlatan birini ilk kez görüyorum." Dedi.

"Biz de böyleyiz işte Ömercim. Siz şimdi boş verin onu da Alp, sen ne iş Eylülle? Kutlamada dans falan ediyordunuz. Sana hayran hayran bakıyordu. Hani diyorum yeni bir aşk mı doğuyor yoksa?"

"Ya siz yanlış anladınız. Ben değil, Eylül bana teklif etti. Ben de sap gibi durmayayım diye kabul ettim. Hem Eylülle işim olmaz. Ben böyle kumral, kıvırcık saçlı birini istiyorum. O da bizim hastanede yok."

Ömer "Allah Allah. E önceden söyleseydin hallederdik be kanka."

"Bana diyene bak, siz Alparslanla öyle bir dans ediyordunuz ki, ohooooo. İşler karışıyordu neredeyse. Söylemiyim şimdi ben."

"Alp!" Dedim uyarırcasına.

"Bakışmalar, yakınlaşmalar, gülümsemeler falan. Her şeyi geçtim, çocuğun saçlarıyla oynadın Doğa ya." Diyip güldü.

"Alp bak tek kelime daha edersen valla bozuşuruz."

"Tamam. Bir daha Alparslan Doğayla yakışıyor demem. Hem neden durduk yere Alparslan Doğaya aşık diyim ki? Yani çok istersen bir daha.... Doğa da Alparslana aşık demem." Diyince her kes güldü.

"Tövbe yarabbim. Ne aşkı ya saçmalama. Biz sadece iyi anlaşan 2yakın arkadaşız."

Ömer "Hııı, az daha öpecektin çocuğu. Kabul et Doğa , 2niz de bir birinizi seviyorsunuz. Hatta aşıksınız."

Leyla "Hadi ama Doğa şurda biz bizeyiz. İtiraf et te kurtul."

"Bana bakın, gidip her yerde anlatmak yok, söz mü?"

"SÖZ!"

"Söylüyorum o zaman. Sanki bir az hoşlanıyorum. Hatta yalan yok bayağı hoşlanıyorum."

Leyla "Yess be işte bu. Sonunda ya. Senden de bu cümleleri duyduk ya valla gelişiyorsun git gide "

Alp "Ben biliyordum zaten en başından beri. Hareket bu aferin." Dedi. Ona gülerken telefonum çaldı. Doruk hoca arayıp hepimizi acile çağırıyordu.

"Arkadaşlar, acilde kargaşa çıkmış hadi fırlayın." Diyip acile koştuk.

•••

Emre Alparslan Atasoy'dan:

Doğanın babasının ünlü bir istihbaratçı olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Ama her şeyden çok onun eğitim almış olmasına şok olmuştum. Bizimle birlikte operasyonlara katılmayı çok istiyordu ama bunun imkansız olduğunu da biliyordu. Yine de sırf onun mutluluğu için albayla bunu konuşmayı düşünüyorum. Böylelikle görevlerde bile Doğa'dan ayrı kalmamış olurum. Ondan 1 saniye bile ayrı kalmak bana çok zor geliyordu. Bir kaç ay önce Yiğite söylediğimde bana aşık olduğumu söylemişti. Daha önce hiç bir kıza karşı böyle hissetmemiştim. Aşk nasıl bir şey bilmiyordum.

Bilmediğin halin buysa, bildiğin hal nasıldır kim bilir?

Eyvallah iç ses. Askeriz ama güzel severiz.

Askere can kurban. Doğa da öyle düşünüyor.

Harbi mi?

Yeminnen.

Ona aşkımı itiraf etmek için hala erken olduğunu düşünüyordum. Ya beni sadece arkadaşı olarak görüyorsa? O zaman itiraf ederek onu kendimden uzaklaştırmış olurum. O yüzden beklemek en iyisi.

Ya salak, o da seni seviyor. Hem de öyle böyle değil.

Sabah hastaneden çıktıktan sonra askeriyeye gittim. Dün olanları albaya anlattım. Andreyi bulmamız çok zordu çünkü çok iyi saklanıyordu. İstihbarata haber verdik. En ufak bir bilgide harekete geçeceğiz.

Timle birlikte oturmuş sohbet ediyorduk.

Murat "Komutanım, haberler sizde. Hem de en bomba olanından." Dedi. Dediğini anladım ama sadece güldüm.

Serhat "Valla Doğa tam sizlik komutanım. Hem güzel, hem doktor, hem de cesur. Daha ne olsun?"

"Siz susacak mısınız yoksa ben 35 turdan başlayıp artırayım mı?"

Arif "Ama komutanım, daha geçen gün partide gördük. Valla süper dans ediyordunuz. Aşık aşık bakışmalar falan, sonu başka yerlere gidiyordu ama Allah'tan müzik bitti." Diyip güldü.

"Tamam lan. Aşığım Doğa'ya. Hem de çok aşığım. Aşkından mecnun olup yollara düşeceğim, oldu mu?"

Bir ağızdan "OOOOOOOOOOO!" Dediler ve güldüler.

Arif "Komutanım, eğer Doğa da size aşık değilse ben bir şey bilmiyorum."

"Tamam, yeter bu kadar tantana. 5 dakika içinde her kes eğitim alanında olsun." Diyip dışarı çıktım.

•••

Bir kaç gün sonra:

Yaram artık tamamen iyileşmişti. Bu bir kaç gündür çok yoğundum. Evrak işleri falan eve gitmiyordum. Hatta Doğayı bile görememiştim. Odamda oturmuş evrakları inceliyordum. Yüzbaşı Gökhan görevdeydi ve onun evrak işleri de bana kalmıştı. O kadar yorgundum ki bunu hiç bir şey dindiremezdi. Başımı koltukta arkaya atıp gözlerimi kapattım. Biraz uyumaya ihtiyacım vardı ama bu kadar işin içinde mümkün değildi.

Keşke şuan Doğa yanımda olsaydı. Ona çok ihtiyacım vardı. Dayanamayıp telefonu elime aldım ve numarasını tuşladım.

"Alparslan?"

"Selam. Nasılsın?"

"İyiyim, sen?"

"Sağ ol, normal."

"Senin sesin niye öyle? Hasta mısın?"

"Yok hasta değilim sadece yorgunum."

"Kaç gündür de uğramadın, işlerin çoktur diye de ellemedim."

"Niye? Çok mu özledin beni?"

"Yok canım. Yarana pansuman için dedim."

"Özlemedin yani? Ama ben seni özledim. Şuan mesela yorgunluğumu bir tek sana sarılmak geçirebilir. "

"İyi olurdu ama bu gün nöbetim var. Hastaneden çıkamam. Sen az da olsa uyu tamam mı? Yorgun yorgun çalışma."

"Tamam. Zor olacak ama uyumaya çalışırım."

"Alparslan, benim şimdi kapatmam gerek, kendine iyi bak olur mu? Mutlaka dinlen."

"Tamam. Dinlenirim. Görüşürüz, doktor." Diyip kapattım. Doğanın sözünü dinleyip yarım saat uyumaya çalıştım. Zaten o kadar yorgundum ki uyku hemen beni içine çekti.

Doğa Korkmaz'dan:

Günler sonra Alparslanla konuşmuştuk. Sesinden yorgun olduğu anlaşılıyordu. Keşke şuan yanında olabilseydim. Bu sefer iç sesden önce davranıyorum, nöbetim olmasaydı Alparslanın yanına gidip ona sarılır, saçlarını okşar, uyuturdum. Ama hastaneden çıkamıyordum. Hem ona sarılmaya bu kadar alışmamam gerekiyordu. Sonuçta biz arkadaştan öte bir şey değildik. Alparslana bu kadar alışırsam her gün onunla uyanmayı isteyecektim.

Bu çocuk beni ne hale getirmiş ya.

Düşüncelerden arınıp işimin başına döndüm. Acilde Alp bir hastayla ilgilendikten sonra başını tutup düşmemek için duvara tutundu. Yanına koşup kolundan tuttum.

"Alp iyi misin?"

"İyiyim. Başım döndü sadece." Dedi. Ama iyi değildi. Az sonra ayakta duramayıp yere yığıldı.

"Alp! Alp duyuyor musun beni aç gözlerini?! Alp!" Ama uyanmıyordu. Hemşireler sedyeyi getirdi. Alpi sedyeye yatırıp ardından yatağa uzattılar. Ömer gelip "Doğa noldu? Alp neden bayıldı?" Dedi.

"Bilmiyorum bayıldı birden. Doruk hocayı çağırır mısın?" Dediğimde çağırmak için gitti.

"Aylin hemşire, 250ML CC izotoni. Hemen!"

"Hocam tansiyonu çok yüksek."

"Hemen damar yolu açılsın......

Durum nedir?"

"Tansiyon normale dönüyor."

"Güzel. Şimdilik bir tehlike yok. Soran olursa Doruk hocanın yanında olacağım." Diyip gittim. Yolda Ömerle karşılaştık.

"Doruk hoca ameliyatta. Alp nasıl oldu?"

"Şimdilik iyi. Ama daha kötü de olabilir. Ameliyat olması gerek."

"Haklısın. Beyefendi kabul etmiyor ki. İnat ediyor bide."

"Kabul etmesi gerek. Ölmek mi istiyor bu çocuk?"

"Allah korusun ama ameliyat olmazsa o olacak sanırım. Hadi bir bakalım, belki uyanmıştır." Dedi. Alpin yanına gittiğimizde hala uyanmamıştı.

•••

Sonunda nöbetim bitmişti. Ama Alp henüz uyanmamıştı. Bir kaç dakikalık uyanıp tekrar uyanmıştı. Onun için hepimiz çok endişeleniyorduk. Umarım ona bir şey olmaz. Üstümü değiştikten sonra eve gittim. Aklım Alparslandaydı ama saat geçti. Arayamazdım bu saatte. Belki de dinleniyordur.

Pişt, bana bak. Evine gitsene.

O niye o?

Hep o mu söylemek zorunda? Bir kere de sen gidip sarıl ona, saçlarını okşa. Çocuk zaten bitkin durumda. Mutlu olsun azcık.

Çok beklersin.

•••

Bu gün izin günümdü. Ama yine de Alpi ziyaret için hastaneye gittim. Resepsiyondan "Günaydın, Alp hoca acilde mi?" Diye sordum.

"Hayır hocam. Dün normal odaya alındı. 1258 ci odada."

"Tamamdır, kolay gelsin." Diyip yukarı çıktım. Kapıyı çalıp içeri girdim.

"Doğa?" Diyip kalkmaya çalıştı.

"Kalkma kalkma. İyi misin? Neyin var?"

"Bilmiyorum. Başım ağrıyor. Sürekli uyumak istiyorum. Doruk hoca söyledi sabah. Ameliyat olmam gerekiyormuş."

"Haklı. Biliyorum endişeleniyorsun ama bu ameliyatı olmazsan daha kötü olacak."

"En fazla 8 ay ömrüm kalmış. Ameliyat ta riskliymiş. Şimdi ben ameliyat olursam ne malum ölmeyeceğim? İzin verin de ne kadar yaşayacaksam yaşayayım." Dedi. Gözleri dolmuştu. Sonunda daha fazla dayanamayıp ağladı. Yanına oturup kollarımı ona doladım.

"Olmayacak öyle şey. Tamam mı? Asla ümidini yitirme. Biz elimizden gelenin en iyisini yapacağız ve seni kurtarıcaz Alp. Bizi bırakıp nereye gidiyorsun he?" Dedim. Benim de gözlerim dolmuştu.

"Noldu sen de mi ağlayacaksın?"

"Yok canım ne ağlaması, gözüm yaşardı sadece. Sen de üzülme artık. Sil göz yaşlarını. Biz seni asla bırakmayız. O ameliyattan sağ salim çıkacaksın. Sana söz veriyorum."

"Gaza geldim şimdi. Sırf Alparslanla senin evlenmeni görmek için ameliyat olacağım. Alparslan seni benden isteyecek. Sonra ben korumacı abi triplerine gireceğim."

"Hasbin Allah ve nimel vekil. Ne evlenmesi ya. Daha hiç bir şey değiliz. Ha bu arada abi falan ne iş?"

"3 ay büyüğüm işte senden. Abin değil miyim? Tamam kankayız ama yine de ben senin abin gibiyim. Bir kere gözlerimiz yeşil. Sonra uzun boyluyuz, benziyoruz, karakterimiz bile benziyor. Daha ne olsun? " Diyip güldü.

"Allah Allah. Abiye bak sen." Diyip ben de güldüm. Az sonra Alpin serumunu kontrol için Eylül hemşire geldi.

Ayağa kalkıp "Ee ben artık gideyim. Sen de dinlen bir daha da ağlamak yok tamam mı?" Dedim ve göz kırpıp odadan çıktım.

Hastaneden çıkarken Alparslan aradı.

"Efendim komutanım."

"Nasılsın asker kızı?"

Ay şimdi kalpten gideceğim.

"Asker kızı mı? İyiyim üsteğmenim, sen nasılsın? Geçti mi yorgunluğun?"

"Baban asker değil mi? Geçti evet."

"İstihbaratçı ama öyle de denebilir."

"Uzatmak yerine asker dedim işte fena mı? Ee idda işine ne diyorsun? Kaçırayım mı seni hastaneden?"

"Tamam diyorum. İzinliyim bu gün."

"O zaman mekanı seç ben de geliyorum."

"Emredersiniz komutanım." Diyip kapattım. Her zaman gittiğim bir spor salonu vardı. Dövüş çalışırken bir oda vardı ve orda hep yalnız olurdum. Oraya gidip Alparslana konum attım. Soyunma odasına gidip siyah tişört ve siyah eşorfman giyip Alparslanı bekledim. Az sonra kapı açıldı ve içeri girdi. Haki yeşili tişört ve askeri pantolon giymişti.

Yine çok yakışıklı olmuştu. Senin rengin bu sanki yiğidim. Gerçi beyaz gömlek te yakışıyordu. Siyah tişörtü demiyorum hele. Sanırım her şey yakışıyor.

Ne giyerse giderdi hoşuma...

"Selam."

"Selam. Hoş geldin."

"Hoş buldum. Ee hazır mısın yenilmeye?"

"Sen öyle san. Senin gibi üsteğmen değilim ama dövüşmekte üstüme yok."

"Göreceğiz."

"Görelim bakalım. 3 tur yapıyoruz. 2sini alan kazanır. Sözünü tutmazsan fena yaparım seni ona göre."

"Sen hele bi beni yen de sonra seninim. Ne istersen yap."

"Hay hay." Diyip saldırdım. Yumruk atacakken elimi tutup engelledi. Yenilmemek için geri çekildim.

Bu sefer o saldırdı. Kenara çekilip kolundan tutup sırtında birleştirdim ve yere yatırdım. Sırtı yere değince kolundan tutup beni de kendine çekti. Tam üstüne düştüm. Yüzümüz arasında millimetreler vardı. Ellerim göğsündeydi.

İrice yutkunup "1-0 diyebilir miyiz ,üsteğmen?" Dedim.

"Diyelim, asker kızı." Hızla üstünden kalktım. Yumruk atacakken kolumu döndürdü ve arkama geçip koluyla boynumu tuttu.

Kulağıma "Yumruk atmada pek iyi değilsin, asker kızı." Diye fısıldadı.

"Olabilir." Diyip dirseğimle karnına vurdum. Tam onu devirecekken belimden tutup beni yere yatırdı ve kendisi de şınav pozisyonunda üstümde durdu. Yutkunup gözlerine baktım. Bakışlarım dudaklarına kaydı ama bir süre sonra çektim.

"1-1 oldu, doktor. Son tur. Yenilgiye hazır ol."

"Sen asıl albayla konuşmaya hazır ol." Diyip iki elimle göğsünden ve ensesinden tutup itip onu devirdim. İkimizde ayağa kalktık. Bu sefer ikimiz birlikte saldırdık.

Alparslanın karnına yumruk attım. Uzaklaştıktan sonra bir daha saldırdı.

Bacağına vurarak düşmesini sağladım ama tam sırtını yere vuracakken benden önce davranıp sırtımı yere vurdu. Yenilmiştim ve bunun için çok üzülüyordum.

"2-1, yenildin asker kızı."

"Hayır ya, Allah kahretsin."

"Üzülme doktor. Gelecek sefer de sen yenersin."

"Kes be."

"Oldu mu ama böyle? İnsan yenildi diye üzülür mü?"

"Onun için değil, idda için üzülüyorum."

"Üzülme."

"Nasıl üzülme ya. Hayallerim suya düştü."

"Üzülme çünkü ben zaten albayla konuşacaktım. Yeter ki mutlu ol. Bana b öyle sırt çevirme."

"Bak bu şakaysa hiç komik değil. Ciddi misin?"

"Ciddiyim." Dedi. Sevincimden boynuna sarıldım.

"Daha konuşmadım ama konuşurken ekstra çaba sarf ederim." Diyip güldü.

"Sevinirim. Bu arada iddayı sen kazandın. Dile benden ne dilersen."

"Düşünmem gerek, asker kızı. Ama çok şey isterim haberin olsun. Sonuçta kaybettiğin takdirde senin isteğini de gerçekleştiricem."

"Sınır yok üsteğmenim. Ne istersen kabulümdür."

Bölüm sonu...

HELLOLARDAN BİR DEMET. NASIL BULDUNUZ BU BÖLÜMÜ? YAZDIĞIM EN UZUN BÖLÜM OLDU. GELECEK BÖLÜMDE ÖYLE ŞEYLER OLACAK Kİ ŞOK. UMARIM BEĞENMİŞSİNİZDİR. OYLARINIZI VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM. GELECEK BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE❤️‍🔥❤️‍🔥

EN SEVDİĞİNİZ SAHNELER👉👉

DOĞA VE ALPARSLANLA İLGİLİ DÜŞÜNCELERİNİZ👉👉

SİZCE DOĞA DA OPERASYONLARA KATILSIN MI?👉👉

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.