İçeriğe geç

Kalp Atışı

Bölüm 11 · 11 dk okuma

Kalp Atışı

Bölüm 11

11-ci bölüm: Bilmediğim hisler

Okuyanlar bolca yorum yaparsa

çok mutlu olurum. İyi okumalar❤️

Bu hayatta insan büyük konuşmamalı. Ben hep hiç bir erkekten etkilenmem demiştim. Ama şuan Alparslanın kollarında onun saçlarını okşuyordum. Hatta ona öyle sokulmuştum ki burnum ve dudaklarım boynuna değiyordu. Sanki bana büyü yapmış gibiydi. O an boynunu öpme isteği geldi ama o kadar ileri gidemezdim. Ondan ayrılmak istemiyordum. Kokusu insana huzur veriyor, uykusunu getiriyordu. Kalbim yerinden çıkacak gibi hissediyordum. Noluyor bana böyle. Alparslanı bırakmak istemiyordum.

"Alparslan."

"Hm?"

"Nasıl hissediyorsun?" Diye sordum. Sırt üstü yattı. Saçlarındaki elim otomatikman karın kaslarına gitti ve beline sarıldım. Çekmek istiyordum ama elim söz dinlemiyordu.

Kesin öyledir.

"İyiyim desem gidecek misin?"

"Sadece soruma cevap ver."

"Tamam. İyi değilim o zaman. Beni bu halde bırakıp gitmeyeceksin dimi?"

"Alparslan, neden böyle yapıyorsun?"

"Sadece gitmeni istemiyorum. Hep benimle kalsan olmaz mı?"

"Olmaz. Sana böyle sarılmam, dokunmam bile mucize."

"Biliyorum. Ben de ona şaşırıyorum. Hani senin kimseye eyvallahın yoktu?"

"Varmış demek ki. Hani sana kimse dokunamazdı? Bana diyene bak."

"Sen kimse değilsin çünkü. Başkası olsa parmağının ucunu bile süremez bana. Yoksa her zerrem senin." Dedi ve gözlerime baktı. Niye böyle cümleler kuruyorsun be adam? Sen bu kadar duygusal mıydın? Bu kadar çabuk eriyemezsin Doğa.

"Alparslan..." Telefon zili bakışmamızı kesti.

"Efendim komutanım. Tamam hemen geliyorum." Diyip kapattı.

Tüh be.

"Gitmem gerek, Doğa. Göreve çağırıyorlar." Diyip ayaklandı.

Ayağa kalkıp "Uzun mu sürecek?" Diye sordum.

"Bilmiyorum. Olabilir."

"Hasta hasta gitmesen mi?"

"Mümkün değil. Hem iyiyim ben, merak etme."

"Hani kötüydün?" Diyince güldü ve omuz silkti .

"Kendine dikkat et olur mu? Sağ salim dön."

"Olur. Sen de dikkat et." Dedi. Kollarımı boynuna doladım ve ensesindeki saçlarla oynadım. Kokusu burnuma doldu. Güldüğünü hissettim.

İyi alıştın he sen de.

Ona sarılınca istemsiz gözlerim doldu. Keşke gitmeseydi. Ondan ayrılmak istemiyordum. Ayrıldıktan sonra gözlerime kitlendi ve gülümsedi. Bakışları dudaklarıma kaydı ve hemen gözlerini çekti.

"Ben artık gideyim. Sen de hazırlanacaksın. Görüşürüz. Kendine dikkat et. Yaralanma tamam mı? Uğraştırma beni." Diyip güldüm.

"Emredersiniz Doğa hocam." Diyip o da güldü. Kapıdan çıkarken son kez gözlerine baktım ve başımı sallayıp gittim. Arabama binip yola koyulacakken duraksadım. Nedensizce gözlerim doldu. Alparslana bu kadar bağlanmam normal miydi? Ona bir şey olma ihtimali içimi acıtmıştı. Düşüncelerden arınıp evime gittim.

Emre Alparslan Atasoy'dan:

İlk defa Doğa bana dokunmuştu ve bu çok güzel hissettirmişti. Ona sarılınca kendimi hiç olmadığım kadar mutlu ve huzurlu hissetmiştim. Keşke hep benimle kalsaydı. Sonsuza kadar ona sarılsaydım.

Tam bana bir şey söyleyecekken Muhammet albay aradı ve görev için çağırdı. Ayağa kalkınca Doğa bana sarıldı ve ensemdeki saçlarla oynadı. Cesareti karşısında hayran kalmıştım. O çok cesaretli, hiç bir şeyden korkmayan biriydi. Bir o kadar da tersti. Ama her halini seviyordum. Gitmek istememesi her halinden belliydi.

O gittikten sonra hazırlanıp askeriyeye gittim. İçerde Yiğitle karşılaştım.

"Alparslan. Nerelerdeydin? Gelmedin bu gün?"

"Biraz rahatsızdım... Doğaylaydım."

"Neee? Ciddi misin? Oha."

"Evet. Detayları sonra anlatırım." Diyip Muhammet albayın odasına gittik. Görevle ilgili bilgileri verdi. Hazırlanıp yola çıktık.

Doğa Korkmaz'dan:

Sabah kalkıp hastaneye gitmek için yola koyuldum. Varınca hastane giysilerimi giydim ve işlerimin başına koyuldum. Erol beyin acil yurt dışına gitmesi gerekmişti. Hastanenin sahibi olduğu için parti gelecek aya ertelenmişti. Haliyle çok sevinmiştim. Çünkü Alparslan görevdeydi ve partiye gelemeyecekti. Ertelenmesi bayağı iyi olmuştu.

Tabiki. Alparslansız olur mu? Kimle dans edersin yoksa?

•••

Kafede Leylayla birlikte kahve içiyorduk.

"Noluyo sana bu gün? Yüzünde güller açmış bakıyorum."

"Kim? Ben mi?"

Yok ben. Alparslana temas etti ya,ondan böyle kankacım.

"Böyle dediğine göre kesin bir şey var. Alparslan mı?"

"Yok daha neler."

"Vallaha mı? Ben anlarım. Kesin Alparslan. Kimseye söylemem, valla kimseye söylemem Doğa anlat lütfen dinliyorum."

"Maşallah senden de bir şey kaçmıyor."

"Öyleyimdir biraz. Ömerin bakışlarını yakaladığıma göre. Hatta seni çözmüşüm o kadar ileri seviyeyim Doğacım."

"Ne güzel."

"Hadi ama Doğa. Biz kanka değil miyiz? Kimseye söylemem dedim ya."

"İyi peki. 1 kere anlatıcam ona göre. Sonra sormak yok. Dün noldu biliyor musun?"

"Ay çok heyecanlı. Noldu?"

"Alparslan hastaydı. Ben de ona bakmaya gittim. Sonra yanına uzandım."

"Oha. Ship damarım halay çekiyor şuan. Ee sonra?"

"Bi dur anlatıyorum. Sonra buna ben bi sarılmışım az kalsın boynunu öpecektim çocuğun. Yetmedi saçlarını okşadım. Büyülenmiş gibiydim Leyla ya. Her konuştuğumuzda kavga ettiğim çocuğa sarılmış saçlarıyla oynuyordum resmen."

"İnanmıyorum. Sen bayağı gelişmişsin be Doğa. Aferin. Sonra noldu?"

"Sonra bir cümleler bin cümleler. Çocuk şiir sanki. Ama gel ki göreve gitmesi gerekti. Aa dur şeyi söylemedim. Bu sefer de ben aklımca cesur çıkıp vedalaşırken boynuna sarıldım bunun. O da az değilmiş gibi ensesindeki saçlarla oynadım."

"Doğa? Sende boyun ve saç zaafı olabilir mi?"

"Tövbe estafurullah yani. Daha neler. Nasıl bir şeyin içine düştüm ben ya oooooff. "

"Şimdi aşıksın diycem kızacaksın. Alparslandan hoşlanıyorsun diycem ters ters bakacaksın. O yüzden bir şey demiyorum."

"Ne alaka ya? Aşk falan. Yok öyle bir şey."

"Sen ondan hoşlanıyor musun asıl onu söyle. Gerçi hoşlanmıyorum desen inanmam çünkü çocuk yıkılıyor. Hem o kadar sarılmışsın falan. Bence sen bu çocuğa yürü. Yürü sen, ben arkandayım."

"Leyla bak şimdi sana bi yürürüm o zaman görürsün nasıl yürünüyor. Te Allahım. Neyse hadi çok oyalandık." Dedim ve masadan kalkıp işlerimizin başına döndük.

1 ay sonra:

Alparslanın göreve gitmesinden tam 1 ay geçmişti. Umarım iyidir. Geçen hafta konuşmuştuk ve iyi olduğunu söylemişti. Ama şimdi bir haber yoktu. Onun için endişeleniyordum. Özlüyordum da...

Bu arada Alp tedaviye başladı. Eğer sonuç almazsak ameliyat olacak.

Bahçede oturmuş ameliyat videosu izliyordum. Bir anda yanımda birisinin dikildiğini hissettim. Kafamı çevirdiğimde gördüğüm yüzle şaşkına döndüm. Alparslan gelmişti. Gözlerim vücudunun her yerinde dolaştı. Neyse ki yarası yoktu.

"Alparslan?" Ayağa kalkıp kollarımı boynuna doladım. 1 aydır görmüyordum ve çok özlemiştim. Leyla haklı sanırım. Bende boyun ve saç zaafı olabilir. Tövbe estafurullah neler düşünüyorum ben? Sersem etti bu çocuk beni iyice.

Ben susuyorum Doğa konuşsun. Gelişim var, süpersin.

Eyvallah

"Çok mu özledin beni?" Diyip gülünce ondan ayrıldım. Gözlerim kaşının üstündeki yaraya sataştı. Kötü gözüküyordu.

Elimle yaranın kenarını okşayıp "Nasıl oldu bu?" Dedim.

"Bi çatışmada oldu. Öylesine bir yara zaten boş ver."

"Olur mu öyle şey? Açık yara Gel bi bakalım."

"Sen bakacaksan neden olmasın."

Gülerek "Sen bana mı yürüyorsun şuan?"

"Yok canım ne alakası var. Öylesine dedim say."

Yürümüyor, koşuyoo.

"Tamam hadi gel de yarana bakalım. Başka yaralınız yoktur umarım."

"Yok hayır. Her kes iyi." Dedi Kolundan tutup içeri götürdüm. Acilde bir yatağın üstüne oturdu. Eldivenlerimi giydim ve yanına oturdum. Başını sabit tutması için diğer elimi yanağının aşağısına götürdüm. Yarayı temizlerken bakışlarını üstümde hissediyordum.

Göz göze gelince "Dikkatimi dağıtıyorsun." Dedim ve yarayı temizledikten sonra üstünü kapattım.

Eldivenlerimi çıkarırken "Başka yaran var mı?" Diye sordum.

"Yok. Bu arada yarın hastanenin 5ci yıl kutlaması varmış. Geleceksin dimi?"

"Ben gelicem de ertelendiğini nerden biliyorsun?"

"Tatlım ama beni çok hafife alıyorsun. Unuttun mu, askerim ben. Yani her şeyden haberim oluyor."

"Unutmadım, tatlım. Sen gelecek misin?"

"Sence? 3 gün izinliyiz. Erol bey tüm timi, hatta ailelerimizi de çağırmış."

"İyimiş. Sevindim." Telefonum çaldı. Ameliyata çağırılıyordum.

"O zaman kutlamada görüşürüz üsteğmenim."

Şimdi sen onu benim üsteğmenim manasında mı dedin yoksa hitap mı?

Hitap

Ben de yedim. Anlamadık sanki.

"Görüşürüz doktorcum." Dedi. Ondan ayrılıp ameliyat için hazırlanmaya gittim.

•••

Emre Alparslan Atasoy'dan:

Görevden döner dönmez Doğayı görmeye gitmiştim. Eminim çok merak etmiştir. 1 aydır onu görmüyordum ve çok özlemiştim. Beni görünce boynuma sarıldı. Bu kız bayağı cesaretlenmişti ve giderek daha çok hoşuma gidiyordu.

Askerin karısı da cesur olur tabi ne sandın?

Ben de öyle düşünüyorum.

Burnumu gizlice saçlarına getirdim ve kokusunu içime çektim.

Yaramı görünce endişelendi ve pansuman için acile götürdü. Yaramla uğraşırken sürekli onu izliyordum. Elle çizilmiş gibiydi. Hele gözleri....

Tam bir birinizi bulmuşsunuz. Biri ultra güzel, diğeri ultra yakışıklı.

Dimi dimi.

Ameliyat için gitmesi gerekti. Ondan ayrıldıktan sonra askeriyeye döndüm.

3 gün izinliydik ama yine de kutlamada saldırı olmaması için tedbir gerekiyordu. Timi topladım ve konuşma yaptım.

"Yarınki kutlamadan Andreyin ve Ferdanın haberi vardır. O yüzden çok ciddi korumaya geçiyoruz. Ben Erol beyle de konuştum. O zaten korumaları yerleştirecek. Biz yine de tedbirli olalım. Bizden habersiz kuş uçmayacak. Orda hepimizin ailesi ve sevdikleri olacak. Bir sürü sivil tehlike altında olabilir. O yüzden gözünüzü 4 açın. Şüpheli birini görünce sorguya alın. Anlaşıldı mı?"

"ANLAŞILDI KOMUTANIM."

"Güzel. Yarın görüşürüz o zaman." Askeriyeden çıkıp evime gittim. Bir kaç saat sonra da kendimi yatağa atıp uykuya daldım.

Doğa Korkmaz'dan:

Sabah kalkıp günlük işlerimi yaptım. Bu gün zaten izin günümdü. O yüzden hastaneye gitmemiştim. Evdeki işlerimi bitirip annemle konuştum ve hazırlanmaya başladım. Dolabı açıp bakındım ve sonunda ne giyeceğime karar verdim.



Çok az makyaj da yaptıktan sonra hazırdım. Az sonra kapı çaldı. Açtığımda Alp içeri girdi. Takım elbise giymişti ve çok yakışmıştı.



"Selamlar efendim. Vaay Doğacım, çok güzel olmuşsun."

"Sana da selam. Sen de çok yakışıklı olmuşsun, Alpcim."

Gülerek "Dikkat et te Alparslan seni kaçırmasın." Dedi.

Koluna vurarak "Alp ben seni... Tövbe yarabbim. Komik mi?" Dedim.

"Evet. Şaka yaptım ya. O benim eniştem eniştem."

"Alp bak orda da saçma sapan şakalar yapıp benim tepemin tasını attırma valla fena yaparım seni."

"Tamam. Yapmam. Hadi çıkalım artık. Sap gibi yalnız gitmeyeyim diye geldim. Ha sen Alparslan eniştemle gideceksen bileyim."

"Yok iyi yapmışsın. Ben de yalnız gidecektim zaten. Hadi"

Enişteye okaysin yani.

Selamün kavlen. Senden de bir şey kaçmıyor.

Evden çıkıp Alpin arabasına bindik ve yola koyulduk. Parti için büyük bi düğün salonu gibi ama bayağı güzel bir yer ayarlanmıştı. Lobiye girdiğimizde içerde Leyla, Ömer, Alparslan ve timi vardı.

Alparslan beyaz gömlek ve siyah pantolon giymişti. Gömleğinin bir kaç düğmesini açmıştı ve esmer tenini gözler önüne seriyordu. Gömlek o kadar güzel sarmıştı ki bedenini. Çok yakışıklı gözüküyordu. Gözlerimi ondan alamıyordum.



Yanıma gelip "Selam. Nasılsın?" Dedi.

"İyiyim. Sen?"

"İyi ben de." Elini ensesine götürüp "Bu arada çok güzel olmuşsun. Bayıldım resmen." Dedi.

"Teşekkür ederim. Sen de çok yakışıklı olmuşsun. Gömlek yakışmış"

"O zaman bana eşlik eder misiniz doktor hanım?" Diyim kolunu uzattı.

"Seve seve." Diyip koluna girdim ve içeri geçtik. Gözüme sataşan ilk masada Leyla, Ömer, Doruk hoca, Hakan hoca, bazı doktorlar ve hemşireler vardı.

"Herkese merhabalar."

"Hoş geldin Doğa."

"Hoş buldum hocam." Diyince Leyla bana bakıp göz kırptı.

Alparslanla ne kadar yakıştığınızı demek istiyor.

"Nasılsınız Alparslan komutanım?"

"İyiyim Doruk bey, teşekkür ederim. Sizler?"

"Eksik olmayın, biz de iyiyiz."

Diğer tarafa baktığımda Alparslanın ailesini gördüm. Mihri abla bizi yanlarına çağırdı.

"İyi eğlenceler." Diyip yanlarına gittik.

"Nasılsın Doğacım?"

"İyiyim Nebahat hanım siz?"

"Sağ ol kızım biz de iyiyiz. Buyurmaz mısın?" Diyince Alparslan oturmam için sandalyeyi çekti. Ben oturunca kendisi

de yanıma oturdu.

"Maşallah kızım, çok güzel olmuşsun."

"Teşekkür ederim. Sizler de çok güzel olmuşsunuz." Dedim. Bakışlarımız Alparslanla buluştuğunda gülümsedi.

Öyle gülme yiğidim, eriyor ama bu kız.

Az sonra Erol bey açılış için konuşmayı yaptı. Herkes onu alkışladıktan sonra ilk dans için çiftleri slow müzik eşliğinde piste davet etti. Önce Erol beyle Nazan hanım, sonraysa Doruk hocayla Fatma hemşire dansa kalktı.

Alparslan elini uzatıp "Bu dansı bana lütf eder misiniz Doğa Korkmaz?" Dedi.

Uzattığı elini tutup "Ederim, üsteğmenim." Dedim. Dans etmeye başlayınca ellerim Alparslanın omzunu, onun elleri de belimi sardı. Bizden sonra Ömer ve Leyla, ardından Alp ve Eylül hemşire dansa kalktı.

Gözlerimi Alparslanın gözlerinden çekmiyordum. Yüzümüz arasındaki mesafe bayağı azdı. Nasıl olduğunu bilmeden ona daha çok yaklaştım ve ellerim ensesine gitti. Kalp atışlarım çok hızlanmıştı. Alparslanın yanındayken, onunla konuşurken, sarılırken hep böyle olurdu. Daha önce yaşamadığım, bilmediğim duygular yaşıyordum.

Burunlarımız bir birine değince gamzelerini göstererek güldü. Ensesindeki elim saçlarını buldu ve hafif okşamaya başladı. Alparslanın gözleri dudaklarıma kaydı ama hemen geri çekti.

Lan oğlum, ailen burda şaka mısın sırası değil şimdi.

Dans müziği bitince hızla bir birimizden ayrıldık. Etrafa göz gezdirince Alparslanın ailesiyle göz göze geldik. Allah kahretsin, ben diyorum ama kimse beni takmıyor. Bu çocuk benim aklımı başımdan alıyor, ailesinin, tim arkadaşlarının, tüm hastane kadrosunun burda olduğunu unutmuştum. Az sonra telefonum çaldı. Numara kayıtlı değildi. Burda duyamayacağım için dışarı çıkarken

Alparslan " Nereye?" Diye sordu.

"Telefona bakıp geleceğim" diyip dışarı çıktım. Telefona cevap verdim ama kimse konuşmuyordu. Birden nasıl olduğunu kestiremeden boynuma dayanan bıçakla kas katı kesildim.

Emre Alparslan Atasoy'dan:

Doğaya dans teklifi etmiştim ve kabul etmişti. Pistte sanki hiç kimse yokmuş gibi dans ediyorduk. Bir eli ensemi sarmış, diğer eli ise saçlarımdaydı. Alnımı alnına dayamış gözlerimi kapatmıştım. Beni bu kıza bağlayan bir şey vardı ve o şey neyse çok güzeldi. Ona olan duygularım her geçen gün daha da artıyordu.

Telefonu çaldığı için dışarı çıkmak zorunda kalmıştı. Tehlike olduğu için onun ardından ben de çıktım. Kapıda korumalae vardı ama yine de tedbir şarttı. Ama kapının önünde ne Doğa vardı, ne de koruma. Silahımı alıp etrafa bakındım. Binanın arkasında gördüğüm manzara karşısında beynimden vurulmuşa döndüm.

Bir adam Doğanın boynuna bıçak dayamış, diğer 2si ise bana silah çekmişlerdi.

"Doğa! Hayır bırak onu!"

"Oooo, yakışıklı prensimiz de geldi. Noldu çok mu korktun?"

"Lan bana bak , bırak onu gel sorunun neyse benimle çöz."

"Sen hele bi sakin ol. At silahını yoksa çok sevdiğin doktorun ölür." Doğaya baktım. Benim aksime sakin gözüküyordu ama içinde korkuyordu.

"Doğa sakin ol tamam mı ben burdayım. Ani hareket yapma." Bir hareketinde bıçak boynunu keserdi çünkü.

"Bana bak Alparslan. Ya silahını atar sen de bizimle gelirsin, ya da ikinizi de gebertirim."

Doğa "Hayır Alparslan sakın yapma." Dedi. Çok çaresizdim. Tek yanlış hareketimde Doğaya zarar verebilirlerdi.

Onu tehlikeye atamazdım. O yüzden silahımı attım. Ben silahımı atar atmaz diğer 2 adam ellerimi bağladılar ve Doğayı da alıp arabaya bindirdiler. Keşke onunla birlikte ben de çıksaydım dışarı. Keşke yalnız bırakmasaydım onu.

Doğayı öyle görünce çok korkmuştum. Adam onu direk öldürebilirdi. Ve ona bir şey olsaydı ben de ölürdüm....

Bölüm sonu...

Selamlar. Nasılsınız? Uzuuun bir bölümle geldim. Umarım beğenmişsinizdir. Sizce olaylar nasıl ilerleyecek? Bu arada yorumlar ve oylar azalmış. Okuyanlar lütfen yorum yazıp oy verirse çok mutlu olurum. Gelecek bölüm için bu bölüme 60+ yorum gelirse iyi olur. Yeni bölümde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın❤️‍🩹❤️

En sevdiğiniz sahneler👉👉

Alparslan ve Doğayla ilgili düşünceleriniz👉👉

Alpe bir partner getirmek istiyorum. Yalnız kalmasın yeşil gözlüm. Sizce👉

Bölüm sonu

1 yorum