İçeriğe geç

Kalp Atışı

Bölüm 10 · 10 dk okuma

Kalp Atışı

Bölüm 10

10-cu bölüm: İlacım sensin

Oylarınızı ve yorumlarınızı merakla bekliyorum. İyi okumalar❤️‍🩹

Doğa Korkmaz'dan:

Nebahat hanımlardan döndükten sonra kendimi yatağa atmıştım. Yarın nöbetim vardı ve bayağı yorulacaktım. Nebahat hanımların Alparslanın ailesi çıkmasına şaşırmıştım. Burda bile karşıma çıkıyordu. Bu gün sanki çok yorgundu. Gözlerinden başı ağrıdığı anlaşılıyordu.

Ben sana dedim. Git uyut dedim ama dinleyen kim?

Seni dinleseydim ortalık karışırdı. Hem ben niye arkadaşımın evine gidiyorum? Tövbe tövbe.

Arkadaş deme lazım olur kıps.

İç sesle boğuşa boğuşa uykunun derinliklerine daldım.

Bak bak Alparslanı düşündüm demiyor.

Sabah uyanıp hastaneye gitmek için hazırlandım. Telefonu elime alıp kişilerden Alparslanı buldum.

Arasam mı aramasam mı?

Arasan mı arasan mı?

Sonunda cesaretimi toplayıp aradım. Dün gözüme iyi gözükmemişti. O yüzden hatır sormak için arayacaktım. Ben hapse girerken az emeği geçmedi. Şimdi aramazsam ayıp olur. Sonunda arayıp telefonu kulağıma koydum.

Anlamadık sanki.

"Efendim Doğa."

İnsan bi emret karıcım der. Bu da düzelecek gibi değil.

"Günaydın. Rahatsız etmedim umarım."

"Yok olur mu öyle şey? Buyur."

"Dün pek iyi değildin. Başın ağrıyordu sanki. Şimdi iyi misin onun için aramıştım."

"Gerçekten mi?"

"Evet. Niye bu kadar şaşırdın?"

"Senden böyle incelik alışkın olmadığımız şey de ondan dedim."

"Ne alakası var ya? Sana da iyilik yaramıyor."

"Tamam kızma hemen. Yani baş ağrım geçecek gibi değil ama iyiyim. Sağ ol sorduğun için."

"Çok ağrıyorsa hastaneye gel."

"Niye? Sen mi iyileştireceksin?"

Evet.

" Yok canım. İyi değilsen gel bakalım diycektim. Kötü bir şey olur falan. Alpte de öyle oldu.Sen de iyice senarist çıktın."

"Yok ya ben Alp gibi olmam. Korkma öyle. Baş ağrısı sadece , bir okşamayla geçer şimdi."

Kim okşuyor lan seni? Doğadan başka kim dokunabilir be sana?

Sen bi kes.

"Tabi ya. Okşama. Aynen. Git okşasınlar seni. Hastaneye de gelmemiş olursun iyi olur. Uğraştırma beni."

Yavaş git Doğa.

Ben sabitim. Gittiğim yok.

"Haklısın. O zaman ben gideyim. Varya ellerini şimdi saçlarıma daldırır, biraz gezdirir bir şeyim kalmaz."

Konum at lan geliyorum. Kim o şebek?

"Ukala. Git gezdirsin ellerini saçlarında. Bana ne ya sizin ilişkinizden? Tövbe yarabbim."

"Ah Doğa ah. Ben söylemekten yoruldum sen anlamadın. Benim sevgilim yok ki."

"Kimden bahs ediyorsun o zaman? Merakımdan değil, sadece öylesine. "

Kesin öyledir

" Senden."

Lan bizde de kalp var. Yavaş git.

"Anlamadım?"

"Şimdi ben şiddetli baş ağrısıyla hastaneye gelsem."

"Eee?"

"Sen benim saçlarımı okşayarak ağrısını dindirmez misin? Doktor değil misin? Ondan dedim."

"Alparslan. Saçmalama. İlaç veririm, her ihtimal tomografi çektiririm bu kadar. Noldu sana bu sabah? Kim oynadı senin ayarlarınla? Bi değişik olmuşsun. "

Değişik değil canım, yürüyor sadece. Ya da dur maraton koşuyor.

Sana şimdi bi koşarım.

"Şaka yapıyorum sadece. Sabah sabah keyfimiz açılsın dedim fena mı?

Yoksa kimse bana dokunamaz. "

O kadar emin olma, yakışıklı.

Ben artık sana hiç bir şey söylemek istemiyorum iç ses. Ne halin varsa gör.

"Vay be. Mizaha bak. Şaka olmasaydı bile zaten ben de sana dokunmazdım. Havaya girme öyle."

Öyle ölmez, füze at. Te Allahım.

"Biz doğru dürüst konuşamıyoruz biliyor musun? Hep bi atar, hep bi kapris. Sen yemin mi ettin beni sürekli terslemeye?"

"Ne alaka ya. Bozan sensin. Sanki ben dedim saçma sapan şakalar yap diye."

"Aynen. Aynen ya ben bozuyorum. Fazla terssin Doğa ve ben bu durumdan çok sıkıldım."

"Allah Allah sen harbi manyaksın. Durduk yere niye gerginlik çıkarıyorsun? Sıkılırsan sıkıl, bana ne? Sanki sana kaldım."

Saçmalama Doğa. İnsan kocasına öyle der mi?

Sen de bi kes be. Gerizekalı.

"Ben manyaksam sen de pini çekilmiş bombasın. Ne zaman patlayacağın belli değil.Unutmuşum kusura bakma."

"Tespite bak. Yakıyor resmen."

"Ben kapatıyorum. Sana iyi günler. Ha bu arada hastaları da böyle tersleme. Benim gibi dayanamaz kimse." Diyip kapattı. Kapatmadan önceyse öksürdü.

"Yok bu asla düzelmez. Ulan annen bile biliyor senin ne kadar öküz biri olduğunu. Sıkılmışmış. Çok ta umrumdaydı. Ayrıca napim be seni ben."

Sen de ağır konuştun itiraf et.

Hiç de değil.

Gül gibi yakışıklı elden gidiyor mal mısın?

Aman giderse gitsin.

Böyle düşünmediğini ikimiz de biliyoruz.

Off. Sen de iyice şizofren ettin beni.

Saate bakıp geç kaldığımın farkına vardım. Hemen evden çıkıp hastaneye doğru yol aldım. Siyah doktor giysilerimi ve beyaz önlüğümü giydim. Saçlarımı da at kuyruğu yaptıktan sonra hazırdım.

Doktor odasına giderken Denizle karşılaştım.

"Günaydın hocam."

"Günaydın. Günün raporları?"

"Tüm kadro tamam. Doruk hoca odasında, diğerleri de doktor odasında. Bu arada 2 gün sonra hastanenin 5ci yıl partisi varmış. Bayağı büyük olacak."

"Ne kadar büyük?"

"Doktorların aileleri, askerler ve onların aileleri. Valla Erol bey isteyen gelsin dedi."

"Tamamdır. Sağ ol Deniz. Kolay gelsin."

"Size de hocam." Dedi. Doktor odasına gittim.

"Selam millet."

Alp "Ooo selam ikizim."

Ömer "Alp sana da bir şaka yapmaya gelmiyor."

"Ne ikizi?"

Leyla "Ya yok bir şey. Ömer siz Doğayla çok benziyorsunuz, ikiz gibisiniz dedi. Hani uzun boy, yeşil gözler falan."

"Ben de diyorum..." Diyip güldüm.

"Ha bu arada hastanenin 5ci yıl kutlaması varmış."

"Evet biliyorum, Deniz söyledi."

"Alparslan da geliyor, hatta ailesi, tim arkadaşları, ohoooo. Her kes geliyor."

"Bana ne Alparslandan? Hayır başka konumuz mu yok?"

Ömer "Arkadaşlar, güzel muhabbet ama Doruk hoca mesaj attı, odasında bekliyor."

Alp "Fırlayın o zaman."

"Ne o sende yine kaçmalar falan? Düş önüme gidiyoruz."

"Ne kaçması ya. Siz gidin ben acile gideyim diye şeeeettim."

Ömer "Ben seni şimdi şeeeedicem o olacak. Hepiniz gelin dedi." Odadan çıkıp Doruk hocanın odasına gittik.

"Gelin arkadaşlar. Evet Alp. Nasıl hissediyorsun?"

"İyiyim hocam."

"Demek ki değilsin. Ameliyattan önce 2 aylık bir tedavi sürecimiz olacak. Sonrasında tedavi işe yaramazsa ameliyatı yaparız. Ama bu yakınlarda olursan daha iyi olur Alp."

"Nasıl isterseniz hocam."

"Ciddi misin sen?"

"Evet hocam. Ne olacaksa olsun artık."

"Merak etme aslanım. İyi olacaksın."

"Siz öyle diyorsanız öyledir hocam."

"Tamam o zaman. Başka sorunuz yoksa kolay gelsin."

"Sağ olun hocam." Dışarı çıktık.

Alp "Tadım kaçtı ya."

"Neden?"

"Öyle genel. Neyse ben gidiyorum. Size kolay gelsin." Diyip gitti.

Ömer "Yemin ederim delirtecek bu çocuk beni."

Leyla " Partide düzelir morali takmayın. Hadi işimizin başına." Dedi ve her kes işinin başına döndü.

•••

Acildeyken telefonum çaldı. Nebahat hanım arıyordu. Telefonu açıp kulağıma koydum.

"Efendim Nebahat hanım."

"Nasılsın Doğacım."

"Teşekkür ederim. Siz nasılsınız?"

"Sağ ol kızım ben de iyiyim. Alparslanla konuştun mu bu gün?"

"Sabah konuşmuştuk. Noldu ki?"

"Sabah ben de konuştum. Hastaydı. İşe de gitmemiş. Arıyorum da açmıyor. Benim çok önemli bir misafirim var. Sen gidip bakabilir misin? Aradığımda iyi değildi. Onun için endişeleniyorum başına bir iş gelir diye."

"Tabi giderim ben merak etmeyin. Yanlız evinin adresini bilmiyorum."

"Çok teşekkür ederim kızım. Ben sana yolluyorum şimdi."

"Tamamdır. İyi günler."

"Sana da." Diyip kapattı. Az sonra Alparslanın evinin adresini yolladı. Şimdi uğraş uğraşabilirsen.

Sen de istemem yan cebime koy diyorsun. Çocuk hasta , git te bir bak.

Mecbur gideceğiz artık. Annesinin işi varmış benden rica etti. Ricasını kıramam. Alparslana katlanmak zor olacak ama napalım.

Aynen aynen. Rica tabi.

Nöbeti napıcam?

Boş ver nöbeti. İzin al çık. Sonuçta hasta yanına gidiyorsun.

Haklısın sanırım.

Haklıyım tabi. Hadi git te bekletme çocuğu.

Baş hekimden gidip izin aldım. Neyse ki izin verdi. Üstümü değişip arabama bindim ve Nebahat hanımın yolladığı adrese gittim. Apartmana girdim ve kapıyı çaldım. Az sonra Alparslan kapıyı açtı. Üstünde kalın, siyah bir sweatshirt vardı. Saçları dağınıktı. Gözleri kızarmıştı ve iyi gözükmüyordu.

Yine de çoook yakışıklı.

"Doğa?"

"Annen haber verdi de. Gelemiyormuş o yüzden beni gönderdi."

"Gel, buyur." Dedi. İçeri geçtim. Alparslan direk kanepeye uzanıp battaniyeyi üstüne çekti. Yanına oturdum.

"Ev gayet sıcak niye bu kadar kalın giydin?"

"Çok üşüyorum." Elimi alnına yasladım. Ateşi çok yüksekti.

"Ateşin çok yüksek. Düşmesi için üstündekini çıkarmalısın." Diyip battaniyeyi üstünden çektim.

"Üşüyorum ama."

"Ateşin olduğu için üşüyorsun. Düşürmemiz gerek. Hadi inat etme de çıkar şunu." Kımıldanmadı bile. İş başa düştü. Alparslanı dikleştirip üstündeki sweati çıkardım. Yüzümüz o an çok yakındı. Gözlerini aralayıp gözlerime kitlendi ve dudağının kenarı kıvrıldı. Esmer ve kaslı vücudu açıkta kalmıştı. Ben niye daha önce bu kadar muhteşem bir vücudu olduğunu fark etmemiştim?

Noldu düştün mü?

Yooo. Ne alaka? Ben çok gördüm bunlardan.

Ama buna düştün kalkamadın bile.

Hasbin Allah ve nimel vekil. Yemin ederim delireceğim.

Geri yatıp üstünü örtmek isterken battaniyeyi çektim. Gücü olmadığı için uzanamadı bile.

"Doğa lütfen, çok üşüyorum."

"Hayır Alparslan. Biraz böyle dur. Düşer şimdi ateşin."

"Bana sarılsana."

Laaann.

"Nasıl?"

"Lütfen Doğa. Görmüyor musun üşüyorum."

Ne duruyorsun uzansana yanına, sarılsana!

"Yok. Olmaz öyle şey. Ben gideyim sana çorba yapayım. Sen de bekle böyle, sakın üstünü örtmeye kalkma. Ateşin düşsün." Diyip mutfağa gittim.

Senin ben kafana tüküreyim Doğa. Çocuk ilk defa senden bir şey istedi nolurdu sanki yapsaydın? Aptal! Utanmanın sırası mı gerizekalı? Sen harbi- Sinirlendim ya durduk yere.

Sana noluyo ya? Sen ne karışıyorsun bilip bilmeden?

Bana bak çorbayı yaptıktan sonra gidiyorsun yanına. Yanına uzanıp ona sarılıyorsun, saçlarını okşuyorsun. Eğer yapmazsan durmadan konuşup kafanı şişiririm ona göre!!!!

Çorbanın kaynamasını beklerken dolaptan ilaç aldım ve Alparslanın yanına gittim. Bıraktığım gibiydi. Öylece yatıyordu. Ateşine bakmak için elimi boynuna götürdüm.

Düşmüştü ama hala vardı.

"Alparslan."

"Hm?"

"Hadi kalk ta iç şu ilacı." Sırtından tutarak oturmasına yardımcı oldum. İlacı ağzına atıp bir kaç yudum su içti ve tekrar yattı. Çorbaya bakmak için mutfağa gittim. Pişince altını kapattım ve kaseye koyup içeri götürdüm. Yanına oturup tepsiyi kucağıma koydum.

"Sana çorba getirdim ye hadi."

"Canım istemiyor."

"Ama yemezsen daha kötü olursun. İnat etmenin sırası mı şimdi?"

"Biraz da ben inat edeyim ama değil mi?"

Alparslan vurdu ve gooooool.

"Tamam haklısın. O başka bu başka. Ye hadi."

"Niye bu kadar ısrar ediyorsun?"

"Çünkü ben hastalarım konusunda çok ciddiyim. Hastaya dediğimi yaptırana kadar pes etmem. Bu sen olsan bile."

"Tamam. Şimdi de ben terslik yapıyorum. Yemem için ne yaparsın?"

"Pazarlık mı yapıyorsun? İyi peki. Bi düşüneyim..... Az önceki sarılma teklifini kabul ederim."

Afferin kız. İyi gidiyorsun.

"Yetmez. Sabah konuştuğumuz türden baş ağrımı da dindireceksin."

"Abartma istersen."

"Tamam sen bilirsin." Diyip başka tarafa baktı.

"Çocuk gibisin yemin ederim. İyi peki. Kabul."

"Güzel. Çorbayı alayım." Dedi. Tepsiyi kucağına koydum. Koyar koymaz yemeye başladı.

"Güzelmiş ya."

"Her halde. Ne sandın? Beni temsil ediyor sonuçta." Diyip gülümsedim. Bir hışımla çorbayı bitirdi.

"İyi misin? Yine üşüyor musun?"

"Başım ağrıyor. Ama üşümüyorum.

"İyi bari. O da geçer birazdan. Ben sana t-shirt vereyim." Diyip kalkacakken kolumdan tuttu.

"Gerek yok. Boş ver t-shirtü. "

"Ben kendime ters derdim, sen benden de terssin."

"Eyvallah. Vazifemiz ,doktor. Sen onu bırak ta sözünü tutmadın."

"Tutacağız elbet mecburen. Biz de söz ağızdan bir kere çıkar."

"O zaman." Diyip diğer tarafa kayarak yer açtı. Sabır çekerek yanına uzandım. Hemen beni kolları arasına alarak bedenimi sardı. Ben de kollarımı ona doladım. İstemem yan cebime koy diyorum ama nedense kendimi çok huzurlu, mutlu ve güvende hissetmiştim. Alparslan bana huzur vermişti.

İyiki inat etmiş dimi?

Bunu söyleyeceğim aklıma gelmezdi ama evet.

Burnum tam olmaması gereken yerde, Alparslanın boynundaydı. Her nefes aldığımda kokusunu içime çekiyordum. İnsanı mest eden bir kokusu vardı. İnsafsıza bak, ateş iyice bunun ayarlarıyla oynamış. Haksızlık ama bu. Aklımı çeliyor bu çocuk.

"Sözünü tam tutmadın, doktor." Dedi. Ne demek istediğini anlayıp boşta kalan elimi saçlarına daldırdım ve dolaştırdım. Hemen gözlerini kapattı. Saçları bir askere göre çok yumşaktı. T-shirt giymediği için elim ve yüzüm tenine değiyordu ve çok garip hissettirmişti. Kalp atışlarının hızlandığını duyabiliyordum.

"Mutlu oldun mu?"

"Hem de nasıl. Kazanmanın verdiği mutluluk işte." Dedi. Elim yanlışlıkla sert karın kaslarına değince güldü.

"Ne gülüyorsun? Yanlışlıkla oldu işte."

"Tamam canım. Demedim bir şey." Saçlarını okşamaya devam ettim. Niye bu kadar güzel hissettirmişti? Ona sarılmak uykumu getirmişti.

"Doğa."

"Hm?"

"Özür dilerim. Sabah sana ters davrandım."

"Hah şunu bileydin. Önemli değil. Hastaydın, ateşten yanıyordun. O yüzden takmadım."

"Bu arada elin bayağı şifalıymış. Baş ağrımı çok güzel dindiriyorsun. Uykumu da getirdin şimdi."

"Uyu o zaman."

"Olur." Diyip battaniyeyi üstümüze örttü. Ona iyice sokulmuştum. Naptın bana be adam? Tövbe estafurullah. Alparslanın kokusuyla, kalp atışlarının sesiyle yavaş yavaş uykuya daldığımı hissettim....

Bölüm sonu...

Seeelamm. Bölümü nasıl buldunuz? Umarım beğenmişsinizdir. Gelişmeler yakıyo ama dimi?

Doğa ve Alparslanla ilgili düşünceleriniz👉👉

En sevdiğiniz sahne👉👉

Kitapla ilgili düşünceleriniz👉👉

Karakterlerle ilgili fikirleriniz( ayrıca) 👉👉

Yeni bölümde görüşmek üzere❤️‍🩹

Size bir kalbin hikayesini anlatıcam

💓💘❤️‍🔥💔❤️‍🩹❤️ ANLAYAN ANLADI❤️‍🩹

Bölüm sonu

2 yorum

  • Ağağağağ bence Alpaslarnın annesi gelecek ve fotoğraflarını çekip uyandıracak ağağaüa

    7Yanıt
  • Sadece tek sorun karakterlerin duygularını tam hissedemiyorum ama iyi gidiyor 🙃