İçeriğe geç

Kalbin Ofsaytı/ Uzay Sultan

Bölüm 3 · 11 dk okuma

Kalbin Ofsaytı/ Uzay Sultan

Bölüm 3

2.Bölüm: Keko & Bad Boy

"Sakin oluyoruz beyler, bizi kışkırtmaya gelmişler."

Emir'in kendi sesi bile sakin değilken bizimkileri uyarıyordu. Emir bile sakin değilse Hasan'la Sado'yu tutamazdık.

Uzay, sanki bizim varoş mahallenin ortasında değil de lüks bir podyumda yürüyormuş gibi aşırı rahat, kibirli tavırlarla arabadan inip bize doğru geldi. Arkasından Bora ve Pamir de indi. Şaşırtıcı bir şekilde yanlarında Alina ve Naz'da vardı.

Emir, gözlerini Uzay'dan ayırmadı.

"Hayırdır?"

"Bizde emanetiniz kalmış,"

O rahat sesi ve duruşu sinir bozucuydu. Olası bir kavga anında arada kalıp ezilmemek, bir de olayın odağı olmamak için çaktırmadan köşeye, duvar kenarına doğru yürümeye başladım. Hasan Boğazın Fırtınası'nda çalıştığımı bilmiyordu. Öğrensin istemiyordum. Kalbim ağzımda atıyordu.

"Ne emaneti?"

"Sevgilinin çantası."

Emir Uzay'ın alaycı sesine ters bir bakış attı.

"Sevgilimin çantası burada, yanımızda."

"O bizim çanta. Sevgilin, kulüpte sevgilimin çantasıyla kendi çantasını değiştirmiş."

"Hırsız mı diyorsunuz lan bize?"

Sado'nun bu ani çıkışıyla birlikte arbede çıkacağını anlayıp iyice kenara kaydım. Tam o esnada arkalardan bana bakan Bora ile göz göze geldik. Bora'nın gözleri şaşkınlıkla açıldı.

"Hilal?"

Eyvah yakayı ele vermiştim. Bora kalabalığı yarıp hızla yanıma gelerek beni elimden yakalayıp kendine doğru çekti. Amacı beni o kargaşanın içinden korumaktı, biliyordum.

Ama mahalle burasıydı, kurallar farklı işlerdi. İkizim Hasan, Bora'nın elimi tuttuğunu görünce delirdi.

"Lan!"

İleri atılıyordu ki Mert son anda göğsüne yapışıp onu tuttu. Aynı anda Sado da Bora' ya saldıracaktı ama Emir eliyle Sado'yu sertçe geri itti.

Uzay ise etraftaki bu korumacı tavrı ve Bora'nın beni çekmesini izlerken kaşlarını çattı. Gözleri üzerimdeki günlük kıyafetlerime , sonra da yüzüme kaydı.

"Senin ne işin var burada?"

İlk başta şaşkın olsa da sonradan öfkelenmişti.

"Lan sen kime hesap soruyorsun?"

Uzay, Sado'yu tamamen duymazdan gelerek doğrudan bana dikti gözlerini.

"Bunları kulübe gizlice sen mi aldın?"

Suçlamasıyla hemen kafamı iki yana salladım. Ben iki takımın maç yapacağını bile bilmiyordum.

"Lan senin o kulüpte ne işin var?!"

Hasan'ın hayvan gibi bağırmasıyla Bora'nın arkasına sindim. Hasan öfkeliyken benden daha çekilmez oluyordu. Bora, Hasan üzerimize doğru yürüyünce beni iyice arkasına çekti.

"Bağırma kıza!"

"Sana ne lan! Benim kardeşime bağırmamdan sana ne?"

''Bağırma Bora'ya burada beni koruyor.''

Uzay, dudaklarında o sinir bozucu, yarım yamalak gülüşüyle araya girdi.

"Harika. Kardeşinden gizli bizim kulüpte mi çalışıyordun yani?"

İçimdeki korku o an yerini saf bir öfkeye bıraktı. Uzay'a hayatımda ilk defa bu kadar sert ve dik bir bakış attım.

"Ailemle aramdaki mevzuya karışmayın, Uzay Bey!"

Emir şaşkınlıkla bana döndü.

"Sen bir de buna bey mi diyorsun?"

"Bırak lan sen de kızın elini!"

Sado ileri atılarak Bora'ya doğru hamle yaptı. Bora elimi bırakıp Sado'nun yakasını tuttu.

Emir daha fazla dayanamadı, Bora beni bırakmışken kolumu yakalayıp arkasına çekti. Mert Sado'yu tişörtünden yakalayıp geri çekti. Pamir de Bora'yı geri çekti.Naz kavganın başka bir boyut almamasını istediğinden olsa gerek Melek'e elindeki çantayı uzattı.

"Benim çantamı almışsın."

İçimden yapmış mıdır diye geçirdim ve dürüst olmak gerekirse Melek'in bunu yapmış olmasına inanırdım. Melek hep olduğundan daha zengin görünmeye çalışan, gözü hep yükseklerde olan bir kızdı.

"Bu benim çantam, sevgilim aldı bana!"

Naz alaycı ve küçümseyen bir tavırla güldü.

"Bu çanta dört yüz bin lira. Sevgilin o parayı hayatında bir arada bile görmemiştir."

Bu lafı duyunca ister istemez kaşlarımı çattım. Evet, dört yüz bin lira bizim mahalle için, buradaki insanlar için hayal bile edilemeyecek, çok büyük bir paraydı. Ama bunu yüzümüze karşı bu kadar aşağılayıcı bir şekilde söylemesine gerek yoktu. Gururumuz her şeyden öndeydi.

''Yavaş!''

Emir'in sesi sinirliydi. Kolumu da biraz sıkı tutmaya başlamıştı. Farkında olduğunu sanmıyorum ama acıtmaya başlamıştı. İstemsizce yüzümü buruşturdum. Uzay Emir'in boştaki kolunu yakaladı. Emir de kolumu bırakıp onun yakasını tuttu.

''Sevgilin çalmış işte neye yavaş?''

''Çalmaz benim sevgilim. Siz kavga etmeye yer arıyorsunuz .''

Dükkanın önünde oturan İbo abi oturduğu sandalyeden kalkıp öne doğru yürüdü.

"Uzattınız ama ha!"

Ve parmaklarının arasından sert, yankılanan bir ıslık çaldı.

O ıslık Ziyankar'ın alarm ziliydi. Saniyeler içinde sokakların başından, kahvehaneden mahalleli toplanmaya, kalabalık çığ gibi büyümeye başladı. Ortam bir anda buz kesti. Mahallenin çocukları ellerini bellerine, ceplerine atmaya başladığında içimi büyük bir korku kapladı. Ama bu korku kendim için değil, Bora , Uzay ve Pamir içindi. Ziyankar'ın damarına basmışlardı.

Daha fazla arkada bekleyemedim. Emir'in beni koruyan gövdesinin arkasından sıyrılıp öne çıktım. O sırada Emir de durumun ciddiyetini, dahası Naz'ın kalabalıktan korkup geri adım attığını fark etmişti. Bizim mahalle raconunda kadınlara, kızlara asla dokunulmazdı ama Bora'lar için durum gerçekten çok sıkıntılıydı. Emir eliyle arkadaki adamlara durun işareti yaptı.

Doğrudan Bora'ya baktım.

"Bora, arkadaşlarını da al ve hemen gidin buradan."

Uzay, benim endişeli sesimi duyunca o sinir bozucu, ukala tavrıyla araya girdi.

"Ne oldu? Bizim için mi korktun?"

"Ne korkacak lan sizin için gevşek!"

Emir, Sado'yu eliyle durdurmaya çalışırken ben adımlarımı doğrudan Uzay'a doğru yönelttim. Emir, Uzay'ın dibine girmemi engellemek için kolumdan sıkıca tuttu, gitmeme tam izin vermiyordu ama ben yine de Uzay ile aramdaki mesafeyi iyice kısalttım. Gözlerimi Uzay'ın gözlerine diktim.

"Endişem Bora ve Pamir için , sizin için değil Uzay Bey.''

Her kelimenin üzerine basa basa konuştum. Bora'nın üç aylık emeğini, Pamir'in o sabırlı insanlığını bu mahallede harcatmaya niyetim yoktu. Ayrıca Uzay için endişelensem bile bunu asla yüzüne söylemezdim.

Uzay duruldu, gözlerini kıstı.

"Diyorsun?"

Ses tonu ilk defa bu kadar alçak ve derinden çıkmıştı. Bana inanmadığını belli ediyordu. Yine de geri adım atmadım.

"Gidin Uzay Bey."

Sokağın ortasında, etrafımızda onlarca öfkeli adam varken ikimizin arasındaki o meydan okuyan bakışma birkaç saniye sürdü. Havada asılı kalan o gergin sessizliği sonunda yine Uzay bozdu. Bakışlarını benden çekip arkasındakilere döndü.

"Gidiyoruz."

O lüks arabanın kapıları kapanıp Ziyankar'ın tozlu sokaklarından hızla uzaklaşırken, arkalarında bıraktıkları fırtınanın ortasında, ikizimin öfkeli bakışlarıyla baş başa kaldığımı biliyordum.

Arabanın arkasında bıraktığı toz bulutu sokağın dumanına karışırken, mahalleli de Emir'in sakinleştirici el hareketleriyle yavaş yavaş dağılmaya başladı. Ama bizimkilerin içindeki o yangın sönmek şöyle dursun, daha yeni alev alıyordu.

Hasan burnundan soluyarak bana doğru döndü. Gözlerindeki öfke o kadar büyüktü ki ikizim olmasa oracıkta beni çiğ çiğ yiyecek sanırdım. Sado da ondan farksızdı; ellerini beline koymuş, sinirden dişlerini gıcırdatıyordu. Emir bile o her zamanki ağırbaşlı, lider tavrını kaybetmiş, çatık kaşlarıyla bana bakıyordu.

"Bize hemen o kulüpte ne işin olduğunu, neden bizden gizlediğini ve o heriflerin sana neden bu kadar yakın olduğunu açıklıyorsun Hilal."

Hasan, sesini bastırmaya çalıştı ama tonundaki o titreme öfkesini ele veriyordu.

"Oğlum bir durun, kızın üstüne gitmeyin hemen. Vardır bir açıklaması, hele bir sakinleşelim."

Mert araya girip Hasan'ın omzuna dokundu, Mert'in bu sağduyulu çıkışıyla tam derin bir nefes alacaktım. Ama olmadı.

Kenarda sessizce duran Melek, sanki az önce burayı birbirine katan kendisi değilmiş, o çanta yüzünden az kalsın cinayet çıkmayacakmış gibi kollarını göğsünde kavuşturdu. Gözlerini kısarak bana baktı ve mahallenin orta yerinde, herkesin duyacağı bir sesle o ölümcül soruyu sordu:

"Şu Bora denen çocuk... Aşık mı sana?"

O an zaman durdu. Sokaktaki tüm sesler bıçak gibi kesildi.

Mert'in az önce ortalığı sakinleştirmek için harcadığı tüm çaba bir saniyede çöp oldu. Hasan'ın ve Sado'nun yüzündeki o zar zor bastırılan öfke, Melek'in bu cümlesiyle birlikte adeta devasa bir lav patlamasına dönüştü.

"Ne aşkı lan? Kim kime aşık?"

Hasan'ın sesi mahalleyi inletti. Harika yine kızgın bir boğaya dönmüştü. Sado gözü dönmüş bir şekilde öne fırladı, ellerini havaya kaldırıp yumruklarını sıktı.

"Ben o herifin elini kolunu kırmayan kafama sıçayım! Adam mahalle ortasında kızın elini tuttu lan! "

"Hasan, Sado, dinleyin bir! Öyle bir şey yok!"

Melek arkada yarattığı kaostan memnun bir şekilde pis pis sırıtırken, bizimkiler çoktan intikam yeminleri etmeye, arabaya atlayıp kulübü basma planları yapmaya başlamışlardı bile. Uzay'ın yıktığı duvarların altında kalmam yetmiyormuş gibi, şimdi Melek'in fitiliyle tamamen havaya uçmuştum.

"Çalışmayacaksın orada!"

Hasan, parmağını sallayarak yüzüme karşı bağırdı.

"Bitti o iş, gitmiyorsun bir daha!"

İçimdeki o uysal kardeş bir anda yok oldu, yerini Ziyankar'ın damarını taşıyan o inatçı Hilal'e bıraktı. Dik dik yüzüne baktım.

"Çalışacağım, bal gibi de gidip çalışacağım."

Sado araya girip elini havada savurdu.

"Unut sen o işi Hilal, unut!"

"Ne demek unut ya? Siz benim ne zaman ne yapacağıma ne zamandan beri karar veriyorsunuz?"

"Ne zamandır çalışıyorsun sen orada?"

Emir'in sesi sakindi. Yani bir noktada bana hak verebilirdi. O yüzden ona konuşmaya karar verdim.

"Üç ay."

Hasan duyduklarına inanamıyormuş gibi ellerini saçlarının arasından geçirdi, öfkeden gülecek gibi oldu.

"Üç aydır çalışıyorsun ve bize söylemedin, bir de üç aydır ha?!"

"Ya niye bu kadar abartıyorsunuz? Ha bir kafede çalışmışım, ha spor kulübünde çalışmışım. Ne fark eder? Altı üstü iş bu, para kazanıyorum!"

Sado gözlerini kısıp üzerime doğru bir adım attı.

"Kafede çalışsan herifin teki elini öyle tutabilir miydi Hilal? Elini tuttu lan adam senin mahallenin ortasında!"

"Ne cesaretle tutuyor o senin elini? Bir de o diğer herife 'Uzay Bey' diyorsun, ona niye 'Bey' demiyorsun? Ne ayaksınız oğlum siz?"

Hasan'ın kafasına patlatmamak için derin bir nefes verdim. Olayın büyüklüğünü anlatabilmek için çaresizce ellerimi iki yana açtım.

"Bora kendisi 'Bey' dememi istemedi! Arkadaş olmak için çabaladı çocuk! Ayrıca Uzay Bey'e 'Bey' demezsem tuhaf olur, adam kulübün en arıza tipi!"

"Bak sen... Bora'ya 'Bey' demeyince sorun olmuyor yani?"

Sado'ya sinirle baktım.

"Kendi istedi dedim ya! Kulaklarınız tıkalı mı sizin?"

"Yarın ayrıl o işten Hilal. Sana mahallede ya da tanıdıkların yanında başka bir iş buluruz."

Şokla Emir'e döndüm. Az önce bu salak bana hak verir sanmıştım. Bunların hepsi aynı kafaydı.

"Hayır! Hayır, neden işimden ayrılıyormuşum ben?"

Hasan ellerini iki yana açıp delirmemek için sabır çekti.

"Neden diyor kızım? Üç tane ayaklı neden var orada, daha ne olsun?!"

"Bora, Uzay, Pars..."

"Pamir!"

Sado yüzüme ters ters baktı. Ne var yanlış söylemişti.

"Bir de isimleri ezberinde maşallah! Eksiksiz sayıyor tek tek!"

O an sinirden ağlayacak raddeye gelmiştim. Haklıyken haksız duruma düşürülmekten, benim ekmek kapım olan işin böyle bir ego savaşına meze edilmesinden nefret ediyordum. Ama ne denersem deneyeyim, bu üç barut fıçısına laf anlatmanın imkanı yoktu. Ama onlar inatsa bende inattım.

"Çalışacağım! Sıkıysa engel olun bakalım!"

Mert panikle araya girip kollarımdan tuttu.

"Hilal bir dur Allah aşkına, kışkırtma şunları zaten barut gibiler."

"Ben mi kışkırtıyorum Mert? Üçü birlik olmuş bana emir kipiyle 'çalışma' diyor! Hanzolar ne olacak!"

"Çalışma demiyoruz Hilal, orada çalışma diyoruz."

Emir'e yüzümü ekşiterek baktım. Neden benim adıma onlar karar veriyordu?

"Ben istediğim yerde çalışırım!"

"Nah çalışırsın!"

Sado avucunu açıp yüzümün önünde tuttu. Gözüm döndü, Sado'nun üzerine doğru bir adım attım.

"Sado seni döverim bak! Vallahi döverim, kaşınma!"

Hasan benim bu halime iyice sinirlenip kenarda sinsice bıyık altından gülen Melek'e döndü.

"Melek, geç şunun karşısına, döv bir şunu da aklı başına gelsin!"

Melek omuz silkip tırnaklarına baktı.

"Hiç de dövemem valla. Bence gayet akıllı kız. Çalışsın işte, bakarsın oradan kendine zengin bir sevgili falan bulur."

Emir duyduğu lafla şoke oldu, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi Melek'e baktı.

"Yavrum sen ne diyorsun ya? Ne sevgilisi?"

Melek istifini bile bozmadı. Normalde buna söylenirdim ama şimdilik benim tarafımdaydı. Bu yüzden sesimi çıkarmadım.

"Yalan mı Emir? Kızın önü açık işte."

Hasan yumruklarını sıkıp parmak eklemlerini çıtırdatmaya başladı.

"Öyle bir şey olursa... Valla o herif kimse, mahallenin girişinde indiririm aşağıya, gebertirim onu!"

"Ben de yardım ederim sana kardeşim, merak etme. El birliğiyle gömeriz."

Sado durur mu ? O da Hasan gibi başladı tabii. Onların bu aşırı korumacı ama bir o kadar da vizyonsuz erkek muhabbetine karşılık alaycı bir kahkaha attım.

"Sevgilim olsa sanki onu size dövdürtürüm de! "

Hasan hayretler içinde bana baktı, sanki az önce ona ihanet etmişim gibi incinmişti.

"Lan, sen daha hayatında olmayan adamı bize karşı mı savunuyorsun şu an?"

"Tabii savunurum! Ben gidip birini seveceğim, siz onu döveceksiniz. Sizin ağzınıza sıçarım.''

Ben öyle bir çıkış yapınca üçü birden donakaldı. Ortamdaki o öfke bulutu bir anlığına yerini derin bir şaşkınlığa bıraktı çünkü benden bu kadar sert ve açık bir aşk savunması beklemiyorlardı. Melek arkada kıkırdarken, ben bizimkilere hayatlarının dersini vermiş olmanın haklı gururuyla, öfkeden soluyarak yüzlerine bakmaya devam ettim.

"Ağzımıza sıçarmış."

Hasan'ın mırıltısı çok netti. Önce sindirmeye denedi. Sonra birden kafasını kaldırıp yüzüme baktı.

"Lan sen harbiden o kulüpteki züppelerden birine mi göz koydun yoksa? Bu neyin savunması Hilal?"

"Hasan, saçmalama artık. İşimi yapıyorum ben , kimseye de göz koymuyorum.

Emir derin bir nefes alıp elini havaya kaldırdı, ortamdaki o uğultuyu tek bir hareketle kesti. Adımlarını ağır ağır bana doğru attı ve tam karşımda durdu. O her zamanki abilik, mahalle liderliği taslayan o korumacı gözlerle baktı yüzüme.

"Bak Hilal ,biz seni korumaya çalışıyoruz. Biz bu tipleri biliriz. O kötü çocuk tavırlarıyla herkese üstten bakarlar. Senin o Bora dediğin çocuk gelip burada elini tutuyor, o 'Uzay Bey' dediğin herif seni kulübe casus sokmakla suçluyor. Sen bu adamların arasında harcanırsın kızım. Bizim zorumuza giden şey senin çalışman değil, o heriflerin sana tepeden bakması."

Emir böyle konuşunca içimdeki o sert defans mekanizması biraz olsun gevşedi. Çünkü biliyordum, ne kadar hanzo olurlarsa olsunlar, günün sonunda hepsi benim için canını ortaya koyacak adamlardı. Ama yine de pes etmeye niyetim yoktu.

"Emir, ben o kulübe üç aydır gidiyorum. Kimsenin bana tepeden baktığı falan yok. Uzay Bey zaten herkese öyle, adamın huyu bozuk. Ama Bora da Pamir de bana her zaman saygılı davrandılar. Ben orada sadece işimi yapıyorum, paramı kazanıyorum. Lütfen benim hayatıma bu kadar müdahale etmeyin."

Sado arkadan homurdandı.

"Yine Uzay Bey dedi ya la. Kafayı yiyeceğim."

Mert fırsattan istifade Hasan'ın omzunu sıktı.

"Oğlum, bak kız haklı. Üç aydır gidiyormuş işte, bir vukuatını gördük mü? Görmedik. Bugün olanlar da rakibiz diye bir sürtüşmeydi.''

''Çalışmayacak o kulüpte. Gerekirse seni eve kitlerim Hilal.''

''Çalışacağım. Gerekirse camdan atlarım.''

''Yok çalışmak falan.''

Hasan'la olan dikleşmemi kesip eve yürümeye başladım. Arkamdan seslendiler. Bende dönüp nah çektim. Özellikle de Sado'ya doğru. Nah bana istediklerini yaptırırlardı. Bende Hilal isem yarın o işe gidecektim.

Bakalım Hilal işine gidebilecek mi? Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın. Birde diziyle tamamen aynı gitmiyorum. Bütün replikleri yazacak enerjiye sahip biri değilim.

Bölüm sonu

6 yorum