Hastanenin on ikinci katındaki VIP gözlem odası sessizdi.
Koridorun sonunda yer alan bu bölümde yalnızca ağır takip gerektiren hastalar kalıyordu.
Ela, yeni odasına alınmıştı.
Pencerenin önünde duruyor, Ankara’nın gri gökyüzünü izliyordu.
Bir gün önce hayatı tamamen değişmişti.
Doğuştan gelen bir kalp hastalığı…
Aylarca sürecek tedavi…
Ve sekiz yıl sonra yeniden karşısına çıkan Leon…
Hangisini düşüneceğini bilmiyordu.
Kapı hafifçe çalındı.
“Gelebilir miyim?”
Ela arkasını döndü.
Leon’du.
Bu kez üzerinde beyaz önlüğü yoktu.
Sadece lacivert gömleği ve siyah kumaş pantolonu vardı.
Boynundaki stetoskopu da çıkarmıştı.
Ela onu ilk kez doktor kimliğinin dışında görüyordu.
“Buyur.”
Leon içeri girdi.
Elinde iki kâğıt bardak vardı.
Birini yatağın yanındaki komodine bıraktı.
“Kahve.”
Ela şaşkınlıkla bardağa baktı.
“Şekersiz.”
Leon hafifçe omuz silkti.
“Alıştığını söylemiştin.”
Ela istemsizce gülümsedi.
“Hatırlıyorsun.”
Leon cevap vermedi.
Sessizce pencerenin önüne geçti.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Yağmur yeniden başlamıştı.
Camdan aşağı süzülen damlalar, yıllar önce üniversite kampüsünde birlikte yürüdükleri yağmurlu günleri hatırlatıyordu.
Sonunda Leon sessizliği bozdu.
“Fotoğrafı hâlâ saklıyorum.”
Ela’nın eli havada kaldı.
“Hangi fotoğraf?”
“Bahar şenliği.”
Ela’nın gözleri büyüdü.
“Onu…”
“…Hâlâ mı saklıyorsun?”
Leon başını hafifçe salladı.
“Çekmecemdeydi.”
Ela’nın kalbi yeniden hızlandı.
“Ben de…”
Sesi titredi.
“Laboratuvarda çekildiğimiz grup fotoğrafını saklıyorum.”
Leon şaşkınlıkla ona döndü.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Kenarındaki herkes yıpranmış.”
“Ama senin olduğun kısmı hiç zarar görmedi.”
İkisi de hafifçe gülümsedi.
Aynı anda kapı çalındı.
“Asistan içeri girdi.”
“Hocam, toplantınız on dakika sonra.”
Leon saate baktı.
“İptal edin.”
Asistan şaşkınlıkla gözlerini açtı.
“Efendim?”
“İptal edin.”
“Ama Sağlık Bakanlığı…”
“Erteleyin.”
“Hocam, bu toplantı iki aydır planlanıyor.”
Leon’un sesi değişmedi.
“Erteleyin.”
Asistan daha fazla bir şey söylemeden çıktı.
Ela hayretle ona baktı.
“Benim yüzümden mi?”
“Hayır.”
“Yalan söylüyorsun.”
Leon hafifçe iç çekti.
“Seninle konuşmam gerekiyordu.”
Ela’nın boğazı düğümlendi.
“Neyi?”
Leon pencereye sırtını yasladı.
“Sekiz yıl önce…”
“…Sana haksızlık ettim.”
Ela başını iki yana salladı.
“Hayır.”
“Dinle.”
İlk kez sesi bu kadar yumuşaktı.
“Sen ortadan kaybolduğunda…”
“…Sadece birkaç gün üzülürüm sandım.”
“Ama olmadı.”
Ela nefesini tuttu.
“Her sabah sınıfa girerken seni aradım.”
“Kütüphanede…”
“Laboratuvarda…”
“Kantin sırasında…”
“Her yerde.”
Ela’nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Leon devam etti.
“Telefonunu aradım.”
“Eski evine gittim.”
“Arkadaşlara sordum.”
“Seni bulamadım.”
“Neden?”
Çünkü…”
İlk kez Leon’un sesi titredi.
“…Nedenini bilmiyordum.”
Ela ağlamaya başladı.
“Ben de seni aramak istedim.”
“Neden aramadın?”
“Cesaret edemedim.”
“Her gün arayacaktım.”
“Sonra düşündüm…”
“…Beni çoktan unutmuşsundur.”
Leon acı bir tebessüm etti.
“Demek ikimiz de aynı hatayı yapmışız.”
Tam o sırada Leon’un telefonu çaldı.
Arayan yine Sofia’ydı.
Leon ekrana baktı.
Sonra telefonu sessize aldı.
Ela bunu fark etti.
“Açabilirsin.”
“Gerek yok.”
“Ama…”
“Artık geçmişten kaçmak istemiyorum.”
Ela ilk kez Leon’un gözlerinin içine bu kadar uzun baktı.
Orada artık yalnızca soğukluk yoktu.
Yorgunluk…
Pişmanlık…
Ve yıllardır bastırdığı duygular vardı.
Leon yavaşça yatağın yanına geldi.
“Ellerin hâlâ buz gibi.”
Ela istemsizce güldü.
“Heyecanlanınca hep öyle olur.”
Leon bir an durdu.
Sonra çok yavaş bir hareketle onun ellerini avuçlarının arasına aldı.
Ela’nın nefesi kesildi.
Leon’un elleri sıcacıktı.
Sekiz yıl boyunca hayalini kurduğu dokunuş…
İlk kez gerçek olmuştu.
İkisi de konuşmuyordu.
Odanın içinde yalnızca yağmurun sesi vardı.
Tam o sırada monitörden farklı bir uyarı sesi yükseldi.
Bip… Bip… Bip…
Ela’nın kalp ritmi hızla yükselmeye başlamıştı.
Kapı açıldı.
Hemşireler içeri girdi.
“Doktor Bey!”
Leon hemen monitöre baktı.
Ritim bir anda bozulmuştu.
Ela göğsünü tutarak nefes almaya çalışıyordu.
“Leon…”
Sesi neredeyse fısıltı gibiydi.
Leon yatağın yanına eğildi.
“Ela, bana bak.”
Ela’nın nefesi düzensizleşiyordu.
“Korkuyorum…”
Leon elini bırakmadı.
“Gözlerini benden ayırma.”
Hemşire ilacı hazırlarken monitördeki ritim daha da düzensizleşti.
Odanın içindeki herkes telaş içindeydi.
Ama Leon’un sesi hâlâ sakindi.
“Ben buradayım.”
“Hiçbir yere gitmiyorum.”
Ela bütün gücüyle onun elini sıktı.
Ve ilk kez…
Leon, onu kaybetme ihtimalinin düşündüğünden çok daha gerçek olduğunu hissetti.